Emsal Kararlarİdare ve Kamu Personeli Hukuku

Arıtma Tesisi Yokluğu ve Özel Hayat – AYM 2021/15459

Kanalizasyonu arıtılmadan dereye bırakan bir belediye, o derenin yakınında tarlası bulunan herkese tazminat ödemek zorunda mıdır? Çevre kirliliğinin varlığı tek başına yeterli midir, yoksa kirliliğin somut bir taşınmazı ve onu kullanan kişiyi gerçekten etkilediğinin ayrıca gösterilmesi mi gerekir? Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, aynı başvurucunun iki ayrı taşınmazı için yaptığı başvurulardan birinde ihlal, diğerinde ihlal yok sonucuna ulaşarak bu sorunun cevabının kirliliğin kendisinde değil, taşınmazın kirlilik kaynağına göre konumunda ve bilirkişi tespitlerinde aranacağını göstermiştir.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 22.07.2026 tarihli ve 2021/15459 başvuru numaralı kararıyla, arıtma tesisi bulunmayan bir bölgede kirli suyun aktığı dereye yakın tarla maliki başvurucunun manevi tazminat talebinin istinafta reddedilmesini Anayasa’nın 20. maddesindeki özel hayata saygı hakkının ihlali saymamış; karar oyçokluğuyla verilmiştir.

Kısa özet: Başvurucu, Mardin’in Midyat ilçesindeki tarlasının bulunduğu bölgede kanalizasyon ve arıtma sistemi olmadığını, dereye bırakılan kirli suyun koku, haşere ve verim kaybına yol açtığını ileri sürerek iki belediyeye karşı tam yargı davası açmıştır. Bilirkişi, taşınmazın konumu nedeniyle zarar doğmadığını belirlemiştir. İdare mahkemesi maddi tazminatı reddedip 3.000 TL manevi tazminata hükmetmiş, bölge idare mahkemesi manevi tazminatı da kaldırmıştır. Anayasa Mahkemesi, yargılamanın özenli yürütüldüğünü ve gerekçenin yeterli olduğunu kabul ederek ihlal bulunmadığına karar vermiştir; bir üye karşı oy kullanmıştır.

🌾 Dere, tarla ve iki belediye

Başvurucu, Midyat ilçesinde tarla vasfındaki bir taşınmazın malikidir ve bu taşınmazda çiftçilik yapmaktadır. Bölgede kanalizasyon ve arıtma sistemi bulunmadığı için yerleşim yerinin atık suyu arıtılmadan bir dere yatağına akmaktadır. Başvurucu önce Mardin Büyükşehir Belediye Başkanlığına ve Midyat Belediye Başkanlığına başvurarak maddi ve manevi tazminat istemiş, idareler bu talepleri reddetmiştir.

İdarelere ve ardından mahkemeye sunduğu dilekçelerde başvurucu şu şikâyetleri dile getirmiştir:

  • Çevreye bırakılan atık ve kirli suyun etkisiyle taşınmazın zarar gördüğü,
  • Kötü koku, görüntü kirliliği, yabani bitki, böcek ve haşereler nedeniyle yaşam kalitesinin düştüğü,
  • Hayvanların telef olduğu ve arazinin verimsizleşerek kullanılamaz hâle geldiği,
  • İdarelerin bakım, gözetim, denetim veya önleyici tedbir yönünden hiçbir girişimde bulunmadığı.

Bu iddialarla Mardin 1. İdare Mahkemesinde, ret işlemlerinin iptali ile ağır hizmet kusuru nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemli dava açılmıştır.

🏛️ İdare mahkemesi ile bölge idare mahkemesinin ayrışması

İdare Mahkemesi keşif yaptırmış ve bilirkişi incelemesine başvurmuştur. 7.5.2018 tarihli raporun temel tespitleri, uyuşmazlığın sonucunu belirleyen unsurlar olmuştur:

  • Taşınmaz, kirli suyun taşındığı dere yatağına yaklaşık 69 metre uzaklıktadır ve eğim nedeniyle arada 50 metrelik kot farkı vardır; su baskını, göllenme veya etkili emilim yoluyla toprağa zarar oluşmamıştır.
  • Taşınmaz derenin etkili emilim bölgesi dışındadır; dere çevresindeki haşere ve zararlılar tarımsal faaliyete doğrudan zarar vermemektedir.
  • Taşınmaz hâkim rüzgâr yönünün tersine düştüğü için kötü koku, tarlada çalışacak iş gücünde kayba yol açmamaktadır.
  • Toprak ıslahına gerek yoktur ve taşınmazın piyasa değerinde bir kayıp beklenmemektedir.

İdare Mahkemesi 31.12.2018 tarihli kararında ret işlemlerinin iptali talebini incelemeden reddetmiştir; bu işlemleri, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesindeki ön başvuru üzerine kurulan ve tek başına dava konusu edilemeyecek işlemler olarak nitelemiştir. Maddi tazminat, idarenin kusur sorumluluğunun şartlarından olan “maddi zarar” gerçekleşmediği için reddedilmiştir. Manevi tazminat yönünden ise mahkeme farklı düşünmüş; yaz aylarında artan koku, yabancı ot ve zararlılarla mücadele çabası ile tarlaya ulaşımdaki güçlükleri dikkate alarak 3.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.

İdareler istinafta, Mardin’in tamamını kapsayan yeni bir arıtma tesisi çalışmasının sürdüğünü savunmuştur. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi 3.2.2021 tarihli kararıyla manevi tazminat kısmını kaldırmış ve bu talebi de reddetmiştir. Daireye göre manevi tazminat için idarenin hukuka aykırı işlem veya eylemi sonucunda nispeten ağır bir elem ve üzüntü duyulması gerekir; ileri sürülen manevi zararın kişiye özgü, özel ve olağanüstü bir yönü bulunmamaktadır. Maddi tazminatın reddi istinafa taşınmamıştır.

📎 Karar metni: Anayasa Mahkemesi kararı, Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan hâliyle derlenmiştir; başvurucu, vekil, heyet ve raportör adları ile taşınmazın köy ve ada/parsel bilgisi çıkarılmış, karşı oy özet olarak aktarılmıştır.

⚖️ Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi

Başvurucu, maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkeme iddiaları bütün olarak Anayasa’nın 20. maddesindeki özel hayata saygı hakkı çerçevesinde incelemiştir. Bunun gerekçesi, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne ilişkin hukuki çıkarlar arasında yer alması ve özel hayata saygı hakkının koruması altında bulunmasıdır.

İlk eşik, çevresel etkinin anayasal güvenceyi harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığıdır. Mahkeme bu eşiği aşılmış saymıştır: Başvurucunun taşınmazda çiftçilik yapması ve koku ile haşerelerden şikâyet etmesi, çevresel etki ile özel hayatı arasında yeterince sıkı bir bağ kurmaktadır. Başvuru kabul edilebilir bulunmuştur.

Esas incelemede ise ağırlık, devletin pozitif yükümlülüklerinin usule ilişkin boyutundadır. Mahkemeye göre çevresel uyuşmazlıklarda kişilerin iddialarını yargı önüne taşıyabilmesi, iddialarının özenle incelenmesi ve sonucun ilgili ve yeterli gerekçeyle açıklanması gerekir. Somut olayda:

  1. Başvurucu, kirli suyun arıtma tesisinin işletmeye alınmamasından kaynaklandığı iddiasını yargı önüne taşıyabilmiştir.
  2. Çelişmeli bir yargılamada delil sunma ve idarelerin savunmalarına cevap verme imkânı bulmuştur.
  3. Uyuşmazlık iki dereceli yargılamada, keşif ve bilirkişi incelemesine dayanılarak çözülmüştür.
  4. Bilirkişi raporu, taşınmazın konumu nedeniyle somut bir zarar doğmadığını açıkça ortaya koymuştur.

Bu tespitler karşısında kamusal makamların özensiz davrandığı sonucuna varılamayacağı belirtilmiştir. Manevi tazminatı reddeden Daire kararının gerekçesi de “makul derecede dikkatli ve özenli” bulunmuş, özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine oyçokluğuyla karar verilmiştir. Makul sürede yargılanma şikâyeti ise 6384 sayılı Kanun’daki Tazminat Komisyonu yolu tüketilmediği için kabul edilemez bulunmuştur.

🔍 Aynı başvurucu, iki taşınmaz, iki farklı sonuç

Kararı dikkat çekici kılan nokta, Mahkemenin aynı başvurucunun başka bir taşınmazı için yapılan 2021/15458 numaralı başvuruda 14.5.2025 tarihinde ihlal kararı vermiş olmasıdır. Mahkeme iki dosyayı açıkça karşılaştırmış ve farkı bilirkişi tespitlerine dayandırmıştır:

  • İhlal kararı verilen dosyada kanalizasyon atığı taşınmazın üzerinden geçmiş, göllenme ve su birikintisi oluşturmuş, taşınmazın bir kısmında tarım yapılmasını engellemiştir. Tarımsal gelir kaybı, değer kaybı ve ıslah gideri maddi zarar olarak hesaplanmıştır. Zararın hizmet kusurundan doğduğu kabul edildiği hâlde manevi tazminatın reddedilmesi özenli bir gerekçe sayılmamıştır.
  • Bu dosyada ise taşınmaz dereden uzakta, yüksek kotta ve rüzgârın tersindedir; bilirkişi toprağa, iş gücüne ve piyasa değerine etki saptamamıştır. Zararın varlığı yargısal tespitle gösterilememiştir.

Aynı kirlilik kaynağı ve aynı başvurucu söz konusu olsa da sonuç, her taşınmazın kirlilikten fiilen etkilenip etkilenmediğine göre değişebilmektedir.

📝 Karşı oy ve 2872 sayılı Kanun

Karşı oy yazan üye, Genel Kurulun B. No: 2014/4686 sayılı kararında benzer bir kanalizasyon kirliliği olayında ihlal bulunduğunu hatırlatmıştır. Karşı oyda şu çerçeveye dikkat çekilmiştir:

  • 2872 sayılı Çevre Kanunu’na 5491 sayılı Kanun ile eklenen geçici 4. madde, atıksu arıtma tesisi kurmamış belediyelere iş termin planı sunma ve tesisi nüfusa göre belirlenen sürelerde (örneğin nüfusu 100.000’den fazla olanlarda 3 yıl, 2.000-10.000 arasında olanlarda 10 yıl) işletmeye alma yükümlülüğü getirmiştir.
  • Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nin 43. maddesi, Çevre Kanunu’nun 11. maddesine atıfla atıksu altyapı tesisleri yönetimlerinin toplanan atıksuları bertaraf etmekle yükümlü olduğunu düzenlemektedir. Kanun’un 11. maddesi de belediye ve mücavir alan sınırları içinde atıksu altyapı sistemlerinin kurulması ve işletilmesinden belediyeleri sorumlu tutmaktadır.
  • Geleceğe dönük tedbirlerin uygulanacak olması, mevcut durumda mağdur sıfatını ortadan kaldırmaz.

Karşı oya göre derece mahkemeleri, tesisin uzun süre kurulmaması iddiasını ve atıksu kaynaklı hayvan hastalıkları nedeniyle karantina uygulandığı beyanını değerlendirmemiştir. Çoğunluk ise zararın taşınmaz bazında gösterilemediği tespitini belirleyici saymıştır.

📌 Çevresel zarar davaları için çıkarımlar

Karar, idarenin hizmet kusuruna dayanan çevresel tazminat davalarında birkaç noktayı belirginleştirmektedir. Birincisi, bir yerleşim yerinde arıtma tesisinin bulunmaması genel bir yapısal sorun olarak tespit edilmiş olsa bile, bireysel davada belirleyici olan, kirliliğin davacının taşınmazına ve yaşamına somut etkisidir. İkincisi, keşif ve bilirkişi raporu bu etkinin ispatında merkezî rol oynar; mesafe, kot farkı, rüzgâr yönü ve emilim bölgesi gibi teknik veriler sonucu doğrudan belirleyebilir. Üçüncüsü, maddi zarar bulunmayan bir dosyada manevi tazminatın reddedilmesi, gerekçe yeterli olduğu sürece Anayasa Mahkemesince özel hayata saygı hakkının ihlali sayılmamaktadır.

İdarenin hizmet kusurundan doğan zararlar ve kamu makamlarının yaşam hakkı bağlamındaki usul yükümlülükleri için OSB patlamasında yaşam hakkı ve sel baskınında mücbir sebep ve hizmet kusuru yazıları da incelenebilir.

❓ Merak edilenler

Anayasa Mahkemesi çevre kirliliğini neden özel hayat kapsamında inceledi?

Mahkemeye göre sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, kişinin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne ilişkin hukuki çıkarlardandır ve Anayasa’nın 20. maddesinin koruması altındadır. Çevresel etki ile kişinin özel hayatı, aile hayatı veya konutu arasında yeterince sıkı bir bağ varsa inceleme bu madde üzerinden yapılmaktadır. Somut olayda tarlada çiftçilik yapılması ve koku ile haşere şikâyeti bu bağı kurmaya yeterli görülmüştür.

Mahkeme belediyelerin arıtma tesisi kurmamasını hukuka uygun mu buldu?

Hayır, kararda böyle bir tespit yoktur. Çoğunluk, incelemesini yargılamanın özeni ve taşınmazda somut zarar bulunup bulunmadığı üzerine kurmuştur. Arıtma yükümlülüğüne ilişkin kanuni çerçeve karşı oyda ele alınmıştır.

İdare mahkemesinin verdiği 3.000 TL manevi tazminat neden kalktı?

Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesi, manevi tazminat için idarenin hukuka aykırı işlem veya eylemi sonucunda nispeten ağır bir elem ve üzüntü duyulması gerektiğini, ileri sürülen zararın ise kişiye özgü, özel ve olağanüstü bir yönü bulunmadığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu gerekçeyi, bilirkişinin zarar saptamadığı bir dosyada makul derecede özenli bulmuştur.

Uzun süren yargılama şikâyeti neden incelenmedi?

Mahkeme, 6384 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinde 7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca, 9.3.2023 itibarıyla derdest olan makul süre başvurularında önce Tazminat Komisyonuna gidilmesi gerektiğini hatırlatmıştır. Bu yol tüketilmediği için şikâyet, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer kararlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan 2021/15459 başvuru numaralı kararından derlenmiştir. Karar, belirli bir taşınmazın konumuna ve o dosyadaki bilirkişi tespitlerine dayanan bir “ihlal olmadığı” kararıdır; aynı başvurucunun başka bir taşınmazına ilişkin dosyada farklı sonuca ulaşılmıştır. Kirliliğin taşınmaza etkisi, delil durumu ve idarenin yükümlülükleri farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara varılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu