Kaşesiz Kira Sözleşmesiyle Takip – Yargıtay 3. HD 2026/3421

Şirketin şubesi olarak bilinen bir restoran, bir yıllığına işletilmek üzere bir başkasına bırakılır. Sözleşmeyi kiraya veren tarafında imzalayan kişi bir gerçek kişidir; kâğıtta ne şirketin kaşesi vardır ne de “şirket adına” ibaresi. Yıllar sonra kira alacağı için icra takibini başlatan ise şirketin kendisidir. Takip dosyasına ödeme yapmak zorunda kalan işletmeci, “Ben bu şirketin kiracısı değilim” diyerek dava açar. Bu yazıda, kira ilişkisinin tarafı olduğunu ispat yükünün kimde olduğunu ve temsil iddiasının hangi koşullarda dinlenmediğini gösteren bir Yargıtay kararını ele alıyoruz.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.06.2026 tarihli ve E.2025/4324, K.2026/3421 sayılı kararıyla, kira sözleşmesinin davalı şirketi temsil ettiğine dair hiçbir ifade kullanılmadan dava dışı bir kişi tarafından imzalandığını, kira bedelinin ve demirbaşların da bu kişiye ödenip teslim edileceğinin kararlaştırıldığını tespit etmiştir. Daire, kiraya verenin dava dışı kişi olduğunu kabul eden derece mahkemesi kararlarında isabetsizlik görmemiş ve davalı şirketin kira ilişkisini ispatlayamadığını belirterek istirdat ve menfi tespit davasının kabulüne ilişkin kararı oy birliğiyle onamıştır.
🍽️ Restoranın işletmeye verilmesi ve takip
Uyuşmazlığa konu sözleşme, 20.09.2012 tarihlidir. İlk derece mahkemesinin aktardığı hükümlere göre bir limited şirketin şubesi olarak görünen bir restoran, 20.09.2012-20.09.2013 tarihleri arasında işletmeye verilmiştir. Sözleşmede başlıca şu düzenlemeler yer almaktadır:
- 20.09.2012 tarihinden önceki ve sonraki borçların kime ait olacağının ayrı ayrı belirlenmesi,
- Kira bedelinin aylık 12.500,00 TL olarak kararlaştırılması ve her ayın 20’sinde sözleşmeyi kiraya veren sıfatıyla imzalayan dava dışı kişiye ödenmesi,
- Süre sonunda işletme teslim edildiğinde ekteki demirbaşların eksiksiz biçimde yine bu kişiye teslim edilmesi.
Sözleşmenin kiraya veren hanesinde dava dışı gerçek kişinin imzası bulunmakta; davalı şirketin kaşesi yer almamaktadır. Sözleşmede bu kişinin şirket adına hareket ettiğine dair bir açıklama da yoktur. Davalı şirket buna rağmen kira alacağı için davacı hakkında icra takibi başlatmıştır.
🗂️ Tarafların iddia ve savunmaları
Davacı, davalının kendisi hakkında takip başlattığını, takipte borcun kaynağının anlaşılamadığını ve davalıya herhangi bir borcunun bulunmadığını ileri sürmüştür. Talebi iki kalemden oluşmaktadır: Takip dosyasına ödenen 95.641,45 TL’nin istirdadı ve takipte bakiye kalan 51.951,89 TL yönünden borçlu olmadığının tespiti.
Davalı şirket ise 20.09.2012 tarihli kira sözleşmesiyle şirketin şubesi olan restoranın davacıya kiralandığını ve işletmesinin verildiğini savunmuştur. Davalıya göre davacı, takip dayanağı sözleşmedeki imzaya itiraz etmemiş; takibe konu kira bedellerini ödediğine dair yazılı bir belge de sunamamıştır.
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesi, borçlunun icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfi tespit davası açabileceğini; borç ödenmiş olursa davanın istirdat davası olarak devam edeceğini düzenler. Bu dosyada da talep, ödenen kısım için istirdat, kalan kısım için menfi tespit olarak kurulmuştur.
⚖️ Sulh hukuk mahkemesi: kiraya veren kim?
İstanbul Anadolu 20. Sulh Hukuk Mahkemesi, uyuşmazlığı kira ilişkisinin tarafları üzerinden çözmüştür. Gerekçenin ana hatları şöyledir:
- Sözleşmenin kiraya veren kısmında davalı şirketin kaşesi bulunmamakta ve sözleşmede şirket adına kira sözleşmesi yapıldığına dair bir belirtme yer almamaktadır.
- Kira ilişkisinin kurulduğunu ispat yükü kiraya verendedir.
- Takipte dayanılan sözleşmede kiraya veren olarak dava dışı kişinin imzası vardır; davalının malik olduğuna veya sözleşmede esasen kendisinin kiraya veren olduğuna dair bir belirtme yoktur.
- Davalı, kiralananın kullanım hakkının şirkete ait olduğunu ve bu nedenle kira alacağını isteyebileceğini ileri sürmüştür. Mahkemeye göre kiraya veren veya malik dışındaki bir kişinin kira alacağını talep edebilmesi için temlik veya vekâlet ilişkisi bulunmalıdır; kullanım hakkının kendisinde olması, kiraya verenin yerine kira alacağını isteyebileceği anlamına gelmez.
Bu gerekçelerle mahkeme, davalının kira ilişkisinin tarafı olduğunu ya da kira alacağını herhangi bir sebeple talep edebileceğini ispat edemediği sonucuna varmış; davanın kabulüne, 95.641,45 TL’nin davalıdan istirdadına ve bakiye 51.951,89 TL bakımından davacının borçlu olmadığının tespitine karar vermiştir.
🏛️ İstinaf ve Yargıtay incelemesi
Davalının istinaf başvurusu üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 54. Hukuk Dairesi, başvurunun esastan reddine karar vermiştir. Davalı bu kararı duruşma istemli olarak temyiz etmiştir.
Temyiz dilekçesinde davalı; taraflar arasında geçerli bir kira sözleşmesi kurulduğunu, şirket ile sözleşmeyi imzalayan dava dışı kişi arasında temsil ilişkisi bulunduğunu, temsil ilişkisinin ispatında bir belge aranmasının veya sözleşmede şirket kaşesi bulunmasının şart koşulmasının yerinde olmadığını ve imzalayan kişinin şirketin temsilcisi olduğunu ileri sürmüştür.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 02.06.2026 tarihinde duruşma yaparak davalı vekilinin sözlü açıklamalarını dinlemiş ve aynı gün kararını vermiştir. Daire uyuşmazlığı, kira alacağının tahsili için başlatılan icra takibinde borçlu olmadığının tespiti ve ödenen bedelin istirdadı istemi olarak nitelemiştir. Gerekçede öne çıkan tespitler şunlardır:
- Takibe dayanak kira sözleşmesi, davalı şirketi temsil ettiğine dair bir ifade kullanılmadan dava dışı kişi tarafından imzalanmıştır.
- Sözleşme hükümlerinde kira bedelinin bu kişiye ödeneceği ve sözleşme sonunda demirbaşların bu kişiye teslim edileceği düzenlenmiştir.
- Bu durumda derece mahkemelerince kiraya verenin dava dışı kişi olduğunun kabulünde isabetsizlik yoktur.
- Davalı, taraflar arasında kira ilişkisi bulunduğunu ispatlayamamıştır.
Daire, davalının temyiz itirazlarını reddederek kararı HMK m.370/1 uyarınca onamış, bakiye temyiz karar harcını temyiz eden davalıya yüklemiştir. Karar oy birliğiyle verilmiştir. Yargıtay gerekçesinde sözleşmenin başlangıç tarihi “20.09.2021” olarak yazılmıştır; ilk derece mahkemesi kararında aktarılan sözleşme metni ve tarafların beyanları 20.09.2012 tarihini göstermektedir.
🤝 Temsil iddiası neden sonuç doğurmadı?
Davalının temyizdeki asıl savunması, imzalayan kişinin şirketin temsilcisi olduğudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 40. maddesi bu noktada yol göstericidir. Maddeye göre yetkili bir temsilcinin bir başkası adına ve hesabına yaptığı hukuki işlemin sonuçları doğrudan temsil olunanı bağlar. Ancak temsilci işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse, işlemin sonuçları kendisine ait olur. Karşı tarafın temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarması veya çıkarması gerekmesi ya da işlemi temsilciyle veya temsil olunanla yapmasının farksız olması hâlinde ise sonuçlar yine temsil olunana ait olur.
Karar metninde TBK m.40 açıkça anılmamıştır. Bununla birlikte Yargıtay’ın gerekçesi bu çerçeveyle örtüşmektedir: Daire yalnızca kaşe eksikliğine dayanmamış, sözleşmenin bütün hükümlerinin dava dışı kişiyi işaret ettiğine dikkat çekmiştir. Kira bedelinin ödeneceği kişi ve demirbaşların teslim edileceği kişi şirket değil, imzayı atan kişidir. Böyle bir metinde kiracının, karşısındaki tarafın aslında şirket olduğunu “durumdan çıkarması” beklenemeyecektir. Restoranın şirketin şubesi olarak görünmesi ise tek başına sözleşmenin şirket adına yapıldığını göstermeye yetmemiştir.
TBK m.40’ın son fıkrası, diğer durumlarda alacağın devri veya borcun üstlenilmesine ilişkin hükümlerin uygulanacağını belirtir. İlk derece mahkemesinin “temlik veya vekâlet ilişkisi gerekir” tespiti de bu sisteme uygun düşmektedir. TBK m.183’e göre alacaklı, kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacağını üçüncü kişiye devredebilir; ancak dosyada böyle bir devrin varlığı ortaya konulamamıştır.
🔍 İspat yükü ve kullanım hakkı savunması
Kararın uygulamaya yönelik en önemli mesajı, ispat yükünün dağılımına ilişkindir. Menfi tespit davası borçlu tarafından açılmış olsa da, kira alacağının dayanağı olan kira ilişkisinin varlığını ve alacaklının bu ilişkinin tarafı olduğunu ispat yükü alacağı talep eden taraftadır. Davalının “davacı imzaya itiraz etmedi” savunması bu nedenle sonuç doğurmamıştır: Davacı zaten sözleşmeyi imzaladığını inkâr etmemiş, sözleşmenin karşı tarafının davalı şirket olmadığını savunmuştur.
TBK m.299 kira sözleşmesini, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlar. Kira bedelini isteme hakkı, kural olarak bu sözleşmenin kiraya veren tarafına aittir. Davalının “kullanım hakkı şirkettedir” savunması, ilk derece mahkemesince kira alacağını talep yetkisi vermeyeceği gerekçesiyle reddedilmiş ve bu değerlendirme Yargıtay denetiminden geçmiştir.
Kira ilişkisinde yazılı belgelerin ispat bakımından taşıdığı ağırlığa dair farklı örnekler için kira teminatı bonosunun ispatı ve kira alacağını temlik eden kiraya verenin tahliye talebi yazıları incelenebilir. Kira bedelinin yanlış kişiye ödenmesinin doğurduğu rücu sorunu ise alt kiracının çifte kira ödemesi yazısında ele alınmıştır.
❔ Soru ve cevaplar
Kira sözleşmesinde şirket kaşesinin bulunmaması tek başına belirleyici midir?
Menfi tespit davasında kira ilişkisini kim ispat etmelidir?
Kiralananın kullanım hakkına sahip olmak kira alacağını istemeye yeter mi?
Dava hangi tutarlar yönünden kabul edilmiştir?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, kira uyuşmazlıklarına ilişkin diğer karar değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan onama kararından ve kararda özetlenen ilk derece ile bölge adliye mahkemesi gerekçelerinden derlenmiştir. Kaynakta taraf kimlikleri anonimdir; karar metninde geçen kişi adları yazıya ve PDF’e alınmamıştır. Karar, kendi dosyasındaki sözleşme metnine ve delillere dayanır; temsil ilişkisinin varlığı her uyuşmazlıkta sözleşmenin bütününe ve tarafların davranışlarına göre ayrıca değerlendirilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




