İşten Çıkarılma Korkusuyla İmza – Yargıtay 10. HD 2026/6433

Hizmet tespiti davalarında sık karşılaşılan bir savunma vardır: “Ücretsiz izin belgesini kendim imzaladım ama işten çıkarılmaktan korktuğum için imzaladım.” Bu savunma, Borçlar Kanunu’nun irade bozukluğu hâlleri olan yanılma, aldatma ve korkutma kavramlarını sosyal güvenlik hukukunun içine taşır. Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 06.05.2026 tarihli, 2026/6884 E. ve 2026/6433 K. sayılı kararı, işverenden kaynaklanan somut bir eylem olmaksızın yalnızca işten çıkarılma endişesiyle atılan imzanın korkutma sayılamayacağını belirtmiş ve imzalı belgelere değer vermeyen ilk derece kararını bozmuştur. Karara ekli karşı oy ise tartışmanın kapanmadığını göstermektedir.
- Davanın konusu ve eksik gün kodları
- İlk derece, istinaf ve iki kez temyiz
- Hizmet tespitinde mahkemenin araştırma yükümlülüğü
- Korkutmanın şartları: TBK 37-38
- İrade bozukluğu tanıkla ispat edilebilir mi?
- Somut olayda neden korkutma kabul edilmedi?
- Karşı oy: iş ilişkisinde imza ne kadar bağlar?
- Sıkça sorulan sorular
🧵 Davanın Konusu ve Eksik Gün Kodları
Davacı, davalı şirkette makineci ve kesim personeli olarak 31.12.2015 tarihine kadar aralıksız ve tam gün çalıştığını, işverenin kimi dönemleri Kuruma hiç bildirmediğini kimi dönemleri ise eksik gösterdiğini ileri sürmüş; 28.07.2003 – 31.12.2015 tarihleri arasında priminin yatmadığı veya eksik yatırıldığı günler için tam gün sigortalı çalıştığının tespitini talep etmiştir. (Karar metninde dava dilekçesindeki işe giriş tarihi 28.07.2013 olarak yazılmakla birlikte tespit talebi ve kurulan hüküm 28.07.2003 – 31.12.2015 dönemine ilişkindir.)
Davalı işveren, iddiaların zamanaşımına uğradığını ve çalışmanın Kuruma bildirildiği kadar olduğunu savunmuştur. Fer’i müdahil Kurum ise eksik bildirim iddiasının ücret bordrosu, puantaj kaydı, vergi kaydı gibi yazılı belgelerle kanıtlanması gerektiğini belirtmiştir.
Dosyanın teknik özü şudur: Kurum kayıtlarında davacı adına “6” kısmi istihdam, “2” ücretsiz izin ve “21” diğer ücretsiz izin kodlarıyla kısmi bildirimler vardır ve bu bildirimlere dayanak belgelerde davacının imzası bulunmaktadır. Davacı, imzaların kendisine ait olduğunu kabul etmiş; ancak belgeleri baskı altında imzaladığını ileri sürmüştür.
⚖️ İlk Derece, İstinaf ve İki Kez Temyiz
İlk derece mahkemesi 06.12.2022 tarihli kararıyla davayı kabul etmiş ve eksik bildirilen toplam 132 günün tespitine karar vermiştir. Bölge adliye mahkemesi, bordro tanıklarının kesintisiz çalışmayı doğrulayan beyanlarını ve imzalı belgelerin baskı altında imzalandığına ilişkin mahkeme kanaatini yerinde bularak istinaf başvurularını esastan reddetmiştir.
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ilk temyiz incelemesinde hükmü, hesaplama hatası nedeniyle bozmuştur: bilirkişi raporunda, işyerinin ekonomik kriz nedeniyle faaliyette bulunmadığı ve çalışanların ücretsiz izne çıkarıldığı Kuruma yazılı olarak bildirilen Ocak 2009 dönemi için 30 gün de eksik gün hesabına dâhil edilmişti. Daire, Anayasa’nın 141/3 ve HMK’nın 297. maddelerine atıfla çelişkisiz ve infazı kabil bir hüküm kurulmasını istemiştir.
Bozmaya uyan mahkeme bu kez 102 günün tespitine karar vermiş; karar davalı şirket ve fer’i müdahil Kurum tarafından yeniden temyiz edilmiştir. İşveren, tanıklarla şirket arasında husumet bulunduğunu ve imzalı belgelere karşı tanık beyanına itibar edilemeyeceğini; Kurum ise imzalı ücretsiz izin belgelerinin aksinin yazılı delille ispatlanmadığını ileri sürmüştür.
🔍 Hizmet Tespitinde Mahkemenin Araştırma Yükümlülüğü
Daire, hizmet tespiti davalarının yasal dayanağının 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesi olduğunu ve sosyal güvenlik hakkının Anayasal niteliği nedeniyle bu davaların kamu düzenine ilişkin olduğunu hatırlatmıştır. Bu nitelik, mahkemeye tarafların gösterdiği delillerle yetinmeme, gerektiğinde kendiliğinden araştırma yapma yetkisi ve yükümlülüğü verir.
Kararda sayılan araştırma adımları, hizmet tespiti dosyalarının yerleşik kontrol listesidir:
- İşverenden davacıya ilişkin tüm belge ve kayıtların istenmesi; işyerinin Kurum dosyasının, ücret bordrolarının ve puantaj kayıtlarının getirtilmesi,
- Aynı dönemde bildirimi yapılan sigortalıların bordro tanığı olarak dinlenmesi,
- Kurum müfettişi incelemesi olup olmadığının sorulması,
- Aynı çevrede faaliyet gösteren, davacının çalışmasını bilebilecek tarafsız işverenlerin ve bordrolu çalışanların tanık olarak dinlenmesi,
- Varsa işçilik alacağı dosyasının getirtilip tanık anlatımlarının karşılaştırılması ve çelişkilerin giderilmesi,
- İşin mevsimlik, sürekli, kısmi veya kesintili olup olmadığının işyerinin kapsamı ve niteliği gözetilerek belirlenmesi.
📐 Korkutmanın Şartları: TBK 37-38
Kararın ikinci katmanı, davacının “baskı altında imzaladım” savunmasını Borçlar Kanunu terimleriyle test etmektedir. 6098 sayılı Kanun, irade bozukluğu hâllerini yanılma, aldatma ve korkutma olarak düzenler. Daire, doktrine atıfla korkutmayı diğer ikisinden ayırır: yanılma ve aldatmada kişi sakat da olsa bir sözleşme iradesi taşır; korkutmada ise sözleşme iradesi olmadığı hâlde tehdit altında böyle bir irade varmış gibi beyanda bulunur.
TBK 37’ye göre taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu sözleşme yapmışsa sözleşmeyle bağlı değildir. TBK 38 ise korkutmanın şartlarını verir; karar bu şartları şöyle sıralamaktadır:
- Bir korkutma eylemi bulunmalıdır: kişilik veya malvarlığı değerlerine zarar veren ya da zarar tehlikesi yaratan, hukuka aykırı bir eylem.
- Eylem, sözleşmenin tarafına ya da yakınlarına yönelmiş olmalıdır; yakın kavramı aileden geniştir.
- Tehlike ağır ve yakın olmalıdır; ciddiyet korkutulanın yaşı, yaşam tarzı, kültür düzeyi gibi öznel durumuna göre değerlendirilir.
- Korkutma hukuka aykırı olmalıdır; bir hakkın veya kanuni yetkinin kullanılacağının bildirilmesi, aşırı menfaat sağlanmadıkça korkutma sayılmaz.
- Korkutma ile sözleşmenin yapılması arasında illiyet bağı bulunmalıdır.
🧾 İrade Bozukluğu Tanıkla İspat Edilebilir mi?
Daire bu soruya olumlu yanıt vermektedir. Korkutmayı ispat yükü korkutulan tarafa aittir; ancak yanılma, aldatma ve korkutmanın senede bağlanması mümkün olmadığından senetle ispatında maddi imkânsızlık vardır. Bu nedenle HMK’nın 203/1-ç maddesi, hukuki işlemlerdeki irade bozukluğu iddialarını senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında saymıştır. Sözleşme resmî senetle yapılmış olsa dahi TMK 7 uyarınca içeriğin doğru olmadığı herhangi bir şekle bağlı olmadan, tanık dâhil her türlü delille ispat edilebilir.
Dolayısıyla sorun, tanık dinlenip dinlenemeyeceği değil, dinlenen tanıkların neyi anlattığıdır. Korkutmanın kabulü için tanıkların işverenden kaynaklanan somut bir eylemi ortaya koyması gerekir.
🧩 Somut Olayda Neden Korkutma Kabul Edilmedi?
Daire’nin somut tespitleri üç noktada toplanmaktadır:
- Davacı, eksik bildirimlere esas belgelerdeki imzaların kendisine ait olduğunu kabul etmiştir.
- Davacının duruşma beyanlarında ve hükme esas tanık anlatımlarında, işveren temsilcilerinden kaynaklanan, davacının iradesini etkileyen, korkutma amaçlı ve korkutmaya elverişli, davacıya ya da yakınlarına yönelik hukuka aykırı somut bir eylem iddia ve ispat edilmemiştir.
- İşverenden kaynaklanan bir eylem olmaksızın yalnızca işten çıkarılma korkusuyla belge imzalanması, TBK 37 ve devamı anlamında korkutma olarak kabul edilemez.
Bu tespitlerin sonucu, imzalı belgelerin ait oldukları dönemler için davacının kısmi süreli çalıştığını gösterdiğinin kabul edilmesidir. Mahkemece belgeli dönemler yönünden davanın reddine, belge bulunmayan tarihler varsa tanık beyanlarının esas alınabileceğinin gözetilmesine karar verilmelidir. Daire ayrıca beyanı hükme esas alınan tanıkların da kısmi bildirimli olup benzer dava açtıklarına dikkat çekmiş; çok sayıda sigortalının bulunduğu işyerinde davacının çalışmasını bilebilecek tarafsız çalışanların tanık olarak dinlenmesini istemiştir.
Tanık beyanının menfaat birliği nedeniyle nasıl değerlendirildiği konusunda serimizdeki fazla mesaide menfaat birliği ve tanık beyanına ilişkin Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararı tamamlayıcı bir okuma sunmaktadır.
🆕 Karşı Oy: İş İlişkisinde İmza Ne Kadar Bağlar?
Karar oybirliğiyle bozma yönünde olmakla birlikte bir üye farklı bozma gerekçesi yazmıştır ve bu gerekçe, uygulamada devam eden bir tartışmayı özetlemektedir. Karşı oya göre çoğunlukla aradaki temel uyuşmazlık, imzalı eksik gün belgeleri karşısında tam süreli çalışma iddiasının eş değer yazılı belgeyle kanıtlanmasının gerekip gerekmediğidir.
Karşı oyun dayanakları şunlardır: hizmet tespiti kamu düzeni, resen araştırma ilkesi ve delil serbestisi kapsamındadır ve kesin delillerin bağlayıcılığı yoktur; çalışma olgusu bir hukuki fiildir ve her türlü delille kanıtlanabilir; eksik gün belgeleri senet niteliğinde olmayıp yalnızca çalışılan günler için yazılı delil oluşturur, çalışılmayan günler için delil olamaz. Ayrıca iş ilişkisinde işçi ile işveren eşit konumda değildir; iş ilişkisi sürerken bağımlılık içinde imzalatılan tek taraflı belgelere değer verilemez. Bu görüş, iş sözleşmesi devam ederken ibranamelere değer verilmemesi (Yargıtay HGK 20.01.2022, 2019/9-761 E., 2022/24 K.) ve TBK 420/2’deki tam ifa kuralıyla desteklenmiştir.
Böylece aynı kararda iki yaklaşım yan yana durmaktadır: çoğunluk, imzası kabul edilen belgeyi korkutma ispatlanmadıkça bağlayıcı sayarken; karşı oy, iş ilişkisindeki bağımlılık nedeniyle bu belgelerin çalışılmayan günler için delil değeri taşımadığını savunmaktadır. Hizmet tespiti davalarında imzalı ücretsiz izin belgesinin ağırlığı, bu nedenle dosyadan dosyaya dikkatle tartılmaktadır.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
İşten çıkarılma korkusuyla imzalanan ücretsiz izin belgesi geçersiz midir?
Bu karara göre işverenden kaynaklanan, hukuka aykırı ve somut bir korkutma eylemi iddia ve ispat edilmedikçe, yalnızca işten çıkarılma endişesiyle atılan imza TBK 37 anlamında korkutma sayılmamakta ve belge ait olduğu dönem için kısmi çalışmayı göstermektedir.
Yanılma, aldatma veya korkutma iddiası tanıkla ispat edilebilir mi?
Evet. Kararda, irade bozukluğu iddialarının HMK 203/1-ç uyarınca senetle ispat zorunluluğunun istisnaları arasında sayıldığı ve korkutma olgusunun tanık dâhil her türlü delille ispatının mümkün olduğu belirtilmiştir; ancak tanıkların somut bir korkutma eylemini ortaya koyması gerekir.
Aynı işyerinde benzer dava açan çalışanlar tanık olabilir mi?
Kararda, beyanı hükme esas alınan tanıkların da kısmi bildirimli olup benzer dava açmış olmaları nedeniyle, davacının çalışmasını bilebilecek tarafsız nitelikteki çalışanların ayrıca tanık olarak dinlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Bu karar her hizmet tespiti dosyasında aynı sonucu doğurur mu?
Yargıtay kararları benzer uyuşmazlıklarda yol gösterici olmakla birlikte her dosya kendi belgeleri, tanıkları ve somut koşullarıyla değerlendirilir; kararda yer alan karşı oy da tartışmanın sürdüğünü göstermektedir. Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, talep ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



