Emsal Kararlarİcra Hukuku

Muvazaalı Takibe İhtiyati Tedbir – Yargıtay 12. HD 2026/311

Bir alacaklı, borçlusunun tek değerli malvarlığı olan taşınmaza üçüncü bir kişinin başlattığı icra takibi nedeniyle haciz konulduğunu görür. Alacaklıya göre o takip gerçek bir borca değil, malı alacaklıların elinden kaçırmak için kurulan görünüşte bir ilişkiye dayanmaktadır. Takibin iptali için dava açılır; ancak dava yıllar sürebilir, ihale ise birkaç ay içinde yapılabilir. Mahkemeden istenen şey basittir: dava sonuçlanana kadar satış dursun. Sorun, bu korumanın hangi araçla sağlanacağıdır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin iki dairesi bu soruya birbirine zıt cevaplar vermiş, mesele Yargıtay 12. Hukuk Dairesine taşınmıştır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 21.01.2026 tarihli ve E.2025/6061, K.2026/311 sayılı kararıyla, Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesine dayalı olarak açılan muvazaalı icra takibinin iptali davalarında istenmesi ve verilmesi gereken geçici hukuki korumanın ihtiyati tedbir olduğuna; muvazaalı olduğu ileri sürülen takibin ve bu takibe bağlı satış işlemlerinin ihtiyati tedbirle durdurulabileceğine oy birliğiyle karar vermiştir.

Kısa özet: İstanbul BAM 40. Hukuk Dairesi, edinilmiş mal olduğu ileri sürülen bir taşınmazın satışına yol açacak icra takibinin muvazaalı olduğu iddiasıyla açılan davada ihtiyati tedbir verilmesi gerektiğini kabul etmişti. İstanbul BAM 9. Hukuk Dairesi ise benzer bir davayı tasarrufun iptali davası gibi değerlendirmiş, İİK m.281/2’nin yalnızca ihtiyati haciz öngördüğünü belirterek tedbir talebinin reddedilmesi gerektiğine hükmetmişti. Yargıtay, TBK m.19’a dayanan davayı İİK m.277 vd. kapsamındaki tasarrufun iptali davasından ayırmış ve bu tür davalarda korumanın ihtiyati tedbir yoluyla sağlanacağını belirterek uyuşmazlığı 40. Hukuk Dairesinin görüşü doğrultusunda gidermiştir.

🔀 İki daire, iki farklı koruma aracı

Uyuşmazlığın giderilmesini, kararlarından biri çatışmaya konu olan İstanbul BAM 9. Hukuk Dairesi 29.01.2024 tarihli yazısıyla istemiştir. İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu, 02.02.2024 tarihli ve 2024/4 sayılı kararıyla uyuşmazlığın 40. Hukuk Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesi görüşünü ekleyerek dosyayı Yargıtay’a göndermiştir. Karşı karşıya gelen kararlar şunlardır:

  • İstanbul BAM 40. HD, 26.04.2022, E.2022/765, K.2022/834: Davacı, davalı borçlu ile evliliği sırasında edinildiğini ve edinilmiş mallara katılma rejimine tabi olduğunu ileri sürdüğü bir taşınmazın icra yoluyla satışına yol açacak takibin muvazaalı olduğunu iddia etmiştir. Daire, takip sürdükçe taşınmazın satılmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, bu durumda davacının hakkını elde etmesinin önemli ölçüde zorlaşacağını belirterek ihtiyati tedbir talebinin reddini doğru bulmamıştır.
  • İstanbul BAM 9. HD, 14.12.2023, E.2023/2314, K.2023/2310: Bu dosyada İstanbul 7. İcra Müdürlüğünde 2012 yılında başlatılmış bir takibin ve takibe konu bonoların muvazaalı olduğu ileri sürülmüştür. Daire, alacağın muvazaalı olduğunu ispat yükünün davacıda olduğunu, takip alacaklısının temel ilişkiye dair deliller sunduğunu ve davacının bu aşamada yaklaşık ispat külfetini karşılamadığını belirtmiştir. Ayrıca tasarrufun iptali davalarında İİK m.281/2 ve m.257 ile ihtiyati haciz düzenlemesi getirildiğini, tasarruf konusu üzerine HMK m.389 vd. uyarınca ihtiyati tedbir verilemeyeceğini kabul ederek ilk derece mahkemesinin tedbir kararını hatalı bulmuştur.

Böylece aynı bölge adliye mahkemesinin iki dairesi, muvazaalı olduğu iddia edilen bir takibin satış aşamasında durdurulup durdurulamayacağı konusunda farklı sonuçlara ulaşmıştır.

🛡️ İhtiyati haciz ile ihtiyati tedbir arasındaki fark

Yargıtay, sonuca gitmeden önce iki geçici hukuki koruma aracını amaçları bakımından karşılaştırmıştır.

İhtiyati tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389 ve devamı maddelerinde düzenlenir. HMK m.389/1’e göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Kararın ifadesiyle tedbir, uyuşmazlık konusu malın devrinin önlenmesi, dava sonuna kadar aynen muhafazası ya da bir tehlike veya zararın önlenmesi için başvurulan bir yoldur ve hakkında tedbir kararı alınan şey esasen asıl davanın konusudur.

İhtiyati haciz ise bir para alacağının tahsilini güvence altına almaya yöneliktir. Yargıtay’ın vurguladığı fark şudur: İhtiyaten haczedilen mal ve haklar, alacaklının açtığı ya da açmayı düşündüğü dava veya takibin konusu değildir; borçlunun malvarlığından alacağa yetecek kısım güvence altına alınır.

Bu ayrım, uyuşmazlığın çözümünün anahtarıdır. Muvazaalı olduğu ileri sürülen takip, davanın konusunun kendisidir. Dolayısıyla korunması istenen şey, borçlunun genel malvarlığı değil, iptali istenen takip ve onun sonucunda gerçekleşecek satıştır.

⚖️ TBK 19 davası tasarrufun iptali davası değildir

İstanbul BAM 9. Hukuk Dairesinin kararındaki temel hata, Yargıtay’a göre davanın niteliğinin yanlış belirlenmesidir. Dava dilekçesinde takibin muvazaalı olduğu iddiasıyla iptali istenmiş olmasına karşın daire, davayı İİK m.277 ve devamı maddelerine göre açılmış bir tasarrufun iptali davası gibi değerlendirmiştir.

Yargıtay iki dava türünü şu noktalarda ayırmıştır:

  • Ön koşul: Tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için kesinleşmiş bir takibin varlığı aranır. TBK m.19’a dayanan davada böyle bir takip aranmaz.
  • Kanuni koruma aracı: İİK m.281/2, hâkimin iptale tabi tasarrufların konusu olan mallar hakkında alacaklının talebi üzerine ihtiyati haciz kararı verebileceğini açıkça düzenler. Tasarrufun iptali davasında korumanın ihtiyati haciz olması bu açık hükmün gereğidir.
  • TBK 19 davasında özel hüküm yok: TBK m.19’a dayalı muvazaalı işlemin iptali davalarında böyle bir özel hüküm bulunmamaktadır. Talep davalı borçlunun malvarlığına değil yalnızca dava konusu şeye yöneliktir; bu nedenle verilecek koruma ihtiyati tedbirdir.

Karar, TBK m.19 davalarının kendi içindeki çeşitliliğine de değinmiştir. Muris muvazaası veya genel muvazaa davalarının dava konusu şeyin aynına ilişkin olduğu tartışmasızdır. Bir alacağın tahsili amacıyla açılan TBK m.19 davalarında ise davacının hakkı şahsi niteliktedir. Yargıtay’a göre alacaklının genel muvazaa iddiasıyla açtığı davada, talep tapu iptali ve tescil olsa bile, davacı haklı çıktığında İİK m.283/1 kıyasen uygulanarak alacağı kadar kısım için haciz ve satış isteme yetkisi verilir; davacının hukuki yararı alacak miktarıyla sınırlı olduğundan talep daraltılarak hüküm kurulabilir. Ne var ki bu durum, istenecek tedbirin niteliğini değiştirmez.

Tasarrufun iptali davalarına ilişkin farklı bir mesele için sitedeki tasarrufun iptalinde akraba karinesi kararına, muvazaa iddiasının sıra cetveline yansıması için ise muvazaalı alacak ve sıra cetveli yazısına bakılabilir.

🏛️ Yargıtay’ın vardığı sonuç

Daire, Başkanlar Kurulunun pratik değerlendirmesini de benimsemiştir. Buna göre muvazaalı olduğu ileri sürülen takipte borçluya ait taşınmazın cebri icra yoluyla gerçek değerinden çok daha düşük bir bedelle satılması hâlinde, takip dosyasına giren para üzerine ihtiyati haciz konulsa bile davacı alacaklının zarara uğraması kaçınılmaz hâle gelecektir. Satış bedeli ile taşınmazın gerçek değeri arasındaki fark, sonradan konulacak bir haczin telafi edemeyeceği bir kayıptır. Bu nedenle, kapsamı ihtiyati hacze göre daha geniş olan ihtiyati tedbirle takibin ve satış işlemlerinin durdurulması yerindedir.

Kararın hüküm fıkrası şöyledir: TBK m.19’a dayalı olarak açılan davalarda istenmesi ve verilmesi gereken hukuki tedbir ihtiyati tedbirdir; dava konusu olan muvazaalı icra takibi ve bu takibe bağlı olarak yapılacak satış işlemleri ihtiyati tedbir kararıyla durdurulmalıdır. İstanbul BAM 9. ve 40. Hukuk Daireleri arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlığı bu şekilde giderilmiş, dosya İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmiş ve kararın bir örneği bölge adliye mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmek üzere Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine iletilmiştir.

Karar, 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendine dayanan uyuşmazlığın giderilmesi yoluyla verilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre hukuk davalarında bu istem ilgili Yargıtay hukuk dairesine iletilir ve dairenin bu kapsamda verdiği kararlar kesindir.

📎 Karar metni: Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde doğrulanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları kaynakta anonimdir.

🔎 Kararın sınırları

Kararın neyi söylediği kadar neyi söylemediği de önemlidir:

  • Tedbirin şartları ortadan kalkmamıştır. Yargıtay, tedbir talebinin HMK m.389’daki şartlar değerlendirilerek sonucuna göre karara bağlanması gerektiğini açıkça belirtmiştir. Karar, her muvazaa iddiasında otomatik olarak tedbir verileceği anlamına gelmez; tartışılan, hangi koruma aracının uygulanacağıdır.
  • Yaklaşık ispat meselesi çözülmemiştir. İstanbul BAM 9. Hukuk Dairesi kararında davacının yaklaşık ispat külfetini karşılamadığına da değinmişti. Yargıtay’ın değerlendirmesi koruma aracının türüne yöneliktir; somut dosyadaki delil durumuna ilişkin bir tespit içermemektedir.
  • Tasarrufun iptali davası için kural değişmemiştir. İİK m.277 vd. kapsamındaki davalarda İİK m.281/2’nin öngördüğü ihtiyati haciz düzeni geçerliliğini korumaktadır. Ayrım, davanın hukuki sebebinin doğru nitelendirilmesine bağlıdır.

Dosyanın Yargıtay’a ulaşması ile karar arasında yaklaşık iki yıl geçtiği de dikkat çekicidir: Başvuru Ocak 2024’te yapılmış, karar Ocak 2026’da verilmiştir. Kararın bölge adliye mahkemelerine bildirilmesi, istinaf aşamasında uygulama birliği sağlamaya yöneliktir.

❓ Sık sorulan sorular

Muvazaalı icra takibi ne demektir?

Kararda ele alınan iddia, borçlu ile üçüncü kişi arasında gerçekte var olmayan bir alacak ilişkisi kurularak bu kişi tarafından borçlu aleyhine takip başlatılması ve böylece borçlunun malının satışa çıkarılmasıdır. TBK m.19, sözleşmelerin yorumunda tarafların gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağını düzenler.

İhtiyati haciz neden yeterli görülmedi?

Yargıtay’ın benimsediği değerlendirmeye göre taşınmaz takip içinde gerçek değerinin çok altında satılırsa, takip dosyasına giren para üzerine ihtiyati haciz konulsa bile aradaki değer kaybı geri getirilemez. Bu nedenle satışın kendisini durduran ihtiyati tedbir gerekli görülmüştür.

Tasarrufun iptali davasında da takip tedbirle durdurulabilir mi?

Karar bu soruya olumlu bir cevap vermemektedir. Yargıtay, tasarrufun iptali davalarında İİK m.281/2 uyarınca verilecek korumanın ihtiyati haciz olduğunun kanunun açık hükmü gereği olduğunu belirtmiş; ihtiyati tedbir sonucunu TBK m.19’a dayanan davalarla sınırlı tutmuştur.

Davacı kazanırsa taşınmaz kendisine mi geçer?

Kararda, alacaklının genel muvazaa iddiasıyla açtığı davada talebi tapu iptali ve tescil olsa bile, haklı çıkması hâlinde İİK m.283/1’in kıyasen uygulanarak alacağı kadar kısım için haciz ve satış isteme yetkisi verildiği belirtilmiştir. Hukuki yarar alacak miktarıyla sınırlıdır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin bölge adliye mahkemesi kararları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Bölge adliye mahkemesi kararlarına ilişkin anlatım, Yargıtay kararında aktarılan alıntılara dayanır; tarafların kimliği kaynakta anonimdir. Kararın kesinliğine ilişkin açıklama 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesine dayanır. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu