Müdafinin Mazeretine Belge Şartı – AYM 2022/3575

Aynı sabah iki ayrı adliye binasında iki duruşması bulunan bir avukat, birine katılamayacağını telefonundaki resmî uygulama üzerinden bildirir. Uygulama dilekçeye belge eklemeye izin vermemektedir; mahkeme ise mazeretin “delillendirilmediğini” söyleyerek talebi reddeder, aynı celsede savcının mütalaasını alır ve sanığı kesin olarak mahkûm eder. Bu tablo, Anayasa Mahkemesinin önüne gelen bir bireysel başvurunun özüdür. Mahkeme, belgesiz mazeretin her durumda kabul edilmesi gerektiğini söylememiş; ancak somut koşullarda mazereti kategorik biçimde reddeden yaklaşımı “aşırı şekilci” bulmuştur.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 03.09.2026 tarihli ve 2022/3575 başvuru numaralı kararıyla, basit yargılama usulüne itiraz üzerine açılan tek celselik duruşmada müdafinin mesleki mazeretinin belge sunulmadığı gerekçesiyle reddedilip esas hakkındaki mütalaa alınarak kesin nitelikte mahkûmiyet hükmü kurulmasının, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındaki savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkını ihlal ettiğine oybirliğiyle karar vermiştir.
⚖️ İki aşamalı yargılama: basit usul ve itiraz
Uyuşmazlık, bir şikâyet dilekçesiyle başlayan sıradan bir hakaret soruşturmasına dayanır. Karar metnine göre şikâyet 31.08.2020 tarihinde yapılmış, soruşturmada başvurucunun kolluk ifadesi alınmış ve şikâyetçinin sunduğu ses kaydının dökümü yaptırılmıştır. Düzenlenen iddianame Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesince kabul edilmiştir. Gerekçeli karardan anlaşıldığı kadarıyla olay, aralarında boşanma davası süren eşler arasında ev içinde çıkan bir tartışmaya ilişkindir.
Mahkeme dosyayı önce Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 251. maddesindeki basit yargılama usulüyle ele almış ve duruşma yapmadan adli para cezasına hükmetmiştir. Bu usul, adli para cezası veya üst sınırı iki yılı geçmeyen hapis cezası gerektiren suçlarla sınırlıdır; sanığın, mağdurun ve şikâyetçinin yazılı beyanlarıyla yetinilir ve mahkûmiyette sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir.
Müdafinin hükme itiraz etmesiyle ikinci aşama başlamıştır. O tarihte yürürlükte olan CMK 252/2 uyarınca, itiraz üzerine hükmü veren mahkeme duruşma açar ve genel hükümlere göre yargılamaya devam eder; taraflar gelmese bile duruşma yapılabilir ve yokluklarında hüküm kurulabilir. Mahkeme de tensip tutanağında bu ihtarı içeren meşruhatlı davetiyelerin çıkarılmasına ve duruşmanın 16.12.2021 günü saat 09.40’ta yapılmasına karar vermiştir.
📱 Mazeret günü yaşananlar
Duruşma günü müdafi, aynı tarihte Ankara 12. Aile Mahkemesinde görülen bir dosyada duruşması bulunduğunu, mahkemenin adını ve esas numarasını belirterek bildirmiştir. Mazeret dilekçesi, Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığınca hazırlanan CELSE isimli mobil uygulama aracılığıyla celseden önce Mahkemeye ulaştırılmıştır.
Mahkeme mazereti üç gerekçeyle reddetmiştir: şerhli davetiyeler usulüne uygun tebliğ edilmiştir; CMK 252/2 gereğince taraflar gelmese bile duruşma yapılabilir; müdafi mazeretini delillendirmemiştir. Ardından iddia makamı esas hakkındaki mütalaasını açıklamış, Mahkeme sanık ve müdafi yokken başvurucuyu 1.500 TL adli para cezasıyla cezalandırmıştır. CMK 272/3-a uyarınca on beş bin lira dahil adli para cezalarına karşı istinaf yolu kapalı olduğundan hüküm kesin nitelikte kurulmuştur. Başvurucu, nihai kararı 09.01.2022’de öğrenmiş ve 12.01.2022’de bireysel başvuruda bulunmuştur.
🗂️ Başvurucunun ileri sürdükleri
Başvurucu, müdafinin Bakanlığın sunduğu uygulamayı kullandığını, uygulamanın aynı gün ve yakın saatlerde farklı binalardaki iki duruşmanın çakıştığı bildirimini gönderdiğini ve mazeretin bunun üzerine verildiğini anlatmıştır. Uygulama üzerinden sunulan mazeretlere belge eklenemediğini, oysa mahkemenin bildirilen esas numarasını UYAP’tan kolayca kontrol edebileceğini vurgulamıştır. Tek celsede mütalaa alınarak kendisi ve müdafii dinlenmeden kesin hüküm kurulmasının savunma hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
Anayasa Mahkemesi, olayların hukuki nitelendirmesiyle bağlı olmadığını hatırlatarak şikâyeti adil yargılanma hakkı içindeki savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı yönünden incelemiştir.
📐 Mahkemenin dayandığı ölçütler
Karar, Anayasa Mahkemesinin daha önce ortaya koyduğu ilkeleri birkaç başlıkta toplamaktadır:
- Esaslı işlem karşısında süre: Yargılama sürecinde ortaya çıkan ve kararı esaslı biçimde değiştirebilecek yeni durumlarda sanığa savunma için gerekli zaman ve kolaylık tanınmalıdır. Esas hakkındaki mütalaanın sunulması bu nitelikte bir işlemdir.
- Müdafi aracılığıyla görüş sunma: Kovuşturma evresinde sanığın müdafi aracılığıyla deliller üzerine görüş sunabilmesi, sağlanması zorunlu kolaylıklardandır ve silahların eşitliğine hizmet eder.
- Yokluğunda yargılama tek başına ihlal değildir: Asgari güvenceler sağlandıkça sanığın yokluğunda yürütülen kovuşturma işlemleri adil yargılanmaya aykırı sayılmaz.
- Kesin hükümde ek hassasiyet: Sanık aleyhine verilen karara karşı kanun yolu kapalıysa, ilk derecede yeterince savunulması daha da önem kazanır.
- Belgesiz mazeret: Belgeye dayanmayan mazeretin reddi her zaman ihlal doğurmaz; ancak ani, acil ve önemli durumlar gözetilerek esaslı işlemlerin yapıldığı duruşmalarda bu tür mazeretler kategorik olarak reddedilmemelidir.
Kararda, mazeretin geçerliliğini değerlendirme yetkisinin derece mahkemesine ait olduğu ve CMK 188/1 uyarınca müdafinin mazeretsiz gelmemesi hâlinde duruşmaya devam edilebileceği de açıkça kabul edilmiştir. Yani Anayasa Mahkemesi mahkemelerin takdir alanını ortadan kaldırmamış, bu takdirin nasıl kullanıldığını denetlemiştir.
🔎 Ölçütlerin olaya uygulanması
Mahkeme önce sürecin kanuna uygun işlediğini tespit etmiştir: basit yargılama usulünü uygulama takdiri derece mahkemesine aittir, itiraz üzerine genel hükümlere geçilmiş, gerekli ihtarlar yapılmış ve davetiye usulünce tebliğ edilmiştir. Ne var ki CMK 252/2, tarafların yokluğunda hüküm kurulmasını zorunlu kılmamakta, bunu mahkemenin takdirine bırakmaktadır.
Somut olayda belirleyici olan birkaç unsur bir araya gelmiştir. Başvurucu hakkında duruşmadan bağışık tutulma kararı yoktur; ilk ve tek celsede ne kendisi ne de müdafii hazır bulunmuştur. Müdafi sessiz kalmamış, mahkeme adı ve dosya numarası vererek celseden önce mazeret bildirmiştir. Mazeretin reddedildiği celsede mütalaa açıklanmış ve hüküm kurulmuş, bu hükme karşı kanun yolu da bulunmamaktadır. Karara göre başvurucuya, iddianamedeki suçlamaya ve yokluğunda açıklanan mütalaaya karşı kendisi veya müdafii aracılığıyla savunma yapma imkânı tanınmamıştır.
Anayasa Mahkemesi, uygulamanın belge eklemeye olanak vermediğine ilişkin açıklamayı da dikkate almış; dosyada yargılamanın bilinçli olarak uzatılmaya çalışıldığına dair bir değerlendirme bulunmadığını kaydetmiştir. Bu koşullarda mazeretin yalnızca belgelenmediği için reddedilmesini aşırı şekilci bulmuştur. Derece mahkemesinin, başvurucunun uğradığı dezavantajı dengeleyecek herhangi bir güvenceye de başvurmadığı vurgulanmıştır. Sonuçta hak ihlali tespit edilmiş, kararın yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2021/1333, K.2021/1454) gönderilmesine ve 664,10 TL harç ile 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine hükmedilmiştir. Başvurucu yalnızca ihlalin tespitini istediğinden tazminata hükmedilmemiştir.
🧭 Yargıtay kararlarıyla paralellik
Anayasa Mahkemesi, kararında Yargıtay’ın benzer olaylardaki yaklaşımına da yer vermiştir. Aktarılan üç kararın ortak noktası, mütalaanın açıklandığı veya hükmün kurulduğu son celse için verilen mesleki mazeretin reddedilmesidir:
| Karar | Olay | Değerlendirme |
|---|---|---|
| Yargıtay 12. CD, 04.10.2022, E.2022/1863 K.2022/6200 | Son duruşma için verilen erteleme talebi “dosyanın geldiği safahat” gerekçesiyle reddedilmiş | Yasal olmayan gerekçeyle savunma hakkı kısıtlandığından bozma |
| Yargıtay 11. CD, 13.05.2024, E.2022/6654 K.2024/6430 | Başka mahkemedeki duruşmalar nedeniyle mütalaaya karşı süre istenmiş, talep reddedilmiş | CMK 197, silahların eşitliği ve Anayasa 36 gereği hukuka aykırılık |
| Yargıtay 11. CD, 08.04.2021, E.2018/6712 K.2021/3540 | Mütalaa ve hükmün yer aldığı üçüncü oturum için başka adliyedeki işler nedeniyle mazeret | Mazeret kabul edilip sözlü savunma imkânı tanınmalıydı; bozma |
Bu paralellik, ihlal kararının ceza yargılamasındaki yerleşik bir uygulamayla uyumlu olduğunu göstermektedir. Ancak olayı farklı kılan, hükmün kesin olması nedeniyle Yargıtay denetiminin hiç devreye girememesidir. Anayasa Mahkemesi de kesin hükümlerde savunmanın ilk derecede güvence altına alınmasının ayrı bir önem taşıdığını özellikle vurgulamıştır. Ceza yargılamasında müdafi güvencesine ilişkin farklı bir örnek olarak zorunlu müdafi bulunmadan verilen istinaf kararına ilişkin yazıya, belirleyici tanığın sorgulanamaması konusunda ise AYM 2019/42466 kararına bakılabilir.
🆕 7499 sayılı Kanun sonrası tablo
Başvuruya konu yargılama, CMK 252’nin 7499 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önceki hâline göre yürütülmüştür. 02.03.2024 tarihli değişiklikle bu madde yeniden düzenlenmiştir. Güncel metne göre itiraz üzerine dosya, o yerde birden fazla asliye ceza mahkemesi varsa tevzi kriterlerine göre belirlenen başka bir asliye ceza mahkemesine gönderilmekte; tek mahkemenin bulunduğu yerlerde ise yetkili başka bir hâkim veya adalet komisyonu başkanınca görevlendirilen hâkim tarafından duruşma açılmaktadır.
Değişiklik, itirazı inceleyen hâkimi değiştirmiştir; ancak “taraflar gelmese bile duruşma yapılır ve yokluklarında 223 üncü madde uyarınca hüküm verilebilir” hükmü ve itirazdan duruşmadan önce vazgeçilmesi hâlinde itirazın yapılmamış sayılacağı kuralı yerinde durmaktadır. Bu nedenle kararda ortaya konan ölçüt güncel düzenleme altında da önemini korumaktadır: tarafların yokluğunda hüküm kurulabilmesi bir imkân olup, mütalaanın açıklandığı tek celsede müdafinin somut bilgilerle bildirdiği mazeretin yalnızca belge eksikliği gerekçesiyle reddedilmesi, özellikle kesin hükümlerde anayasal denetime takılabilecektir.
❓ Okuyucuların sorabileceği sorular
Bu karar, belgesiz her mazeretin kabul edilmesi gerektiği anlamına mı geliyor?
Hayır. Anayasa Mahkemesi, belgeye dayanmayan mazeretlerin reddinin ihlale yol açmayabileceğini ve mazeretin geçerliliğine ilişkin takdirin derece mahkemesine ait olduğunu açıkça belirtmiştir. İhlal sonucu; esaslı işlemin yapıldığı tek celse, kesin hüküm, bağışıklık kararının bulunmaması ve yargılamayı uzatma amacına dair bir tespitin olmaması gibi unsurların birlikte değerlendirilmesine dayanmaktadır.
Mütalaanın açıklanması neden bu kadar önemli sayıldı?
Karara göre esas hakkındaki mütalaa, yargılama sürecinde ortaya çıkan ve mahkeme kararını esaslı biçimde değiştirebilecek nitelikte bir işlemdir. Bu nedenle sanığa ve müdafiine mütalaaya karşı savunma hazırlama ve sunma imkânı tanınması, savunma için gerekli zaman ve kolaylık güvencesinin bir parçası olarak görülmüştür.
Hükmün kesin olması değerlendirmeyi nasıl etkiledi?
1.500 TL’lik adli para cezası, CMK 272/3-a uyarınca istinaf denetimi dışında kalmıştır. Anayasa Mahkemesi, sanık aleyhine verilen karara karşı kanun yoluna başvurulamadığı durumlarda ilk derecede yeterince savunulmanın önem kazandığını ve müdafi yardımından yararlanma hakkının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
İhlal kararı sonrasında ceza davası ne olacak?
Karar, yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi, ihlal tespitinin beraat veya mahkûmiyet yönünde bir sonuç içermediğini, delilleri değerlendirme yetkisinin yeniden yargılamayı yapacak mahkemede olduğunu vurgulamıştır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfasından ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesinin Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Değerlendirme, basit yargılama usulüne itiraz üzerine görülen ve kesin hükümle sonuçlanan bir ceza davasındaki mazeret reddine ilişkindir; Anayasa Mahkemesi sonucun somut olayın özel şartlarına dayandığını belirtmiştir. Farklı usul, kanun yolu imkânı veya mazeret koşulları bulunan dosyalarda sonuç değişebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



