Un Deposu Davasında Çevre İtirazı – AYM 2021/16186

Bir ilçede kara yolu kenarındaki bir parsel, imar planında önce konut alanından un fabrikası depolama alanına çevrilir, sonra yeniden konut alanına alınır, ardından açılan davalarla yine depolama alanı olarak kalır. Hemen yanındaki evde ailesiyle yaşayan kişi, on yılı aşan bu yargısal gidiş gelişin her aşamasında aynı şeyi söyler: tesis toz, haşere ve gürültü üretmektedir. Mahkemeler ise imar yollarının genişliğini, plan kararlarının ana kurgusunu tartışır; evin yanındaki tesisin gerçekte ne yaptığını incelemez. Anayasa Mahkemesi bu sessizliği özel hayata saygı hakkının ihlali olarak görmüştür.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 21.07.2026 tarihli ve 2021/16186 başvuru numaralı kararıyla, başvurucunun çevresel rahatsızlığa ilişkin esaslı itirazlarının idari yargı mercilerince hiç değerlendirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş, yeniden yargılama için dosyayı Hatay İdare Mahkemesine göndermiştir.
🗺️ Bir parselin üç plan kararı
Karar metnine göre başvurucu, Hatay’ın Serinyol ilçesinde E-5 kara yolu üzerindeki bir bağımsız bölümde yaşamaktadır. Dava konusu taşınmaz ise plan kararına göre 50 metre genişliğindeki Antakya-İskenderun Devlet Kara Yolu üzerindeki sanayi alanı ile konut adası arasında kalmaktadır. Uyuşmazlığın kronolojisi şöyledir:
- 23.05.2008: Belediye işlemiyle üç parselin konut alanından çıkarılarak un depolama alanına dönüştürülmesine ilişkin uygulama imar planı değişikliği.
- 07.07.2008: Başvurucunun bu değişikliğe karşı Hatay İdare Mahkemesinde iptal davası.
- 31.12.2008: İptal kararı. Gerekçe: Nâzım imar planı olmadan uygulama imar planı yapılamaz ve yetkili meclis kararı yoktur. Karar temyiz edilmeden 07.04.2009’da kesinleşmiştir.
- 05.02.2010: Belediye meclisi, şirkete ait taşınmazı un fabrikası depolama alanından konut alanına dönüştürür.
- 02.04.2010: Şirketin bu karara itirazı reddedilir; şirket ret kararına karşı dava açar, başvurucu davaya müdahil olur.
Böylece başvurucu, ilk davada davacı, ikinci davada ise belediye yanında müdahil konumundadır. İkinci davanın konusu, parselin yeniden konut alanına alınmasının hukuka uygun olup olmadığıdır.
🏛️ İdare Mahkemesi ve Danıştay süreci
İkinci davada alınan bilirkişi raporu, depolama alanının ağır sanayi niteliğinde olmadığını, konut dokusuyla bir arada bulunabileceğini, planın ana kararlarını zedelemediğini ve inşaatın ruhsata uygun olarak tamamlandığını belirtmiş; belediye meclisinin 02.04.2010 tarihli kararının şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olmadığı sonucuna varmıştır.
Başvurucu rapora itiraz etmiştir. İtirazında evinin hemen yanındaki tesis nedeniyle taşınmazının değer kaybettiğini, toz, haşere ve gürültüden etkilendiğini, temiz hava ve manzaradan yararlanamadığını ileri sürmüştür. Ayrıca il sağlık müdürlüğü çevre sağlığı birimince hazırlanan raporu dosyaya sunmuştur. Bu raporda fabrikaya yakın evlerde şikâyet konusu böceklere rastlandığı, tozların çevreye zarar verebileceği ve tedbir alınması gerektiği, gürültü bakımından ise mevzuata göre ölçüm yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Yargılama aşamaları şöyle ilerlemiştir:
- 07.10.2011 – İdare Mahkemesi: İşlemin iptaline karar verilmiş, bilirkişi raporuna yönelik itirazlar yerinde görülmemiştir.
- 17.11.2016 – Danıştay Altıncı Dairesi: Belediye ile başvurucunun temyizi üzerine bozma kararı verilmiştir. Daire, imar adasının konut ağırlıklı olduğunu, depolama fonksiyonunun uygun düşmediğini ve on metrelik taşıt yolunun yedi metreye daraltıldığını belirtmiştir.
- 15.12.2020 – Danıştay Altıncı Dairesi (karar düzeltme): Şirketin talebi üzerine önceki bozma kararı kaldırılmış, İdare Mahkemesi kararı onanmıştır. Gerekçe yine imar yolları ve plan ana kararları üzerinde yoğunlaşmıştır.
Başvurucu nihai kararı 15.03.2021’de öğrenmiş ve 14.04.2021’de bireysel başvuruda bulunmuştur. İdari yargıdaki süreç 2010’da açılan davadan 2020’deki karar düzeltme kararına kadar yaklaşık on bir yıl sürmüştür.
🌫️ Çevresel rahatsızlık hangi eşikte Anayasa’nın 20. maddesine girer?
Anayasa’nın 56. maddesi herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını düzenler. Ancak Anayasa Mahkemesinin hatırlattığı üzere bu hak, Anayasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ortak koruma alanında yer almadığından bireysel başvuruda doğrudan incelenmez. Mahkeme bu tür şikâyetleri Anayasa’nın 17. (maddi ve manevi varlık), 20. (özel hayat ve aile hayatı) ve 21. (konut dokunulmazlığı) maddeleri üzerinden değerlendirmektedir.
Kararda ilk aşama, çevresel etkinin “asgari ağırlık” eşiğini aşıp aşmadığıdır. Mahkemenin ölçütleri şunlardır:
- Rahatsızlığın özel ve aile hayatı ya da konut üzerinde doğrudan etkisi olmalı ve ciddi boyuta ulaşmalıdır.
- Eşik, somut bir zararın gerçekleşip gerçekleşmediğine göre değil, incelenebilir bir sorun doğup doğmadığına göre belirlenir.
- Etkinin yoğunluğu, süresi, beden ve ruh bütünlüğüne etkisi ve çevrenin genel bağlamı birlikte değerlendirilir.
- Başvurucunun etki kaynağına yakınlığı en önemli unsurdur; tesis ile konut kullanımı arasında sıkı bir bağ bulunması yeterlidir.
Somut olayda başvurucunun depolama alanına yakın bir bağımsız bölümün maliki olduğu, sunduğu sağlık müdürlüğü raporundaki tespitlerin de etkiyi ortaya koyduğu belirtilerek eşiğin aşıldığı kabul edilmiştir. Çevresel etkinin özel hayat kapsamında değerlendirildiği farklı bir olay için sitedeki arıtma tesisi yokluğu ve özel hayat kararına bakılabilir.
🔎 İhlalin gerekçesi: incelenmeyen iddialar
Anayasa Mahkemesi, devletin bu alandaki pozitif yükümlülüğünün hem usule ilişkin (karar sürecine katılım, etkili idari ve yargısal yollar) hem de maddi yönleri bulunduğunu vurgulamıştır. Kamu makamlarının hangi tedbiri alacağı konusunda geniş takdir yetkisi vardır; Mahkemenin görevi rahatsızlığın nasıl giderileceğini belirlemek değil, yargı mercilerinin konuya gereken özenle yaklaşıp yaklaşmadığını ve ilgili tüm menfaatleri gözetip gözetmediğini denetlemektir.
Bu denetimde Mahkeme şu tespitleri yapmıştır:
- Başvurucu, çevresel rahatsızlığı objektif bir belgeyle, il sağlık müdürlüğü raporuyla desteklemiştir.
- Derece mahkemeleri, işlemin hukuka aykırılığını imar yolları ve plan kararları üzerinden değerlendirmiş; toz, haşere ve gürültü iddialarına ve bilirkişi raporuna yönelik esaslı itirazlara hiç değinmemiştir.
- Tesisin bu etkilere yol açıp açmadığı konusunda herhangi bir inceleme veya araştırma yapılmamıştır.
- Başvurucunun, daha önce kesinleşmiş bir iptal kararının bulunduğu ve bu kararın uygulanması gerektiği yönündeki iddiası da cevapsız kalmıştır.
- Başvurucunun menfaati, belediyenin yürüttüğü kamu hizmetinin gerektirdiği kamu yararı ve şirketin menfaati arasında hiçbir tartma yapılmamıştır.
Mahkeme bu nedenlerle özenli bir yargılama yürütülmediğini, anayasal standartları karşılayan ilgili ve yeterli gerekçeye yer verilmediğini ve kamusal makamların pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğini kabul etmiştir. Kararın dikkat çeken yönü, ihlalin plan kararının içeriğine değil, yargılamanın kalitesine dayanmasıdır. Anayasa Mahkemesi parselin konut mu depolama alanı mı olması gerektiğini söylememiş; yalnızca bu sonuca varılırken başvurucunun yaşam alanına ilişkin iddialarının tartılmadığını tespit etmiştir.
İmar kararlarının mülkiyet boyutuna ilişkin farklı bir anayasal değerlendirme için sitedeki imar kısıtlılığında tazminat kararı da incelenebilir.
⏱️ Makul süre şikâyeti neden incelenmedi?
Başvurucu, yargılamanın on bir yıl sürdüğünü belirterek makul sürede yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’la 6384 sayılı Kanun’a eklenen 5/A maddesi ve geçici 3. maddede yapılan değişiklik gereği, 12/3/2024 itibarıyla derdest olan makul süre başvuruları için Tazminat Komisyonu yolunun ilk bakışta ulaşılabilir ve etkili olduğunu daha önce B. No: 2019/39635 sayılı kararında belirlemiştir. Bu yol tüketilmeden yapılan başvuru, bireysel başvurunun ikincil niteliğiyle bağdaşmadığı için kabul edilemez bulunmuştur.
📌 Kararın sonuçları ve yeniden yargılama
Hüküm fıkrasına göre:
- Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine,
- Makul süre şikâyetinin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna,
- Kararın yeniden yargılama için Hatay İdare Mahkemesine (E.2010/491, K.2011/1749) gönderilmesine,
- Başvurucunun 350.000 TL manevi tazminat talebinin reddine,
- 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine
karar verilmiştir. Mahkeme, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesi çerçevesinde ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılamanın yeterli giderim olduğunu kabul etmiştir. Yeniden yargılamada İdare Mahkemesinin, bu kez başvurucunun çevresel rahatsızlığa ilişkin iddialarını ve sunulan raporu ele alarak menfaatler dengesini gerekçesinde ortaya koyması beklenmektedir. Varılacak sonucun içeriği ise Anayasa Mahkemesi kararında belirlenmemiştir.
❓ Sık sorulan sorular
Sağlıklı çevrede yaşama hakkı bireysel başvuruya konu olabilir mi?
Anayasa’nın 56. maddesi tek başına bireysel başvuru kapsamında değildir. Anayasa Mahkemesi çevresel şikâyetleri, özel hayata saygı, konut dokunulmazlığı ve maddi-manevi varlık hakları üzerinden ve asgari ağırlık eşiği aşılmışsa incelemektedir.
Anayasa Mahkemesi un deposunun kaldırılmasına mı karar verdi?
Hayır. Mahkeme plan kararının doğruluğu hakkında görüş bildirmemiştir. İhlal, mahkemelerin çevresel rahatsızlık iddialarını incelememesine ve menfaatleri tartmamasına dayanmaktadır; dosya yeniden yargılama için İdare Mahkemesine gönderilmiştir.
Davaya müdahil olarak katılan kişi de bireysel başvuru yapabilir mi?
Bu dosyada başvurucu, taşınmaz sahibi şirketin açtığı davaya belediye yanında müdahil olarak katılmış ve kararı temyiz etmiştir. Anayasa Mahkemesi başvuruyu kabul edilebilir bulmuş ve esasını incelemiştir.
Manevi tazminat talebi neden reddedildi?
Mahkeme, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağını değerlendirmiş ve 350.000 TL’lik manevi tazminat talebini bu gerekçeyle reddetmiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünün Kararlar Bilgi Bankası’nda yayımlanan 2021/16186 başvuru numaralı kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım karar metnindeki tespitlere dayanır; başvurucunun ve taşınmaz sahibi şirketin kimliği yazıya alınmamıştır. İdare Mahkemesi ve Danıştay kararlarının tam metinleri incelenen kararda özetlenen kadarıyla aktarılmıştır. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar yazıda bilgi amacıyla eklenmiştir. Bireysel başvuru kararları somut olayın koşullarına göre verilir; farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



