Kayıp Dekontta Geç İmza İtirazı – Ankara BAM 21. HD 2026/780

Yirmi iki vadeli hesap, bir aracılık sözleşmesi, firar eden bir şube müdürü ve aslı bulunamayan üç dekont. Bir yatırımcı, 1999 ve 2000 yıllarında hesabından yapılan çekim ve havalelerin kendi bilgisi dışında gerçekleştiğini ileri sürerek 2015 yılının son günlerinde bankaya karşı alacak davası açıyor. Banka dekontların fotokopisini sunabiliyor, aslını sunamıyor; imza incelemesi yapılamıyor. Bu tablo karşısında ispat yükünün bankada olması davayı kendiliğinden kazandırır mı? Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin cevabı, dekont meselesini dürüstlük kuralı ve daha önce kesinleşmiş kararlarla birlikte okumaktır.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, 19.06.2026 tarihli ve E.2023/658, K.2026/780 sayılı kararıyla, davanın reddine ilişkin ilk derece kararına yönelik davacı istinafını HMK 353/1-b.1 uyarınca oy birliğiyle esastan reddetmiştir. Kararda temyiz yolu açık bırakılmış olup Bedesten kaydında karar “kesinleşmedi” olarak görünmektedir.
🏦 Aracılık sözleşmesi ve üç tartışmalı işlem
Bilirkişi incelemesine göre davacı ile davalı bankanın şubesi arasında 24.04.1998 tarihli, sermaye piyasası araçlarının alım satımına ilişkin aracılık sözleşmesi ve aynı tarihli menkul kıymet alım satımı çerçeve sözleşmesi imzalanmış, davacı adına 22 vadeli hesap açılmıştır. Davacının ayrıca kendi şirketleri adına da bu şubede hesapları bulunmaktadır.
Uyuşmazlığın kökü, şubede 2001 yılının sonunda ortaya çıkan usulsüzlüklere dayanır. Banka, şube müdürünün hayali hesaplar ve müşteri hesaplarını kullanarak yolsuzluk yaptığının anlaşılması üzerine müfettiş incelemesi başlatmıştır. Davacının anlatımına göre müfettiş raporu, banka zararının büyük kısmının davacıya ait şirket hesaplarına aktarılarak çek ödemelerinde kullanıldığını belirtmiş ve davacıyı şube müdürüyle birlikte 1.203.153,43 TL’den sorumlu görmüştür.
Davacı ise kendisini mağdur olarak konumlandırmıştır. Dava dilekçesine göre yatırım hesabından imzası ve talimatı olmadan üç işlem yapılmıştır:
- 01.11.1999: Kasadan nakit çekim,
- 04.01.2000: Başka bir hesaba havale,
- 03.07.2000: Bir şirket hesabına virman.
Davacı bu işlemlerin toplamını 1.205.531,00 TL olarak göstermiş, zimmet tutarıyla örtüşmesinin tesadüf olmadığını savunmuştur. Davayı 30.12.2015 tarihinde, vadeli hesap alacağı için şimdilik 30.000,00 TL, iade edilmeyen teminat mektubu karşılıkları için şimdilik 5.000,00 TL talep ederek açmıştır. Banka ise ödemelerin dekontlarla davacıya yapıldığını, hesapta kendi koyduğu bir bloke bulunmadığını savunmuştur.
⚖️ İlk derece kararı ve istinaf incelemesi
Dosya istinafa ikinci kez gelmiştir; ilk ret kararı, davaya heyet hâlinde bakılması gerektiği gerekçesiyle Dairenin 2019/1134 Esas, 2021/471 Karar sayılı kararıyla kaldırılmıştır. Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi, 30.01.2023 tarihli ve 2021/301 Esas, 2023/60 Karar sayılı kararıyla davayı yine reddetmiştir.
İlk derece mahkemesinin gerekçesinde, iki havalenin davacının bilgisi dışında yapıldığı iddiasının yerinde görülmediği, teminat mektuplarından bir kısmının iade edildiği, diğerlerinin süresi dolduğu için kayıtlardan çıkarıldığı ve blokajda bekleyen bir paranın bulunmadığı belirtilmiştir. Nakit çekime ilişkin dekont aslının sunulamaması ise davanın belge tarihinden 16 yıl sonra açıldığı ve bankanın saklama yükümlülüğünün 10 yıl olduğu gözetilerek banka aleyhine sonuç doğurmamıştır.
Daire, HMK 355 uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı inceleme yaparak görev ve kesin yetki yönünden kamu düzenine aykırılık bulunmadığını tespit etmiş ve esasa girmiştir.
🧭 İspat yükü kimin üzerindeydi?
Kararın dikkat çeken yönü, ispat yükünü baştan doğru dağıtmasıdır. Daire, tek bir dava içinde iki farklı iddia bulunduğunu ve bunların ispat yükünün farklı taraflarda olduğunu açıkça ortaya koymuştur:
- Hesaptan para çekme ve havale iddiası: İspat yükü bankadadır. Banka, dekontlardaki imzanın davacıya ait olduğunu ve işlemlerin davacının bilgisi ve rızası kapsamında yapıldığını usulüne uygun delillerle ispat etmelidir.
- Hesaba bloke konulduğu iddiası: İspat yükü davacıdadır. Davacı, banka blokesi nedeniyle parasının kendisine ödenmediğini ispat etmelidir.
Dosyadaki bankacı, hukukçu ve bankacı bilirkişi heyetinin kök raporunda da bankanın virman ve kasadan ödeme işlemlerinin hesap sahibine ya da yetkili temsilcisine yapıldığını ispat edemediği, bu nedenle nakit çekimde özen borcunun ihlal edildiği görüşü yer almıştır.
Ancak kararın sonucu, bu kök rapora göre şekillenmemiştir. Havaleler bakımından bilirkişi incelemesi, 04.01.2000 tarihli havalenin davacının oğlu adına kayıtlı hesaba, 03.07.2000 tarihli virmanın ise davacının müdürü olduğu şirket hesabına gittiğini ortaya koymuştur. Daire, işlemlerin davacının oğlu ve müdürü olduğu şirket yararına yapılmış olmasını, rıza dışı işlem iddiasını çürüten bir olgu olarak kabul etmiştir.
📂 Önceki dosyaların ağırlığı
Asıl zor soru, nakit çekime ilişkin 01.11.1999 tarihli işlemdir. Bu işlemde para bir yakın ya da şirket hesabına gitmemiş, kasadan nakden çıkmıştır. Banka dekont aslını sunamamış, ceza dosyasından da asla ulaşılamamış; grafolojik inceleme yapılamamıştır. Kök raporda bu kalem için bankanın sorumlu olduğu görüşü bildirilmiştir.
Daire bu kalemi, kendisinden önce verilmiş kararların ışığında değerlendirmiştir. Karar metnine göre dosyada şu yargısal tespitler bulunmaktadır:
- Bankanın davacı ve şirketleri aleyhine açtığı tazminat davasında, Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2002/875 Esas, 2008/353 Karar sayılı kararıyla, müşteri hesaplarından ve hayali hesaplardan aktarılan paraların davacının çek ve diğer ödemelerinde kullanıldığı kabul edilmiş, 1.203.153,43 YTL asıl alacak ile faizinin tahsiline hükmedilmiştir. Karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2011/7701 Esas, 2011/8342 Karar sayılı ilamıyla yargılama giderleri yönünden düzeltilerek onanmıştır.
- Zimmete iştirak iddiasıyla yürütülen ceza yargılamasında ilk beraat kararı, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2009/17023 Esas, 2012/30098 Karar sayılı ilamıyla bozulmuş; bozma ilamında davacının banka görevlisinin zimmet suçuna iştirak ettiği tespit edilmiştir. Yeniden yargılamada dava zamanaşımı nedeniyle düşmüş, bu karar Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2015/24907 Esas, 2016/1730 Karar sayılı ilamıyla onanmıştır.
- Şube müdürü hakkındaki kamu davası, ölümü nedeniyle düşmüştür.
Bilirkişi ek raporu da bu kararlar karşısında, hesapta artı bakiye görünen kayıtların usulsüz oluşturulduğunun kesin delil niteliğindeki mahkeme kararıyla tespit edildiğini ve bunlara dayanılarak bankadan hak talep edilemeyeceğini belirtmiştir.
Zimmet ve banka çalışanının müşteri hesabı üzerindeki işlemleri farklı bir açıdan ele alan başka bir karar için banka çalışanının zimmeti ve boş fiş imzası yazısına bakılabilir.
🕰️ Dürüstlük kuralı ve 16 yıllık sessizlik
Kararın çekirdeği, nakit çekim kalemi için kurulan TMK 2 gerekçesidir. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi, herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumadığını düzenler.
Daire, şu unsurları birlikte tartmıştır:
- Davanın, işlemin gerçekleştiği tarihten yaklaşık 16 yıl sonra açılmış olması,
- Kararda 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 42. maddesine dayanılarak belirtilen 10 yıllık belge saklama süresinin çoktan dolmuş olması,
- Bankanın açtığı tazminat davasının kabul edilerek Yargıtay denetiminden geçip kesinleşmiş olması,
- Ceza dosyasındaki bozma ilamında davacının zimmete iştirak ettiğinin açıkça tespit edilmesi.
Bu tablo karşısında Daire, davacının 01.11.1999 tarihli dekonttaki işlemin kendisi tarafından yapılmadığı ve rızası dışında gerçekleştiği yönündeki iddiasını, ileri sürülüş şekli ve dava tarihi gözetildiğinde dürüstlük kuralına aykırı kabul etmiştir. Başka bir deyişle, dekont aslının yokluğu kural olarak bankanın aleyhine işleyecek bir ispat eksikliği olsa da, belge saklama süresi geçtikten çok sonra ve banka zararından sorumlu tutulduğu kesinleşmiş bir süreç ardından yapılan imza itirazı, bankayı imkânsız bir ispat yükü altına sokmanın aracı olarak görülmemiştir.
Gerekçede süre unsuru tek başına değil, kesinleşmiş hukuk kararı ve ceza dosyasındaki tespitlerle birlikte ele alınmıştır; bu tespitlerin bulunmadığı bir dosyada aynı sonucun doğacağı karar metninden çıkarılamaz.
🆕 Bloke mi, haciz mi?
Davacının ikinci talebi, teminat mektupları nedeniyle hesabına konulan blokenin kaldırılmaması nedeniyle parasını kullanamadığı iddiasına dayanıyordu. Bu talep bakımından ispat yükü davacıdaydı ve bilirkişi kök ve ek raporları, banka tarafından konulmuş bir blokenin bulunmadığını tespit etti.
İstinafta davacı, banka yazısında yatırım hesabında 26.11.2021 itibarıyla 373.880,46 TL bakiye göründüğüne dayanmıştır. Ancak 03.01.2022 tarihli müzekkere cevabına göre bu hesapta, Ankara 4. İcra Müdürlüğünün 2011/9855 sayılı dosyası nedeniyle 06.12.2013 tarihinde konulmuş 6.379.097,38 TL tutarlı bir haciz blokesi bulunmaktadır. Daire, hesaptaki kısıtlamanın bankanın teminat mektubu blokesi değil, icra müdürlüğü yazısına dayanan haciz blokesi olduğunu belirterek bu istinaf itirazını da yerinde görmemiştir.
❓ Sık sorulanlar
Banka dekont aslını sunamazsa hesap sahibinin iddiası kendiliğinden kabul edilir mi?
Havalenin aile üyesinin veya kendi şirketinin hesabına gitmesi neden önemli görüldü?
Uzun süre sonra açılan davada TMK 2 hangi gerekçeyle uygulandı?
Yatırım hesabındaki haciz blokesi banka blokesi sayılır mı?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde bulunmaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesinin Bedesten (mevzuat.adalet.gov.tr) üzerinden yayımlanan istinaf kararından derlenmiştir. Tarafların ve banka görevlilerinin kimliği kaynakta anonimdir. Karar temyiz yolu açık olarak verilmiş olup kayıtta kesinleşmemiş görünmektedir; Yargıtay incelemesinin sonucu bilinmemektedir. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



