Emsal KararlarForex Hukuku

Yatırımcı Bulana Başarı Primi – İst. BAM 17. HD 2026/666

Şirketler büyük bir sermaye artırımına ya da pay satışına hazırlanırken çoğu zaman dışarıdan bir danışmanla çalışır: Danışman iş planını hazırlar, finansal projeksiyonları çıkarır, potansiyel yatırımcılarla temas kurar. Karşılığında aylık bir hizmet bedeline ek olarak, yatırım gerçekleşirse elde edilen fon üzerinden yüzdesel bir “başarı primi” kararlaştırılır. Peki, danışmanın listesinde yer alan yatırımcı yıllar sonra şirketle anlaşma imzalarsa, ama danışman o son aşamalarda masada yoksa, prim yine de ödenir mi? İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi bu soruyu simsarlık hükümleri üzerinden cevaplamış ve kararda bir de muhalefet şerhi yer almıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, 07.05.2026 tarihli ve E.2022/1041, K.2026/666 sayılı kararıyla, yatırım anlaşmasının danışmanın faaliyeti sonucunda kurulduğu ispat edilemediği için başarı primi talebini reddeden ilk derece kararına yönelik istinaf başvurusunu oyçokluğuyla esastan reddetmiştir. Karara karşı Yargıtay yolu açık bırakılmıştır.

Kısa özet: Danışmanlık şirketi, 2013’te imzalanan sözleşme ve protokolle davalı şirketin yatırımcı sürecini yürütmeyi üstlenmiş; listedeki yatırımcılardan elde edilecek finansal fayda üzerinden %0,75 + KDV başarı primi kararlaştırılmıştır. Listedeki yatırımcıyla 2015’te anlaşma imzalanınca 2.737.500 ABD doları prim istenmiş, dava şimdilik 10.000 ABD doları üzerinden açılmıştır. Daire, alacağın simsarlıktan kaynaklandığını ve TBK 521/1’deki illiyetin ispatlanamadığını belirterek istinafı reddetmiş; Daire Başkanı TTK 20 ve TBK 50/2 çerçevesinde kısmi ücret belirlenmesi gerektiği görüşüyle karara katılmamıştır.

🤝 Sözleşme ve başarı primi protokolü

Karar metnine göre taraflar 01.02.2013 tarihinde bir hizmet sözleşmesi imzalamış, aynı gün sözleşmenin ayrılmaz parçası sayılan ayrı bir protokol düzenlemiştir. Davalı şirket, Aralık 2013’e kadar davacıya sözleşmede yazılı aylık ücretleri ödemiştir. Uyuşmazlık, bu aylık ücretin dışında kalan ve yatırım gerçekleşmesine bağlanan başarı primine ilişkindir.

Daire kararında aktarılan sözleşme hükümlerinin özü şöyledir:

  • Hizmet sözleşmesi: Davacının, opsiyonel olarak belirtilen yatırımcı sürecini yürütmesi “istendiği takdirde”, aylık ücrete ek olarak yatırımcılardan elde edilecek toplam finansal fayda üzerinden yüzdesel bir başarı primi talep edileceği öngörülmüştür.
  • Protokol: Toplam finansal fayda; şirkette veya iştiraklerinde yatırımcının gerçekleştireceği nakit sermaye artışı, yatırımcıya hisse satışı ve hisse senedine dönüştürülebilir borç enstrümanları ile bunlardan doğacak opsiyonların toplamı olarak tanımlanmıştır.
  • Oran ve kapsam: Ek-1’de sayılan yatırımcılardan ve yazılı mutabakat sağlanacak diğerlerinden yatırım gerçekleşmesi hâlinde %0,75 + KDV başarı primi kararlaştırılmıştır.
  • Yatırım süreci maddeleri: Protokolün 8-12. maddelerinde danışmanın yatırım sürecine ilişkin destek edimleri sayılmıştır.

İlk derece mahkemesi sözleşmeyi yatırım danışmanlığı hizmet alımı ve tellallık unsurları taşıyan karma bir sözleşme saymış; Daire de karma niteliği kabul etmekle birlikte prim alacağının simsarlık sözleşmesinden kaynaklandığını belirtmiştir.

🗓️ 2013’ten 2015’e: Yatırım sürecinin seyri

Davacıya göre danışmanlık şirketi Nisan-Eylül 2013 döneminde listedeki yatırımcı adaylarından biriyle süreci yürütmüş; yatırımcı sunumunu, iş planını ve finansal projeksiyonları hazırlayıp paylaşmıştır. Son yazışma olan 05.09.2013 tarihli e-postada yatırımcı adayı, projeksiyonları ancak Eylül ayı içinde değerlendirebileceğini bildirmiştir. Sonraki gelişmeler şöyledir:

  • Eylül, Ekim ve Kasım 2013’te davacı ile yatırımcı adayı arasında irtibat kurulmamıştır.
  • Davacıya göre davalı ile yatırımcı arasında 06.12.2013 tarihinde bir ön sözleşme imzalanmıştır.
  • Aralık 2013’teki bir toplantıda taraflar arasındaki mutabakatın sona erdiği ileri sürülmüştür; davalı bunun ortak karar olduğunu savunmuştur.
  • 10.04.2014 tarihinde finansman sağlama aşamasının ileri noktalarına geçilmiştir.
  • 21.10.2015 tarihinde davalı ile listedeki yatırımcı şirket arasında yatırım anlaşması imzalanmıştır.

Davacı, 365 milyon ABD dolarlık finansal faydanın %0,75’i olan 2.737.500 ABD dolarını ihtarnameyle istemiş, ödeme yapılmayınca 10.000 ABD dolarlık kısım için dava açmıştır. Davalı ise yatırımın yurt dışındaki bir doğalgaz santrali projesi üzerinden kendi kurduğu bağlantıyla gerçekleştiğini savunmuştur.

🏛️ İlk derece mahkemesinin yaklaşımı

İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2016/608, K.2021/1010, 18.11.2021) dosyada iki ayrı bilirkişi grubundan rapor almıştır. Kararın temel tespitleri şunlardır:

Mahkemeye göre düğüm noktası, 05.09.2013 tarihli e-postadan sonra davacının yatırımcı adayıyla neden temas kurmadığı ve davalının bu teması nasıl engellediğidir. Engellemeye ilişkin ispat bulunmadığı, ticari hayatta sözleşmelerin ifa edilememesi için pek çok ihtimal olduğu belirtilmiş; 2014’te finansmanın ileri aşamaya geçmesi ve 2015’te anlaşmanın imzalanması karşısında davacının faaliyetleri ile kurulan sözleşme arasındaki illiyet bağının kesildiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

Davacı istinafta, lehe görüş bildiren ikinci bilirkişi heyetinin raporlarının gözetilmediğini, e-posta yazışmalarının incelenmediğini ve bilinçli olarak süreç dışında bırakıldığını ileri sürmüştür.

📎 Kararın tam metni: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin 07.05.2026 tarihli, E.2022/1041, K.2026/666 sayılı kararının resmî metnine PDF olarak buradan ulaşabilirsiniz.

⚖️ Dairenin gerekçesi: Simsarlıkta illiyet şartı

Daire önce yasal çerçeveyi kurmuştur. Türk Borçlar Kanunu’nun 520. maddesi simsarlık sözleşmesini, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme olarak tanımlar. TBK 521/1 ise simsarın, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanacağını düzenler.

Daire, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.12.2020 tarihli, E.2018/13-1110, K.2020/1006 sayılı kararına atıfla simsarın ücret alacağının doğumu için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğini hatırlatmıştır:

  • Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi ile üçüncü kişi arasında kurulması,
  • Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisinin bulunması (aksi kararlaştırılabilir),
  • TBK 523’te düzenlenen ve simsarın ücret alacağını kaybettiren durumlardan birinin gerçekleşmemiş olması.

Listedeki yatırımcıyla anlaşma imzalandığı tartışmasızdır; uyuşmazlık ikinci şartta düğümlenmiştir. Daireye göre protokol, başarı primini danışmanın yatırım sözleşmesinin kurulmasına kadarki sürece aktif olarak katılmasına ve 8-12. maddelerdeki faaliyetleri gerçekleştirmesine bağlamıştır. Davacı ise bu faaliyetleri yerine getirdiğini değil, uygulanmalarının davalı tarafından engellendiğini ileri sürmektedir.

Engelleme iddiasının ispat yükü davacıdadır. Daire, 05.09.2013 tarihli yazışmadan sonra yatırımcı adayıyla neden irtibat kurulmadığının ve davalının bunu nasıl engellediğinin ispatlanamadığını tespit etmiş; protokolde yatırımcı sürecinin “istendiği takdirde” yürütüleceğinin yazılı olmasına da dikkat çekmiştir. Sonuç olarak TBK 521/1’deki “yaptığı faaliyet sonucunda” şartının gerçekleşmediği kabul edilmiş, istinaf başvurusu HMK 353/1-b.1 uyarınca esastan reddedilmiştir.

Benzer bir “aradan çıkarılan danışman” uyuşmazlığında, makine tedariki için verilen danışmanlık hizmetinde ücret talebinin alacaklının temerrüdü açısından değerlendirildiği karar için aradan çıkarılan danışman ücreti yazısına bakılabilir. Bu dosyanın farkı, ücretin bir sermaye artırımı veya pay satışı şeklindeki yatırıma bağlanmış olması ve uyuşmazlığın simsarlık hükümleri üzerinden çözülmesidir.

🗣️ Muhalefet şerhi: Devre dışı bırakılan danışman

Kararın oyçokluğuyla verilmiş olması, meselenin tartışmaya açık yönünü gösterir. Daire Başkanının muhalefet şerhine göre taraflar arasında bir hizmet alım sözleşmesi bulunmaktadır ve dosyada şu tablo vardır:

  • Davalının anlaşma yaptığı yatırımcı şirketin adı, taraflarca imzalanan protokolde zaten belirlenmiştir.
  • Bilirkişi raporuna göre davacı, protokolün 8. ve 9. maddelerindeki edimleri yerine getirmiştir.
  • 10, 11 ve 12. maddelerdeki edimler sözleşmenin kurulmasından sonra ve davalının katılımıyla ifa edilecek edimlerdir.
  • Yatırımcının cevabını bekleyen davacı devre dışı bırakılarak, onun bulduğu şirketle anlaşma yapılmıştır.

Muhalefet şerhine göre bu durumda davacının ücretin tamamına mı, yoksa bir kısmına mı hak kazandığı tartışılmalıdır. Şerhte Türk Ticaret Kanunu’nun 20. maddesine dayanılmıştır: Ticari işletmesiyle ilgili bir iş veya hizmet görmüş olan tacir, uygun bir ücret isteyebilir. Bu doğrultuda sözleşmenin bütün olarak değerlendirilmesi, davacının edimlerinin ne kadarını ifa ettiğinin ve devre dışı bırakılması nedeniyle primin ne kadarına hak kazandığının bilirkişi heyetinden alınacak raporla belirlenmesi gerektiği; bunun mümkün olmaması hâlinde TBK 50/2 uyarınca alacak miktarının hakkaniyete uygun biçimde takdir edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

🔍 İspat yükü nerede kaldı?

Kararın uygulamaya dönük en belirgin yönü ispat yükünün dağılımıdır. Davacı ya yatırım süreci faaliyetlerini gerçekleştirdiğini ve anlaşmanın bu faaliyet sonucunda kurulduğunu ya da bu faaliyetlerin davalı tarafından engellendiğini ispat etmelidir. Dosyada ikinci yol seçilmiş, ancak engelleme somut delillerle ortaya konulamamıştır.

  • E-posta yazışmaları: Son yazışma 05.09.2013 tarihli olup sonrasındaki sessizlik davacı aleyhine yorumlanmıştır.
  • Bilirkişi raporları: Çelişen iki grup rapor, HMK 282 uyarınca diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilmiştir.
  • Sözleşme dili: “İstendiği takdirde” ibaresi, yatırımcı sürecinin yürütülmesini davalının talebine bağlayan bir unsur olarak okunmuştur.

Bu tablo, başarı primine bağlanan danışmanlık ilişkilerinde sözleşme metninin ve sürecin hangi aşamasında kimin hangi işi yaptığının ispatının belirleyici olduğunu göstermektedir. Yatırım danışmanlığı ilişkisinde zararın ispatına ilişkin farklı bir uyuşmazlık için danışmanlıkta zararın ispatı yazısına bakılabilir.

🆕 Usul notu: Kısmi dava ve 7589 sayılı Kanun

Davacı, toplam alacağın yargılama sırasında belirleneceğini belirterek davayı şimdilik 10.000 ABD doları üzerinden ve HMK 107’ye dayanarak açmıştır. Bu dava açıldığı tarihte belirsiz alacak davası olarak kurulmuştur. Ancak bugün itibarıyla mevzuat değişmiştir: HMK’nın “Belirsiz alacak davası” başlıklı 107. maddesi 16/7/2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.

Aynı Kanun’un 20. maddesiyle HMK 109’a eklenen dördüncü fıkraya göre, alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir ve zamanaşımı artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Bu nedenle değişiklikten sonra açılan benzer prim davalarında, alacağın bir kısmıyla başlayan davalarda talep artırımı bu yeni düzenleme çerçevesinde ele alınacaktır.

❓ Merak edilenler

Listede adı geçen yatırımcıyla anlaşma imzalanması başarı primi için yeterli mi?

Bu kararda yeterli görülmemiştir. Daire, primin yalnızca anlaşmanın kurulmasına değil, danışmanın yatırım sürecine aktif katılmasına bağlandığını ve TBK 521/1 uyarınca anlaşmanın danışmanın faaliyeti sonucunda kurulmuş olması gerektiğini belirtmiştir. Somut dosyada bu nedensellik bağı ispatlanamamıştır.

Danışman, şirketin kendisini süreçten dışladığını nasıl ileri sürebilir?

Kararda bu iddia davacının ispat yükü altında görülmüştür. Daire, 05.09.2013 tarihli yazışmadan sonra yatırımcı adayıyla neden temas kurulmadığının ve davalının bu teması nasıl engellediğinin somut delillerle ortaya konulamadığını tespit etmiştir. Muhalefet şerhi ise dosyadaki olguların davacının devre dışı bırakıldığını gösterdiği görüşündedir.

Muhalefet şerhi hangi çözümü önermiştir?

Şerhte, TTK 20 uyarınca hizmet gören tacirin uygun bir ücret isteyebileceği hatırlatılmış; davacının edimlerinin ne kadarını ifa ettiğinin ve primin hangi kısmına hak kazandığının bilirkişi raporuyla belirlenmesi, bunun mümkün olmaması hâlinde TBK 50/2 kapsamında hakkaniyete uygun bir miktar takdir edilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Bu karar kesinleşmiş midir?

Karar oyçokluğuyla verilmiş olup hüküm fıkrasında tebliğden itibaren iki haftalık süre içinde Yargıtay’da temyiz yolunun açık olduğu belirtilmiştir. Kaynakta kararın kesinleşmediği bilgisi yer almaktadır; Yargıtay incelemesinin sonucu bilinmemektedir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde bulunmaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesinin resmî kaynakta yayımlanan istinaf kararından derlenmiştir. Tarafların ve dava dışı şirketlerin kimliği kaynakta anonimdir. Karar oyçokluğuyla verilmiş olup temyiz incelemesinin sonucu bilinmemektedir. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Sözleşme hükümleri ve delil durumu farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
🌐 English — international victims of online investment fraud