OSB Patlamasında Yaşam Hakkı – AYM 2019/25821

Şubat 2011’de Ankara’daki iki organize sanayi bölgesinde aynı gün art arda yaşanan patlamalarda toplam 20 kişi hayatını kaybetti. Patlamalardan biri, traktör yedek parçası üreten bir işyerinde, giriş kapısının yanına konumlandırılmış oksijen tüplerinin vanası açıldığı anda gerçekleşti; bu işyerinde 11 kişi öldü, aralarında bireysel başvurucunun da bulunduğu çok sayıda işçi yaralandı. Ceza yargılaması, tüpleri dolduran gaz firmasının yetkilileri hakkında mahkûmiyetle sonuçlandı. Ancak yaralanan işçinin denetim görevini yerine getirmediğini ileri sürdüğü bakanlıklar ve belediyeler aleyhine açtığı tazminat davası, görev uyuşmazlıkları arasında yıllarca dolaştıktan sonra reddedildi. Anayasa Mahkemesi bu yargılama sürecini yaşam hakkının usul boyutu açısından inceledi.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 23.12.2025 tarihli ve 2019/25821 başvuru numaralı kararıyla, tazminat davasının makul bir özen ve süratle yürütülmediğini tespit ederek Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş; yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine ve başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Karar, 04.05.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
💥 İki patlama, bir dosya
Karar metnine göre 03.02.2011 tarihinde önce Ostim Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir hidrolik imalat işyerinde, aynı akşam saat 19.20’de ise İvedik Organize Sanayi Bölgesi’ndeki yedek parça üreticisinin binasında patlama ve yangın meydana gelmiştir. Başvurucu bu ikinci işyerinde çalışmaktadır. Optik kesme makinesinde kullanılan ve manifoldla birbirine bağlı dokuz oksijen tüpünden oluşan grup, devreye alınırken infilak etmiş, bina çökmüştür.
Ceza soruşturmasında alınan bilirkişi raporlarına göre patlamanın kaynağı, tüpleri tedarik eden gaz firmasının daha önce doğal gaz (CNG) doldurduğu tüpleri gereği gibi boşaltıp temizlemeden içlerine oksijen doldurmasıdır. Ek bilirkişi raporu, bu firmanın CNG lisansı olmadığını, tüplerin test ve bakımlarının standartlara uygun yapılmadığını, işçilere risk eğitimi verilmediğini ve CNG dolu tüplerin ayırt edilmesi için farklı renge boyama veya kilitli yerde saklama gibi tedbirlerin alınmadığını tespit etmiştir.
Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi 10.01.2023 tarihinde gaz firmalarının yetkili veya çalışanı olan yedi sanığı 6 yıl 3 ay ile 18 yıl 9 ay arasında değişen hapis cezalarına çarptırmıştır; bu hüküm, Anayasa Mahkemesinin incelemesi sırasında temyiz aşamasındadır.
⏳ Mahkemeler arasında geçen yıllar
Kararın en dikkat çekici bölümü, başvurucunun tazminat talebinin izlediği yoldur. Süreç kararda şu şekilde aktarılmıştır:
| Tarih | Gelişme |
|---|---|
| 03.02.2012 | Ankara 3. İş Mahkemesinde şirketler, OSB ve kamu kurumları aleyhine tazminat davası açıldı. |
| 10.04.2013 | HMK 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptali üzerine kamu kurumları yönünden görevsizlik kararı verildi (Yargıtayca 22.04.2014’te düzeltilerek onandı). |
| 01.10.2014 | Ankara 7. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açıldı. |
| 06.04.2015 | Maddi zararın açıklanmadığı gerekçesiyle dilekçe reddedildi; yenilenen dilekçe üzerine OSB de resen hasım gösterildi. |
| 10.07.2017 | Uyuşmazlık Mahkemesi, OSB yönünden adli yargının görevli olduğuna karar verdi. |
| 18.10.2017 | İdare mahkemesi tüm davalılar yönünden görevsizlik kararı verdi; bölge idare mahkemesi 21.03.2018’de kamu kurumları yönünden itirazı kabul etti. |
| 07.01.2019 | Dava, asıl kusurun üçüncü kişi gaz firmasına ait olduğu gerekçesiyle reddedildi; istinaf incelemesinde 13.06.2019’da kesinleşti. |
Aynı olay nedeniyle iş mahkemesinde şirketlere karşı süren dava ise 04.02.2025 tarihinde gaz firması yönünden kabul edilmiş, başvurucuya 28.000 TL manevi ve 142.008,15 TL maddi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Karar tarihinde bu dosya istinaf aşamasındadır.
🔬 Bilirkişi raporlarının söyledikleri
Dosyadaki raporlar farklı yargılamalarda alınmış olsa da ortak bir sonuçta birleşmektedir: Patlamanın belirleyici nedeni gaz firmasının tüplere yaptığı hatalı dolumdur. Ancak raporlar kamu kurumlarının rolüne ilişkin olarak farklı ayrıntılar içermektedir:
- Soruşturma evresindeki 29.06.2011 tarihli rapor, iş müfettişlerince yapılması gereken iş güvenliği denetimlerinin yapılmadığını ve piyasa gözetiminin tam olarak yerine getirilmediğini belirtmiş, ancak bu eksikliklerin patlamayla doğrudan bağlantısı olmadığı kanaatine varmıştır.
- Bakanlık iş başmüfettişliğinin 25.01.2014 tarihli raporuna göre iki şirkette de son iş sağlığı ve güvenliği denetimi 2007 yılında yapılmıştır.
- Bir başka idare mahkemesi dosyasındaki raporda gaz firmasına %80, başvurucunun işverenine %20 kusur verilmiş; tüplerin yangına dayanıklı ayrı bir bölmede değil, çalışma mahallinde bulundurulması ikincil neden sayılmıştır.
- İş mahkemesindeki rapor ise gaz firmasını %100 kusurlu bulmuş, durumun mutat denetimlerle fark edilemeyeceğini belirtmiştir.
⚖️ Yaşam hakkı neden uygulandı?
Başvurucu hayatını kaybetmemiş, yaralanmıştır. Anayasa Mahkemesi, yerleşik içtihadına göre ölüm gerçekleşmese de eylemin potansiyel olarak öldürücü nitelik taşıması ve mağdurun fiziki bütünlüğü üzerindeki sonuçları dikkate alınarak olayın yaşam hakkı çerçevesinde incelenebileceğini hatırlatmıştır. Aynı patlamada 11 kişinin öldüğü göz önüne alındığında olayın öldürücü niteliği konusunda şüphe bulunmadığı belirtilmiş; başvurucunun adil yargılanma, mülkiyet ve etkili başvuru haklarına dayanan bütün iddiaları yaşam hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
Kararda hatırlatılan genel ilkeler şunlardır:
- Devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğü, kamusal olsun veya olmasın yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsar.
- Ölüme veya yaralanmaya kasten sebebiyet verilmemişse her olayda ceza davası gerekmez; hukuki veya idari yolların açık olması yeterli olabilir.
- Bu yollarda açılan tazminat davalarında makul derecede ivedilik ve özen gösterilmesi gerekir.
- Özen yükümlülüğü, her davanın mağdur lehine sonuçlanması anlamına gelmez.
Mahkeme, aynı patlamaya ilişkin daha önce verdiği B. No: 2014/11868 sayılı kararında kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemesine yönelik şikâyeti kabul edilemez bulmuş ve etkili yargısal sistem için mutlaka ceza yargılaması gerekmediğini belirtmişti. Bu nedenle tazminat davasının etkili yürütülüp yürütülmediği, somut başvurunun merkezine yerleşmiştir.
🧩 Anayasa Mahkemesinin saptadığı eksiklikler
Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesinin ret kararında açıkça söylemese de patlama ile idarelerin eylemsizliği arasında illiyet bağı bulunmadığı sonucuna vardığını tespit etmiştir. Ancak bu sonuca ulaşılırken bazı temel soruların yanıtsız kaldığını belirtmiştir:
- Denetim yetkilerinin kapsamı: Hiçbir bilirkişi raporunda davalı idarelerin denetim yetkilerinin kapsamı açıklanmamıştır.
- Tespit edilebilirlik: Gaz firmasında patlamadan sonra belirlenen vahim eksikliklerin olaydan önce mutat denetimlerle saptanıp saptanamayacağı araştırılmamıştır.
- Zararın boyutu: Tüplerin ayrı bir bölmede depolanması hâlinde patlamanın şiddetinin ve zararın azaltılıp azaltılamayacağı açıklanmamıştır.
- Belgeler: Şirketlerin izin, ruhsat ve denetim raporları dosyaya getirilmemiş; 2007 denetiminde eksiklik bulunup bulunmadığı, bulunduysa giderilip giderilmediği incelenmemiştir.
- Raporların bildirilmemesi: Hükme esas alınan ve başka dosyalardan gelen bilirkişi raporları başvurucuya tebliğ edilmemiştir.
Bu eksikler nedeniyle iki temel soruda sağlıklı değerlendirme yapılamamıştır: Faaliyetin gerçek ve yakın bir tehlike oluşturduğunun kamu makamlarınca bilinip bilinmediği ya da bilinmesi gerekip gerekmediği ve denetim eksikliği ile patlama arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı.
Süre yönünden de Mahkeme, davanın açılmasından esasının incelenmesine kadar geçen 6 yıl 4 aylık sürenin başvurucunun kusurundan kaynaklanmadığını vurgulamıştır. İdare mahkemesinin zaten iş mahkemesinde davalı olan OSB’yi resen yeniden hasım göstermesi ve kesin nitelikteki Uyuşmazlık Mahkemesi kararına rağmen tüm davalılar yönünden görevsizlik kararı vermesi, sürecin gereksiz yere uzamasının somut nedenleri olarak gösterilmiştir. Hizmet kusuruna dayalı tazminat davalarına ilişkin başka bir örnek için sel baskınında mücbir sebep, yaşam hakkının usul boyutunda yargılama süresine ilişkin bir karar için 15 yıl süren yaralama davası yazılarına bakılabilir.
🗳️ Maddi boyut ve karşıoy
Anayasa Mahkemesi, tehlikeli faaliyetler için ruhsatlandırma, kurulum, çalıştırma, güvenlik ve denetimi düzenleyen özel bir yasal ve idari çerçeve kurulmasının devletin pozitif yükümlülüğü olduğunu hatırlatmıştır. Bununla birlikte elindeki bilgi ve belgeler maddi boyut hakkında sağlıklı bir değerlendirmeye imkân vermediğinden bu iddianın ayrıca incelenmesine gerek olmadığına oyçokluğuyla karar vermiştir.
İki üye bu sonuca katılmamıştır. Karşıoy gerekçelerinden birinde, tüplerin dolumu ve kullanımındaki hayati risklerin kamu makamlarınca öngörülmesi gerektiği, yüksek riskli sektörlerde denetim mekanizmaları etkin işletilmediğinde illiyet bağının daha esnek yorumlanması gerektiği ve maddi boyut yönünden de ihlal bulunması gerektiği ifade edilmiştir.
Giderim olarak Mahkeme, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Ankara 7. İdare Mahkemesinin E.2018/1363, K.2019/16 sayılı dosyasında yeniden yargılama yapılmasına, başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ile 40.364,60 TL yargılama gideri ödenmesine karar vermiştir. Yeniden yargılamada, Anayasa Mahkemesinin belirlediği eksikliklerin giderilmesi beklenmektedir.
❓ Merak edilenler
Anayasa Mahkemesi kamu kurumlarını kusurlu buldu mu?
Hayır. Mahkeme kusur konusunda bir sonuca varmamış, maddi boyutun incelenmesine gerek görmemiştir. İhlal, kusur sorusunu aydınlatacak araştırmanın yapılmaması ve davanın makul özen ve süratle yürütülmemesi nedeniyle usul boyutunda tespit edilmiştir.
Ölüm olmadan yaşam hakkı ihlali olabilir mi?
Kararda, eylemin potansiyel olarak öldürücü olduğu ve kişinin fiziki bütünlüğünü ciddi biçimde etkilediği durumlarda olayın yaşam hakkı kapsamında incelenebileceği belirtilmiştir. Somut olayda aynı patlamada 11 kişinin ölmesi bu değerlendirmede belirleyici olmuştur.
Başka dosyadan gelen bilirkişi raporu neden sorun oldu?
Anayasa Mahkemesine göre ret kararı, idare mahkemesi dosyasında bulunmayan ve başvurucuya bildirilmeyen raporlara dayanmıştır. Başvurucunun bu raporlara karşı görüş bildirememesi, ruhsat ve denetim belgelerinin de getirilmemesiyle birlikte yargılamanın makul özenle yürütülmediğinin göstergesi sayılmıştır.
Başvurucu şirketlerden de tazminat aldı mı?
Karar metnine göre iş mahkemesi 04.02.2025 tarihinde gaz firması aleyhine 28.000 TL manevi ve 142.008,15 TL maddi tazminata hükmetmiş, diğer davalılar yönünden davayı reddetmiş veya açılmamış saymıştır. Bu karar, Anayasa Mahkemesinin incelemesi sırasında istinaf aşamasındaydı.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfasında ulaşım bilgileri, Emsal Kararlar arşivinde ise serinin diğer yazıları yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünün Resmî Gazete’de yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Değerlendirme, belirli bir iş kazasına ilişkin tam yargı davasının yürütülüş biçimine dayanır; ihlal kararı kamu kurumlarının kusurlu olduğu anlamına gelmez ve yeniden yargılamanın sonucu dosyadaki yeni delillere göre şekillenecektir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



