Tasfiye Payında Sermaye Kalemleri – Danıştay 3. D 2025/3073

Bir anonim şirket yıllar içinde enflasyon düzeltme farklarını, yeniden değerleme fonunu, yedek akçelerini, geçmiş yıl kârlarını ve 2009’daki varlık barışı kapsamında kayda aldığı tutarları sermayesine ekliyor. Sonra tasfiyeye giriyor ve tasfiye sonunda ortaklarına pay bedellerini geri ödüyor. Vergi idaresine göre bu ödemenin içinde, sermayeye “sonradan eklenmiş” kâr ve fonlar var; bunlar ortaklara dağıtılınca kâr payı sayılır ve gelir vergisi kesintisine (stopaja) tabi olur. Şirkete göre ise sermayeye eklenen her tutar artık sermayenin parçasıdır ve tasfiyede ortaklara geri verilen şey kâr değil, sermayenin kendisidir. Danıştay Üçüncü Dairesi bu tartışmada şirketin yanında yer aldı.
Danıştay 3. Dairesi, 25.06.2025 tarihli ve E.2023/3770, K.2025/3073 sayılı kararıyla, tasfiye nedeniyle ortaklara geri verilen sermaye içindeki iç kaynak kalemlerinin ayrıştırılarak vergilendirilmesine dair yasal bir düzenleme bulunmadığını kabul etmiş; vergi dava dairesinin bu kalemler yönünden davayı reddeden hüküm fıkrasını bozmuş, varlık barışı fonuna ilişkin kısım yönünden idarenin temyiz istemini ise reddetmiştir. Karar oyçokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir.
🏭 Tasfiyede ortaklara geri dönen para: kâr mı, sermaye mi?
Karar metnine göre davacı, bir malzeme sanayii anonim şirketidir ve 31.10.2016 tarihinde tasfiyeye girmiştir. Şirket, sermaye yapısını güçlendirmek amacıyla önceki yıllarda şu kalemleri sermayesine eklemiştir:
- enflasyon düzeltme farkları,
- yeniden değerleme değer artış fonu,
- olağan yedek akçeler,
- 5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun uygulaması kapsamında yapılan artış,
- geçmiş yıl kârları.
Tasfiye sürecinde ortaklara dağıtılan tutar bu kalemleri de içerdiğinden, şirket ödeme üzerinden gelir vergisi kesintisi yaparak 2019 yılı Ocak dönemi muhtasar beyannamesini ihtirazi kayıtla vermiştir. Ardından tahakkuk eden gelir (stopaj) vergisinin kaldırılması ve ödenen tutarın iadesi istemiyle vergi mahkemesinde dava açmıştır.
Uyuşmazlığın merkezinde, Gelir Vergisi Kanunu’nun kâr payı dağıtımında tevkifatı düzenleyen 94. maddesinin 6. bendi bulunmaktadır. Danıştay kararında aktarıldığı üzere bu hüküm, tam mükellef kurumların dağıttığı kâr paylarından tevkifat yapılmasını öngörür; ancak parantez içinde “kârın sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz” kaydını taşır. Soru şudur: Sermayeye eklendiği gün kâr dağıtımı sayılmayan bir tutar, şirket tasfiye edilip sermaye ortaklara iade edildiğinde kâr dağıtımına dönüşür mü?
📘 Vergi mahkemesi: Tasfiye payı kâr payı değildir
İlk derece vergi mahkemesi, tasfiye kârı ile tasfiye payı arasında ayrım yapmıştır:
- Tasfiye kârı, şirketin tasfiye dönemi içinde elde ettiği kârdır; ortaklara dağıtılırken olağan dönemdeki kâr dağıtımında olduğu gibi tevkifata tabidir ve bu konuda uyuşmazlık yoktur.
- Tasfiye payı ise şirket malvarlığı paraya çevrilip borçlar ve vergiler ödendikten sonra kalan tutardır. Ortak burada hissesi üzerinden bir kâr payı elde etmez; menkul sermayesi şirketin tasfiyesi yoluyla nakde dönüşür ve kendisine verilir.
Mahkeme ayrıca tasfiye payının, menkul kıymetlerin elden çıkarılmasından doğan değer artış kazancı olarak da vergilendirilemeyeceğini belirtmiştir. Gerekçeye göre GVK mükerrer 80. maddedeki “elden çıkarma” kavramı satış, ivaz karşılığı devir, trampa ve sermaye olarak konulmayı kapsar; şirketin tasfiyesi sonucunda kalan tutarın ortağa verilmesi bu kavrama girmez ve kıyas yoluyla vergi konulamaz. Bu gerekçeyle mahkeme, ihtirazi kayda konu verginin kaldırılmasına ve ödenen tutarın iadesine hükmetmiştir.
🔍 Bölge idare mahkemesi: Kalem kalem ayrıştırma
Bölge idare mahkemesi vergi dava dairesi farklı bir yöntem izlemiş ve sermayeye eklenen her kalemi kendi özel hükmüne göre ayrı ayrı değerlendirmiştir:
- Enflasyon düzeltme farkları: VUK geçici 25 ve mükerrer 298. maddelerine göre bu farkların başka hesaba nakli veya işletmeden çekilmesi hâlinde vergilendirileceği, tasfiye için istisna bulunmadığı kabul edilmiştir.
- Yeniden değerleme değer artış fonu: Mülga yeniden değerleme hükümlerinde fonun sermayeye ilave dışında işletmeden çekilmesi vergiye bağlandığından, dağıtımı kâr dağıtımı sayılmıştır.
- Olağan yedek akçeler ve geçmiş yıl kârları: Sermaye azaltımı niteliğinde ortaklara dağıtılmalarının kâr dağıtımı olduğu belirtilmiştir.
- 5811 sayılı Kanun kapsamındaki artış: Kanunda bu fonun tasfiye hâlinde vergilendirilmeyeceği açıkça yazıldığından vergi alınamayacağı kabul edilmiştir.
Sonuçta bölge idare mahkemesi istinaf başvurusunu kabul ederek vergi mahkemesi kararını kaldırmış; tahakkukun yalnızca 5811 sayılı Kanun kapsamındaki artıştan kaynaklanan kısmını kaldırıp iadesine hükmetmiş, kalan kısım yönünden davayı reddetmiştir. Bu karara karşı hem şirket hem vergi idaresi temyiz yoluna başvurmuştur.
⚖️ Danıştay 3. Dairesinin değerlendirmesi
Danıştay, ilgili mevzuat bölümünde önce Anayasa’nın 73. maddesine yer vermiştir: Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Ardından GVK’nın menkul sermaye iradını tanımlayan 75. maddesini ve tevkifatı düzenleyen 94. maddesinin 6-b-i ve 6-b-ii alt bentlerini aktarmıştır.
Hukuki değerlendirmede Daire, şu tespitleri birlikte esas almıştır:
- Enflasyon düzeltme farkları, yeniden değerleme fonu, yedek akçeler, 5811 sayılı Kanun kapsamındaki artış ve geçmiş yıl kârları, zamanla iç kaynaklara dönüşen unsurlardır.
- Şirketin tasfiyesi sonucunda geri verilen sermaye paylarından, sermayeye eklenmiş bu unsurların ayrıştırılarak vergilendirileceğine dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır.
- Bu kalemlerin sermayeye eklenmesiyle işletmenin sermaye yapısının güçlendirilmesi amaçlanmış; tutarlar işletme içinde kalarak sermayenin bir unsuru hâline gelmiştir.
Daire bu nedenle, sermayeye eklenen ve tasfiye nedeniyle geri verilen tutarların vergilendirilmesinde hukuka uygunluk görmemiştir. Karar sonucu şöyledir:
- Şirketin temyiz isteminin kabulüyle, vergi dava dairesi kararının enflasyon düzeltme farkları, yeniden değerleme değer artış fonu, olağan yedek akçeler ve geçmiş yıl kârlarından kaynaklanan kısım yönünden davayı reddeden hüküm fıkrası bozulmuştur.
- 5811 sayılı Kanun kapsamındaki artıştan kaynaklanan verginin kaldırılmasına ve iadesine ilişkin hüküm fıkrasına yöneltilen vergi idaresinin temyiz istemi reddedilmiştir.
Karar oyçokluğuyla verilmiştir. Karşı oyda, temyiz dilekçelerindeki iddiaların vergi dava dairesi kararının dayandığı hukuki nedenler ve gerekçe karşısında bozmayı gerektirmediği, temyiz istemlerinin reddiyle kararın onanması gerektiği görüşü yer almaktadır.
🌍 Varlık barışı fonu neden ayrı tartışıldı?
Derece mahkemeleri arasındaki ayrışmanın en net görüldüğü kalem, 5811 sayılı Kanun kapsamında oluşturulan fondur. Bu Kanun, yurt dışındaki para, döviz, altın, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının ekonomiye kazandırılmasını ve işletmelerin sermaye yapısının güçlendirilmesini amaçlamıştır. Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasına göre bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu Kanun uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetler için pasifte özel fon hesabı açar; bu fon hesabı sermayenin cüz’ü addolunur, sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamaz ve işletmenin tasfiye edilmesi hâlinde vergilendirilmez.
Bu açık hüküm nedeniyle bölge idare mahkemesi bile bu kısmı vergilendirilemez bulmuş, Danıştay da idarenin bu yöndeki temyizini reddetmiştir. Kararın asıl önemi diğer kalemlerdedir: Böyle açık bir hüküm bulunmayan kalemler için Danıştay tersine bir sonuç çıkarmamıştır. Daire, açık bir istisna hükmünün yokluğunu “vergilendirilebilir” anlamında değil, ayrıştırarak vergilendirmeye imkân veren yasal düzenlemenin yokluğu olarak okumuştur.
Bu yaklaşım, Anayasa’nın 73. maddesindeki vergilerin kanuniliği ilkesiyle ve ilk derece mahkemesinin vurguladığı “kıyasen vergi konulamaz” düşüncesiyle uyumludur.
Bu noktada bir ayrıma dikkat çekmek gerekir: Kararda tartışılan “fon”, şirket bilançosundaki özkaynak fon hesaplarıdır; yatırım fonları veya portföy yönetim şirketlerinin fonlarıyla ilgisi yoktur. Son dönemde gündemde olan yatırım fonlarının tasfiyesi ayrı bir hukuki rejime tabidir ve bu kararın sonucu oraya doğrudan taşınamaz.
🧭 Kararın şirket ortakları bakımından anlamı
Karar, tasfiye sürecindeki şirketler ve ortakları bakımından şu gözlemlere imkân vermektedir:
- Tasfiye kârı ile tasfiye payı aynı şey değildir: Tasfiye döneminde elde edilen kârın dağıtımı tevkifata tabidir; uyuşmazlık konusu olan, sermayenin ortaklara iadesidir.
- Sermayeye eklenen kalem, sermayenin parçası olur: Daireye göre iç kaynakların sermayeye eklenmesiyle bu tutarlar işletme içinde kalarak sermaye unsuruna dönüşmüştür.
- Ayrıştırma için kanuni dayanak gerekir: Geri verilen sermayenin içinden bu unsurları ayıklayıp vergilendirmeyi öngören bir yasal düzenleme bulunmadığı tespit edilmiştir.
- Karar oyçokluğuyla verilmiştir: Karşı oydaki görüş, konunun içtihatta tartışmalı olabileceğini göstermektedir; somut dosyada bozma sonrası bölge idare mahkemesinin vereceği karar ayrıca önem taşır.
Şirket tasfiyesinin vergi boyutuna ilişkin bir başka örnek için tasfiye edilen iştirakin zararı yazısına, stopajın kapsamına ilişkin farklı bir uyuşmazlık için ise intifa hakkı bedeli ve stopaj yazısına bakılabilir.
❓ Merak edilenler
Şirket tasfiye edilirken ortaklara ödenen her tutar kâr payı mı sayılır?
Sermayeye eklenmiş geçmiş yıl kârları tasfiyede yeniden vergilendirilebilir mi?
5811 sayılı Kanun kapsamındaki fon neden diğer kalemlerden farklı değerlendirildi?
İhtirazi kayıtla beyanname vermenin bu davadaki rolü nedir?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, diğer karar değerlendirmelerine ise Emsal Kararlar bölümünden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Danıştay 3. Dairesinin mevzuat.adalet.gov.tr içtihat sisteminde yayımlanan bozma kararından derlenmiştir. Taraf bilgileri kaynakta anonimdir. Kararda ilk derece ve bölge idare mahkemesi kararlarının özeti Danıştay kararında aktarıldığı şekliyle yer almaktadır; bozma sonrası verilecek karar bu yazının kapsamı dışındadır. Mevzuata ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



