Ceza HukukuEmsal Kararlar

Aleyhe Bozmada Sanığın Beyanı Şart – Yargıtay CGK 2026/316

Beraat kararı veren bir bölge adliye mahkemesi, Yargıtay’ın “eylem suç oluşturuyor” diyerek verdiği bozma kararına katılmıyor ve önceki beraat hükmünde direniyor. Sanık için ilk bakışta lehe bir sonuç gibi görünen bu tablo, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önüne geldiğinde bambaşka bir sorunla karşılaşıyor: Bozma kararı sanığın aleyhine olduğu hâlde, direnme duruşmasında sanığa bu bozmaya karşı ne diyeceği hiç sorulmamış, yalnızca müdafiinin beyanıyla yetinilmiştir. Sanık beraat ettiğine göre bu eksiklik önemsiz midir, yoksa savunma hakkını doğrudan zedeleyen bir usul hatası mıdır?

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 20.05.2026 tarihli ve E.2024/9, K.2026/316 sayılı kararıyla, aleyhe bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan beraat hükmünde direnilmesini savunma hakkının kısıtlanması saymış ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin direnme kararına konu hükmünü, diğer yönleri incelenmeksizin oy birliğiyle bozmuştur.

Kısa özet: Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ilk derece mahkemesince mahkûm edilen sanık, istinaf aşamasında beraat etmiştir. Yargıtay 8. Ceza Dairesi, eylemin bu suça teşebbüs kapsamında kaldığını belirterek beraat hükmünü bozmuş; bölge adliye mahkemesi ise bozmaya direnerek yeniden beraat kararı vermiştir. Direnme duruşmasına davetiyesi tebliğ edilen sanık gelmemiş, bozmaya karşı beyanı alınmamıştır. Ceza Genel Kurulu, uyuşmazlığın esasına (suçun sabit olup olmadığına) geçmeden önce bu usul sorununu ele almış; aleyhe bozmalarda sanıktan diyeceğinin sorulmasının emredici bir kural olduğunu ve bu zorunluluğun beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerli olduğunu kabul etmiştir.

🧭 Dosyanın dört mahkemelik yolculuğu

Karar metninden çıkan usul süreci, aynı dosyanın ilk derece mahkemesi, bölge adliye mahkemesi, Yargıtay özel dairesi ve Ceza Genel Kurulu arasında yaklaşık yedi buçuk yıl gidip geldiğini gösteriyor. Sıralama şöyledir:

  1. 15.11.2018: Ankara 48. Asliye Ceza Mahkemesi, sanığı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/2, 109/5, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırmıştır (E.687, K.162).
  2. 31.12.2018: Hükmü sanık müdafii istinaf etmiş; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi, duruşmadan haberdar edilmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına gerekçeli kararın tebliği için dosyayı geri çevirmiştir.
  3. 04.10.2019: Bakanlık vekilinin de istinafı üzerine duruşma açan bölge adliye mahkemesi, ilk derece hükmünü CMK 280/2 uyarınca kaldırmış ve sanığın CMK 223/2-a uyarınca beraatine karar vermiştir.
  4. 22.12.2021: Katılan Bakanlık vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesi, olayın süresi ve niteliği gözetildiğinde eylemin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna teşebbüs kapsamında kaldığını belirterek beraat hükmünü bozmuştur.
  5. 12.04.2023: Bölge adliye mahkemesi bozmaya direnmiş ve önceki hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir (E.158, K.515).
  6. 06.09.2023: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, onama istekli tebliğname düzenlemiştir.
  7. 11.12.2023: Yargıtay 8. Ceza Dairesi, CMK 307 uyarınca yaptığı incelemede direnme kararını oy çokluğuyla yerinde görmemiş ve dosyayı Ceza Genel Kuruluna göndermiştir.
  8. 20.05.2026: Ceza Genel Kurulu, direnme kararına konu hükmü usul yönünden bozmuştur.

Dikkat çeken bir nokta, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesinde onama istenmiş olmasıdır. Ceza Genel Kurulu ise ne Başsavcılığın onama görüşünü ne de özel dairenin esasa ilişkin bozma gerekçesini tartışmış; önce usule ilişkin eksikliğe odaklanmıştır.

🔍 Esastan önce gelen ön sorun

Özel daire çoğunluğu ile bölge adliye mahkemesi arasındaki asıl uyuşmazlık, sanığa isnat edilen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olup olmadığıydı. Ancak Ceza Genel Kurulu, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle bir ön sorunu incelemiştir: Aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde midir?

Karar metninde tespit edilen olgular kısadır ve tartışmasızdır:

  • Bozmadan sonra bölge adliye mahkemesince yapılan yargılamada Yargıtay bozma ilamı ve duruşma davetiyesi sanığa tebliğ edilmiştir.
  • Sanık, tebliğe rağmen duruşmaya gelmemiştir.
  • Mahkeme, aleyhine olan bozma kararına karşı sanığın diyeceklerini sormadan, müdafiinin beyanlarıyla yetinerek önceki hükümde direnmiştir.

Ön sorun olumlu cevaplanırsa esasa girilmeden bozma kararı verilecekti. Ceza Genel Kurulu da bu yolu izlemiş, suçun sabit olup olmadığına ilişkin uyuşmazlığı karara bağlamamıştır.

⚖️ Ceza Genel Kurulunun değerlendirmesi

Kurul, 19.02.2025 tarihli ve 37-82 sayılı kendi kararı ile diğer yerleşik kararlarına atıfla şu ilkeleri ortaya koymuştur:

  • 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemenin sanıktan bozmaya karşı diyeceğini sorması zorunludur; müdafiin dinlenmesiyle yetinilemez.
  • Aynı kurala CMK’nın 307. maddesinde de yer verildiği belirtilmiş; sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhine sonuç doğurabilecek hususlarda beyanda bulunma, kendini savunma ve delillerini sunma imkânı tanınması gerektiği vurgulanmıştır.
  • Bu düzenleme savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından emredici niteliktedir.
  • Zorunluluk, beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir.
  • Savunma hakkının sınırlanması, CMK’nın 289/1-h maddesi uyarınca hukuka kesin aykırılık (mutlak bozma) nedenidir.

Somut olayda bölge adliye mahkemesinin, bozma nedeninin sanık aleyhine olduğunu gözetmeden ve bozmaya karşı sanığın beyanını almadan yargılamaya devam edip hüküm kurmasının kanuna açıkça aykırı olduğu ve savunma hakkını kısıtladığı kabul edilmiştir. Sonuçta direnme kararına konu hüküm diğer yönleri incelenmeksizin bozulmuş, dosya CMK’nın 304/2. maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiştir. Karar oy birliğiyle verilmiştir.

📎 Karar metni: Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde doğrulanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları kaynakta anonimdir.

📚 Kararda dayanılan hükümler

  • CMK m.307/1: Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
  • CMK m.307/2: Davetiye tebliğ edilemediği ya da tebliğe rağmen duruşmaya gelinmediği için bozmaya karşı beyanlar saptanamasa da duruşmaya devam edilerek dava yoklukta bitirilebilir; ancak sanık hakkında verilecek ceza bozmaya konu cezadan daha ağır ise sanığın her hâlde dinlenmesi gerekir.
  • CMK m.307/4: Bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin bozma kararına direnme hakkı vardır. Direnme kararı kararına direnilen daireye gönderilir; daire yerinde görmezse dosyayı Ceza Genel Kuruluna gönderir. Ceza Genel Kurulunun direnme üzerine verdiği kararlara karşı direnilemez.
  • CMK m.289/1-h: Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması, temyiz dilekçesinde gösterilmese de hukuka kesin aykırılık sayılır.
  • CMK m.304/2: Yargıtay, belirli hâller dışında dosyayı yeniden incelenmek ve hüküm verilmek üzere hükmü bozulan bölge adliye mahkemesine veya başka bir bölge adliye mahkemesine gönderir.
  • TCK m.109: Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmayı yaptırıma bağlar; ikinci fıkra cebir, tehdit veya hile kullanılmasını, beşinci fıkra ise suçun belirli bir amaçla işlenmesini cezayı artıran hâl olarak düzenler.

🛡️ Beraatte direnmede bile neden beyan gerekir?

Kararın en öğretici kısmı, “Sanık zaten beraat etmiş, beyanı alınmasa ne kaybeder?” sorusuna verilen cevaptır. Ceza Genel Kurulunun mantığı şu şekilde özetlenebilir:

  1. Direnme kararı kesin bir sonuç değildir; dosya özel daireden geçerek Ceza Genel Kuruluna gider.
  2. Ceza Genel Kurulu, özel dairenin aleyhe bozmasını isabetli bulabilir ve hükmü bu yönden bozabilir.
  3. CMK 307 uyarınca direnme üzerine Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez; bu karara uyulması zorunludur.
  4. Bu durumda sanığın aleyhe bozmaya karşı savunması hiç alınmadan, onu bağlayan ve mahkûmiyete giden bir süreç başlamış olur.

Kurulun ifadesiyle, sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Kurul, ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündeki uygulamasının duraksamasız olduğunu da belirtmiştir.

Müdafiin dinlenmesinin yeterli sayılmaması da ayrıca önemlidir. Kurul, sanığın kişisel beyanını müdafiin açıklamalarıyla ikame edilebilecek bir işlem olarak görmemiştir.

📌 Kararın uygulamaya olası etkisi

Karar, direnme yargılamalarında sık rastlanan bir pratiği doğrudan hedef alıyor: Duruşmaya gelmeyen sanık yerine müdafiin beyanıyla yetinip direnme kararı vermek. Karar metnine göre şu tespitler öne çıkıyor:

  • Bozmanın niteliği belirleyicidir: Kurulun ortaya koyduğu zorunluluk, bozmanın sanık aleyhine olduğu hâllere ilişkindir.
  • Direnilen hükmün lehe olması yetmez: Beraatte direnme, beyan zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
  • Tebliğ yapılmış olması da yetmez: Somut olayda bozma ilamı ve davetiye sanığa tebliğ edilmişti; buna rağmen beyan alınmadan hüküm kurulması bozma nedeni sayıldı.
  • Esasa girilmeden bozma: Usul eksikliği mutlak bozma nedeni olduğundan, suçun sabit olup olmadığı sorusu ertelenmiş, dosya bölge adliye mahkemesine dönmüştür.

Dosyanın bölge adliye mahkemesine dönmesiyle, sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceklerinin alınması ve ardından yeniden hüküm kurulması gerekecektir. Bölge adliye mahkemesinin yeniden direnip direnmeyeceği ya da bozmaya uyup uymayacağı karar metninden anlaşılamamaktadır.

Sitedeki ertelenen cezada aleyhe değiştirme yasağı yazısı, Ceza Genel Kurulunun sanık aleyhine sonuç doğuran usul işlemlerine bakışını farklı bir açıdan ele almaktadır. Zorunlu müdafi yoksa istinaf bozar yazısındaki karar da savunma hakkının usul güvencelerine ilişkindir; ancak orada sorun müdafiin yokluğuydu, bu dosyada ise müdafi hazırken sanığın kendi beyanının alınmamasıdır.

❓ Sık sorulanlar

CMK 307/2 sanığın yokluğunda davanın bitirilmesine izin vermiyor mu?

Madde, tebliğe rağmen gelinmemesi hâlinde davanın yoklukta bitirilebileceğini düzenlemekle birlikte, verilecek ceza bozmaya konu cezadan ağırsa sanığın her hâlde dinlenmesini şart koşar. Ceza Genel Kurulu bu dosyada, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanan 1412 sayılı Kanun’un 326/2. maddesine ve yerleşik içtihadına dayanarak aleyhe bozmalarda sanıktan diyeceğinin sorulmasını zorunlu saymıştır.

Müdafiin bozmaya karşı beyanda bulunması yeterli değil mi?

Bu kararda yeterli görülmemiştir. Kurul, aleyhe bozmada sanıktan diyeceğinin sorulmasının zorunlu olduğunu ve müdafiin dinlenmesiyle yetinilemeyeceğini açıkça belirtmiştir.

Ceza Genel Kurulu sanığın suçlu olup olmadığına karar verdi mi?

Hayır. Kurul, Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca ön sorunu öncelikle incelemiş ve hükmü diğer yönleri incelenmeksizin bozmuştur. Suçun sabit olup olmadığına ilişkin asıl uyuşmazlık karara bağlanmamıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istemesi sonucu değiştirmedi mi?

Başsavcılığın tebliğnamesindeki görüş Ceza Genel Kurulunu bağlamaz. Kurul, savunma hakkının sınırlandırılmasını CMK 289/1-h kapsamında hukuka kesin aykırılık saydığı için, onama istekli tebliğnameye rağmen bozma kararı vermiştir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihat değerlendirmeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Kararda suçun sabit olup olmadığı tartışılmamış, hüküm yalnızca usul yönünden bozulmuştur; dosyanın bundan sonraki seyri karar metninde yer almamaktadır. Bozmanın niteliği, sanığın duruşmaya katılımı ve uygulanacak usul hükümleri farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu