Hisse Repoda Aracı Kurum Teyidi – İst. BAM 13. HD 2026/1064

Borsada işlem gören paylar, yalnızca alınıp satılan yatırım araçları değildir; şirketler bu payları kısa vadeli finansman bulmak için de kullanabilir. Hisse senedi repo işleminde pay sahibi, paylarını belirli bir fiyattan karşı tarafa satar ve vade sonunda faiziyle birlikte geri almayı üstlenir. Peki geri alım gerçekleşmezse, sözleşmeye “finansal aracı” sıfatıyla imza atan aracı kurum da zarardan sorumlu olur mu? Alıcının elinde kalan payların değeri, alacağın hesabında nasıl dikkate alınır? İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, yurt dışında kurulu bir fon yöneticisi şirketin açtığı davada bu iki soruya yanıt verdi.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 21.05.2026 tarihli ve E.2023/1855, K.2026/1064 sayılı kararıyla, repo sözleşmesindeki “zararı karşılama kapasitesini teyit” ifadesinin aracı kuruma üçüncü kişinin fiilini üstlenme (TBK 128) niteliğinde bir yükümlülük yüklemediğini kabul etmiş; satıcının sorumluluğunun ise alıcının elinde kalan payların değeri düşüldükten sonra kalan kısımla sınırlı olduğunu belirterek davacının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
🔄 Repo ilişkisinin kuruluşu
Karar metnine göre davacı, Slovenya’da kurulmuş bir fon yöneticisi şirkettir. Davacı ile Türkiye’de yerleşik bir şirket arasında 20.03.2014 tarihinde İngilizce düzenlenmiş bir “Hisse Senedi Repo Sözleşmesi” imzalanmıştır. Sözleşmede bir aracı kurum da “finansal aracı kuruluş” sıfatıyla yer almıştır.
Sözleşmenin işleyişi şöyledir: davacı, satıcı şirkete 1.300.000 Avro finansman sağlamış; buna karşılık satıcıya ait 2.200.000, 578.000 ve 20.000 adet olmak üzere üç farklı şirketin paylarını sözleşme tarihi itibarıyla teminat amacıyla satın almıştır. Satıcı, üç aylık vadenin sonunda, yani 20.06.2014 tarihinde, bu payları sözleşmenin 6. maddesindeki kapanış hesabına göre yıllık %15 repo oranı üzerinden davacıdan geri almayı üstlenmiştir. Sözleşmenin 3. maddesine göre davacı, repo süresi içinde payları yeniden repo edemeyecek, başka bir ifadeyle satamayacaktır.
Vade gelmiş, ancak satıcı geri alım yükümlülüğünü yerine getirmemiştir. Davacı, ödeme ihtarlarına da yanıt alamayınca, 20.06.2014 temerrüt tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uyarınca işleyecek faiziyle birlikte 1.115.526,09 Avro’nun satıcı ve aracı kurumdan tahsilini istemiştir.
📜 Tartışmalı 7/2. madde ve çeviri sorunu
Uyuşmazlığın merkezinde, sözleşmenin 7/2. maddesindeki tek bir cümle yer almaktadır. Davacıya göre bu hüküm, satıcının teminat tamamlama çağrısında veya kapanışta repo tutarını ödememesi hâlinde doğacak tüm zararların aracı kurum tarafından karşılanacağı anlamına gelmekte ve aracı kurumu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 128. maddesi kapsamında üçüncü kişinin fiilini üstlenen konumuna sokmaktadır.
Aracı kurum ise sözleşmeyi yalnızca aracı kuruluş sıfatıyla imzaladığını, herhangi bir kefalet veya tazmin taahhüdü vermediğini, davacının sözleşmeyi kendi lehine tercüme ettiğini savunmuştur.
Taraflar birbirinin çevirisini kabul etmeyince ilk derece mahkemesi, sermaye piyasası alanında bilirkişi heyetinden bir kök ve dört ek rapor almanın yanında, hukuk İngilizcesi konusunda ayrı bir bilirkişiye sözleşmeyi tercüme ettirmiştir. Bu bilirkişiye göre tartışmalı cümlenin anlamı, kabaca, “finansal aracının, satıcının ödememesinden doğacak zararları veya payların borsada satılmasından doğacak zararı karşılama kapasitesine sahip olduğunu alıcıya teyit ettiği” şeklindedir.
🧮 İlk derece mahkemesinin hesabı
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, 28.01.2021 tarihli ve 2015/7 E., 2021/24 K. sayılı kararında iki davalıyı ayrı ayrı değerlendirmiştir.
| Davalı | Sonuç | Gerekçe |
|---|---|---|
| Aracı kurum | Pasif husumet yokluğundan ret | 7/2. madde, “satıcı ödemezse ben öderim” anlamında üçüncü kişinin fiilini üstlenme değildir; aracı kurum yalnızca sözleşme tarihindeki ödeme kapasitesine ilişkin bir teyitte bulunmuştur |
| Satıcı şirket | Kısmen kabul: 250.861,10 Avro | Kapanış tarihindeki borç 1.348.750 Avro; aynı tarihte payların borsa ağırlıklı ortalama fiyatına göre değeri 1.097.888,90 Avro; aradaki fark zarar sayılmıştır |
Mahkeme, aracı kurum yönünden önemli bir ayrım daha yapmıştır. Hükmün kabul edilen anlamına göre aracı kurumun sorumlu tutulabilmesi için, sözleşmenin imzalandığı tarihte satıcının mali kapasitesinin kapanışta doğabilecek zararı karşılamaya yetmeyecek durumda olması ve aracı kurumun buna rağmen olumlu teyit vermesi gerekir. Davacı bu yönde bir iddia ve ispatta bulunmadığı için aracı kurum aleyhine hüküm kurulmamıştır. Mahkeme ayrıca, bir aracı kuruluşun sözleşmeye teminat vermesinin finansal aracılık işleminin mantığına uymadığını, buna karşılık aracısı olduğu şirketin o andaki mali durumunu bilmesinin bu işlevle uyumlu olduğunu vurgulamıştır.
Satıcı yönünden mahkeme, payların mülkiyetinin davacıya geçtiğini, davacının zararı azaltma yükümlülüğünü ve Borsa İstanbul’un yazısına göre payların kapanışta nakde çevrilebileceğini esas almıştır.
⚖️ İstinaf incelemesi
Kararı yalnızca davacı istinaf etmiştir. Davacıya göre ilk derece mahkemesi, sözleşmeyi TBK 19 uyarınca tarafların gerçek ve ortak iradesine göre yorumlamamış, tek bir kelimenin sözlük anlamına takılmıştır. Davacı ayrıca, alacaklı açısından önemli olanın sözleşme anındaki değil vade tarihindeki ödeme gücü olduğunu, cevap vermeyen satıcı şirketin ileri sürmediği “zararı azaltma” savunmasının mahkemece kendiliğinden değerlendirilemeyeceğini ve sözleşmede payları vade tarihinde borsada satma yükümlülüğü bulunmadığını ileri sürmüştür.
Daire, istinaf sebeplerinin yargılama sırasında da ileri sürüldüğünü ve ilk derece kararının gerekçesinde karşılandığını tespit etmiştir. Mahkemenin dosyadaki tüm delilleri ve sözleşmeyi bir bütün olarak yorumladığını, aracı kurumun 7/2. madde ile satıcının geri alım yükümlülüğünü taahhüt etmediğini gerekçeleriyle ortaya koyduğunu belirtmiştir. Kararın bu bölümündeki dikkat çekici bir tespit, mahkemenin hukuki mütalaa niteliğindeki görüşlerle ve bilirkişi heyetinin hukuki nitelendirmeleriyle bağlı olmadığıdır. Sözleşmenin hukuki niteliğini belirlemek, nihayetinde hâkimin görevidir.
🧩 Teyit ile üstlenme arasındaki fark
TBK 128’e göre üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Bu tür bir taahhütte üstlenen, üçüncü kişinin edimini kendisi ifa etmeyi değil, edim gerçekleşmezse doğan zararı karşılamayı yüklenir. Kararda bu hükmün uygulanabilmesi için, sözleşme metninden aracı kurumun böyle bir zarar giderme iradesini açıkça ortaya koyduğunun anlaşılması gerektiği kabul edilmiştir.
Karardan çıkan ayrım şu şekilde özetlenebilir:
- Bilgi veya durum teyidi: Aracı kurumun, işlem tarihinde satıcının belirli bir ödeme kapasitesine sahip olduğunu bildirmesi. Bu beyan yanlışsa, özen borcuna aykırılık nedeniyle sorumluluk gündeme gelebilir; ancak bunun ispatı davacıya düşer.
- Üçüncü kişinin fiilini üstlenme: Satıcı ödemezse doğan zararın aracı kurum tarafından karşılanacağının taahhüt edilmesi. Bu durumda sorumluluk, satıcının temerrüdüyle birlikte doğar.
- Aracılık işlevi: Mahkemeler, aracı kurumun sözleşmedeki konumunu yorumlarken işlemin ticari mantığını da dikkate almıştır; aracılık sıfatıyla imza atan bir kurumun, açık bir ifade olmadan teminat veren konumuna sokulmaması bu değerlendirmenin bir parçasıdır.
Sermaye piyasası işlemlerinde aracı kurumun sorumluluğuna ilişkin farklı bir uyuşmazlık için ödenmeyen bonoda aracı kurumun sorumluluğu yazısına bakılabilir.
📉 Elde kalan payların değeri ve değerleme tarihi
Kararın ikinci önemli kısmı, satıcı şirketin sorumluluğunun kapsamına ilişkindir. Daire, taraflar arasındaki ilişkiyi hisse senedi teminatlı bir repo/ters repo (alım-geri alım) sözleşmesi olarak nitelendirmiştir. Bu sözleşme tam iki tarafa borç yükler: ters repo bedeli, satıcının daha önce sattığı payları geri almasındaki satış bedeli niteliğindedir.
Bu nitelendirmeden şu sonuç çıkarılmıştır: vade sonunda geri alım gerçekleşmezse temerrüt kendiliğinden oluşur ve davacı, mülkiyetinde bulunan ancak teminat işlevi gören payları satabilir. Bu nedenle davacının isteyebileceği tutar, sözleşmenin 6. maddesine göre hesaplanan ters repo tutarının, elindeki paylarla karşılanamayan kısmıdır. Davacının hem payları elinde tutup hem de ters repo bedelinin tamamını istemesi mümkün değildir.
Daire bu noktada ilk derece mahkemesinin hesap yöntemini de eleştirmiştir. Davacı, payları dava tarihinde hâlâ elinde bulundurduğuna göre, payların dava tarihindeki değeri belirlenmeli ve bu değer, vade tarihindeki ters repo bedeli ile vade tarihinden dava tarihine kadar işleyen faizin toplamıyla karşılaştırılmalıydı. İlk derece mahkemesi ise payları vade tarihindeki değeri üzerinden hesaba katmıştır. Ne var ki satıcı şirket kararı istinaf etmediğinden, davacı lehine hükmedilen tutar davacı bakımından usuli kazanılmış hak oluşturmuştur. Bu nedenle hata, kararın kaldırılmasına yol açmamış, yalnızca eleştirilmekle yetinilmiştir.
Sonuçta Daire, davacının istinaf başvurusunu HMK 353/1-b-1 uyarınca esastan reddetmiştir. Karar 21.05.2026 tarihinde oy birliğiyle verilmiş, temyiz yolu açık bırakılmıştır.
🔍 Sözleşme pratiği bakımından notlar
Karar, özellikle yabancı dilde düzenlenen finansman sözleşmelerinde kelime seçiminin ne kadar belirleyici olabileceğini göstermektedir. Aynı cümle, bir tarafa göre tazmin taahhüdü, diğer tarafa göre yalnızca bir durum bildirimi olarak okunmuş; uyuşmazlık, iki ayrı çeviri, hukuki mütalaalar ve ayrı bir dil bilirkişisi incelemesine rağmen ancak yıllar sonra sonuçlanabilmiştir. Dava 2015 yılında açılmış, istinaf kararı 2026 yılında verilmiştir.
Satıcı yönünden ise teminat amaçlı devralınan paylar, alacaklının zararının hesabında gözetilmiş; paylar satılmadığı için doğru değerleme tarihinin dava tarihi olduğu belirtilmiştir.
Bu değerlendirmeler, kararın kendi olgularına bağlıdır. Sözleşme metninde açık bir tazmin veya kefalet taahhüdü bulunan ya da aracı kurumun verdiği teyidin işlem tarihinde gerçeğe aykırı olduğunun ispatlandığı dosyalarda sonuç farklı olabilir.
❓ Sıkça sorulanlar
Hisse senedi repo sözleşmesi nasıl işler?
Kararda anlatılan yapıda pay sahibi, paylarını finansman karşılığında karşı tarafa satmakta ve belirli bir vadede, kararlaştırılan repo oranı eklenerek hesaplanan bedelle geri almayı üstlenmektedir. Somut olayda finansman 1.300.000 Avro, vade üç ay, repo oranı yıllık %15 olarak belirlenmiştir.
Aracı kurum neden sorumlu tutulmadı?
Mahkemeler, sözleşmenin 7/2. maddesindeki ifadeyi, aracı kurumun satıcının ödeme kapasitesini teyit ettiği bir beyan olarak yorumlamış; bunu, satıcı ödemezse zararın aracı kurumca karşılanacağı anlamında üçüncü kişinin fiilini üstlenme saymamıştır. Teyidin işlem tarihinde gerçeğe aykırı olduğu da ispatlanamamıştır.
Alıcı, payları elinde tutarken repo bedelinin tamamını isteyebilir mi?
Daireye göre hayır. Ters repo bedeli, payların geri satışındaki bedel niteliğinde olduğundan alıcı, ancak elindeki payların değeriyle karşılanamayan kısmı talep edebilir.
Mahkeme, sunulan hukuki mütalaalarla bağlı mıdır?
Kararda, mahkemenin hukuki mütalaa niteliğindeki görüşlerle ve bilirkişi heyetinin hukuki nitelendirmeleriyle bağlı olmadığı açıkça belirtilmiştir. Sözleşmenin yorumu ve hukuki niteliğinin tespiti mahkemeye aittir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin Bedesten üzerinde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, İngilizce düzenlenmiş belirli bir hisse senedi repo sözleşmesinin hükümlerine ve dosyadaki delil durumuna ilişkindir; karar temyiz yolu açık olarak verilmiştir ve farklı sözleşme hükümleri bulunan dosyalarda sonuç değişebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



