Boşanma HukukuEmsal Kararlar

Boşanmada Bekleme Süresi ve Evlenme Hakkı – AYM 2021/24140

Bir boşanma davası reddedildikten sonra eşler ayrı yaşamayı sürdürürse, Türk Medeni Kanunu ikinci bir yol açar: Ret kararının kesinleşmesinden itibaren belirli bir süre geçmiş ve ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu sürenin uzunluğu ile ikinci davanın yıllarca sürmesi bir araya geldiğinde, kişinin yeniden aile kurma imkânı ne olur? Anayasa Mahkemesi, yaklaşık altı yıl süren ve sonunda reddedilen bir boşanma davasında bu soruyu evlenme hakkı açısından ele almıştır.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 18.06.2026 tarihli ve 2021/24140 başvuru numaralı kararıyla, Anayasa’nın 20. ve 41. maddelerinde güvence altına alınan evlenme hakkının ve Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine hükmetmiş, yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı aile mahkemesine göndermiştir.

Kısa özet: Başvurucunun eşine karşı açtığı ilk boşanma davası feragat nedeniyle reddedilmiş ve bu karar 25.04.2012’de kesinleşmiştir. Başvurucu, TMK 166/4’te o tarihte öngörülen üç yıllık sürenin dolmasından sonra 28.08.2015’te ikinci davayı açmıştır. Aile mahkemesi, davalı tanıklarına dayanarak tarafların 2013 Eylül’ünde yaklaşık bir buçuk ay birlikte yaşadığını kabul etmiş ve davayı reddetmiştir; karar 08.04.2021’de Yargıtayca onanmıştır. Anayasa Mahkemesi, hem üç yıllık bekleme süresinin hem de yaklaşık altı yıllık yargılamanın evlenme hakkıyla bağdaşmadığına, ayrıca başvurucunun karşı delillerinin tartışılmadığına karar vermiş ve net 50.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.

📁 Feragatle biten dava ve ikinci başvuru

Taraflar 1993 yılında evlenmiştir. Başvurucunun daha önce açtığı bir boşanma davası, davadan feragat edilmesi üzerine reddedilmiş ve bu ret kararı 25.04.2012 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, aradan üç yıldan fazla zaman geçtikten sonra, 28.08.2015 tarihinde yeni bir boşanma davası açmıştır. Bu kez dayandığı hüküm, TMK’nın 166. maddesinin son fıkrasıdır: Önceki dava reddedilmiş, ret kararı kesinleşmiş ve o tarihten sonra ortak hayat yeniden kurulamamıştır.

Yargılama aşamaları şu şekilde ilerlemiştir:

  • Bursa 6. Aile Mahkemesi (25.10.2016): Davalı tanıklarının anlatımına dayanarak tarafların 2013 yılı Eylül ayında tekrar bir araya geldiğini, yaklaşık bir buçuk ay birlikte yaşadığını ve yurt dışı için birlikte yeşil pasaport başvurusu yaptığını kabul etmiştir. Üç yıllık süre dolmadan taraflar bir araya gelip yeniden ayrıldığından kanundaki koşulun oluşmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.
  • İstanbul BAM 42. Hukuk Dairesi (20.10.2020): Davalı tanıklarının yer ve zaman içeren açıklayıcı beyanlarına itibar edilmesi gerektiğini belirterek istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Başvurucu istinafta, iddia edilen dönemde iş gezisi nedeniyle başka bir şehirde bulunduğuna ilişkin delillerinin değerlendirilmediğini ileri sürmüştü.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi (08.04.2021): Hükmü onamıştır.

Başvurucu, nihai kararı 29.04.2021’de öğrenmiş ve 27.05.2021’de bireysel başvuruda bulunmuştur. Şikâyetinin özü, ilk davanın ardından üç yıl beklemek zorunda kalması, ikinci davanın yaklaşık altı yıl sürmesi ve ret sonrasında aynı yola başvurabilmek için yeniden üç yıl beklemesi gerekmesiydi.

📜 TMK 166/4: üç yıldan bir yıla

Uyuşmazlığın merkezindeki hüküm TMK’nın 166. maddesinin dördüncü fıkrasıdır. Olay tarihinde yürürlükte olan metne göre, boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

Anayasa Mahkemesi, 22.02.2024 tarihli ve E.2023/116, K.2024/56 sayılı norm denetimi kararıyla bu fıkrayı iptal etmiştir. Gerekçede; boşanma kararına ulaşmak için önce bir davanın reddedilmesi, bu ret kararının kanun yollarından geçerek kesinleşmesi ve ardından üç yıl beklenmesi gerektiği, sürecin bütün olarak ele alındığında ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklediği ve özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile aileyi koruma amacı arasında makul denge kurulmadığı belirtilmiştir.

İptalin ardından 14.11.2024 tarihli ve 7532 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle fıkra yeniden düzenlenmiştir. Mevzuat bilgi sisteminde yer alan güncel metne göre süre artık bir yıldır; “her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa” koşulu ise aynen korunmuştur. Başvurucunun davası, değişiklikten önce, üç yıllık sürenin geçerli olduğu dönemde görülmüş ve kesinleşmiştir.

💍 Evlenme hakkı Anayasa’da nerede?

Anayasa’da “evlenme hakkı” başlıklı ayrı bir madde yoktur. Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında olduğu gibi bu hakkı Anayasa’nın 20. maddesindeki özel hayata saygı hakkı ile 41. maddesindeki ailenin korunması hükmünden amaçsal yorumla çıkarmıştır. Karara göre aile hayatına saygı hakkı mevcut bir evlilikten doğan aile hayatını korurken, evlenme hakkı belirli şartları taşıyan kişilerin kanuna uygun biçimde evlenebilmesi için gerekli koşulların sağlanmasını güvenceye almaktadır.

Mahkeme, bu hakkın belirli bir kişiyle evlenme talebiyle sınırlı olmadığını, geniş anlamda aile kurma iradesinin esas alındığını vurgulamıştır. Hukukumuzda yeniden evlenme ancak mevcut evliliğin sona ermesiyle mümkün olduğundan ve sadakat yükümlülüğü boşanma davası süresince devam ettiğinden, devletin boşanma davalarını makul bir sürede sonuçlandırma yükümlülüğü bulunduğu belirtilmiştir. Mahkemeye göre bu yükümlülük kararın sonucundan çok usulüne ilişkin bir pozitif yükümlülüktür.

⚖️ Mahkemenin iki ayrı ihlal tespiti

1. Evlenme hakkı (oyçokluğuyla): Mahkeme, başvuruyu devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde incelemiştir. Müdahalenin kanuni dayanağının TMK 166/4 olduğunu ve aileyi koruma amacının meşru olduğunu kabul etmiştir. Ölçülülük incelemesinde ise norm denetimi kararındaki değerlendirmeden ayrılmayı gerektiren bir durum bulmamıştır. Davanın üç yıllık kesintisiz ayrılık şartının oluşmaması nedeniyle reddedildiği de gözetildiğinde, yargılamada uygulanan sürenin makul ve ölçülü kabul edilemeyeceği sonucuna varmıştır.

Mahkeme ayrıca yargılamanın uzunluğunu ayrı bir yön olarak değerlendirmiştir. 28.08.2015’te açılan dava 08.04.2021’de kesinleşmiş, başvurucu yaklaşık altı yıl boyunca evlenme hakkından mahrum kalmıştır. Başvurucunun takip ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışı ya da gecikmede dahli tespit edilmemiştir. Kararda bu değerlendirmenin davanın sonucundan bağımsız olarak sürecin uzunluğuna ilişkin olduğu açıkça belirtilmiştir.

2. Gerekçeli karar hakkı (oybirliğiyle): Başvurucu, tarafların birlikte yaşadığı iddia edilen dönemde iş toplantısı için başka yerlerde bulunduğuna dair somut ve yazılı deliller sunmuştu. Mahkemeye göre derece mahkemeleri davalı tanıklarına itibar ederken bu delillere neden itibar edilmediğini açıklamamış, başvurucunun lehine sonuç doğurabilecek iddia ve delilleri karşı tarafın delilleriyle karşılaştırılarak tartışılmamıştır. Bu nedenle ilgili ve yeterli gerekçe sunulduğundan söz edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.

Giderim olarak, kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Bursa 6. Aile Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucunun talebi 100.000 TL idi; fazlası reddedilmiştir. Mahkeme, ihlal kararının davanın kabulü veya reddi yönünde bir tutum anlamına gelmediğini, delilleri değerlendirme yetkisinin yeniden yargılamayı yapacak mahkemeye ait olduğunu da özellikle belirtmiştir.

📎 Karar metni: Anayasa Mahkemesinin kararı, Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan hâliyle derlenmiştir; başvurucu, eş, heyet ve vekil adları ile emsal başvurucu adları çıkarılmıştır.

🗣️ Karşıoy: evlenme hakkıyla bağ kurulabilir mi?

Evlenme hakkına ilişkin sonuç oyçokluğuyla verilmiş, bir üye karşıoy kullanmıştır. Karşıoy yazısı, gerekçeli karar hakkının ihlaline katılmakla birlikte evlenme hakkı yönünden şu itirazları içermektedir:

  • Norm denetimi kararı evlenme hakkına değil, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına dayanmaktadır; bu değerlendirmenin gerekçelendirilmeden evlenme hakkı alanına taşındığı ileri sürülmüştür.
  • Davanın reddinde belirleyici olan sürenin uzunluğu değil, ortak hayatın 2013’te yeniden kurulduğunun kabul edilmesidir; “her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa” koşulu iptal gerekçesi yapılmamış ve 7532 sayılı Kanun’dan sonra da korunmuştur.
  • Dava retle sonuçlandığından, yargılama ne kadar kısa sürerse sürsün başvurucu bu dava yoluyla boşanıp yeniden evlenebilir hâle gelmeyecekti; sonucu boşanma olan önceki emsalden fark budur.
  • Sürenin sonuçtan bağımsız değerlendirilmesi, makul süre şikâyetlerine özgü başvuru yollarının dolanılmasına yol açabilir.

🔎 Kararın uygulamaya yansıması

Birkaç nokta önemlidir. Birincisi, Anayasa Mahkemesi boşanmaya karar verilmesi gerektiğini söylememiştir; yeniden yargılamada tarafların 2013’te bir araya gelip gelmediği, bu kez başvurucunun delilleri de tartışılarak değerlendirilecektir. İkincisi, kararın evlenme hakkı yönü, olay tarihinde yürürlükte olan ve sonradan iptal edilen üç yıllık süreye ve somut yargılamanın yaklaşık altı yıl sürmesine dayanmaktadır.

Üçüncüsü, güncel TMK 166/4 metninde süre bir yıla indirilmiş olsa da ortak hayatın yeniden kurulmamış olması şartı varlığını korumaktadır. Ret kararından sonra tarafların kısa süreli bir araya gelişinin ispatı, bu nedenle derece mahkemeleri önünde belirleyici olmaya devam edebilir. Kararın gerekçeli karar hakkına ilişkin kısmı tam da bu noktada önem taşır: Karşı tarafın tanıklarına itibar edilirken sunulan yazılı karşı delillerin neden dikkate alınmadığının kararda açıklanması beklenmektedir.

Benzer bir gerekçe eksikliği tespiti için işçilik alacağında gerekçeli karar hakkı yazısına, boşanma davasında tarafın iradesinin rolüne ilişkin olarak da boşanma davasını geri alma yazısına bakılabilir.

❓ Merak edilenler

Anayasa Mahkemesi bu kararla taraflar hakkında boşanma kararı mı verdi?

Hayır. Anayasa Mahkemesi yalnızca hak ihlali tespit etmiş ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı aile mahkemesine göndermiştir. Kararda, ihlal tespitinin davanın kabulü ya da reddi gerektiği anlamına gelmediği ve delilleri değerlendirme yetkisinin ilgili mahkemeye ait olduğu açıkça yazılıdır.

TMK 166/4’teki bekleme süresi bugün kaç yıldır?

7532 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle yapılan değişiklikten sonra süre, ret kararının kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıldır. Değişiklik, Anayasa Mahkemesinin üç yıllık süreyi öngören eski metni E.2023/116, K.2024/56 sayılı kararla iptal etmesinin ardından yapılmıştır.

Dava reddedildiği hâlde evlenme hakkı neden ihlal edilmiş sayıldı?

Çoğunluk, sürecin uzunluğunu davanın sonucundan bağımsız olarak değerlendirmiştir. Kararda başvurucunun yaklaşık altı yıl boyunca evlenme hakkından mahrum kaldığı, gecikmede dahlinin bulunmadığı ve buna üç yıllık bekleme süresinin de eklendiği belirtilmiştir. Karşıoy yazısı ise tam olarak bu noktaya itiraz etmiş, dava retle sonuçlandığı için uzunluk ile evlenememe arasında illiyet bağı kurulamayacağını savunmuştur.

Gerekçeli karar hakkı yönünden eksik görülen nokta neydi?

Derece mahkemeleri, tarafların 2013’te bir buçuk ay birlikte yaşadığını davalı tanıklarının beyanlarına dayanarak kabul etmiştir. Başvurucu ise o dönemde iş toplantısı için başka yerlerde bulunduğuna dair belgeler sunmuştur. Anayasa Mahkemesine göre bu delillerin neden itibar görmediği kararlarda açıklanmamış ve deliller karşılaştırmalı olarak tartışılmamıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, benzer kararlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesinin Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Olgulara ilişkin anlatım, kararda aktarılan derece mahkemesi kararlarının özetine dayanır. Karar bir hak ihlali kararıdır; boşanma davasının yeniden yargılama sonunda nasıl sonuçlanacağı hakkında bir hüküm içermez. TMK 166/4’teki süre 7532 sayılı Kanun’la değiştirildiğinden, farklı tarihlerde açılan ve farklı olgulara dayanan davalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu