Unvanda Başkasının Markası – Yargıtay 11. HD 2026/1448

Bir şirket kurulurken unvan çoğu zaman pratik bir gerekçeyle seçilir: kurucuların adlarının baş harfleri birleştirilir, ticaret siciline tescil edilir ve iş başlar. Ancak ortaya çıkan kısaltma, aynı sektörde yıllardır tescilli bir markayla birebir örtüşüyorsa, sicildeki unvan bir savunma kalkanı olabilir mi? Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, plastik işleme makineleri alanında faaliyet gösteren yabancı bir üreticinin markası ile yerli bir şirketin unvanı ve alan adı arasındaki çatışmada, unvanın markasal biçimde kullanılmasının sonuçlarını ele alan bölge adliye mahkemesi kararını onadı.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 11.03.2026 tarihli ve E.2025/3794, K.2026/1448 sayılı kararıyla, ticaret unvanında yer alan ibarenin tescilli markanın kapsadığı mallarla bağlantılı olarak ayırt edici bir işaret gibi kullanılması hâlinde SMK 7/3-e ve 29/1-a kapsamında marka hakkına tecavüz oluşacağını, bu durumda marka sahibinin unvandan ilgili ibarenin terkinini ve alan adının iptalini isteyebileceğini kabul eden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi kararını oy birliğiyle onamıştır.
🏭 Taraflar ve ihtarname yazışması
Davacı, 1978 yılında Japonya’da kurulan ve PET ile ambalajlama makineleri üretiminde faaliyet gösteren bir şirkettir. Türkiye’de yetkili bir distribütör aracılığıyla çalışmakta olup markası Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 1999 yılından beri 7. sınıftaki çeşitli makineler için tescillidir. Tescil kapsamında ahşap, metal, cam ve plastik işleme makineleri, takım tezgâhları, plastik enjeksiyon makineleri, PET, polikarbonat ve polipropilen işleme makineleri gibi ürünler yer almaktadır.
Davacının anlatımına göre davalının markayı izinsiz kullandığı ilk kez bir fuarda fark edilmiş, ardından yapılan araştırmada davalının işyerinde ve internet sitelerinde enjeksiyon makineleri, kırma makineleri ve fırınlar gibi 7. sınıf ürünler için aynı ibareyi kullandığı tespit edilmiştir. Davacı 07.12.2015 tarihinde davalıya ihtarname göndermiş; davalı cevabi ihtarnamesinde bu markayı taşıyan ürünleri satmayacağını ve ibareyi hiçbir ürün, iş ve tanıtım evrakında kullanmayacağını beyan ve taahhüt etmiştir. Davacıya göre bu taahhüt yerine getirilmemiştir.
Davacı; marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men’i ve ref’i, davalıya ait alan adının iptali, davalının unvanından ilgili ibarenin terkini, maddi ve manevi tazminat ile hükmün ilanını istemiştir. Maddi tazminat talebi ıslahla 74.846,67 TL’ye yükseltilmiştir.
Davalı ise unvanın ve markanın, şirket ortaklarının adlarının baş harflerinden esinlenerek oluşturulduğunu, kimsenin fikri hakkını ihlal etme ya da ondan yararlanma niyeti taşımadığını, kendi tescil başvurularının davacının markasından farklı sınıflarda olduğunu ve sattığı makinelerin distribütörü olduğu başka bir firmaya ait bulunduğunu savunmuştur.
📄 İlk derece kararı: tecavüz var, terkin yok
Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi, davalının 7. sınıftaki makineler yönünden tescilli bir markası bulunmadığını tespit etmiştir. Davalının Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi kararıyla 35. sınıftaki mağazacılık hizmetleri için tescil hakkı elde ettiği belirtilmiş, ancak bu tescilin 7. sınıftaki mallar bakımından doğrudan kullanım hakkı vermediği vurgulanmıştır. Bilirkişi raporundaki görsellere göre davalı, ibareyi makinelerin üzerine etiket yapıştırarak markasal biçimde kullanmıştır.
Mahkeme bu eylemi SMK 29 anlamında tecavüz saymış; tecavüzün tespitine, önlenmesine ve kaldırılmasına, ibarenin makinelerden ve tanıtım evrakından çıkarılmasına, mümkün değilse toplatılarak imhasına, 74.846,67 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Faiz talep edilmediği için taleple bağlılık ilkesi gereği faize hükmedilmemiştir.
Buna karşılık mahkeme iki talebi reddetmiştir:
- Alan adının iptali: Davalının unvanı ilgili ibareyi içerdiği ve başka sınıflarda tescilli markası bulunduğu için alan adının bir hakka dayandığı kabul edilmiştir.
- Unvanın terkini: Davacının Türkiye’de tescilli bir unvanının bulunmadığı, unvanların farklı olduğu, unvanın ortakların baş harflerinden oluştuğu ve kötü niyetli bir tescil bulunmadığı gerekçesiyle TTK 52 kapsamında terkin koşullarının oluşmadığı sonucuna varılmıştır.
🔄 İstinaf: unvan da alan adı da kapsama girdi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, tecavüzün tespiti ve maddi tazminat yönünden ilk derece kararını yerinde bulmuş, davalının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Bilirkişi raporları ve ticaret sicil kaydına göre davalının kullanımlarının, davacı markasının kapsadığı mallarla benzer ve bağlantılı olduğu, davalının faaliyet konuları arasında da benzer hizmetlerin bulunduğu belirlenmiştir.
Davacının istinaf başvurusu ise kabul edilmiştir. Bölge adliye mahkemesinin unvan ve alan adı konusundaki gerekçesi kararın özünü oluşturur:
- SMK 29/1-a’nın yollamasıyla uygulanan 7/3-e hükmü, işaretin ticaret unvanı veya işletme adı olarak kullanılmasını tecavüz fiilleri arasında sayar.
- Ancak 7/3’teki yasak, işaretin “ticaret alanında” kullanılmasına bağlıdır; marka hukuku bakımından bundan kastedilen, işaretin markasal olarak kullanılmasıdır.
- Kararda atıf yapılan 2015 tarihli Marka Yönergesi ve genel gerekçesine göre ticaret unvanı, tescilli markanın kapsadığı mal ve hizmetler bakımından ayırt ediciliği sağlayan bir işaret olarak kullanıldığında tecavüz oluşturur.
- Davalının unvanı bu şekilde kullanıldığından, davacı Türkiye’de tescilli bir unvana sahip olmasa bile tescilli marka hakkına dayanarak unvandan ibarenin terkinini isteyebilir.
- Davalı, 22.10.2015 tarihinde aldığı alan adında davacının markasına aynen yer vermiş, internet sitesinde unvanındaki ibareyi büyük harflerle öne çıkararak makine satış hizmetinde ve bazı makineler üzerinde ticari etki yaratacak şekilde kullanmıştır. Bu kullanım SMK 7/3-d uyarınca tecavüzdür.
Bu gerekçelerle ilk derece kararı kaldırılmış ve davanın kısmen kabulüne yeniden karar verilmiştir.
🏷️ “Markasal kullanım” ölçütü
Kararın taşıdığı temel mesaj, ticaret unvanının sicile tescil edilmiş olmasının tek başına bir kullanım hakkı yaratmadığıdır. SMK 7/3-e, ticaret unvanı olarak kullanımı açıkça tecavüz hâlleri arasında saymaktadır. Bununla birlikte bölge adliye mahkemesi, bu hükmün her unvan kullanımını değil, unvanın mal veya hizmetin kaynağını gösteren bir işaret gibi kullanıldığı durumları hedeflediğini kabul etmiştir.
Somut olayda bu sınır açıkça aşılmıştır. İbare yalnızca sicildeki unvanda kalmamış; makinelerin üzerine etiketlenmiş, internet sitesinde büyük harflerle öne çıkarılmış ve satış hizmetinin kimliği hâline getirilmiştir. Böyle bir kullanımda unvan, tüketici gözünde ürünün kimden geldiğini gösteren bir marka işlevi görür.
Alan adı yönünden de benzer bir mantık işletilmiştir. SMK 7/3-d, alan adı kullanımını, kullanıcının işaret üzerinde bir hakkı veya meşru bağlantısı olmaması şartıyla ve internet ortamında ticari etki yaratacak biçimde yapılması hâlinde yasaklamaktadır. İlk derece mahkemesi, davalının unvanını ve başka sınıflardaki tescilini “meşru bağlantı” olarak görmüştü. Bölge adliye mahkemesi ise alan adının davacının markasıyla aynı olduğunu ve site içeriğinde markasal bir kullanım bulunduğunu esas almıştır. Alan adında marka kullanımına ilişkin farklı bir usul sorunu için alan adında marka kullanımı ve usuli kazanılmış hak yazısına bakılabilir.
⚖️ Haksız rekabet talebi neden ayrıca kabul görmedi?
Davacı, eylemin aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunun tespitini de istemişti. İlk derece mahkemesi bu talebi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 14.03.2022 tarihli ve 2019/5189 Esas, 2022/1852 Karar sayılı kararına dayanarak reddetmiştir. Bu içtihada göre markalar, kendi özel kanunu olan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile korunmaktadır; TTK 55/1-a-4’teki düzenleme karşısında, iddia yalnızca marka hakkına dayanıyorsa aynı eylem ayrıca haksız rekabet sayılamaz.
Karar metninde, haksız rekabet talebinin reddinin istinaf aşamasında değiştirildiğine dair bir açıklama yer almamaktadır.
🏛️ Yargıtay incelemesi ve sonuç
Bölge adliye mahkemesi kararını davalı temyiz etmiş ve duruşma istemiştir. Yargıtay, dava değerinin 816.000,00 TL’nin altında kalması nedeniyle HMK 369/2 uyarınca duruşma isteğini reddetmiştir. Daire, davayı marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, alan adının iptali, ticaret unvanının terkini ile maddi ve manevi tazminat istemi olarak nitelendirmiştir.
Esas yönünden Daire, HMK 355 ve devamı maddeleri kapsamında yapılan istinaf incelemesi sonucunda verilen kararda uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırılık bulunmadığını ve HMK 369/1 ile 371. maddelerin uygulanmasını gerektiren bir neden olmadığını belirtmiştir. Temyiz itirazları reddedilmiş, bölge adliye mahkemesi kararı HMK 370/1 uyarınca onanmıştır. Karar 11.03.2026 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak verilmiştir.
🔍 Uygulama açısından değerlendirme
Karar, marka ile ticaret unvanı arasındaki çatışmada sıkça başvurulan iki savunmanın sınırlarını göstermektedir. Birincisi, unvanın masum bir gerekçeyle, örneğin kurucuların baş harflerinden oluşturulduğu savunmasıdır. İkincisi ise farklı sınıflarda alınmış bir marka tescilinin veya ticaret sicili kaydının, tescilli markanın kapsadığı mallarda kullanıma da cevaz verdiği düşüncesidir. Onanan gerekçeye göre belirleyici olan, unvanın fiilen nasıl kullanıldığıdır.
Marka alanındaki diğer güncel kararlardan biri için ithalatçının tescil ettiği yabancı marka yazısı incelenebilir.
💬 Sık sorulanlar
Ticaret siciline tescilli unvan, marka tecavüzü iddiasına karşı koruma sağlar mı?
Bu kararda sağlamamıştır. SMK 7/3-e, işaretin ticaret unvanı olarak kullanılmasını tecavüz hâlleri arasında saymaktadır. Bölge adliye mahkemesi, unvanın tescilli markanın kapsadığı mallarda ayırt edici bir işaret gibi kullanıldığını tespit ederek terkine hükmetmiş, Yargıtay da bu kararı onamıştır.
Unvanın terkini için davacının Türkiye’de tescilli unvanı olması gerekir mi?
İlk derece mahkemesi bu eksikliği ret gerekçelerinden biri saymıştı. Bölge adliye mahkemesi ise davacının Türkiye’de tescilli bir unvanı olmasa bile tescilli marka hakkına dayanarak terkin isteyebileceğini kabul etmiştir. Talebin dayanağı TTK’daki unvan hükümleri değil, SMK’daki marka hakkıdır.
Başka sınıfta tescilli marka, alan adında kullanım için meşru bağlantı sayılır mı?
Somut olayda sayılmamıştır. Davalının 35. sınıftaki mağazacılık hizmetleri için tescil hakkı bulunsa da alan adı davacının markasıyla aynıydı ve site içeriğinde 7. sınıftaki makineler bakımından markasal kullanım vardı. Bölge adliye mahkemesi bunu SMK 7/3-d kapsamında tecavüz kabul etmiştir.
Hükmedilen tazminat tutarları ne kadardı?
İlk derece mahkemesi bilirkişi raporuna göre 74.846,67 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Faiz talep edilmediği için faize hükmedilmemiştir. Bölge adliye mahkemesi maddi tazminatın yerinde olduğunu belirtmiş, Yargıtay da kararı onamıştır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, tescilli markanın kapsadığı mallarla bağlantılı olarak ticaret unvanı ve alan adında markasal kullanım yapılan bir uyuşmazlığa ilişkindir; unvanın yalnızca sicilde kaldığı, sınıfların farklı olduğu veya kullanımın markasal nitelik taşımadığı dosyalarda sonuç değişebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



