Kaldırılan Hücre Cezasının Zararı – AYM 2021/40650

Bir hükümlü, 2007 yılının sonunda Adalet Bakanlığına bir dilekçe yazıyor. Dilekçedeki bir hitap nedeniyle 12 gün hücreye konuluyor; ceza 2008 yazında eksiksiz infaz ediliyor. On üç yıl sonra aynı dosyadaki başka bir hükümlünün girişimiyle Yargıtay kanun yararına bozma kararı veriyor ve infaz hâkimliği cezayı iptal ediyor. Ancak hücrede geçen günler, bir yıl süren iyi hâlden yoksunluk ve kısıtlanan görüş hakları geri gelmiyor. Hükümlü bu zararın giderilmesini istediğinde itiraz mercii tek cümleyle itirazı reddediyor. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu bu dosyada sorunun bireysel bir hatadan değil, hukuk düzenindeki bir boşluktan kaynaklandığını tespit etmiştir.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 2/4/2026 tarihli ve 2021/40650 başvuru numaralı kararıyla, infaz edildikten sonra kaldırılan hücreye koyma disiplin cezasından doğan maddi ve manevi zararların giderilmesine imkân veren etkili bir hukuk yolunun bulunmaması nedeniyle Anayasa’nın 26. maddesiyle bağlantılı olarak 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine oy birliğiyle karar vermiştir. Karar, 22/10/2026 tarihli ve 33408 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmış; yapısal sorunun çözümü için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmiştir.
✉️ Bir dilekçe, on iki gün hücre
Karar metnine göre başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan Tekirdağ’daki bir F tipi yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunduğu sırada Adalet Bakanlığına hitaben bir dilekçe yazmıştır. Dilekçede terör örgütü kurucusundan saygı ifadesiyle söz edilmesi üzerine kurum 18/12/2007 tarihinde disiplin soruşturması başlatmıştır.
Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu, 31/12/2007 tarihli kararında başvurucunun suç örgütlerinin eğitim ve propaganda faaliyetlerini yaptığı gerekçesiyle 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 44. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca 12 gün hücreye koyma cezası vermiştir. Başvurucunun şikâyeti İnfaz Hâkimliğince 21/2/2008’de reddedilmiş, bu karara itiraz edilmediğinden ceza 21/3/2008’de onanmış ve 21/7/2008-2/8/2008 tarihleri arasında infaz edilmiştir.
Ceza infaz kurumlarında söz ve yazı nedeniyle verilen disiplin cezalarının ifade özgürlüğü yönünden değerlendirildiği farklı bir örnek için komisyona bağıran mahpusa hücre cezası yazısına bakılabilir.
⏳ On üç yıl sonra gelen iptal
Dosyanın seyri, başvurucunun kendi girişimiyle değil aynı olay nedeniyle ceza alan başka bir hükümlünün çabasıyla değişmiştir:
- 26/4/2018: Diğer hükümlünün cezanın yeniden incelenerek kaldırılması talebi İnfaz Hâkimliğince reddedilmiştir.
- 26/6/2018: Bu hükümlünün talebiyle Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığı kanun yararına bozma yoluna gitmiştir.
- 5/3/2021: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, İnfaz Hâkimliğinin 21/2/2008 tarihli kararını bozmuştur.
- 2/7/2021: İnfaz Hâkimliği, bozma ilamına uyarak başvurucu hakkındaki disiplin cezasını iptal etmiştir.
- 2/8/2021: Başvurucu, cezanın infazı nedeniyle uğradığı hak kayıplarının telafi edilmediğini ileri sürerek itiraz etmiş; Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesi kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle itirazı kesin olarak reddetmiştir.
Başvurucu bireysel başvuru formunda, iptal edilen ceza nedeniyle bir yıl iyi hâlden yoksun bırakıldığını, sportif, kültürel ve eğitim faaliyetlerine katılamadığını, açık görüş yasağı uygulandığını, hücrede kaldığı süre boyunca iletişim haklarının kısıtlandığını ve ailesiyle görüşemediğini ileri sürmüştür.
🔍 Mahkemenin sorduğu asıl soru
Anayasa Mahkemesi başvuruyu doğrudan ifade özgürlüğü ihlali olarak değil, ifade özgürlüğüyle bağlantılı etkili başvuru hakkı kapsamında incelemiştir. Çünkü disiplin cezası zaten iptal edilmiştir; çözülmesi gereken mesele, hukuka aykırı olduğu sonradan tespit edilen ve önceden infaz edilmiş bir cezanın sonuçlarını giderecek bir yolun bulunup bulunmadığıdır.
Mahkeme bu değerlendirmede hücreye koyma cezasının ağırlığına özellikle dikkat çekmiştir. 5275 sayılı Kanun’un 44. maddesine göre bu ceza, hükümlünün bir günden yirmi güne kadar, açık havaya çıkma hakkı saklı kalmak üzere tek başına bir hücrede tutulmasını ve her türlü temastan yoksun bırakılmasını ifade eder. Karara göre bu ceza disiplin cezaları arasında en ağırıdır ve hükümlüyü duyusal, fiziksel ve sosyal izolasyona maruz bırakır.
Etkiler yalnızca hücrede geçen günlerle sınırlı değildir. Kararda şu sonuçlar sayılmıştır:
- Disiplin cezaları açık ceza infaz kurumuna ayrılma, denetimli serbestlik ve koşullu salıverilme bakımından önemli sonuçlar doğurur.
- 5275 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca 44/3 kapsamındaki hücre cezasında iyi hâlin yeniden kazanılması için bir yıllık süre öngörülmüştür.
- İyi hâlli sayılmayan hükümlüler yönünden bu süre içinde sportif ve kültürel faaliyetlere katılma ve iletişim haklarında kısıtlamalara gidilebilir.
Mahkeme bu nedenle, hukuka aykırı bir disiplin cezasının iptal edilmesinin tek başına geçmişte uğranılan mağduriyeti gidermeye yeterli olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
🚧 Üç yol, üç çıkmaz
Kararın en öğretici bölümü, Anayasa Mahkemesinin olası bütün hukuk yollarını tek tek sınaması ve her birinin neden yetersiz kaldığını göstermesidir.
1. İnfaz hâkimliği: 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun 6. maddesine göre infaz hâkimi şikâyeti yerinde görmezse reddeder; yerinde görürse işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir. Karara göre bu kararlar sınırlı sayıdadır ve infaz hâkimliklerinin manevi tazminata hükmetme yetkisi mevzuattan açıkça anlaşılamamaktadır. Uygulamada da infaz hâkimlikleri disiplin cezaları yönünden onaylama, iptal veya kaldırma dışında karar vermemektedir.
2. CMK 141 tazminat davası: 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesindeki tazminat yolu, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında gerçekleşen koruma tedbirlerine ilişkindir. İnfaz aşamasında verilen disiplin cezası ise ne soruşturma ve kovuşturma kapsamındadır ne de bir koruma tedbiridir. Mahkeme, daha önce bir emsal başvuruda ağır ceza mahkemesinin bu hâllerin tahdidi olduğu ve kıyasla genişletilemeyeceği gerekçesiyle davayı esasa girmeden reddetmesini ilgili ve yeterli bulduğunu hatırlatmıştır. Kararda aktarılan Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2014 tarihli kararı da aynı yöndedir.
3. İdari yargıda tam yargı davası: Adalet Bakanlığı görüşünde 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin yeterli bir yasal zemin oluşturduğu savunulmuştur. Mahkeme ise hücre cezasının kesinleşmesinin ve infazının infaz hâkimliği ile Cumhuriyet savcılığının denetiminde yürütüldüğünü, bu cezanın infazının idari değil yargısal bir işlem sayılabileceğini belirtmiştir. Ayrıca yapılan araştırmada bu türden bir idari davaya rastlanmadığı vurgulanmıştır.
Mahkeme son olarak yargı pratiğindeki dağınıklığa işaret etmiştir. Yargıtay 12. Ceza Dairesi bir kararında CMK 141 yolunu kapatmış, başka bir kararında görevin idari yargıda olduğunu belirtmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi ise bu tür tazminat davalarına adli yargıda bakılacağını, ancak adli yargı içinde hangi merciin görevli olduğunu belirlemenin kendi yetkisinde olmadığını ifade etmiştir. Karara göre bu tablo, açık, kesin ve belirgin bir uygulama birliği bulunmadığını göstermektedir.
⚖️ Hüküm: ihlal, tazminat ve TBMM’ye bildirim
Genel Kurul, infaz aşamasında hukuka aykırı olarak verilen hücreye koyma gibi disiplin cezalarının infazı nedeniyle mahpusların uğradığı zararın giderilmesine yönelik, makul başarı şansı sunan bir yolun ne mevzuatta açıkça gösterildiğini ne de yargı pratiğiyle belirlenebildiğini tespit etmiştir. Bu nedenle bu alanda etkili bir hukuk yolunun ihdası için yasal düzenleme yapılmasına ihtiyaç bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Hüküm fıkrası şu unsurları içermektedir:
- Adli yardım talebinin kabulü,
- Anayasa’nın 26. maddesiyle bağlantılı olarak 40. maddesindeki etkili başvuru hakkının ihlal edildiğinin tespiti,
- Yapısal sorunun çözümü için keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesi,
- Başvurucuya net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesi,
- Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesi.
Kararda ihlalin kaynağının bir mahkeme kararı değil, 4675 sayılı Kanun’un 6. maddesinde ve diğer kanuni düzenlemelerde mağduriyeti giderecek açık bir hükmün bulunmaması olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle yeniden yargılamaya değil, yasama organına yönelik bir bildirim yoluna gidilmiştir.
🆕 Karar sonrasında ne bekleniyor?
Genel Kurul, aynı yapısal sorunun benzer başvurularda da ihlal kararlarına yol açabileceğini kabul etmiş ve bir süre belirlemiştir: kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dört aylık sürenin sonunda, yapısal sorunun çözülüp çözülmediğine bağlı olarak konuda yeni bir değerlendirme yapılacaktır. Karar 22/10/2026 tarihinde yayımlandığından bu süre yayım tarihinden itibaren işlemektedir.
Kararın pratik sonuçları şöyle özetlenebilir:
- Disiplin cezasının iptali, cezanın infaz edilmiş olması hâlinde zararın giderildiği anlamına gelmemektedir.
- Mevcut mevzuatta infaz hâkimliği, CMK 141 yolu ve idari yargıdaki tam yargı davası bu zarar bakımından Anayasa Mahkemesince yeterli görülmemiştir.
- Kanun koyucunun yapacağı düzenlemenin içeriği ve görevli merci henüz belli değildir.
Ceza infaz kurumundaki disiplin süreçlerine ilişkin belge ve başvuru haklarının ele alındığı bir diğer karar için hükümlünün disiplin evrakı talebi yazısı incelenebilir.
💬 Sorular ve cevaplar
Disiplin cezası iptal edildiği hâlde neden ihlal kararı verildi?
Ağır ceza mahkemesinde CMK 141'e göre tazminat istenemez mi?
Kararda tazminat miktarı ne kadar ve neden yeniden yargılama yok?
Benzer başvurular bakımından nasıl bir süreç öngörüldü?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar incelemeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Kararlar Bilgi Bankasında ve 22/10/2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Başvurucunun kimliği yazıya alınmamıştır. Karar, belirli bir hükümlü hakkında verilen ve sonradan iptal edilen hücreye koyma cezasına ilişkin olup kanun koyucunun yapacağı düzenlemenin içeriği ve sonraki başvurulardaki değerlendirme henüz bilinmemektedir; farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



