Holding Davasında Temyiz Şartı – AYM 2021/56323

Yurt dışında yaşayanlar da dahil pek çok tasarruf sahibinden “hisse” adı altında para toplayan holding yapılanmaları, Türkiye’de binlerce davaya konu oldu. Yargıtay’ın bu davalarda yatırımcılar lehine oluşan içtihadının ardından 2019 yılında yapılan bir kanun değişikliği, görülmekte olan davalarda “karar verilmesine yer olmadığına” hükmedilmesini emretti. Bu tabloda bir soru öne çıktı: Kanun mahkemeye başka bir seçenek bırakmıyorsa, istinaf kararını temyiz etmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine gitmek mümkün müdür? Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bu soruya altı üyenin karşıoyuyla “hayır” cevabını verdi.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 21.11.2024 tarihli ve 2021/56323 başvuru numaralı kararıyla, holdinge yatırılan paranın iadesi için açılan davada istinaf mahkemesinin verdiği “karar verilmesine yer olmadığı” kararını temyiz etmeden bireysel başvuruda bulunan başvurucunun mülkiyet hakkı şikâyetini “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez bulmuştur. Karar oyçokluğuyla verilmiş, altı üye karşıoy kullanmıştır. Karar 12.03.2025 tarihli ve 32839 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
💶 Holdinge yatırılan para ve açılan dava
Karar metnine göre başvurucu, bir holding anonim şirketine ve yetkililerine güven duyarak, yüksek kâr elde etmek amacıyla belge karşılığında 89.205 Alman markı ödemiştir. Parasını geri alamayınca 30.09.2015 tarihinde Konya 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde holding ve bir yetkilisi aleyhine dava açmıştır. Talepleri şunlardır:
- şirket ortağı olmadığının tespiti,
- fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere şimdilik 29.656 avronun (101.438,58 TL) dava tarihinden itibaren ticari faiziyle tahsili.
Başvurucu davada; holdingin kendisi dahil birçok kişiden para topladığını, mevzuata aykırı bir ortaklık ilişkisi kurduğunu, borsaya girmeye yönlendirildiğini ve paranın istendiği anda iade edileceği taahhüdüne rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürmüştür. Holdingin unvanı 2017’de değiştirilmiştir.
Ticaret mahkemesi 18.10.2019 tarihinde ortaklık bulunmadığının tespiti ve bedel iadesi talebini feragat nedeniyle reddetmiş, ancak 57.310,49 TL’nin 08.10.2008 temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar vermiştir. Bu karara karşı yalnızca davalı istinaf yoluna başvurmuştur.
📑 Geçici 4. madde ne öngörüyordu?
Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 19.10.2021 tarihinde istinaf başvurusunu kabul etmiş, ilk derece kararını kaldırmış ve “karar verilmesine yer olmadığına” hükmetmiştir. Dayanak, 7194 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle 3332 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddedir. Karşıoy yazısında aktarılan metne göre bu hüküm özetle şunu öngörüyordu:
- 31.12.2014 tarihine kadar, pay sahibi sayısı nedeniyle payları halka arz olunmuş sayılan ve payları borsada işlem gören anonim ortaklıklar tarafından pay veya pay adı altında satışı yapılan her türlü araç, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun kaydileştirme şartlarına tabi olmaksızın pay addolunur; yapılan ödemeler pay karşılığı kabul edilir ve ortaklık ilişkisi kurulmuş sayılır.
- Bu kapsamdaki ortaklık ilişkilerine dayanan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında, kanun yolu incelemesindekiler dahil, karar verilmesine yer olmadığına karar verilir; yargılama gideri ve maktu vekâlet ücreti ortaklık üzerinde bırakılır.
Bölge adliye mahkemesi, bu hükme göre tarafların iddia, savunma ve delilleri değerlendirilmeden karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesi gerektiğini belirtmiş ve kararını temyiz yolu açık olarak vermiştir.
🏛️ Genel Kurul çoğunluğunun gerekçesi
Başvurucu, istinaf kararını 04.11.2021’de öğrenmiş ve 24.11.2021’de, temyiz yoluna gitmeden bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuru formunda gerekçe olarak aynı yönde yüzlerce Yargıtay kararı bulunduğunu ve usul ekonomisini göstermiştir. Adalet Bakanlığı ise bireysel başvurunun ikincil niteliğine vurgu yaparak olağan kanun yollarının tüketilmediğini bildirmiştir.
Genel Kurul çoğunluğu, 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasını esas almıştır. Bu hükme göre ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamı, bireysel başvurudan önce tüketilmiş olmalıdır. Çoğunluk görüşünün dayanakları şunlardır:
- Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemeleri gidermekle yükümlüdür; kanun yollarının tüketilmesi koşulu bu nedenle zorunludur.
- Başvurucu, temyize gitmemesinin gerekçesi olarak yüzlerce Yargıtay kararı bulunduğunu söylemekten başka bir açıklama yapmamıştır.
- Bakanlık görüşü tebliğ edildiği hâlde başvurucu buna karşı beyanda bulunmamış, farklı bir açıklama getirmemiş ve işin niteliğinden kaynaklanan özel bir duruma değinmemiştir.
Bu gerekçelerle başvuru esasa girilmeden, oyçokluğuyla kabul edilemez bulunmuş; yargılama giderleri başvurucu üzerinde bırakılmıştır. Makul sürede yargılanma şikâyeti ise daha önce komisyon aşamasında aynı nedenle kabul edilemez bulunmuştu.
🗣️ Altı üyenin karşıoyu
Kararın en öğretici kısmı karşıoy yazılarıdır. Karşıoy kullanan altı üye, sorunun Yargıtay kararlarının forma eklenmemesi değil, bizatihi kanuni düzenleme olduğunu vurgulamıştır. Karşıoy gerekçelerinde öne çıkan noktalar:
- Geçici 4. madde mahkemelere takdir yetkisi bırakmayacak biçimde emredici olarak “karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir” demektedir; temyiz mercii de bundan başka bir karar veremeyecektir.
- Bu kadar açık bir hüküm karşısında kanun yolunun etkisizliğini göstermek için ayrıca içtihat aramaya gerek yoktur; tersine, yolun başarılı olabileceğini savunan taraf aksi yönde içtihat göstermelidir.
- Anayasa Mahkemesinin ilk dönem kararlarından itibaren benimsediği ilkeye göre başvurulacak yol etkisizse Mahkeme başvuruyu incelemelidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de aynı durumdaki başkaları için etkisiz olduğu kanıtlanmış bir yola başvurmayanların makul olarak bundan muaf tutulabileceğini kabul etmektedir.
- Bir karşıoy yazısında, bu davalarda Yargıtay içtihadının tasarruf sahipleri lehine oluştuğu, ardından şirketler lehine kanuni düzenleme yapıldığı hatırlatılmıştır.
Karşıoy sahiplerine göre başvurunun esası incelenmeli ve mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı yönünden değerlendirme yapılmalıydı.
⚖️ Kararın hukuki nitelendirmesi
Karar, bir mülkiyet veya alacak uyuşmazlığının esasına ilişkin değildir; tamamen kabul edilebilirlik düzeyinde kalmıştır. Bu nedenle kararın ne söylediğini ve ne söylemediğini ayırmak gerekir:
- Söylediği: Kanunda temyiz yolu açık gösterilmişse, bu yolun etkisiz olduğu iddiası somut ve ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır; “aynı yönde çok sayıda karar var” demek çoğunluğa göre yeterli görülmemiştir.
- Söylediği: Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamak, başvurucunun açıklama yükünü karşılamadığı sonucunu güçlendirmiştir.
- Söylemediği: Geçici 4. maddenin Anayasa’ya uygun olup olmadığı veya holdinge yatırılan paranın iade edilmesi gerekip gerekmediği bu kararda tartışılmamıştır.
- Söylemediği: Etkisiz yol istisnası kaldırılmamıştır; karşıoylar da çoğunluk da bu istisnanın varlığını kabul etmekte, tartışma somut olayda istisnanın yeterince ortaya konulup konulmadığında toplanmaktadır.
Aynı holding uyuşmazlıklarının esasına ilişkin Anayasa Mahkemesi değerlendirmeleri için serideki holdingde zorunlu ortaklık karinesi kararı ile holdinge yatırılan parada zamanaşımı kararı incelenebilir.
📝 Başvuru formunda açıklama yükü
Çoğunluk gerekçesinin dikkat çeken yönü, başvuru yollarının tüketilmesi konusunda ispat ve açıklama yükünün kimde olduğudur. Karar metnine göre çoğunluk üç olguyu birlikte değerlendirmiştir:
- Başvurucunun temyize başvurmama gerekçesinin tek bir cümleden ibaret kalması,
- atıf yapılan Yargıtay kararlarının başvuru formunda veya ekinde sunulmaması (karşıoy yazısında çoğunluğun bu noktaya dayandığı belirtilmiştir),
- Bakanlığın açıkça “kanun yolları tüketilmedi” görüşü bildirmesine rağmen başvurucunun cevap vermemesi.
Karşıoy yazıları ise emredici bir kanun hükmü varken bu tür bir ispatın beklenmemesi gerektiğini savunmuştur. Karar, bireysel başvuruda etkisiz yol iddiasının kapsamı konusunda Anayasa Mahkemesi içinde belirgin bir görüş ayrılığı bulunduğunu göstermektedir; on beş kişilik Genel Kurul’da altı üyenin karşıoy kullanması bu ayrılığın boyutunu ortaya koymaktadır.
🆕 İptal kararı ve sonraki gelişmeler
Karşıoy yazılarından birinde, geçici 4. maddeye karşı yapılan iptal ve itiraz başvuruları sonucunda Anayasa Mahkemesinin kuralın iptaline karar verdiği belirtilmiştir (AYM, E.2020/11, K.2023/98, 18.05.2023). Başka bir deyişle bireysel başvuru Genel Kurul’da incelendiğinde, istinaf kararının dayandığı kanun hükmü artık iptal edilmiş durumdaydı; ancak başvuru kabul edilebilirlik aşamasında reddedildiğinden bu durumun somut dosyaya etkisi değerlendirilmemiştir.
Holding uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi daha sonraki kararlarında esasa girerek ihlal tespitleri de yapmıştır. Bu kararın önemi, esasa ilişkin bu değerlendirmelerden bağımsız olarak, usule ilişkin bir eşiği ortaya koymasıdır: İstinaf kararına karşı temyiz yolu açık gösterilmişse, bu yolun kullanılmaması ancak somut ve ikna edici bir açıklamayla telafi edilebilir.
❓ Sık sorulan sorular
Anayasa Mahkemesi holdinge yatırılan paranın iadesi hakkında bir karar verdi mi?
Hayır. Başvuru, başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulunduğundan mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği ve paranın iadesi konusu incelenmemiştir. Karar yalnızca bireysel başvurunun usule ilişkin şartına ilişkindir.
“Karar verilmesine yer olmadığı” kararı neden verildi?
Bölge adliye mahkemesi, 7194 sayılı Kanun’la 3332 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. maddeyi uygulamıştır. Bu hüküm, belirli ortaklıklara pay adı altında yapılan ödemelerin pay karşılığı sayılmasını ve bu ilişkiye dayanan görülmekte olan menfi tespit, tazminat veya alacak davalarında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmesini öngörüyordu.
Karşıoy kullanan üyeler neden başvurunun incelenmesi gerektiğini düşündü?
Karşıoy yazılarına göre sorun kanun hükmünün kendisinden kaynaklanıyordu ve temyiz mercii de aynı emredici hükmü uygulamak zorundaydı. Bu nedenle temyiz yolunun etkisiz olduğu, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarındaki etkisiz yol istisnasının uygulanması gerektiği savunulmuştur.
Geçici 4. madde hâlâ yürürlükte mi?
Karşıoy yazılarından birinde, Anayasa Mahkemesinin 18.05.2023 tarihli, E.2020/11, K.2023/98 sayılı kararıyla kuralın iptal edildiği belirtilmiştir. İptal kararının hangi dosyalara ve hangi tarihten itibaren etki doğuracağı, iptal kararının kendi hükümlerine ve dosyanın aşamasına göre ayrıca değerlendirilir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Resmî Gazete’de yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Kabul edilemezlik kararları uyuşmazlığın esasına ilişkin bir tespit içermez. Başvuru yollarının tüketilip tüketilmediği ve etkisiz yol istisnası her başvurunun kendi koşullarına göre değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



