Aile HukukuEmsal Kararlar

Aldatma ile Tanımanın İptali – Yargıtay 2. HD 2026/5927

Aldatma kavramı, aile hukukunda çoğu zaman boşanma davalarıyla birlikte anılır; oysa Türk Medeni Kanunu bu kavrama soybağı alanında da bağımsız bir sonuç bağlamıştır. Bir erkek, kendisinden olmadığını bilmediği bir çocuğu annenin yanıltıcı beyanlarıyla tanımışsa, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini isteyebilir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 02.06.2026 tarihli, 2026/3653 E. ve 2026/5927 K. sayılı kararı, tanımanın üzerinden beş yıldan uzun süre geçmiş olsa bile gerçeğin geç öğrenilmesinin davayı canlı tutabileceğini ortaya koyan güncel bir örnektir.

Kısa özet: Davacı erkek, 2007 doğumlu olarak nüfusa kayıtlı küçüğü 02.09.2010 tarihinde tanıma senediyle tanımış; yıllar sonra çocuğun kendisinden olmadığını öğrendiğini ileri sürerek 09.11.2021 tarihinde tanımanın butlanı, olmadığı takdirde iptali davası açmıştır. İlk derece mahkemesi beş yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini söyleyerek davayı reddetmiş, bölge adliye mahkemesi de istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, Adli Tıp raporuyla biyolojik babalığın reddedildiğini ve davacının gerçeği 2021 Ekim ayı ortasında öğrenip bir ay içinde dava açtığını tespit ederek TMK 300/son uyarınca sürenin geçmediğine hükmetmiş, bölge adliye mahkemesi kararını ortadan kaldırıp ilk derece kararını bozmuştur.

👶 Tanıma Senedinden Davaya Uzanan Süreç

Dosyadaki kayıtlara göre küçük, nüfusta 05.01.2007 doğumlu olarak görünmektedir ve doğum bildirimi davacı ile davalının birlikte yaptığı beyana dayanmaktadır. Davalı anne, 23.03.2007 tarihinde dava dışı bir kişiyle evlenmiş; davacı ise çocuğu 02.09.2010 tarihinde nüfusta düzenlenen tanıma senediyle tanımıştır.

Davacının iddiası, tanıma iradesinin en başından itibaren sakat olduğu yönündedir. Davacıya göre davalı, çocuğun kendisinden olduğunu söyleyerek onu yanıltmış, kabul etmemesi hâlinde çocuğu başkasının nüfusuna kaydettireceğini söyleyerek etki altına almış, çocuğu iki yıl boyunca nüfusa kaydettirmemiştir. Davacı ayrıca çocuğun aslında 11.03.2008 tarihinde hastanede doğduğunu, evlilik içinde doğmuş görünmemesi için doğum tarihinin bir yıl geriye çekilerek kaydedildiğini ve gerçek babanın davalının resmî olarak evli olduğu kişi olduğunu ileri sürmüştür.

Bu iddialara dayanan dava, kademeli bir talep içermektedir: öncelikle tanımanın kesin hükümsüzlük nedeniyle butlanı, bu mümkün görülmezse yanılma ve aldatma sebebiyle tanımanın iptali. Dava 09.11.2021 tarihinde İstanbul 7. Aile Mahkemesinde açılmıştır.

⚖️ İlk Derece ve İstinaf Mahkemelerinin Gerekçesi

İlk derece mahkemesi her iki talebi de reddetmiştir. Butlan talebi bakımından mahkeme, küçüğün hastanede doğduğuna ilişkin kayıt ve belgelere ulaşılamadığını, doğum tarihinin yanlış olduğunun davacı tarafça ispatlanamadığını belirtmiştir. İptal talebi bakımından ise gerekçe süreye dayanmaktadır: tanıma 02.09.2010 tarihinde yapılmış, dava beş yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 09.11.2021 tarihinde açılmış, gecikmeyi haklı kılan bir sebebin varlığı da iddia ve ispat edilememiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi, davacı vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Karar, davacı vekili tarafından davanın reddi yönünden temyiz edilmiş ve dosya Yargıtay 2. Hukuk Dairesi önüne gelmiştir.

Daire, 02.06.2026 tarihinde oy birliğiyle bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir. Bozmanın odağı butlan talebi değil, iptal davasının süre yönünden reddidir.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

📐 TMK 297 ve 300: Aldatma Sebebiyle İptal ve Süreler

Kararın hukuki çerçevesi iki maddeye dayanmaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 297. maddesine göre tanıyan, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebilir; bu dava anaya ve çocuğa karşı açılır. Aynı Kanunun 300. maddesi ise süreleri düzenler:

  • Tanıyanın dava hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl geçmekle düşer.
  • Her hâlde tanımanın üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer.
  • Bu süreler geçtiği hâlde gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.

İlk derece mahkemesi ikinci basamakta durmuş, beş yıllık mutlak sürenin geçtiğini tespit edince davayı reddetmiştir. Yargıtay ise üçüncü basamağı, yani 300. maddenin son fıkrasındaki bir aylık ek süreyi öne çıkarmıştır. Daire’nin ifadesiyle, geç öğrenmenin haklı bir sebebi varsa sebebin ortadan kalkmasından veya elde olmayan bir sebeple dava açılamaması hâlinde sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir.

🕰️ “Öğrenme Tarihi” Neden Belirleyici Oldu?

Bozma gerekçesinin ağırlık noktası, davacının çocuğun kendisinden olmadığını ne zaman öğrendiğidir. Daire, dava dilekçesindeki beyanları, tanık anlatımlarını ve Adli Tıp raporunu birlikte değerlendirerek şu olgu zincirini kurmuştur:

  • Davacı, tanıma işlemini davalının baskısı altında ve yanıltılarak, küçüğün kendi çocuğu olduğu zannıyla yapmıştır.
  • Uzun yıllar boyunca çocuğun kendisinden olduğu konusunda ikna edilmiş, gerçeği araştırmasının önüne geçilmiştir.
  • Ailesinin durumdan haberdar olması ve kandırıldığı yönündeki telkinler üzerine 2021 Ekim ayı ortalarında davalıdan gerçek durumu öğrenmek için çaba göstermiştir.
  • Davalının, küçüğü evli olduğu (iki yıl önce vefat ettiği öğrenilen) eşinin nüfusuna geçirebileceğini bildirmesi ve dava açılmaması için ısrar etmesi üzerine davacı, çocuğun başka bir kişiyle soybağı bulunduğundan emin olmuş ve 09.11.2021 tarihinde davayı açmıştır.

Daire, bu zinciri “gecikmeyi haklı kılan sebep” ile eşleştirmiştir: davacı gerçeği yasal süreler bittikten sonra öğrenmiş, o zamana kadar çocuğun kendisinden olduğunu sanmış ve öğrenmeden itibaren bir ay içinde dava açmıştır. Bu durumda sürenin geçmediği anlaşıldığından tanımanın iptali davasının kabulü gerekirken reddedilmesi bozma sebebi yapılmıştır.

Kararın ayırt edici yanı, beş yıllık mutlak sürenin aldatma hâlinde otomatik bir kapı kapatıcı olarak işletilmemesidir. Aldatmanın doğası gereği yanıltılan kişi gerçeği geç öğrenir; kanun koyucu da tam bu ihtimal için 300. maddeye son fıkrayı eklemiştir.

🔬 Adli Tıp Raporu, Tanık Beyanı ve İspat

Dosyada iki delil grubu belirleyici olmuştur. Birincisi, mahkemece dosyaya alınan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’nın 28.12.2023 tarihli raporudur; raporda davacının küçük için biyolojik babalığının reddedildiği belirtilmektedir. İkincisi ise davacının kandırıldığını ve gerçeği ne zaman öğrendiğini anlatan tanık beyanlarıdır.

Daire’nin yaklaşımında dikkat çeken nokta, DNA sonucunun tek başına yeterli sayılmamasıdır. Biyolojik gerçeklik davanın esasını, öğrenme tarihi ise davanın süresinde açılıp açılmadığını belirler. İlk derece mahkemesi esasa hiç girmeden süre engelinde durmuş; Yargıtay ise süre sorununu delillerle çözüp esasa yol açmıştır.

Aile hukukunda ispat yükünün ve delil değerlendirmesinin sonuca ne ölçüde etki ettiği, serimizdeki velayette çocuğun görüşü ile uzman raporunun çelişmesine ilişkin kararda ve ziynet alacağında ispat ve kusur kararında farklı açılardan görülebilir.

🆕 Kararın Pratik Sonuçları

Karar, tanımanın iptali davalarında üç noktayı netleştirmektedir:

  • Beş yıllık süre mutlak bir engel değildir: TMK 300/son uyarınca gecikmeyi haklı kılan sebep varsa, sebebin ortadan kalkmasından itibaren bir ay içinde dava açılabilir.
  • Aldatma hâlinde öğrenme tarihi delillerle belirlenir: Dava dilekçesindeki beyanlar, tanık anlatımları ve Adli Tıp raporu birlikte değerlendirilir.
  • Bir aylık süre kritik eşiktir: Somut olayda 2021 Ekim ortasında öğrenme ve 09.11.2021 tarihinde dava, sürenin korunmasını sağlamıştır.

Bozma sonrasında dosya İstanbul 7. Aile Mahkemesine dönecek ve iptal talebi bu kez süre engeli olmaksızın ele alınacaktır. Kararın butlan talebine ilişkin ret gerekçesine dokunmadığı, bozmanın iptal davasıyla sınırlı kaldığı da not edilmelidir.

Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

Aldatma sebebiyle tanımanın iptali ne anlama gelir?

TMK 297’ye göre tanıyan, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebilir. Bu karardaki aldatma iddiası, annenin çocuğun davacıdan olduğunu söyleyerek onu tanımaya yönlendirmesi olarak ortaya konmuş, dava anaya ve çocuğa karşı açılmıştır.

Tanımanın üzerinden beş yıl geçmişse dava açılamaz mı?

Karara göre beş yıllık süre geçmiş olsa da gecikmeyi haklı kılan bir sebep varsa, TMK 300/son uyarınca sebebin ortadan kalkmasından başlayarak bir ay içinde dava açılabilir. Somut olayda davacının gerçeği 2021 Ekim ortasında öğrenip 09.11.2021’de dava açması yeterli görülmüştür.

DNA raporu tek başına sonucu belirler mi?

Bu kararda Adli Tıp raporu biyolojik babalığın reddedildiğini göstermiş, ancak Daire öğrenme tarihini dava dilekçesindeki beyanlar ve tanık anlatımlarıyla birlikte değerlendirmiştir. Rapor davanın esasını, öğrenme tarihi ise süresinde açılıp açılmadığını belirlemektedir.

Bu karar benzer her dosyada aynı sonucu doğurur mu?

Yargıtay kararları benzer uyuşmazlıklarda yol gösterici olmakla birlikte her dosya kendi delilleri ve somut koşullarıyla değerlendirilir. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, talep ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu