Arsa Ortaklığında Ekip Hesabı – Yargıtay 11. CD 2026/5318

Yatırım vaadiyle para toplayan kişi çoğu zaman paranın kendi hesabına değil, “ekibim” diye tanıttığı başka kişilerin hesaplarına gönderilmesini ister. Ana fail hakkında dava açılıp mahkûmiyet kararı verildiğinde, şikâyetçinin gözü bu kez parayı karşılayan hesap sahiplerine çevrilir: Onlar da suça ortak mıdır, yoksa yalnızca kendilerine para gelen ve bu parayı başkasına aktaran kişiler midir? Yargıtay 11. Ceza Dairesinin incelediği dosya, arsa alım satımına dayalı bir kâr ortaklığı vaadinde tam olarak bu soruyu, kanun yararına bozma yolu üzerinden ele almaktadır.
Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 11.05.2026 tarihli ve E.2025/5903, K.2026/5318 sayılı kararıyla, ana şüpheli dışındaki kişiler hakkında verilen ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yapılan itirazın reddine ilişkin sulh ceza hâkimliği kararında isabetsizlik görmemiş ve kanun yararına bozma istemini oy birliğiyle reddetmiştir.
🏘️ Arsa alım satımında kâr ortaklığı vaadi
Karar metninde aktarılan şikâyet beyanlarına göre olay, bir akrabalık ilişkisinin içinden doğmuştur. İlk müşteki, kayın biraderi aracılığıyla tanıştığı kişinin kendisine arsa alıp satmaya dayalı bir ortaklık teklif ettiğini, kazanılacak paranın masraflar düşüldükten sonra yarı yarıya paylaşılacağının söylendiğini anlatmıştır. Müştekiye göre şüpheli, parayı farklı kişilerin hesaplarına yatırmasını istemiş ve bu kişileri kendi elemanları olarak tanıtmıştır.
Şikâyetin devamında öne sürülen hususlar şunlardır:
- Para alındıktan sonra müştekiye sahte kayıtlar gösterildiği ve tapu müdürü olarak tanıtılan kişilerle görüştürülerek oyalandığı,
- Şüphelinin kendisini vergi rekortmeni olarak gösterdiği,
- Para gönderilen kişilerin gelen paraları alıp şüpheliye verdikleri,
- Müştekinin toplam zararının 510 bin dolar olduğu.
İkinci müşteki, şüphelinin eşinin kuzeni olduğunu, daha önce kendisiyle 170-200 bin Türk lirası civarında küçük işler yaptıklarını belirtmiştir. Anlatımına göre 2021 yılında şüpheli aracılığıyla İznik’te beş dönüme yakın bir zeytinlik satın almış, kâr payı da almıştır. Şüpheli birkaç ay sonra burayı satıp daha kârlı bir yer alınabileceğini söyleyerek vekâlet çıkarttırmış; zeytinlik satılmış, başka bir arsa alındığı söylenmiş, ancak ne arsa ne de tapu gösterilmiştir.
🗂️ Ana şüpheli ile ekip arasında ayrışan iki dosya
Soruşturma iki farklı sonuca ulaşmıştır. Ana şüpheli hakkında, emlakçı olmasından kaynaklanan güveni kullanarak müştekileri arsa alım satımıyla kâra geçireceğinden bahisle aldattığı, istediği hesaplara para gönderilmesini sağlayarak menfaat temin ettiği iddiasıyla 20.03.2024 tarihli iddianame düzenlenmiştir. İddianamede 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-i ve 43/1. maddeleri uyarınca iki kez cezalandırma istenmiştir. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 10.04.2025 tarihli kararıyla sanığın iki müştekiye yönelik dolandırıcılık suçundan iki kez mahkûmiyetine hükmetmiştir.
TCK m.158/1-i, dolandırıcılığın serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenler. Bu bentte öngörülen ceza üç yıldan on yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıdır. Karar metninde, kanun yararına bozma isteminde mahkûmiyetin henüz kesinleşmediği belirtilirken Dairenin değerlendirme bölümünde mahkûmiyet kararının kesinleştiğinden söz edilmektedir; iki ifade arasındaki fark, aradan geçen sürenin yansıması olabilir.
Paranın aktarıldığı hesapların sahipleri bakımından ise sonuç farklıdır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 19.03.2024 tarihli ek kararla bu kişiler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Kararın gerekçesi, Yargıtay ilamında şöyle aktarılmıştır: alınan taraf ifadeleri, müştekinin diğer şüphelilerle doğrudan iletişime geçmemiş olması ve kolluk araştırma tutanağı birlikte değerlendirildiğinde, bu kişilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kamu davası açılmasına yeter delil bulunmamaktadır. Şikâyetçi vekilinin itirazı, Ankara 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 31.10.2024 tarihli kararıyla reddedilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.
📑 Kanun yararına bozma isteminin dayanakları
Sulh ceza hâkimliğinin itirazı reddeden kararı kesin nitelikte olduğundan olağan kanun yolu kapalıdır. Bu nedenle Adalet Bakanlığı 25.11.2025 tarihli yazısıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminde bulunmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11.12.2025 tarihli tebliğname ile dosyayı Daireye göndermiştir.
İstemde, müşteki vekilinin itirazında ileri sürülen eleştirilere geniş yer verilmiştir:
- Hatalı hesap tutanağı: 15.08.2023 tarihli hesap hareketi inceleme tutanağında havale işlemlerinin taraflarının karıştırıldığı ve yabancı para cinsinden ödemelerin yanlış hesaplandığı, bu tutanağa dayanan araştırma tutanağının da bu nedenle hatalı olduğu ileri sürülmüştür.
- Karşılanmayan bilirkişi talebi: Dosyanın mali konularda bilirkişiye gönderilmesi talep edildiği hâlde bu talep hakkında inceleme yapılmadığı belirtilmiştir. MASAK raporu ve HTS kayıtlarının bilirkişilerce incelenmesi gerektiği savunulmuştur.
- Aklama ve örgüt iddiası: Elde edilen paranın “kâr payı” veya “borç” açıklamasıyla başka kişilere gönderilerek sisteme sokulduğu, paranın önemli bir kısmının bir yakın üzerinde tutulduğu; bu eylemlerin TCK m.282’deki suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama ve m.220’deki suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarını oluşturduğu iddia edilmiştir. Aklama yönünden hiçbir araştırma yapılmadığı da ileri sürülmüştür.
- Hayatın olağan akışı: Kişilerin işlenen suçtan haberleri ve çıkarları olmadan hesap numaralarını vermelerinin ve tanımadıkları kişilerle yüksek tutarlı karşılıklı transferleri kabul etmelerinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu savunulmuştur.
İsteme göre tüm kayıtlar bilirkişi heyetine incelettirilmeden itirazın reddedilmesi isabetsizdir.
⚖️ Yargıtay neden istemi reddetti?
Daire, değerlendirmesine Cumhuriyet savcısının araştırma görevini düzenleyen CMK m.160 ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı düzenleyen m.172’yi ve itirazı düzenleyen m.173’ü hatırlatarak başlamıştır. Buna göre itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliği, kamu davası açılması için yeterli delil yoksa itirazı reddedebilir, yeterli delil varsa itirazı kabul edebilir ya da eksik soruşturma görürse soruşturmanın genişletilmesine karar verebilir.
Somut dosyada Daire, şikâyetçinin ana şüpheliyle kâr ortaklığı konusunda anlaştığını ve onun yönlendirmesiyle “ekibim” denilen kişilerin hesaplarına para gönderdiğini kaydetmiştir. Ardından Başsavcılığın gerekçesinde yer alan üç unsuru, yani taraf ifadelerini, müştekinin diğer şüphelilerle doğrudan iletişim kurmamış olmasını ve kolluk araştırma tutanağını birlikte ele alarak sulh ceza hâkimliğinin itirazı reddetmesinde isabetsizlik görmemiştir. Sonuçta kanun yararına bozma istemi oy birliğiyle reddedilmiştir.
Gerekçe kısadır ve istemde ileri sürülen aklama, örgüt ve bilirkişi incelemesi eleştirilerini tek tek tartışmamaktadır. Bu yönüyle karar, hesap sahiplerinin suçsuz olduğunu tespit eden bir hüküm değil; mevcut delillerle kamu davası açılması için gereken yeterli şüphenin oluşmadığı yönündeki değerlendirmenin denetimidir.
🔎 Hukuki çerçeve: yeterli şüphe ve itiraz mercii
Kararın ağırlık merkezi, ceza muhakemesindeki “yeterli şüphe” eşiğidir. CMK m.172/1’e göre Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonunda kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemezse kovuşturmaya yer olmadığına karar verir; bu karar suçtan zarar görene bildirilir ve kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir. Aynı maddenin ikinci fıkrası, yeni delil elde edilmedikçe ve bu konuda sulh ceza hâkimliğince karar verilmedikçe aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağını öngörür.
Dosyanın öğrettikleri şöyle sıralanabilir:
- Paranın bir kişinin hesabına gönderilmiş olması, o kişi hakkında tek başına kamu davası açılmasını gerektirmeyebilir; iştirak için fikir ve eylem birliğinin delillerle desteklenmesi aranmaktadır.
- Müştekinin hesap sahipleriyle hiç doğrudan iletişim kurmamış olması, Başsavcılık ve Yargıtay değerlendirmesinde belirleyici unsurlardan biri olmuştur.
- Ana fail hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş olması, aynı olayda yer aldığı ileri sürülen diğer kişilerin ceza sorumluluğunu kendiliğinden doğurmaz.
Benzer bir arsa yatırımı dosyasında savcılığın olayı “hukuki ihtilaf” sayarak verdiği kararın Yargıtay tarafından farklı değerlendirildiği örnek için sitedeki arsa yatırımında hile kararına; aynı kişiler hakkında tekrar eden şikâyetlerin akıbeti için mükerrer şikâyette takipsizlik yazısına bakılabilir.
🆕 Gündem notu: TCK 158/4
Hesabını başkasına kullandıranların ceza sorumluluğu, karardan sonra yapılan bir kanun değişikliğiyle ayrıca düzenlenmiştir. 16.07.2026 tarihli 7589 sayılı Kanun’un 13. maddesiyle TCK m.158’e eklenen dördüncü fıkraya göre, dolandırıcılık suçlarına iştirakin, haksız menfaat amacıyla banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdindeki hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgi veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı kalması hâlinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.
Bu hüküm, iştirakin varlığını kabul eden bir düzenlemedir; yani önce kişinin suça katıldığının delillerle belirlenmesi gerekir. İncelenen kararda ise hesap sahipleri bakımından yeterli şüphenin bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Karar 11.05.2026 tarihli olduğundan yeni fıkra üzerinde bir değerlendirme içermemektedir.
💬 Okurların sorabileceği sorular
Parayı hesabına alan herkes dolandırıcılığa ortak sayılır mı?
Bu dosyada sayılmamıştır. Başsavcılık, müştekinin bu kişilerle doğrudan iletişim kurmamış olmasını, taraf ifadelerini ve kolluk tutanağını birlikte değerlendirerek birlikte hareket edildiğini gösteren yeterli delil bulunmadığı sonucuna varmış; Yargıtay bu değerlendirmeyi denetleyen kararı hukuka aykırı bulmamıştır.
Ana şüpheli hakkında ne karar verildi?
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 10.04.2025 tarihli kararıyla ana şüphelinin iki müştekiye yönelik dolandırıcılık suçundan iki kez mahkûmiyetine hükmetmiştir. Bu karar, Yargıtay’ın incelediği kanun yararına bozma talebinin konusu değildir.
Aklama ve örgüt iddiaları neden ayrıca incelenmedi?
Karar metni bu iddiaları istemin içeriği olarak aktarmakta, Dairenin gerekçesinde ise ayrıca tartışmamaktadır. Daire, sulh ceza hâkimliğinin itirazı reddeden kararında isabetsizlik bulunmadığını belirtmekle yetinmiştir.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan sonra dava açılması mümkün mü?
CMK m.172/2’ye göre, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince karar verilmedikçe aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz. Kanun, yeni delil ve hâkimlik kararı koşuluna bağlı bir imkân öngörmektedir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kanun yararına bozma kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım, karar metninde aktarılan şikâyet beyanlarına, Cumhuriyet başsavcılığı gerekçesine ve kanun yararına bozma istemine dayanır; bu anlatımlar yargısal olarak sabit olgular niteliğinde değildir. Müştekilerin ve şüphelilerin kimliği kaynakta anonimdir. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Delil durumu farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



