Tasfiye Edilen İştirakin Zararı – Danıştay 3. D 2025/5108

Şirketlerin başka şirketlerde tuttuğu paylar, bilançonun en oynak kalemlerinden biridir. Pay satılıp kâr edildiğinde Kurumlar Vergisi Kanunu’ndaki %75’lik istisna gündeme gelir; pay değersizleşip elden çıktığında ise bu kez kaybın vergi matrahında dikkate alınıp alınmayacağı tartışılır. Danıştay Üçüncü Dairesi, Aralık 2025’te verdiği bir kararda bu iki soruyu aynı dosyada ele almış ve tasfiye sonucu karşılıksız kalan iştirak payından doğan zararı, satış zararından ayırarak kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilir bulmuştur.
Danıştay 3. Dairesi, 04.12.2025 tarihli ve E.2023/9768, K.2025/5108 sayılı kararıyla, yurt dışındaki iştirakinin tasfiyesi nedeniyle değersiz hâle gelen payları aktifinden çıkaran bir holding şirketinin bu zararı kurum kazancından indirebileceğini kabul etmiş; iştirak paylarının bir bağlı ortaklığın alacağına mahsuben satılmasından doğan kazanca %75 istisnasının uygulanmasını ise hukuka uygun görmüştür. Karar oy çokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir.
🏢 İhtirazi kaydın iki konusu
Uyuşmazlık, bir holding şirketinin 2020 hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesinden doğmuştur. Şirket beyannameyi, idarenin kabul etmeyeceğini öngördüğü iki kalem için ihtirazi kayıtla vermiş ve bu kayda itibar edilmeden yapılan tahakkukun iptalini istemiştir. Karar metnine göre bu iki kalem şunlardır:
- İştirak payı satışı: Aktifinde iki tam yıldan fazla tutulduğu ihtilafsız olan iştirak payları 30.12.2020 tarihinde, grubun başka bir bağlı ortaklığına olan borca mahsuben satılmış; işletmeye nakit giriş olmamıştır. Şirket, bu satış kazancının %75’lik kısmının 5520 sayılı Kanun’un 5/1-e maddesi kapsamında istisna olduğunu ileri sürmüştür.
- Tasfiye zararı: Şirketin yurt dışında mukim bir iştiraki 2020 yılında tasfiye edilmiş ve tasfiye zararla sonuçlanmıştır. Değersiz kalan paylara isabet eden tutar kanunen kabul edilmeyen giderlere atılmış; şirket bu zararın kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması gerektiğini savunmuştur.
İdare ise ilk kalemde, (1) Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği’nin istisnanın amacının satan kurumun mali yapısını güçlendirmek olduğunu, para karşılığı olmayan devir, temlik ve trampanın istisna kapsamına girmediğini belirten bölümlerine dayanmıştır. İkinci kalemde ise tasfiye zararının ticari kazancın elde edilmesiyle ilgili bir gider olmadığı görüşündedir.
🧮 Vergi mahkemesi ve bölge idare mahkemesi
Vergi mahkemesi uyuşmazlığı iki parçaya ayırarak çözmüştür:
- Satış kazancı yönünden iptal: Mahkemeye göre alacaklı şirketin davacının bağlı ortaklığı olması borcun mahiyetini değiştirmez. Satışın gerçeği yansıtmadığına dair somut bir tespit yoktur. Elde edilen tutar şirket borçlarının ödenmesinde, yani mali yapının güçlendirilmesinde kullanılmış, işletmeden çekilip ortaklara dağıtılma imkânı da bulunmamıştır. Tebliğdeki alt düzenlemelere dayanarak istisnadan yararlandırmamak, kanunla tanınan bir hakkı kısıtlamak anlamına gelir.
- Tasfiye zararı yönünden ret: Bir giderin hasılattan indirilebilmesi için gelirle gider arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağı bulunmalıdır. Mahkeme, iştirakin tasfiyesinden doğan zararı ticari kazancın elde edilmesi veya idamesiyle ilgili bir gider olarak görmemiştir.
Bölge idare mahkemesi vergi dava dairesi, her iki tarafın istinaf başvurusunu 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45/3. maddesi uyarınca reddetmiştir. Bunun üzerine davalı idare aleyhine olan satış kısmını, davacı ise aleyhine olan tasfiye zararı kısmını temyiz etmiştir. Danıştay Tetkik Hâkimi, davacının temyiz isteminin kabulü, idarenin temyiz isteminin reddi yönünde görüş bildirmiştir.
⚖️ Danıştayın vardığı sonuç
Daire, iki temyiz istemini ayrı ayrı sonuçlandırmıştır. Gerekçenin ana hatları şunlardır:
- Satış kısmı onandı: Tahakkukun iştirak payı satışından kaynaklanan kısmına ilişkin hüküm fıkrası, “aynı hukuksal nedenler ve gerekçeyle” Dairece de uygun görülmüştür. Bu yolla, alacağa mahsuben yapılan satışta istisnanın uygulanabileceğine ilişkin vergi mahkemesi gerekçesi benimsenmiştir.
- 5/3 kuralı satışa bağlıdır: KVK 5/1-e’deki istisna iştirak paylarının satışından doğan kazanç için öngörüldüğünden, istisna kapsamındaki faaliyetlerden doğan zararların indirilmesini yasaklayan 5/3 hükmü de ancak bir satış işlemi varsa uygulanır.
- Tasfiyede satış yoktur: Somut olayda paylar satılmamış, iştirak edilen şirketin tasfiyesi kapandıktan sonra karşılığı kalmadığı için aktiften çıkarılmıştır. Bu nedenle 5/3 hükmü uyuşmazlığa uygulanamaz.
- Zarar öz sermayeyi azaltır: Payların değerleme bedelinden daha düşük bir bedelle aktiften çıkarılması dönem sonu öz sermayesini olumsuz etkiler; öz sermaye kıyaslamasına dayalı kâr hesabında bu etkinin esas alınması isabetlidir.
- Sonuç: Davacının temyizi kabul edilerek tasfiye zararına ilişkin hüküm fıkrası bozulmuş, idarenin temyizi reddedilerek satış kısmına ilişkin hüküm fıkrası onanmıştır.
Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Karşı oy yazısında, temyiz dilekçelerindeki iddiaların Vergi Dava Dairesi kararının dayandığı gerekçe karşısında kabulü gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek her iki temyiz isteminin de reddedilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
📘 Satış ile tasfiye arasındaki çizgi
Kararın en belirgin katkısı, KVK 5/3’teki indirim yasağının sınırını çizmesidir. Bu hükme göre istisna edilen kazançlara ilişkin giderler ve istisna kapsamındaki faaliyetlerden doğan zararlar istisna dışı kazançtan indirilemez. İdarenin yaklaşımında, iştirak payına ilişkin her türlü kayıp bu yasak kapsamında görülebilecekken Daire farklı bir nitelendirme yapmıştır:
- İstisnanın konusu satış kazancıdır: 5/1-e bendi, iştirak paylarının satışından doğan kazancın %75’ini istisna tutar; payın elde tutulması veya değer kaybetmesi ayrı bir istisna konusu değildir.
- Yasak istisnaya bağlıdır: 5/3’teki yasak bağımsız bir kural değil, istisnanın tamamlayıcısıdır; satış yoksa istisna, istisna yoksa yasak da yoktur.
- Tasfiye bir satış değildir: İştirak edilen şirketin tasfiye edilmesiyle payın karşılıksız kalması, bir satış işlemi olarak değerlendirilmemiştir.
- Genel hükümlere dönüş: Yasak uygulanmayınca zararın nasıl dikkate alınacağı GVK 38’deki öz sermaye kıyaslaması ve VUK’un değerleme hükümleri çerçevesinde belirlenmiştir.
Aynı Daire, aynı gün verdiği E.2023/7636, K.2025/5112 sayılı kararında iştirak paylarının satışından doğan zarar bakımından da benzer bir akıl yürütmeyle zararın ne istisna kazanca ilişkin gider ne de istisna kapsamındaki faaliyetten doğan zarar olduğunu kabul etmiştir. İki karar birlikte okunduğunda Dairenin, 5/3 yasağını iştirak payı kayıplarına dar yorumladığı görülmektedir. Bu ikinci karar yazıda yalnızca bağlam için anılmıştır.
🧾 Öz sermaye kıyaslaması ve ispat
Daire, sonuca ulaşırken kurumlar vergisinin temel hesap tekniğine dayanmıştır. Karar metnindeki mevzuat özeti şu zinciri kurmaktadır:
- KVK 6: Kurumlar vergisi safi kurum kazancı üzerinden hesaplanır; safi kazancın tespitinde Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç hükümleri uygulanır.
- GVK 38: Bilanço esasında ticari kazanç, öz sermayenin dönem sonu ve dönem başı değerleri arasındaki müspet farktır.
- VUK 192: Aktif toplamı ile borçlar arasındaki fark öz sermayeyi oluşturur.
- VUK 3/B: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve muamelelerin gerçek mahiyeti esastır ve yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir; olağan dışı bir durumu iddia eden taraf bunu ispatla yükümlüdür.
Bu çerçevede belirleyici olan, zararın gerçekten doğup doğmadığı ve bilançoya nasıl yansıdığıdır. Karar metnine göre davacı payları envanterine kaydederek aktifinde izlemiş, iştirakin tasfiyesinin kapanmasıyla payların karşılığı kalmamış ve paylar değerleme bedelinin altında aktiften çıkarılmıştır. Satış kısmında ise vergi mahkemesi, satışın gerçeği yansıtmadığına dair idarece somut bir tespit yapılmadığını ve elde edilen tutarın şirket borçlarının ödenmesinde kullanıldığını vurgulamıştır. İki kalemde de sonucu belirleyen, işlemin gerçek mahiyeti ve bunun belgelerle ortaya konulmasıdır.
🆕 KVK 5. maddede sonraki değişiklikler
Karar, 2020 hesap dönemine ilişkindir ve Daire mevzuatı “olay tarihinde yürürlükte bulunan şekliyle” aktarmıştır. Mevzuat Bilgi Sistemindeki güncel metin incelendiğinde üç noktaya dikkat etmek gerekir:
- 5/1-e bendinin kapsamı: Olay tarihinde bent, taşınmaz satış kazançlarının %50’sini de istisna tutuyordu. Güncel metinde bentte iştirak payları, kurucu senetleri, intifa senetleri, rüçhan hakları ve belirli yatırım fonu katılma payları yer almakta; taşınmazlara ilişkin ibare bulunmamaktadır. İştirak payı satış kazancının %75’lik kısmına ilişkin istisna ise korunmaktadır.
- 5/3 hükmü: Fıkra 9.3.2023 tarihli ve 7440 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değiştirilmiştir. Güncel metin de istisna kazançlara ilişkin giderlerin ve istisna kapsamındaki faaliyetlerden doğan zararların indirilmesini yasaklamakta, iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderlerini bu yasağın dışında tutmaktadır. Yasağın “istisna kapsamındaki faaliyet” kavramına bağlı yapısı değişmemiştir.
- Tahsil ve fon şartları: Bendin devamında satış bedelinin satış yılını izleyen ikinci takvim yılı sonuna kadar tahsil edilmesi ve istisna tutarın beş yıl pasifte özel fonda tutulması şartları yer almaktadır. Alacağa mahsuben yapılan satışlarda bu şartların nasıl karşılandığı, her dosyada ayrıca değerlendirilen bir konudur.
Hisse devirlerinin vergisel sonuçlarına ilişkin farklı bir uyuşmazlık için serideki limited şirket hissesi devrinde değer artış kazancı kararı, ortaklarla ilişkili kayıtların incelemede nasıl değerlendirildiğine ilişkin olarak ise ortaklara borçlar hesabı ve kayıt dışı hasılat kararı incelenebilir.
💬 Sık sorulan sorular
Tasfiye zararı neden “istisna kapsamındaki faaliyetten doğan zarar” sayılmadı?
Daireye göre KVK 5/1-e’deki istisna yalnızca iştirak paylarının satışından doğan kazanç için öngörülmüştür. 5/3’teki indirim yasağı da bu istisnaya bağlı olduğundan satış işlemi bulunmadıkça uygulanmaz. Somut olayda paylar satılmamış, iştirak edilen şirketin tasfiyesi nedeniyle karşılıksız kalarak aktiften çıkarılmıştır.
Nakit girişi olmadan yapılan satışta %75 istisnası uygulandı mı?
Evet. Vergi mahkemesi, bağlı ortaklığın alacağına mahsuben yapılan satışta tutarın şirket borçlarının ödenmesinde kullanıldığını ve satışın gerçeği yansıtmadığına dair somut tespit bulunmadığını belirterek tahakkukun bu kısmını iptal etmiştir. Bölge idare mahkemesi bu kararı korumuş, Danıştay da aynı gerekçeyle onamıştır.
Bozma kararından sonra dosya nasıl ilerler?
Tasfiye zararına ilişkin hüküm fıkrası bozulduğundan, bu kısım yönünden istinaf incelemesi Danıştayın bozma gerekçesi doğrultusunda yeniden yapılacaktır. Satış kazancına ilişkin kısım ise onanmıştır. Kararda, Dairenin kararının kesin olduğu belirtilmiştir.
Karar oy birliğiyle mi verildi?
Hayır. Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Karşı oy yazısında her iki temyiz isteminin de reddedilerek bölge idare mahkemesi kararının aynen korunması gerektiği görüşü yer almaktadır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer kararları Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Bedesten / mevzuat.adalet.gov.tr üzerinde yayımlanan Danıştay karar metninden derlenmiştir. Karar, 2020 hesap dönemine ilişkin bir tahakkuk uyuşmazlığında verilmiş kısmen bozma, kısmen onama kararıdır ve olay tarihinde yürürlükte olan mevzuata dayanır. İştirak payı işlemlerinin vergisel sonucu; işlemin türüne, tarihine, bilanço kayıtlarına, satış bedelinin tahsil şekline ve uygulanacak mevzuata göre her dosyada farklı olabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



