Cumhurbaşkanına Hakaret Sınırı – Yargıtay 4. CD 2026/8843

Sosyal medyada paylaşılan sert bir siyasi eleştiri ne zaman ifade özgürlüğü kapsamında kalır, ne zaman Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturur? Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 07.05.2026 tarihli, 2026/3663 E. ve 2026/8843 K. sayılı kararı, bu soruyu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yeniden ele almış ve beraat hükmünü onayan kendi kararının arkasında durmuştur. Karar, hakaret ile ağır eleştiri arasındaki çizgiyi çizerken AİHM içtihadına geniş yer vermekte; hatta gerçek dışı olgu iddialarında ifade sahibinin başkalarını aldatma amacı taşıyıp taşımadığının bile değerlendirme ölçütleri arasında sayıldığını hatırlatmaktadır.
📱 Paylaşım, Beraat ve Başsavcılık İtirazı
Dava konusu eylem tek bir sosyal medya paylaşımıdır. Sanık, 30.01.2021 tarihinde Twitter’da Cumhurbaşkanının fotoğrafının yer aldığı bir görselin üzerine, bir etiketle birlikte “dostlarını zengin eden halkını soyan adam!” ifadesini yazmıştır. Yargılama, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesinde düzenlenen Cumhurbaşkanına hakaret suçu kapsamında yürütülmüştür.
İlk derece mahkemesi beraat hükmü kurmuş; bölge adliye mahkemesi ceza dairesi (2022/58 E., 2022/353 K.) istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Dosya temyiz yoluyla Yargıtay 4. Ceza Dairesi’ne gelmiş ve Daire, 08.01.2026 tarihli, 2023/12622 E. ve 2026/911 K. sayılı kararıyla hükmü onamıştır. Tebliğnamede bozma görüşü yer almış olsa da Daire onama yönünde karar vermiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 07.03.2026 tarihli itirazıyla onama kararına karşı çıkmış; itiraz CMK 308/2 gereği önce kararı veren Daire’ye gönderilmiştir.
🗂️ Başsavcılığın İtiraz Gerekçesi
Başsavcılık, TCK 299’un lafzından hareket etmiştir. Maddeye göre Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır; suçun alenen işlenmesi hâlinde ceza altıda biri oranında artırılır ve kovuşturma Adalet Bakanının iznine bağlıdır. İtirazda, suçun maddi unsurunun hakaret teşkil edecek herhangi bir hareket olduğu, hakaret kavramının TCK 125’e göre belirleneceği ve bu suçla Cumhurbaşkanlığının fonksiyonlarının değil, Cumhurbaşkanının şeref varlığının korunduğu vurgulanmıştır.
Başsavcılığa göre bir hareketin şeref ve itibarı ihlal edici olup olmadığı toplumda hâkim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmeli, bireyin özel duyarlılığı ölçü alınmamalıdır. Bu ölçüt uygulandığında, paylaşımdaki ifadenin katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olduğu ve hakaret suçunu oluşturduğu; dolayısıyla beraat hükmünün onanması yerine bozulması gerektiği ileri sürülmüştür.
⚖️ Daire’nin Gerekçesi: Hakaret mi, Ağır Eleştiri mi?
Daire, Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararına atıfla hareket noktasını belirlemiştir: hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarıdır; suçun oluşması için davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik gerçekleştirilmesi gerekir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövmek biçimindeki eylem, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikteyse suç oluşur.
Bu noktada Daire önemli bir sınır çizmiştir: kamu görevlilerine veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici söz hakaret suçu bağlamında değerlendirilemez. Sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını ya da sövme fiilini oluşturması gerekir.
Somut olaya uygulandığında Daire’nin sonucu şöyledir:
- Paylaşım, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta değildir.
- İfade, özgürlüğün geniş yorumu kapsamında kalan, şok edici, rahatsız edici ve sarsıcı ağır eleştiri niteliğindedir.
- Aksi kabul edilirse suçla korunmak istenen değer ölçüsüz biçimde genişler ve ifade özgürlüğünü öne çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum ortaya çıkar.
Bu gerekçeyle “Cumhurbaşkanına hakaret” suçunun unsurlarının oluşmadığı, Başsavcılık itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Karar 07.05.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.
🌍 AİHM Ölçütleri: Olgu İsnadı, Değer Yargısı ve Siyasetçiye Eleştiri
Kararın gerekçe bölümünün büyük kısmı Anayasa’nın 26. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesine ayrılmıştır. Daire, ifade özgürlüğünün yalnızca kabul gören veya zararsız fikirler için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu; buna karşılık bu özgürlüğün mutlak olmadığını, Anayasa’nın 13. maddesi çerçevesinde kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun biçimde sınırlanabileceğini hatırlatmıştır.
Daire’nin kullandığı AİHM ölçütleri şu başlıklarda toplanabilir:
- Olgu isnadı – değer yargısı ayrımı: Olgu isnadı kanıtlanabilir bir husustur; değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi bile ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilir. Ancak değer yargılarının da belli düzeyde olgusal temel içermesi beklenir.
- Aldatma amacı: Gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalarda AİHM, ifade sahibinin bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadığını dikkate almaktadır.
- Siyasetçiye yönelik eleştirinin geniş sınırı: Siyasetçiler kamuoyuna mal olmuş kişi hâline gelmeyi bilerek tercih ettiklerinden, kendilerine yönelik eleştirilerin izin verilen sınırı özel kişilere göre daha geniştir.
- Yergi ve abartı: Yergi, abartma ve saptırma yoluyla kışkırtmayı amaçlayan bir toplumsal eleştiri biçimidir; cezalandırılması güncel konulardaki ifade biçimleri üzerinde soğutma etkisi yaratabilir.
Daire bu ilkeleri üç AİHM kararıyla örneklemiştir: yerel bir siyasetçiyi hırsızlık mahkûmiyeti sonrası “soyguncu belediye başkanı” olarak niteleyen gazeteciye ilişkin Dabrowski/Polonya (18235/02, 19.12.2006); bir Federal Şansölye’yi “ahlaksızca”, “yüz kızartıcı”, “en adi türden fırsatçılık” ifadeleriyle eleştiren gazeteciye ilişkin 1986 tarihli Avusturya davası (9815/82, 08.07.1986); ve Fransa Cumhurbaşkanının korteji önünde “Defol git, salak herif” pankartı açan eylemciye ilişkin Eon/Fransa (26118/10, 14.03.2013). Üç davada da AİHM, mahkûmiyeti ifade özgürlüğüne orantısız müdahale saymıştır.
Sosyal medya paylaşımlarının ceza hukukundaki sınırlarına ilişkin farklı bir boyut, serimizdeki fotoğrafla sahte hesap açılmasına ilişkin Yargıtay 12. Ceza Dairesi kararında ele alınmıştır.
🧩 CMK 308 İtirazı ve Dosyanın CGK’ya Gönderilmesi
Kararın usul boyutu da öğreticidir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 308. maddesi, Yargıtay ceza dairelerinin kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına Ceza Genel Kuruluna itiraz yetkisi tanır. İtiraz üzerine dosya önce kararına itiraz edilen daireye gider; daire itirazı yerinde görürse kararını düzeltir, görmezse dosyayı Ceza Genel Kuruluna gönderir.
Somut olayda Daire itirazı yerinde görmemiş; ancak 308/3 uyarınca dosyayı incelenmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermiştir. Dolayısıyla bu karar, dairenin kendi onama kararını yeniden değerlendirip koruduğu bir ara aşamadır; son sözü Ceza Genel Kurulu söyleyecektir. Karar metninde “itiraza konu karar: onama” ve “tebliğname görüşü: bozma” kayıtlarının bir arada bulunması, dosyanın Yargıtay içinde iki farklı görüşle ilerlediğini göstermektedir.
🆕 2026 Değişikliği: İtiraz Süresi Üç Aya Çıktı
Bu kararda Başsavcılık itirazı, o tarihte yürürlükte olan otuz günlük süre içinde yapılmıştır. Karardan sonra 16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun ile CMK 308/1 değiştirilmiş; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının ceza dairelerinin kararlarına karşı Ceza Genel Kuruluna itiraz süresi, dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay olarak yeniden düzenlenmiştir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaması kuralı korunmuştur. Aynı değişiklikle maddeye eklenen 4. fıkra, itiraz isteminin sanık, sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar, katılan ve katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görenler tarafından yapılabileceğini açıkça düzenlemiştir.
TCK 299 yönünden ise kararın verildiği tarihte de bugün de madde metni aynıdır: bir yıldan dört yıla kadar hapis, alenen işlenmesi hâlinde altıda bir artırım ve Adalet Bakanı izni şartı.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Cumhurbaşkanına yönelik her sert söz hakaret suçu oluşturur mu?
Bu karara göre hayır. Daire, kamu görevlilerine yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözün hakaret sayılamayacağını, suçun oluşması için sözlerin açıkça onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir olgu isnadı ya da sövme içermesi gerektiğini belirtmiştir.
Aldatma amacı ifade özgürlüğü değerlendirmesinde neden geçiyor?
Kararda aktarılan AİHM içtihadına göre gerçek dışı olgulara dayalı iddialarda, ifade sahibinin bu bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadığı dikkate alınmaktadır. Değer yargısı niteliğindeki eleştirilerde ise kanıt aranmaz, yalnızca belli bir olgusal temel beklenir.
Daire itirazı reddettiğine göre dosya kesinleşti mi?
Hayır. CMK 308/3 gereği Daire, yerinde görmediği itirazı incelemek üzere dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna göndermiştir. Nihai değerlendirme Ceza Genel Kurulu tarafından yapılacaktır.
Bu karar benzer paylaşımlar için de aynı sonucu doğurur mu?
Yargıtay kararları benzer uyuşmazlıklarda yol gösterici olmakla birlikte her dosya ifadenin içeriği, bağlamı ve somut koşullarıyla ayrı değerlendirilir. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, talep ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



