Yalan Haberle Piyasa Suçu – Yargıtay 7. CD 2026/4673

Sermaye piyasası suçları denince akla çoğunlukla emir ve işlem bazlı manipülasyon gelir. Oysa 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107 nci maddesinin ikinci fıkrası, tek bir kurşun bile atmadan fiyatı oynatabilen başka bir eylemi cezalandırır: yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi vermek, söylenti çıkarmak, haber yapmak, yorum yazmak. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 20.04.2026 tarihli, 2024/3800 E. ve 2026/4673 K. sayılı kararı, bu fıkranın kilidinin nerede olduğunu gösteriyor: menfaat.
📰 Karara Konu Süreç: Haberden İddianameye
Dosyanın konusu, borsada işlem gören bir şirket hakkında bir gazetede yayımlanan haberlerdir. İddiaya göre bu yayınlar yalan, yanlış ve yanıltıcı niteliktedir; halka açık şirket hakkında asılsız bilgiler verilerek kamuoyu nezdindeki itibarının gerçeği yansıtmayan iddialarla zedelendiği ileri sürülmüştür. Kamu davası, haberlerin yapıldığı dönemde gazetenin sorumlu yazı işleri müdürü olan sanık hakkında açılmıştır.
Burada dikkat çeken ilk usul tartışması, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 11 inci maddesine ilişkindir: haberi yapan ve birinci dereceden sorumlu olan kişi tespit edilmeden doğrudan sorumlu yazı işleri müdürü hakkında dava açılıp açılamayacağı, temyiz sebepleri arasında yer almıştır.
⚖️ Mahkemelerin Kararı: Mahkûmiyetten Beraate
Küçükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesi 26.09.2023 tarihli kararıyla sanığı 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na muhalefet suçundan neticeten 3 yıl 9 ay hapis ve 120,00 TL adlî para cezası ile cezalandırmıştır. Sanık müdafiinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 31. Ceza Dairesi, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını kaldırarak beraat kararı vermiştir. Beraatin gerekçesi tek cümlede toplanır: sanığın yanıltıcı haberler neticesinde somut bir menfaat temin ettiği yönünde bir tespit bulunmamaktadır.
Karar, hem Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet savcısı hem de katılan vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, 5271 sayılı Kanun’un 289/1 inci maddesi ile sınırlı olarak yaptığı incelemede hukuka aykırılık görmemiş; 20.04.2026 tarihinde, Tebliğname’ye uygun olarak ve oy birliğiyle temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar vermiştir.
🧩 Tartışmanın Kilidi: 107/2’de “Menfaat” Ne Demek?
6362 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin ikinci fıkrası şu unsurları arar: sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi vermek, söylenti çıkarmak, haber vermek, yorum yapmak ya da rapor hazırlamak ve bu suretle menfaat sağlamak. Yaptırım, üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır.
Temyiz eden taraf, “menfaat” kavramının dar yorumlanmaması gerektiğini savunmuştur. Bu savunmanın omurgası şuydu: 107/1’de adli para cezasının “elde edilen menfaatten az olamayacağı” açıkça yazılmışken aynı ifade ikinci fıkrada yer almamıştır; öyleyse ikinci fıkradaki menfaatin ekonomik olması şart değildir. Aynı doğrultuda, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçlarında “yarar” kavramının maddi olmayan çıkarları da kapsadığı, dolayısıyla 107/2’de de manevi ya da örgütsel nitelikte bir menfaatin yeterli sayılması gerektiği ileri sürülmüştür.
- Derece mahkemesi ve Yargıtay bu genişletici yorumu benimsememiş, somut menfaat tespiti bulunmadığı gerekçesiyle kurulan beraat hükmünü yerinde görmüştür.
- Pratik sonuç şudur: 107/2’de yayının yanıltıcılığı ve fiyatı etkileme amacı ortaya konsa bile, menfaatin somut biçimde ortaya konulamadığı dosyalarda suç oluşmamaktadır.
- Menfaatin varlığı bir iddia değil, bir ispat konusudur; dosyaya hesap hareketi, işlem kaydı veya elde edilen kazanca ilişkin tespit girmemişse eksik kalan unsur budur.
Sermaye piyasası dosyalarında bu tespiti yapan teknik inceleme hakkında sermaye piyasası suçlarında bilirkişi incelemesi yazımıza bakabilirsiniz.
🔍 Genel Kast Tartışması ve Sınırı
Kararda aktarılan temyiz sebeplerinde, piyasa dolandırıcılığı suçunda aranan kastın “genel kast” olduğu, ayrıca bir özel kast aranmayacağı; failin fiyatı, değeri veya yatırımcıların kararlarını etkilemek amacıyla yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi vermesi ve bu suretle menfaat sağlamasının, yani bu fiilleri bilerek ve isteyerek işlemesinin yeterli olacağı savunulmuştur.
Bu yaklaşım kendi içinde tutarlıdır; ancak somut olayda sonucu değiştirmemiştir. Çünkü kastın niteliğine ilişkin tartışma, maddi unsurlardan biri olan menfaatin yokluğunu gidermez. Failin niyeti ne kadar tartışılırsa tartışılsın, kanun metninin aradığı “ve bu suretle menfaat sağlayanlar” ibaresi karşılanmadıkça mahkûmiyet kurulamaz. Kararın uygulamaya bıraktığı ders budur.
🔗 107/1 ile 107/2 Arasındaki Pratik Fark
Birinci fıkra, fiyatlara, fiyat değişimlerine, arz ve talebe ilişkin yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapmayı, emir vermeyi, emir iptal veya değiştirmeyi, hesap hareketi gerçekleştirmeyi cezalandırır. Yani işlem bazlı manipülasyondur ve yaptırımı üç yıldan beş yıla kadar hapis ile beş bin günden on bin güne kadar adli para cezasıdır; üstelik adli para cezası, suçun işlenmesiyle elde edilen menfaatten az olamaz.
İkinci fıkra ise bilgi bazlı manipülasyondur: yalan haber, söylenti, yorum, rapor. Burada adli para cezasının tavanı beş bin gündür ve “elde edilen menfaatten az olamaz” kuralı yer almaz. İki fıkra arasındaki bu metin farkı, yukarıdaki menfaat tartışmasının da çıkış noktasını oluşturmuştur. Sermaye piyasası aracı kavramının sınırlarının nasıl çizildiğine ilişkin güncel bir örnek için sermaye piyasası aracının kripto varlık olarak ihracı yazımızı inceleyebilirsiniz.
🆕 Etkin Pişmanlık Neden Yalnız Birinci Fıkrada?
6362 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin üçüncü fıkrası, yalnızca birinci fıkradaki suçu işleyen kişiye etkin pişmanlık imkânı tanır. Buna göre fail, beş yüz bin Türk lirasından az olmamak üzere elde ettiği veya elde edilmesine sebep olduğu menfaatin iki katı kadar parayı Hazineye öderse; soruşturma başlamadan önce ödemede cezaya hükmolunmaz, soruşturma evresinde ödemede ceza yarı oranında, kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödemede ise üçte bir oranında indirilir.
İkinci fıkra bu düzenlemenin dışındadır. Kararda aktarılan temyiz gerekçesinde bu durum da menfaat tartışmasının bir dayanağı olarak kullanılmıştır: ödenecek tutar birinci fıkradaki menfaate göre belirlendiğine göre, ikinci fıkrada menfaatin ölçülebilir olması gerekmediği savunulmuştur. Derece mahkemesi ve Yargıtay ise bu yorumu benimsememiştir. Bir sermaye piyasası dosyasında bu ayrımların nasıl işlediği hakkında bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Bir haber veya sosyal medya paylaşımı tek başına piyasa dolandırıcılığı sayılır mı?
6362 sayılı Kanun’un 107/2 maddesi yalnız yayının yanıltıcılığını değil, bu yolla menfaat sağlanmasını da arar. Bu karara konu dosyada somut menfaat tespiti yapılamadığı için beraat hükmü kurulmuş ve onanmıştır.
Menfaatin mutlaka para olarak ölçülmesi mi gerekir?
Kararda aktarılan temyiz sebeplerinde menfaatin maddi olmayabileceği savunulmuş, derece mahkemesi ve Yargıtay bu genişletici yorumu benimsememiştir. Uygulamada belirleyici olan, dosyada menfaatin somut biçimde ortaya konup konulamadığıdır.
Haberi yapan kişi belli değilse sorumlu yazı işleri müdürü yargılanabilir mi?
Bu husus 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 11 inci maddesiyle ilgilidir ve dosyada temyiz sebebi olarak ileri sürülmüştür. Yargıtay, hüküm beraatle sonuçlandığından esas incelemesinde ayrıca bu noktaya girmemiş, hükümde hukuka aykırılık bulunmadığını belirtmiştir.
Bu karar benim dosyama doğrudan uygulanır mı?
Yargıtay kararları benzer olaylarda güçlü bir yol göstericidir; ancak her dosya kendi delilleriyle değerlendirilir. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, şikâyet ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



