Akrabaya Devir Bağış Sayılır mı? – Yargıtay 12. HD 2026/1405

Borcunu ödemeyen kişi taşınmazını yeğenine, torununa ya da kardeşine devrederse alacaklı ne yapabilir? Türk hukukunda bunun cevabı bellidir: tasarrufun iptali davası. Ancak bu davanın şartları, alacağın özel hukuktan mı yoksa bir kamu alacağından mı doğduğuna göre ciddi biçimde değişir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 26.02.2026 tarihli ve E.2025/5445, K.2026/1405 sayılı kararıyla, bir vergi borçlusunun miras yoluyla edindiği taşınmaz payını üçüncü derece kan hısmına devretmesini inceleyerek, bu devrin bağışlama hükmünde sayılıp sayılmayacağını ve mirasın ne zaman borçlunun malvarlığına girdiğini tartışmıştır.
Karar, tasarrufun iptali davalarında çoğu zaman gözden kaçan üç noktayı bir arada ele alıyor: amme alacağında aciz belgesinin aranmaması, beş yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı ve akrabalar arası devirlerin bağışlama sayılması meselesi.
- Tasarrufun iptali davası ne işe yarar?
- İki ayrı yol: İİK m.277 ve 6183 sayılı Kanun
- Amme alacağında aciz belgesi aranır mı?
- Beş yıllık hak düşürücü süre
- Akrabaya devir neden bağış sayılıyor?
- Miras payı ne zaman borçlunun malı olur?
- Dairenin bozma gerekçesi ve yapılacak iş
- İİK m.278’de 2025 değişikliği
- Sıkça Sorulan Sorular
🗂️ Tasarrufun iptali davası ne işe yarar?
Kararda amaç tek cümleyle özetlenmiştir: “İptal davasından maksat alacağın tahsilini temin için borcun doğumundan sonra yapılan tasarrufların iptaline hükmettirmektir.”
Buradaki “iptal” sözcüğü yanıltıcıdır. Dava kabul edilse bile taşınmazın tapusu borçlu adına geri dönmez; devralan kişi malik olarak kalmaya devam eder. Kazanılan şey, alacaklının o mal üzerinde sanki hâlâ borçluya aitmiş gibi haciz ve satış isteyebilmesidir. Nitekim kararda mahkemeye verilen talimat da tam olarak budur: tasarrufun iptali ile “bu borç üzerinden davacı alacaklıya haciz ve satış yetkisi vermektir”.
Bu nedenle dava, tapu iptali ve tescil davasından da muvazaa nedeniyle açılan davalardan da farklıdır. Alacağın tahsiline yetecek ölçüde ve yalnızca dava açan alacaklı lehine sonuç doğurur.
⚖️ İki ayrı yol: İİK m.277 ve 6183 sayılı Kanun
Tasarrufun iptali dendiğinde akla ilk gelen düzenleme, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddeleridir. İİK m.277’ye göre iptal davasını “elinde muvakkat yahut kati aciz vesikası bulunan her alacaklı” ile iflas idaresi açabilir. İptal sebepleri ise m.278 (ivazsız tasarruflar), m.279 (aciz hâlindeki bazı tasarruflar) ve m.280 (zarar verme kastı) maddelerinde sayılmıştır.
Alacak bir kamu alacağı ise durum değişir. O zaman 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 24 ilâ 30. maddeleri devreye girer. İnceleme konusu dosyada davacı bir vergi dairesi olduğundan, Daire değerlendirmesini bu maddeler üzerinden yapmıştır.
Kararda 6183 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri şöyle sıralanmıştır: m.26 (beş yıllık süre), m.27 (bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar), m.28 (bağışlama sayılan tasarruflar), m.29 (diğer iptal sebepleri) ve m.30 (mal kaçırma kastıyla yapılan işlemler). Daire, mahkemenin bu maddelerin her birini ayrı ayrı irdelemesi gerektiğini vurgulamıştır.
📄 Amme alacağında aciz belgesi aranır mı?
Kararın en pratik cümlesi burada. Daire, 6183 sayılı Kanun’a dayanan iptal davaları için şunu söylemiştir: “Ancak aciz belgesine gerek olmayıp borçlunun borcunu ödeyememe durumunun gerçekleşmiş olması yeterlidir.”
Bu tespit, İİK m.277 yolundan çok önemli bir ayrılmadır. Özel hukuk alacaklısı, elinde geçici (İİK m.105) veya kesin (İİK m.143) aciz belgesi olmadan tasarrufun iptali davası açamaz; bu bir dava şartıdır ve hâkim tarafından resen gözetilir. Buna karşılık kamu alacaklısı bakımından, 6183 sayılı Kanun’un 27. maddesindeki hâllerin gerçekleşmiş olması — yani borçlunun süresinde mal beyanında bulunmaması, malı bulunmadığını bildirmesi veya beyan ettiği malların borca yetmemesi — yeterli görülmektedir.
Daire yine de bir ön şartı korumuştur: “Bu tür davaların açılabilmesi için öncelikle borçlu davalı hakkında yapılıp kesinleşen bir icra takibinin olması gerekir.” Yani takibin kesinleşmesi her iki yolda da aranır.
Aciz belgesinin İİK yolundaki işlevi ve haciz tutanağının aciz vesikası sayıldığı hâller için serideki haciz tutanağının aciz vesikası niteliğine ilişkin karar incelenebilir.
⏳ Beş yıllık hak düşürücü süre
Kararda 6183 sayılı Kanun’un 26. maddesine dayanılarak, “tasarrufların yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra bu maddelere istinaden dava açılamaz” denilmiş; bu sürenin zamanaşımı değil hak düşürücü süre olduğu ve mahkemece resen göz önüne alınması gerektiği belirtilmiştir.
Sürenin başlangıcı, alacağın doğduğu tarih ya da takibin kesinleştiği tarih değil, iptali istenen tasarrufun yapıldığı tarihtir. Dosyada da ilk derece mahkemesi davayı önce bu gerekçeyle reddetmiş, ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.06.2021 tarihli bozma ilamıyla davanın süresinde açıldığı ve işin esasına girilmesi gerektiği saptanmıştır.
Karşılaştırma için: İİK m.280/1’de de, işlemin gerçekleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde borçlu aleyhine haciz veya iflas yoluyla takipte bulunulmuş olması aranmaktadır. İki kanun farklı tekniklerle benzer bir zaman sınırı koymaktadır.
👨👩👧 Akrabaya devir neden bağış sayılıyor?
Davanın çekirdeği budur. Kararda, “6183 sayılı Yasanın 28/1. maddesine göre üçüncü dereceye kadar kan hısımları ile eşler ve ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) sıhri (kayın) hısımları arasındaki tasarruflar bağış niteliğinde olup iptali gerekmektedir” denilmiştir.
Bunun yanında aynı maddenin ikinci bendi, borçlunun kendi verdiği malın değerine göre “ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği” akitleri de bağışlama hükmünde saymaktadır. Yargıtay uygulamasında bu değerlendirme, malın gerçek değeri ile satış bedeli arasında mislini aşan fark bulunup bulunmadığına bakılarak yapılır. Dosyada bilirkişi raporlarıyla misli farkın varlığı saptanmıştır.
Burada önemli bir hukuki not düşmek gerekir: 6183 sayılı Kanun’un 28. maddesinin akrabalık karinesini düzenleyen (1) numaralı bendi, Anayasa Mahkemesinin 22.06.2023 tarihli ve E.2022/134, K.2023/116 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca iptal kararları geriye yürümediğinden, iptal öncesine ait tasarruflar bakımından karinenin uygulanmaya devam ettiği görülmektedir; inceleme konusu tasarruf da 25.12.2009 tarihlidir. Bugün yapılan yeni devirler bakımından ise kamu alacaklısının dayanağı, bendin iptali nedeniyle ağırlıklı olarak m.28/2 (pek aşağı fiyat) ve m.30 (mal kaçırma kastı) hükümleridir.
İcra ve İflas Kanunu tarafında akrabalık ilişkisi hâlâ güçlü bir karine olarak durmaktadır. İİK m.280/3 uyarınca üçüncü kişi, borçlunun eşi, usul veya füruu ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan ve sıhri hısımı, evlat edineni veya evlatlığı ise, borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bildiği farz olunur. Bu karinenin aksini üçüncü kişi ispatla yükümlüdür.
🧬 Miras payı ne zaman borçlunun malı olur?
Dosyanın en ilginç yönü, taşınmazın borçluya miras yoluyla gelmiş olmasıdır. Tapu kaydına göre taşınmaz, 1/2’şer hisse ile davalı tarafların murisi ile diğer malik adına kayıtlı iken, 25.12.2009 tarihinde intikal suretiyle 3/16’şar hisse borçlu ve bir başka mirasçı adına, intikal ve birleşme suretiyle 5/8 hisse ise üçüncü bir kişi adına tescil edilmiştir. Malikler aynı tarihte, intifa hakkını kendi üzerlerinde tutarak hisselerini devralana temlik etmişlerdir. Böylece devralan taşınmazın tek maliki hâline gelmiştir.
Savunmanın örtük mantığı şudur: taşınmaz zaten borçlunun tapusunda bir gün bile durmamış, intikal ile devir aynı gün gerçekleşmiştir. Daire bu mantığı kabul etmemiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesini hatırlatarak, mirasçıların miras bırakanın ölümü ile mirası bir bütün olarak kanun gereğince kazandıklarını, ayni haklarını, alacaklarını ve zilyetliklerini doğrudan doğruya elde ettiklerini ve miras bırakanın borçlarından kişisel olarak sorumlu olduklarını belirtmiştir.
Kararın anahtar cümlesi şudur: “Ölüm anında miras payı mirasçıya geçer. Borçlu olan davalı miras bırakanın ölümü durumunda hak sahibi olur.” Daire ayrıca dosyada murisin üçüncü kişi lehine yapılmış herhangi bir ölüme bağlı tasarrufunun bulunmadığını da tespit etmiştir. Yani tapuda tescil tarihi değil, ölüm tarihi esas alınmıştır; borçlu ölüm anında malik olduğuna göre, sonraki devir onun malvarlığından çıkan bir tasarruftur.
Devirde intifa hakkının devredenler üzerinde bırakılmış olması da dikkat çekicidir. Hem 6183 sayılı Kanun’un 28/3 bendi hem de İİK m.278’in ilgili hükmü, borçlunun kendisi veya üçüncü kişi yararına intifa hakkı ya da kaydı hayat şartıyla irat tesis ettiği sözleşmeleri bağışlama hükmünde saymaktadır.
🧩 Dairenin bozma gerekçesi ve yapılacak iş
Daire, ölüm tarihinde taşınmazın maliki olan borçlunun, taşınmazı devir tarihindeki değerine göre misli farkla devralana devrettiğinin bilirkişi raporlarından anlaşıldığını belirtmiş; buna rağmen davanın reddedilmesini isabetsiz bulmuştur.
Bozma sonrası mahkemeye verilen talimat iki adımlıdır. Birincisi, tasarrufun yapıldığı tarihteki vergi borcunun belirlenmesi; ikincisi, tasarrufun iptali ile bu borç üzerinden alacaklıya haciz ve satış yetkisi tanınması. Bu ikinci nokta, iptal davasının sınırını da gösterir: alacaklıya tanınan yetki, tasarruf tarihinde mevcut olan borç ve fer’ileri ile sınırlıdır; tasarruftan sonra doğan borçlar bu yetkinin kapsamına girmez.
Karar, İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.09.2024 tarihli ve 2023/203 Esas, 2024/210 Karar sayılı kararının bozulması yönünde olup, karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26.02.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiştir.
🆕 İİK m.278’de 2025 değişikliği
İncelenen karar 6183 sayılı Kanun üzerinden kurulmuş olsa da, özel hukuk alacaklıları bakımından paralel hüküm olan İİK m.278, 24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle yeniden yazılmıştır.
Yeni metne göre, alışılmış hediyeler dışında, geçici veya kesin aciz belgesinin ya da aciz belgesi niteliğindeki haciz tutanağının düzenlendiği yahut iflasın açıldığı tarihten önceki bir yıl içinde yapılan bütün bağışlamalar ve ivazsız tasarruflar iptale tabidir. Maddede bağışlama sayılan hâller de yenilenmiştir:
(a) Gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğu ispatlanmadıkça altsoy ve üstsoy, üçüncü derece dâhil kan hısımları, son bir yıl içinde evlilik birliği sona ermiş olsa bile eş ve üçüncü derece dâhil kayın hısımları, evlat edinenle evlatlık ve ortak konutta yaşayan kişiler arasında yapılan tasarruflar; (b) aksi ispatlanmadıkça, sözleşmenin yapıldığı sırada borçlunun kendi verdiği şeyin gerçek değerine göre ivaz olarak pek aşağı bir fiyatla kabul ettiği sözleşmeler; (c) uygun bir karşılığın sağlandığı ispatlanmadıkça, ömür boyu gelir sözleşmesi, intifa hakkı tesisi ya da ölünceye kadar bakma sözleşmeleri.
Değişiklik iki yönüyle önemlidir. Bir yandan kapsam genişlemiş, “ortak konutta yaşayan kişiler” ile kayın hısımlığında derece sınırı üçüncü dereceye çıkarılarak karine alanı büyütülmüştür. Öte yandan karinelerin aksi ispatlanabilir olduğu açıkça yazılmış ve sürenin başlangıcı aciz belgesinin düzenlendiği tarihe bağlanarak netleştirilmiştir.
Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Tasarrufun iptali davası kazanılırsa tapu borçluya geri döner mi?
Hayır. Kararda mahkemeye verilen talimat, tasarrufun iptali ile davacı alacaklıya “haciz ve satış yetkisi” verilmesidir. Taşınmazın mülkiyeti devralanda kalır; alacaklı yalnızca o mal üzerinden alacağını tahsil edebilir.
Vergi borcu için açılan iptal davasında aciz vesikası şart mı?
Kararda, 6183 sayılı Kanun’a dayanan davalarda “aciz belgesine gerek olmayıp borçlunun borcunu ödeyememe durumunun gerçekleşmiş olması yeterlidir” denilmiştir. Buna karşılık İİK m.277 uyarınca açılan davalarda geçici veya kesin aciz belgesi dava şartıdır.
Beş yıllık süre ne zaman başlar?
Kararda 6183 sayılı Kanun’un 26. maddesi uyarınca sürenin “tasarrufların yapıldığı tarihten itibaren” işlediği ve bunun hak düşürücü süre olarak mahkemece resen gözetileceği belirtilmiştir.
Miras yoluyla gelen pay aynı gün satılırsa iptal davasına konu olur mu?
Karara göre evet. Daire, TMK m.599’a dayanarak “ölüm anında miras payı mirasçıya geçer” demiş; tapudaki intikal tescili ile devrin aynı tarihte yapılmış olmasını, payın borçlunun malvarlığına girmediği anlamına gelmediği sonucuna varmıştır.
Satış bedeli ile gerçek değer arasındaki fark ne kadar olursa bağış sayılır?
Kanun metni “pek aşağı bir fiyat” ifadesini kullanmaktadır. Yargıtay uygulamasında ölçüt, malın gerçek değeri ile satış bedeli arasında mislini aşan bir fark bulunmasıdır. Dosyada bu fark bilirkişi raporlarıyla saptanmıştır.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



