Ödeme Emri İptali ve İhale – Yargıtay 11. HD 2025/7710

Yirmi yılı aşan bir icra dosyasında, borçlunun çocuklarına devrettiği 240 şirket hissesi tasarrufun iptali davasıyla yeniden takibe konu edilir, alacaklı bu hisseleri alacağına mahsuben ihaleden alır ve hisseler onun adına tescil edilir. Ardından ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiği gerekçesiyle iptal edildiği ortaya çıkar. Borçlu ve hisseleri devralan aile üyeleri şu soruyu sorar: Ödeme emri ortadan kalktığına göre, o ödeme emrine dayanarak yapılan satış ve tahsilat da yok sayılmalı ve alacaklıya geçen değer geri verilmeli değil midir?
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 22.12.2025 tarihli ve E.2025/3125, K.2025/7710 sayılı kararıyla, ödeme emrinin iptalinin takibin iptali anlamına gelmediği, alacağa mahsuben yapılan ve kesinleşen ihale ile kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı tescilin İİK m.361 kapsamında “fazla tahsilat” sayılamayacağı yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararını oy birliğiyle onamıştır.
🕰️ 1999’dan bugüne uzanan takip
Karar metninde dava dilekçesinden aktarılan anlatıma göre süreç şöyle gelişmiştir:
- Alacaklı, 1999 yılında bir asliye ticaret mahkemesinden 225.000 Alman Markı karşılığı ihtiyati haciz kararı almış ve borçlu hakkında icra takibi başlatmıştır. Alacak tahsil edilemeyince 30.09.1999 tarihinde aciz vesikası düzenlenmiştir.
- Borçlunun bir anonim şirketteki 240 hissesini aile üyelerine devretmesi üzerine tasarrufun iptali davası açılmış, mahkeme aciz vesikasındaki alacakla sınırlı olarak cebri icra yetkisi tanımıştır.
- Davacılara göre satıştan önce borçlu, aciz vesikasındaki borcun o günkü kur karşılığı olan 226.931,51 TL’yi ödemiş; buna rağmen aciz vesikasından sonraki dönem için faiz işletilerek bakiye için satış yapılmıştır.
- Hisseler 24.06.2004 tarihli ihalede alacağa mahsuben alacaklıya satılmıştır. 218.000 YTL’lik satış bedelinin 125.980 YTL’si esas takip dosyasından, 92.020 YTL’si ise alacaklının başka bir icra dosyasından mahsup edilmiştir. İhalenin feshi davası reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.
- Bir icra hukuk mahkemesi, ödeme emrinin usulsüz düzenlendiği gerekçesiyle 26.10.2005 tarihinde ödeme emrinin iptaline karar vermiş, bu karar 29.02.2008 tarihinde kesinleşmiştir.
- Davacılara göre borçlu vekili, bakiye dosya borcu olarak gösterilen 125.136 TL’yi 09.05.2008 tarihinde icra dosyasına ödemiştir.
- Bir asliye hukuk mahkemesinin 2008/530 E., 2010/35 K. sayılı kararıyla hisselerin alacaklı adına tesciline hükmedilmiş, bu karar Yargıtay’ca onanmıştır.
🧮 Davacıların hesabı
Davacılar, ödeme emrinin iptal edilip kesinleşmesiyle dosyanın ihtiyati haciz aşamasına gerilediğini, iptalden önce yapılan bütün işlemlerin yok sayılması gerektiğini savunmuştur. Bu yaklaşımla, borcun tamamı borçlu tarafından ödendiği hâlde hisselerin de alacaklıya geçmesi, borçludan cebri icra yoluyla fazladan değer tahsil edilmesi anlamına gelmektedir.
Davacılar ayrıca 92.020 YTL’nin mahsup edildiği diğer icra dosyasındaki borcun, kesinleşmiş bir icra hukuk mahkemesi kararına göre 01.07.2005 itibarıyla yalnızca 24.611,16 YTL olduğunu, bu nedenle ihale bedelinin gerçekte ödenmediğini ileri sürmüştür. Alacaklının, bakiye ihale bedelini kendi dosyasından mahsup ettirmek yerine borçlunun yatırdığı 75.695,52 TL’ye haciz koydurup bu parayı 29.04.2009 tarihinde dosyadan çektiğini; böylece ihale bedeli tamamen ödenmeden işlem yapıldığını iddia etmiştir.
Fazla ödemelerin iadesi için İİK m.361 uyarınca icra müdürlüklerine başvurulmuş, icra müdürlüklerinden biri şartların oluşmadığı gerekçesiyle talebi reddetmiş, bu karara karşı şikâyet yoluna gidilmiştir. Davacılar bu dosyaların sonucunun beklenmesini, talebin reddi hâlinde 240 hissenin rayiç değerinin, bu da mümkün olmazsa 119.701,29 euronun tahsilini istemiştir.
🛡️ Alacaklının ve fer’i müdahilin savunması
Davalı alacaklı; hak düşürücü süre, zamanaşımı, yetki ve kesin hüküm itirazlarında bulunmuştur. Aynı meselelerin daha önce dört ayrı davaya konu edildiğini, bunlardan birinin bir Bölge Adliye Mahkemesi kararıyla aktif husumet yokluğundan reddedildiğini belirtmiştir. Davalıya göre hisseler muvazaalı biçimde devredilmiş, ihale 11.10.2005 tarihinde kesinleşmiş ve tescil hukuka uygun yapılmıştır; ödeme emrinin iptaliyle önceki bütün işlemlerin yok sayılacağı iddiası gerçeği yansıtmamaktadır ve kesinleşen ihale iptal edilemez.
Davaya davalı yanında fer’i müdahil olarak katılan Adalet Bakanlığı da benzer itirazlar ileri sürmüştür. Bakanlık; borcu ödeme gücü bulunan borçlunun hisseleri çocuklarına devretmesini ve tasarrufun iptali davasının sonucunu beklemesini TMK m.2’deki dürüst davranma kuralı çerçevesinde değerlendirmiş, satış bedelinin euro olarak istenemeyeceğini ve avans faizi talebinin hukuka aykırı olduğunu savunmuştur.
🏛️ Derece mahkemeleri ve Yargıtay
İlk derece mahkemesi davayı reddederken şu tespitlere dayanmıştır:
- Hisseler cebri icra yoluyla ihaleden satılmış, davalı tarafından satın alınmış, ihale kesinleşmiş ve ihalenin feshi davası reddedilmiştir.
- Hisselerin alacaklı adına tesciline ilişkin hüküm Yargıtay’ca onanmıştır; yargılamanın yenilenmesi veya bireysel başvuru gibi bir yolla ortadan kaldırılmadıkça sonuç doğurur. Bu nedenle yolsuz tescil yoktur.
- Satış alacağa mahsuben yapıldığından alacaklı ihale bedeli ödememiştir; bu sebeple hisselerin değerinin istenmesi yerinde değildir.
- Ödeme emrinin iptali takibin iptali anlamına gelmez; borçlu borcunu ödemekle yükümlü olmaya devam eder. İcra dosyasında fazladan yatırılmış ve hâlâ duran bir para varsa borçlu onu geri almakta serbesttir, ancak bu aşamada davalıdan talepte bulunamaz.
Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (E.2024/929, K.2025/230) bu değerlendirmeye İİK m.361 yönünden açıklık getirmiştir. Hükmün uygulanabilmesi için icra dairesince yanlışlıkla ödenmiş bir para bulunmalıdır; somut olayda yanlışlıkla, fazladan ya da yanlış kişiye yapılmış bir ödeme yoktur. Yapılan ödeme takip borcuna ilişkin ve mevcut duruma uygundur; takibin durdurulması isteminin kabul edilmesi bu ödemeyi hükümsüz kılmaz. Tescil kararının ihale bedelinin yatırılıp yatırılmadığına bakılmadan verildiği yönündeki itirazlar bakımından ise kesinleşmiş mahkeme kararına karşı başvurulacak yolların HMK’da düzenlendiği, ayakta duran karara dayanan tescilin yolsuz tescil sayılamayacağı belirtilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, davayı “icra dosyalarında davalı tarafça fazladan para tahsil edildiği iddiasına dayalı alacak istemi” olarak nitelendirmiştir. Dava değeri 816.000 TL’nin altında kaldığından duruşma isteği HMK m.369/2 uyarınca reddedilmiş; ilk derece kararında isabetsizlik bulunmadığı ve istinafın HMK m.353/1-b(1) uyarınca esastan reddinin yerinde olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı HMK m.370/1 uyarınca onanmıştır. Karar 22.12.2025 tarihinde kesin olarak ve oy birliğiyle verilmiştir.
🔍 Kararın üç ana sonucu
Yargıtay ayrıca gerekçe yazmadan onadığı için kararın taşıdığı ölçütler, onanan derece mahkemesi kabullerinden okunmaktadır.
Birincisi, ödeme emrinin iptali takibi ortadan kaldırmaz. Davacıların bütün kurgusu, ödeme emri iptal edilince önceki işlemlerin kendiliğinden düşeceği varsayımına dayanıyordu. Mahkemeler bu varsayımı kabul etmemiş; borcun varlığını sürdürdüğünü ve borçlunun ödeme yükümlülüğünün devam ettiğini vurgulamıştır.
İkincisi, kesinleşmiş ihale ve tescil kararı ayrı bir koruma sağlar. İhalenin feshi davası reddedilip kesinleşmiş, tescil kararı Yargıtay’dan geçmiştir. Davacıların ihale bedelinin gerçekte ödenmediği yönündeki itirazları, bu kararlar ayakta durdukça bir alacak davası içinde yeniden tartışılamamıştır. Mahkeme, bu tür kararların ancak yargılamanın yenilenmesi veya bireysel başvuru gibi yollarla etkisiz kılınabileceğine işaret etmiştir.
Üçüncüsü, alacağa mahsuben satışta “ödenen bedel” yoktur. İhale alıcısı alacaklı olduğunda satış bedeli nakden ödenmez, alacaktan düşülür. Bu nedenle davacıların hisse değerini ya da satış bedelini “fazla tahsilat” olarak geri isteme yolu, ilk derece mahkemesince yerinde görülmemiştir.
Sitede icra satışının farklı bir aşamasına ilişkin süresinde satış istenmemesi ve ihalenin feshi yazısı da bulunmaktadır; o karar ihaleye giden yolu, bu karar ise ihaleden yıllar sonra açılan iade talebini ele almaktadır.
📘 İİK m.361 ne zaman işler?
İcra ve İflas Kanunu’nun “Fazla verilen paranın geri alınması” başlıklı 361. maddesi şöyledir: “İcra dairelerince borçludan fazla para tahsil olunarak alacaklıya verildiği yahut yanlışlıkla bir tarafa para tediye olunduğu hesap neticesinde anlaşılırsa verilen para ayrıca hükme hacet kalmaksızın o kimseden geri alınır.”
Hüküm, ayrı bir dava açılmasına gerek kalmadan icra dairesinin kendi hesabı üzerinden iade sağlayan pratik bir araçtır. Bölge Adliye Mahkemesinin yaklaşımına göre bu yol, icra dairesinin yanlışlıkla, fazladan veya yanlış kişiye yaptığı ödemelerle sınırlıdır. Takip borcuna ilişkin olarak, ödeme tarihindeki duruma uygun biçimde yapılmış bir ödeme, sonradan ödeme emrinin iptal edilmesi nedeniyle “fazla tahsilat” niteliği kazanmamaktadır.
Davacıların andığı İİK m.135 ise taşınmazın ihale bedeli alındıktan sonra alıcı adına tescili için tapuya müzekkere yazılmasını düzenlemektedir. Kararda bu maddeye ilişkin ayrı bir değerlendirme yapılmamış, tescilin kesinleşmiş mahkeme kararına dayandığı esas alınmıştır.
🗨️ Soru ve cevaplar
Ödeme emrinin iptali, ihaleyi de geçersiz kıldı mı?
Hayır. Derece mahkemeleri ödeme emrinin iptalinin takibin iptali anlamına gelmediğini kabul etmiştir. İhalenin feshi davası reddedilip kesinleştiği ve tescil kararı Yargıtay’dan geçtiği için satış ve tescil ayakta kalmıştır.
Alacaklı ihale bedeli ödemediğine göre hisseleri bedelsiz mi aldı?
Satış alacağa mahsuben yapılmıştır; ihale bedeli nakden ödenmek yerine alacaklının alacağından düşülmüştür. İlk derece mahkemesi bu nedenle hisse değerinin davalıdan istenmesini yerinde görmemiştir.
İcra dosyasında fazladan yatırılmış para kalmışsa ne olur?
İlk derece mahkemesi, borçlunun fazladan yatırdığı ve hâlâ icra dosyasında duran bir para varsa onu geri almakta serbest olduğunu belirtmiştir. Ancak bu imkân, alacaklıya geçmiş değerin bir alacak davasıyla geri istenebileceği anlamına gelmemiştir.
Adalet Bakanlığı davaya neden katıldı?
Karar metninde Bakanlığın hukuki yararı bulunduğu gerekçesiyle davalı yanında fer’i müdahil olarak katılma talebinde bulunduğu belirtilmekte, ancak bu yararın kaynağı açıklanmamaktadır. Bakanlık vekili, davalıyla benzer usul ve esas itirazları ileri sürmüştür.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, benzer kararlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan onama kararından derlenmiştir. Takip sürecine ilişkin tarih ve tutarlar, karar metninde aktarılan dava dilekçesi, cevap dilekçeleri ve derece mahkemesi kabullerine dayanır; davacıların hesapları mahkemece doğrulanmış tespitler değildir. Tarafların ve şirketin kimliği kaynakta anonimdir. Ödeme emrinin iptalinin sebebi, ihalenin kesinleşip kesinleşmediği ve icra dosyasındaki hesap farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



