Satış Talebi Reddinde İstinaf Yolu – Yargıtay HGK 2026/467

İcra dosyasında yıllardır haciz altında duran taşınmazlar için alacaklı satış ister, avansı da yatırır. Fakat icra müdürlüğü, yeni tarifeye göre eksik kalan avansın süresinde tamamlanmadığını belirterek satış talebini “vaki olmamış” sayar. Alacaklı bu işlemi icra mahkemesine şikâyet eder ve kazanır. Borçlu ise bu karara karşı istinaf yoluna başvurduğunda bölge adliye mahkemesinin “karar kesindir” cevabıyla karşılaşır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu kapıyı kapatan yaklaşımı kabul etmemiş ve İcra ve İflas Kanunu’nun 363. maddesindeki istisnaların genişletilemeyeceğini bir kez daha vurgulamıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 09.09.2026 tarihli ve E.2025/834, K.2026/467 sayılı kararıyla, satış talebinin vaki olmamış sayılmasına ve reddine ilişkin icra müdürlüğü işlemi hakkında verilen icra mahkemesi kararının İİK m.363/1’de sayılan kesin kararlardan olmadığını, bu nedenle istinaf yolunun açık olduğunu belirtmiş; bölge adliye mahkemesinin temyiz dilekçesini reddeden ek kararını kaldırarak direnme kararını oybirliğiyle bozmuştur.
🏗️ Haciz, satış talebi ve yeni tarife
Uyuşmazlığın arka planı 7343 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklere dayanır. İİK’nın 7343 sayılı Kanun’la değişik 106. maddesine göre alacaklı veya borçlu, hacizden itibaren bir yıl içinde haczolunan malın satışını isteyebilir; satış talebiyle birlikte kıymet takdiri ve satış giderlerinin tamamının peşin olarak yatırılması zorunludur. Giderler peşin yatırılmazsa satış talebi vaki olmamış sayılır; yatırılan miktar satış işlemleri sırasında yetersiz kalırsa icra müdürü satış isteyene on beş günlük süre verir.
Somut dosyada alacaklı şirket, borçlular aleyhine genel haciz yoluyla ilamsız takip başlatmıştır. Borçlu şirkete ait taşınmazlar üzerindeki haciz tarihi 03.02.2016‘dır. Alacaklı, karar metnindeki ifadeye göre 26.09.2017 tarihinde taşınmazların tamamının satışını talep etmiş ve 28.08.2017 tarihinde satış avansı yatırmıştır. Yıllar sonra, 10.11.2023 tarihinde taşınmazların kıymet takdiri ve satışının yapılmasını yeniden istemiş ve aynı gün ek avans yatırmıştır.
İcra müdürlüğü ise 21.11.2023 tarihli işlemiyle, İİK m.106 ve geçici madde 18 ile 08.03.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Satış Giderleri Tarifesine dayanarak, alacaklının bakiye avansı 08.03.2023 tarihine kadar yatırması gerektiğini, ek avansın ise 10.11.2023’te yatırıldığını belirtmiş; taşınmazlar yönünden satış talebinin vaki olmamış sayılmasına ve talebin reddine karar vermiştir.
🧭 Şikâyetten Hukuk Genel Kuruluna
Dosya, kanun yolu tartışması nedeniyle uzun bir yol izlemiştir:
- Şikâyet: Alacaklı, İİK geçici m.18/2-1 uyarınca geçiş tarihinden önce haczedilen mallar hakkında eski hükümlerin uygulanacağını, icra müdürlüğünün eksik avansı tespit edip yatırılması için süre vermesi gerektiğini ileri sürmüştür.
- İcra mahkemesi (13.05.2024): Haciz tarihinin 03.02.2016 olduğunu, geçici m.18/2-1 uyarınca eski hükümlerin uygulanacağını belirterek şikâyeti kabul etmiştir.
- Bölge adliye mahkemesi (18.09.2024): Borçluların istinafını, kararın “satışa hazırlık işlemi” olup İİK m.363/1 uyarınca kesin olduğu gerekçesiyle usulden reddetmiş; ardından 25.10.2024 tarihli ek kararla temyiz dilekçesini de reddetmiştir.
- Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (20.03.2025): Ek kararı kaldırmış ve önceki içtihadından dönerek kararın kesin olmadığını, istinafın esastan incelenmesi gerektiğini belirterek bozmuştur.
- Direnme (10.07.2025): Bölge adliye mahkemesi önceki gerekçeyi genişleterek direnmiş, 16.09.2025 tarihli ek kararla bu kez direnme kararına yönelik temyiz dilekçesini de reddetmiştir.
- Hukuk Genel Kurulu (09.09.2026): Ek kararı ortadan kaldırmış, direnme kararını bozmuştur.
Özel Dairenin bozma kararında öne çıkan cümle şudur: İlk derece mahkemesinin şikâyeti kabul eden kararı satışın devamı sonucunu doğursa da, kararın konu yönünden kesin olup olmadığının belirlenmesinde aslolan şikâyete konu müdürlük işlemidir.
🚪 Önce ek karar: temyiz dilekçesi reddedilebilir miydi?
Hukuk Genel Kurulu esasa geçmeden önce bir ön sorunu çözmüştür: Bölge adliye mahkemesinin direnme kararına karşı yapılan temyizi “kesin karar” gerekçesiyle ek kararla reddetmesi yerinde midir? Genel Kurul bu soruyu, uyuşmazlığın esasıyla iç içe olan şu tespitle cevaplamıştır: Şikâyete konu işlem hakkında verilen icra mahkemesi kararı İİK m.363/1’de sayılanlardan olmadığından istinaf yolu açıktır; dolayısıyla ek kararın dayanağı bulunmamaktadır.
Genel Kurul bu ön sorun değerlendirmesinde, aynı konuda daha önce verdiği 05.11.2025 tarihli ve 2025/12-80 Esas, 2025/685 Karar sayılı kararına da atıf yapmış ve bu kararda da söz konusu icra mahkemesi kararının kesin nitelikte olmadığının benimsendiğini belirtmiştir. Ek karar oybirliğiyle ortadan kaldırılmış ve direnme kararının esastan incelenmesine geçilmiştir.
📜 İİK 363/1: sınırlı sayım ve “şikâyete konu işlem” ölçütü
Kararın merkezinde, 5311 sayılı Kanun’la değişik İİK m.363/1 yer alır. Hükme göre icra mahkemesinin; 85. maddenin uygulanma biçimi, icra dairesince hesaplanan vekâlet ücreti, 103. maddenin uygulanma biçimi ve davetiyenin içeriği, yediemin ücreti ve değiştirilmesi, hacizli taşınırların muhafaza şekli, kıymet takdirine ilişkin şikâyet, ihaleye katılım teminatı, satışın durdurulması, satış ilanının iptali, süresinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi, 263. maddenin uygulanma biçimi, iflas idaresine ilişkin bazı kararlar ve İİK m.36’ya göre icranın geri bırakılması dışındaki kararlarına karşı, değer veya miktar sınırı aşılmak şartıyla istinaf yoluna başvurulabilir.
Genel Kurulun bu hükümden çıkardığı sonuçlar şunlardır:
- Kural istinafın açık olmasıdır. 5311 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik, eski düzenlemenin aksine, istinaf yolunun kapalı olduğu kararları tek tek saymıştır. Sayılanlar dışındaki icra mahkemesi kararlarına karşı istinaf yolu açıktır.
- İstisnalar dar yorumlanır. Kanun koyucu sınırlı sayım ilkesini benimsemiştir; kesinlik, benzerlik yoluyla başka işlemlere taşınamaz. Kanunun başka maddelerinde (m.36/5, 79/a-2, 88/a-9, 97/5 gibi) ayrıca öngörülen kesinlik hâlleri de saklıdır.
- Ölçüt, şikâyete konu müdürlük işlemidir. İcra mahkemesi kararının sonucunun satışın devamına yol açması, kararı “satışa hazırlık işlemi” diye kesin hâle getirmez.
- Usul kuralları: İİK’da özel hüküm bulunmayan hâllerde HMK’nın istinaf ve temyiz hükümleri uygulanır (İİK m.366/1, HMK m.447/2). Süresi geçmiş veya istinafa kapalı bir karara yapılan başvurunun reddi ise İİK m.365’teki usule bağlıdır.
Aynı yaklaşım, haciz mahallindeki kilitli kasanın açılmasına ilişkin şikâyette de Yargıtay 12. Hukuk Dairesince benimsenmiş ve kilitli kasa şikâyeti kesin mi yazısında ele alınmıştı. HGK 2026/467’nin farkı, kesinlik tartışmasını satış aşamasına, yani avans ve satış talebinin geçerliliği sorununa taşıması ve bunu direnme yoluyla Genel Kurul düzeyinde karara bağlamasıdır.
🔀 Satışın düşürülmesi ile satış talebinin reddi aynı şey mi?
Bölge adliye mahkemesinin direnmesinin altında yatan düşünce, satış talebinin reddinin de bir “satışa hazırlık” işlemi olduğu ve m.363/1’deki satışa ilişkin kesin kararlarla aynı kefeye konulması gerektiğiydi. Genel Kurul bu benzetmeyi kabul etmemiştir. Madde, “süresinde satış istenmemesi nedeniyle satışın düşürülmesi” ve “satışın durdurulması” gibi belirli işlemleri saymaktadır; satış talebinin vaki olmamış sayılması ve reddi ise bu sayım içinde yer almamaktadır.
Ayrımın pratik önemi büyüktür. Satış talebinin reddi, alacaklının yıllar önce konulmuş haczinin akıbetini doğrudan etkileyebilir; avansın hangi tarifeye göre, hangi süre içinde tamamlanacağı da geçiş hükümlerinin yorumuna bağlıdır. Böyle bir işleme ilişkin icra mahkemesi kararının ikinci bir yargısal denetimden geçebilmesi, hem alacaklı hem borçlu için güvence niteliğindedir. Bu dosyada istinaf yoluna başvuran taraf borçlulardır.
Satış avansı ve haczin ayakta kalması meselesinin farklı yönleri için Genel Kurulun reddedilen satış talebi ve haciz kararına ilişkin değerlendirmemize bakılabilir. O dosyada tartışılan, ret işleminin haczin düşmesine yol açıp açmadığıdır; HGK 2026/467’de ise ret işlemine ilişkin şikâyet kararına karşı hangi kanun yolunun açık olduğu belirlenmiştir.
🏛️ Kararın icra uygulamasına yansıması
Hukuk Genel Kurulu, uyuşmazlığın esasına, yani geçici m.18’in bu dosyada nasıl uygulanacağına ve alacaklıya eksik avans için süre verilip verilmeyeceğine ilişkin bir değerlendirme yapmamıştır. Karar, yalnızca kanun yolunu açmıştır: Bölge adliye mahkemesi, borçluların ileri sürdüğü istinaf sebeplerini inceleyerek oluşacak sonuca göre karar verecektir. Dosya HMK m.373/2 uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir.
Kararın icra pratiği açısından görünür kıldığı noktalar şöyle özetlenebilir:
- İcra mahkemesi kararının kesin olup olmadığı belirlenirken önce şikâyete konu müdürlük işleminin İİK m.363/1’deki sayımda yer alıp almadığına bakılır.
- “Satışa hazırlık” gibi genel bir nitelendirme, sayımda bulunmayan bir işlemi kesin hâle getirmez.
- Bölge adliye mahkemesinin kesinlik gerekçesiyle verdiği ek kararlar, Yargıtay denetimine tabidir ve yerinde görülmezse ortadan kaldırılır.
💬 Sık sorulanlar
Satış talebinin vaki olmamış sayılmasına ilişkin şikâyet kararı kesin midir?
İİK 363/1'deki 'satışın düşürülmesi' ile bu dosyadaki işlem neden farklı sayıldı?
Hukuk Genel Kurulu alacaklıya ek süre verilmesi gerektiğine mi karar verdi?
Bölge adliye mahkemesinin 'karar kesindir' diyerek verdiği ek karara ne olur?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, icra ve iflas hukukuna ilişkin diğer karar değerlendirmelerine Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından ve kararda özetlenen icra mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ve Özel Daire gerekçelerinden derlenmiştir. Mevzuat atıfları 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun yürürlükteki metnine dayanmaktadır. Kaynakta taraf kimlikleri anonimdir. Karar kendi dosyasının olgularına dayanır; benzer görünen bir icra uyuşmazlığında sonuç, şikâyete konu işlemin niteliğine, haciz tarihine ve uygulanacak geçiş hükümlerine göre farklılaşabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru ve işlemlerden Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




