Taksim Dışı Kalan Oda Terekeye Ait – Yargıtay HGK 2026/415

Köy evlerinde sıkça rastlanan bir tablo vardır: aile büyüğü, yaşlılığında evin odalarını çocuklarına sözlü olarak bölüştürür, kendisine de ölene kadar oturacağı bir oda ayırır. Yıllar sonra kadastro ekipleri gelir, ev iki parsele ayrılır ve parsel sınırı binanın ortasından geçer. Mirasbırakanın kendi kullandığı o son oda ise sınırın bir tarafında kalır. Peki bu oda, sözlü paylaşımda kime “düşmüş” sayılır? Yoksa hiç paylaşılmamış, bütün mirasçılara ait bir tereke malı mıdır? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Zonguldak Ereğli’deki bir dosyada bu soruyu ispat yükü üzerinden cevapladı.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 24.06.2026 tarihli ve E.2025/93, K.2026/415 sayılı kararıyla, mirasbırakanın sağlığında odaları çocukları arasında paylaştırdığı, ancak ölünceye kadar kendisinin kullandığı arka odayı bu paylaşıma konu etmediği bir olayda, söz konusu alanın terekeye ait olduğunu ve bütün mirasçılara miras payları oranında intikal ettiğini kabul etmiş; taksim iddiasının kanıtlandığı gerekçesiyle verilen direnme kararını oy birliğiyle bozmuştur.
🏚️ Ortadan bölünen aile evi
Uyuşmazlık, Zonguldak’ın Ereğli ilçesine bağlı bir köyde bulunan tek katlı, bitişik nizam bir binaya ilişkindir. Karar metnine göre mirasbırakan 26.12.2006 tarihinde vefat etmiş; geride ilk eşinden olan bir çocuğu (davalı), ikinci eşi ve bu evlilikten olan çocukları mirasçı olarak kalmıştır. İkinci eş ile ondan olan çocuklardan biri davayı birlikte açmıştır.
Bölgede 18.09.2008 tarihinde yapılan tesis kadastrosunda bina iki parsele ayrılmıştır. 62 sayılı parsel, yaklaşık 108 m² yüzölçümlü kârgir ev ve bahçesi olarak davacılar adına (1/3 ve 2/3 payla), 63 sayılı parsel ise yaklaşık 118 m² yüzölçümlü kârgir ev ve bahçesi olarak tam payla davalı adına tespit edilmiştir. Tespitler 18.11.2008 tarihinde kesinleşmiştir. Bilirkişi raporlarına göre parsel sınırı binayı mimari olarak ortadan ikiye bölmekte, binanın ön cephesinde iki ayrı giriş kapısı bulunmakta ve dava konusu oda 63 sayılı parselin içinde, binanın arka odası olarak yer almaktadır.
Davacılar, bu odanın mirasbırakanın sağlığında yaptığı paylaşımla kendilerine bırakıldığını, uzun yıllar kendileri tarafından kullanıldığını, tek giriş kapısının da kendi taşınmazlarına açıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca davalının kendilerine karşı açtığı el atmanın önlenmesi davasının reddedildiğini belirterek odanın bulunduğu alanın tapu kaydının iptali ile kendi parsellerine eklenmesini, bu mümkün değilse ayrı parsel olarak adlarına tescilini istemiştir.
Davalı ise odanın, mirasbırakanın düzenlediği “Anlaşma Senedi” başlıklı adi yazılı belge uyarınca kendisine düştüğünü, kadastronun bu senede uygun yapıldığını, bir süre odayı kullandığını, sonradan davacılar tarafından kilitlendiği için kullanamadığını savunmuş, davanın süresinde açılmadığını da ileri sürmüştür.
📑 Mahkemelerin birbirinden ayrılan hükümleri
| Merci | Sonuç | Temel gerekçe |
|---|---|---|
| İlk Derece Mahkemesi (11.12.2019) | Kısmen kabul: alan ifraz edilerek 3/20 ve 5/20 payla davacılar adına, bakiye pay davalı üzerinde | Mirasbırakan odayı ölünceye kadar kendisi kullanmış, taksime konu etmemiştir; oda tereke malıdır |
| Sakarya BAM 6. HD (16.09.2021) | Davacıların istinafı kabul; alanın tamamı 2/3 ve 1/3 payla davacılar adına | Mirasbırakan odayı davacılara vermiş, taksim iddiası kanıtlanmıştır |
| Yargıtay 1. HD (03.10.2023) | Bozma | Oda bağışlanmamış, taksim edilmemiştir; davacıların miras payları oranında kabul gerekir |
| Sakarya BAM 6. HD | Direnme | Odaya davalının evinden geçmeden ulaşılamaz; önceki keşif beyanları da taksimi doğrular |
| Yargıtay HGK (24.06.2026) | Direnme kararının bozulması | Özel Daire bozma gerekçesi benimsenmiştir |
Uyuşmazlık, odanın tümüyle davacılara mı ait olduğu, yoksa bütün mirasçıların payı oranında mı paylaşılacağı noktasına daralmıştır. Direnme kararını yalnızca davalı temyiz etmiştir.
📐 Kadastro Kanunu ve taksim kavramı
Genel Kurul, uyuşmazlığa uygulanacak hukuk olarak 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 7., 14. ve 15. maddeleri ile Türk Medeni Kanunu’nun 6. ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddelerini göstermiştir. Taşınmazlar tesis kadastrosunda irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak tespit edildiği için kararın ağırlık noktası Kadastro Kanunu’dur.
- Kadastro Kanunu m.14: Tapuda kayıtlı olmayan taşınmazların, belirli yüzölçümü sınırları içinde, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıl malik sıfatıyla zilyetliğini belge, bilirkişi veya tanık beyanıyla ispat eden zilyet adına tespitine imkân verir.
- Kadastro Kanunu m.15: Malikler veya mirasçıları arasında yapılan taksimin belge, bilirkişi veya tanık beyanıyla sabit olması hâlinde taşınmazların taksim gereğince zilyetleri adına tespit edileceğini düzenler. Elbirliği mülkiyetinde bir iştirakçinin payını diğerlerine devri tapulu taşınmazlarda yazılı, tapusuzlarda her türlü delille ispat edilebilir.
- Aynı maddenin son fıkrası: Kadastrodan önce mirasçılar arasında taksime konu edilmiş ve sınırları doğal ya da yapay işaretlerle belirlenmiş taşınmazların, imar planı bulunmayan yerlerde zeminde fiilen oluşmuş sınırlarına göre tespitini öngörür.
Somut olayda iki parselin mirasbırakandan geldiği ve taksimle taraflara düştüğü tartışmasızdır; tartışmalı olan, arka odanın da bu taksimin içinde olup olmadığıdır.
⚖️ İspat yükü kimdeydi?
Genel Kurul, TMK 6’daki “taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” kuralı ile HMK 190/1’deki “ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” düzenlemesini hatırlatmıştır.
Buna göre davacılar iki şeyi kanıtlamak durumundadır: çekişmeli alanın mirasbırakanın sağlığında yaptığı paylaşımla kendilerine düştüğünü ve kadastro tespiti sırasında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı kazanım koşullarının kendi lehlerine oluştuğunu. Taksim iddiası kanıtlanamazsa, mirasbırakanın sağlığında elinde tuttuğu bir taşınmaz parçası doğal olarak terekeye girer ve mirasçıların tamamına payları oranında geçer.
Genel Kurul, davalının dayandığı “Anlaşma Senedi”ni de değerlendirmiştir. Kararda bu adi yazılı belgede çekişmeli odaya ilişkin herhangi bir açıklama bulunmadığı, belgenin mirasbırakanın taşınmazlarının başkasına satılmaması yönündeki iradesine ilişkin olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla belge, odanın davalıya bırakıldığı savunmasını da desteklememektedir. Kararda ayrıca, bu hususta bölge adliye mahkemesi ile Özel Daire arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı vurgulanmıştır.
🔎 Tanık beyanları ve keşif bulguları
Kararın en öğretici kısmı, delillerin nasıl okunduğudur. 04.10.2019 tarihinde yapılan keşifte çekişmeli alanın davalıya ait binadan farklı bir yapıda ve görünümde olduğu, davalının kendi parselindeki binada tadilat yapıp boya yaptırdığı, ancak çekişmeli alanda herhangi bir onarım yapmadığı gözlenmiştir.
Mahalli bilirkişiler ve taraf tanıkları ise özetle şunu anlatmıştır: bina önceleri bir bütün olarak aile tarafından kullanılmış, mirasbırakan sonradan ön taraftaki iki odayı davacı tarafa, diğer iki odayı davalıya vermiş, arka taraftaki dava konusu odayı ise eşiyle birlikte ölünceye kadar kendisi kullanmıştır. Özel Daire bozmasında aktarılan beyanlara göre mirasbırakan odayı ileride kime vereceğine dair farklı sözler söylemiştir.
Genel Kurula göre bu beyanlar, odanın davacılara ya da davalıya bağışlandığını değil, aksine mirasbırakanın odayı kendisi için ayırdığını ve ölünceye kadar kullandığını göstermektedir. İleride kime verileceğine ilişkin söylemler, sağlıkta gerçekleşmiş bir taksim anlamına gelmemektedir. Bölge adliye mahkemesinin direnme gerekçesine dayanak yaptığı fiziki durum, yani odaya davalının evinin içinden geçilerek ulaşılması, mülkiyetin kime ait olduğunu tek başına belirlememektedir.
Sonuçta Genel Kurul, 63 sayılı parsel sınırları içinde kalan ve 07.10.2019 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen yaklaşık 23 m²’lik alanın mirasbırakanın terekesine ait bir mal olduğunu ve bütün mirasçılara miras payları oranında geçtiğini tespit etmiştir.
⏳ On yıllık hak düşürücü süre
Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesine göre tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak itiraz edilemez ve dava açılamaz. Somut olayda tespitler 18.11.2008’de kesinleşmiş, dava 01.10.2018’de açılmıştır. Genel Kurul, davanın bu on yıllık hak düşürücü süre dolmadan açıldığını belirlemiştir.
🧭 Karardan çıkan sonuçlar
Genel Kurul, Özel Daire bozmasına uyulması gerekirken direnilmesini usul ve yasaya aykırı bulmuş, direnme kararını Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle HMK 371 uyarınca bozmuş ve dosyayı HMK 373/2 gereğince Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine göndermiştir. Karar oy birliğiyle ve kesin olarak verilmiştir.
- Mirasbırakanın sağlığında yaptığı sözlü paylaşım, kendisine ayırdığı ve ölünceye kadar kullandığı bölümü kendiliğinden kapsamaz; o bölüm tereke malı olarak kalır.
- Taksim iddiasında bulunan taraf, paylaşımın çekişmeli alanı da kapsadığını kanıtlamak zorundadır.
- Bir bölüme hangi taraftan girildiği veya fiilen kimin kullandığı, tek başına taksimin varlığını göstermez.
- Taksim kanıtlanamadığında sonuç davanın tümden reddi değil, davacıların miras payları oranında kabuldür.
Kadastro tespitine dayalı bir başka uyuşmazlık için ölü malik adına kayıtlı taşınmazda zilyetlik yazısına, paylı taşınmazlarda fiilî kullanımın önalım hakkına etkisi için ise önalımda fiili taksim yazısına bakılabilir.
❓ Sorular ve cevaplar
Mirasçılar arasında sözlü paylaşım kadastroda dikkate alınır mı?
Kadastro Kanunu’nun 15. maddesi, malikler veya mirasçılar arasındaki taksimin belge, bilirkişi veya tanık beyanıyla sabit olması hâlinde tespitin taksime göre yapılacağını öngörür. Bu nedenle yazılı belge bulunmasa da paylaşım tanık ve bilirkişi beyanlarıyla kanıtlanabilir; ancak kararda görüldüğü gibi paylaşımın çekişmeli alanı da kapsadığının ortaya konulması gerekir.
Odaya yalnızca bir taraftan girilebilmesi mülkiyeti belirler mi?
Bölge adliye mahkemesi direnme kararında bu fiziki duruma ağırlık vermişti. Hukuk Genel Kurulu ise belirleyici ölçütü, odanın mirasbırakan tarafından paylaşıma konu edilip edilmediği olarak kabul etmiş; erişim biçiminin tek başına taksimi kanıtlamadığı sonucuna varmıştır.
Tereke malı sayılan alan nasıl tescil edilir?
Kararda, alanın bütün mirasçılara miras payları oranında intikal ettiği belirtilmiştir. İlk derece mahkemesi bu doğrultuda alanı ayrı parsel olarak ifraz edip davacılar adına miras paylarına karşılık gelen oranlarda tescile, bakiye payın davalı üzerinde bırakılmasına karar vermişti. Özel Daire de bu sonucu doğru bulmuştu.
Kadastrodan önceki sebebe dayanan dava ne zamana kadar açılabilir?
Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi uyarınca tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde açılabilir. Somut olayda tespitler 18.11.2008’de kesinleşmiş, dava 01.10.2018’de, yani süre dolmadan açılmıştır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil davasında mirasbırakanın sağlığında yaptığı paylaşımın kapsamı ile ilgilidir; paylaşımın yazılı olduğu, kadastro süresinin geçtiği veya taşınmazın tapulu olduğu dosyalarda sonuç değişebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



