Mirasın Hükmen Reddinde Araştırma – Yargıtay 7. HD 2026/251

Bir mirasçı, çoğu zaman miras bırakanın borçlarını ancak kendisine ulaşan bir icra takibiyle öğrenir. Terekenin borcu aktifini aşıyorsa mirasın hükmen reddi gündeme gelir; ancak “murisin üzerine kayıtlı mal yok” tespiti tek başına yeterli değildir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin 15.01.2026 tarihli, 2025/2794 E. ve 2026/251 K. sayılı kararı, borca batıklık araştırmasının nerede eksik kaldığını ve murisin şirket ortaklığının bu araştırmanın neresinde durduğunu ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.
🧾 Davanın Konusu ve Tarafların İddiaları
Dava dilekçesinde davacı; murisinin 08.04.2016 tarihinde vefat ettiğini, bir vergi dairesi başkanlığınca başlatılan icra takibi üzerine terekenin borca batık olduğunu anladığını ileri sürmüştür. Talebi iki başlıkta toplanmıştır: terekenin borca batık olduğunun tespiti ve mirasın hükmen reddine karar verilmesi.
Davalı idare vekili cevap dilekçesinde, davanın ilgili başkanlığa ihbarının gerektiğini ve haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Temyiz aşamasında ise davalı taraf, uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde değil tereke hâkimliği sıfatıyla görülmesi gerektiğini, gerekli bilgi ve belgeler temin edilmeden hüküm kurulduğunu ve yapılan incelemenin hüküm kurmaya yeterli olmadığını ileri sürmüştür.
Görüldüğü gibi uyuşmazlığın merkezinde tek bir soru vardır: ölüm tarihi itibarıyla terekenin pasifi aktifini gerçekten aşıyor mu ve bu sonuca varmak için hangi araştırmaların yapılmış olması gerekir?
⚖️ İlk Derece ve İstinaf Aşaması
İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiştir. Gerekçe kısa ve tek yönlüdür: muris adına ölüm tarihi itibarıyla kayıtlı herhangi bir gayrimenkul bulunmadığı, menkul malının olmadığı, bankalarda hak ve alacağının tespit edilemediği; buna karşılık hakkında icra takibi yapılan dosyadan borçlu olduğu, dolayısıyla terekenin borca batık olduğu kabul edilmiştir.
Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı sonucuna vararak başvuruyu esastan reddetmiştir. Böylece dosya, yalnızca “kayıt sorgusu” düzeyinde bir araştırmaya dayanan bir kabul kararıyla temyiz aşamasına gelmiştir.
📘 Gerçek Ret ile Hükmen Ret Arasındaki Fark
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 605. maddesi iki ayrı kurumu yan yana düzenler. Birinci fıkraya göre yasal ve atanmış mirasçılar mirası reddedebilir; bu, süreye bağlı olan gerçek rettir. İkinci fıkra ise farklıdır: “Ölümü tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır.” Karara konu uyuşmazlık bu ikinci fıkraya, yani hükmen rette dayanmaktadır.
Kararın gerekçesinde bu ayrımın pratik sonuçları şöyle sıralanmıştır:
- Hükmen redde ilişkin talepler süreye tâbi değildir,
- Mirasçıların iyiniyetli ya da kötüniyetli olmasının bir önemi yoktur,
- Murisin ödemeden aczi ölüm tarihine göre belirlenir,
- Ölüm tarihi itibarıyla tüm malvarlığı terekenin aktifini, tüm borçlar pasifini oluşturur,
- Pasifin aktiften fazla olması, ödemeden aczi ve dolayısıyla borca batıklığı gösterir.
Bu çerçeve, davanın bir “beyan” davası değil, ölüm anındaki mali tabloyu ortaya koymaya yönelik bir tespit davası olduğunu gösterir. Miras hukukunda ispat yükü ve irade sorunlarının benzer biçimde tartışıldığı bir başka örnek için muris muvazaasında mal kaçırma kastı ve ispat yükü kararı incelenebilir.
🔍 Terekenin Aktifi ve Pasifi Nasıl Belirlenir?
Kararda, borca batıklığın tespiti için izlenmesi gereken yöntem açıkça tarif edilmiştir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmişse terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Böyle bir belge yoksa araştırma daha geniş yürütülmelidir.
Karar metnine göre murisin malvarlığı bulunup bulunmadığı; bankalar, trafik tescil müdürlüğü, vergi daireleri, belediyeler ve tapu müdürlüğü gibi kurum ve kuruluşlardan usulüne uygun biçimde sorulmalı, murisin alacak ve borçları zabıta marifetiyle de araştırılmalıdır. Ardından aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı birlikte değerlendirilerek aktif ve pasif, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmelidir.
Somut olayda daire, mahkemenin “murisin aktif malvarlığı tespit edilemedi” sonucuna varmasına karşın yapılan araştırmanın yeterli olmadığını tespit etmiştir. Kayıt sorgularının boş dönmesi, murisin hiçbir ekonomik değere sahip olmadığı anlamına gelmemektedir; tapu ve banka kaydına yansımayan alacaklar da terekenin aktifi içindedir.
🏢 Murisin Şirket Ortaklığı Neden Araştırılmalı?
Kararın en ayırt edici yönü burada ortaya çıkmaktadır. Dosyada murisin şirket hissedarı olması nedeniyle Gelir İdaresi Başkanlığına vergi borcu bulunduğu belirtilmiş; ancak murisin şirket ortağı olup olmadığı ve ölüm tarihi itibarıyla bu ortaklıktan doğmuş bir alacağının bulunup bulunmadığı tespit edilmemiştir. Yani borcun kaynağı olan ilişki, aynı zamanda bir alacak doğurabileceği hâlde incelenmemiştir.
Daire, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un iki hükmüne dayanmıştır. 35. madde uyarınca limited şirket ortakları, şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen ya da tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağından sermaye hisseleri oranında doğrudan doğruya sorumludur. Mükerrer 35. madde uyarınca ise tüzel kişilerin malvarlığından tahsil edilemeyen amme alacakları, kanuni temsilcilerin şahsi malvarlıklarından tahsil edilir.
Bu iki hükmün birlikte uygulanması, murisin sorumluluğunun sınırını çizer: ortak sıfatıyla sermaye hissesi oranında, temsilci sıfatıyla ise şahsen sorumluluk söz konusudur. Karara göre mahkemece uzman bilirkişi ya da bilirkişiler eliyle, murisin ortağı ve yasal temsilcisi olduğu limited şirketlerin defter, kayıt ve belgeleri üzerinde inceleme yaptırılmalı; şirketin aktif ve pasifi saptanmalı ve murisin kamu borcundan şahsen sorumlu olacağı miktar bu yolla belirlenmelidir.
Bu incelemenin sonucu, davanın kaderini doğrudan etkiler. Amme alacağı şirketin malvarlığından tamamen tahsil edilebiliyorsa, davacıların borca batıklığın tespitini istemekte hukuki yararı bulunmayacağından istek reddedilmelidir. Aksi hâlde, ölüm tarihi itibarıyla tespit edilen terekenin aktifi borcu karşılamaya yetmiyorsa isteğin kabulüne karar verilecektir.
🆕 Terekeyi Sahiplenme ve TMK 610/2 Sınırı
Karar, borca batıklık tespit edilse dahi davanın otomatik olarak kabul edilemeyeceğini ayrıca vurgulamıştır. TMK’nın 610/2 hükmüne göre; ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine mal eden mirasçı, mirası reddedemez.
Bu nedenle daire, terekenin aktifinin pasifini karşılayamadığı sonucuna ulaşılsa bile davacı mirasçıların mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunup bulunmadıklarının araştırılması gerektiğini belirtmiştir. Terekenin ve davacının durumu net olarak tespit edildikten sonra bir karar verilmelidir.
Sonuç olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi; belirtilen hususlarda yeterli araştırma yapılmaksızın eksik incelemeyle hüküm kurulmasını doğru görmemiş, bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına 15.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar vermiştir. Karar, hükmen ret davalarının “kayıt sorgusu” düzeyinde sonuçlandırılamayacağını gösteren güncel bir örnektir.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Mirasın hükmen reddi üç aylık süreye tâbi midir?
Kararda, TMK’nın 605/2 hükmüne dayanan hükmen ret taleplerinin süreye tâbi olmadığı ve mirasçıların iyiniyetli ya da kötüniyetli olmalarının önem taşımadığı belirtilmiştir. Süreye bağlı olan, 605/1 kapsamındaki gerçek rettir.
Muris adına kayıtlı mal bulunmaması borca batıklık için yeterli midir?
Bu kararda yeterli görülmemiştir. Daire, tapu ve banka kayıtlarının boş çıkmasına rağmen murisin şirket ortaklığından doğabilecek alacağının araştırılmadığını belirterek araştırmayı eksik saymıştır.
Murisin limited şirket ortaklığı terekeyi nasıl etkiler?
Karara göre 6183 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca ortak, sermaye hissesi oranında; mükerrer 35. madde uyarınca kanuni temsilci şahsen sorumludur. Bu nedenle şirketin defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak hem murisin sorumlu olacağı miktar hem de ortaklıktan doğan alacağı belirlenmelidir.
Terekeye sahiplenen mirasçı hükmen retten yararlanabilir mi?
Kararda, TMK’nın 610/2 hükmü gereğince terekeyi sahiplenen mirasçıların mirası reddetme hakkı bulunmadığı, bu nedenle borca batıklık tespit edilse dahi mirasçıların kabul anlamına gelen davranışlarının araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, şikâyet ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



