Aile HukukuBoşanma HukukuEmsal Kararlar

“Paylaşacak Malımız Yok” Beyanı – Yargıtay HGK 2025/498

Anlaşmalı boşanma duruşmaları çoğu zaman birkaç dakika sürer. Hâkim eşleri tek tek dinler, protokolü okur, nafaka ve velayet konusunda son bir soru sorar; eşlerden biri ya da ikisi de tutanağa “paylaşacak bir malımız yok” gibi kısa bir cümle geçirir. Yıllar sonra bu cümle bambaşka bir anlam kazanabilir: Eşlerden biri evlilik süresince edinilen taşınmazlar ve şirket hisseleri için katılma alacağı davası açtığında, diğer taraf o tek cümleyi mal rejiminden doğan tüm haklardan vazgeçildiğinin kanıtı olarak önüne koyar.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 10.09.2025 tarihli ve E.2024/7, K.2025/498 sayılı kararıyla bu tartışmayı çözüme kavuşturmuştur. Kurul çoğunluğuna göre protokolde ve boşanma hükmünde mal rejiminin tasfiyesine ilişkin bir düzenleme yoksa, duruşmada söylenen “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” sözü tek başına tasfiyenin yapıldığı ya da tasfiye hakkından feragat edildiği anlamına gelmez. Karar oy çokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir.

Kısa özet: 1989’da evlenen eşler, 2005 yılında Bakırköy 1. Aile Mahkemesinde TMK m.166/3 uyarınca anlaşmalı olarak boşanmış; duruşmada her iki eş de paylaşacak mallarının ve eşya taleplerinin bulunmadığını beyan etmiştir. Yıllar sonra eşlerden biri taşınmazlar için şimdilik 150.000,00 TL, şirket hisseleri için şimdilik 62.500,00 TL; diğeri de karşı davayla üç taşınmaz için şimdilik 50.000,00 TL katılma alacağı istemiştir. İlk derece mahkemesi ve istinaf, duruşma beyanıyla mal rejiminin tasfiye edildiğini kabul ederek iki davayı da reddetmiş; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bu kararı bozmuş, ilk derece mahkemesi direnmiştir. Hukuk Genel Kurulu, Özel Daire bozmasını benimseyerek direnme kararını bozmuştur.

🎯 Uyuşmazlığın tek sorusu

Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen mesele son derece dar ama uygulamada çok sık karşılaşılan bir sorudur: Anlaşmalı boşanma davasının duruşmasında eşlerin birbiriyle uyumlu biçimde “paylaşacak bir malımız ve eşya talebimiz yoktur” demesinden, mal rejiminden doğan alacaklarını tasfiye ettikleri sonucuna varılabilir mi?

Bu soruya verilecek cevap, davanın kaderini belirlemektedir. Beyan tasfiye veya feragat sayılırsa, sonradan açılan katılma alacağı davaları esasa girilmeden reddedilir. Beyan bu anlamı taşımıyorsa, mahkeme delilleri toplayıp taşınmazlar ve hisseler yönünden alacak hesabı yapmak zorundadır.

🗂️ On yılı aşan yargılama süreci

Karar metninden izlenebilen süreç şöyledir:

  • Taraflar 26.10.1989 tarihinde evlenmiştir. Karşı oyda belirtildiğine göre 01.01.2002’ye kadar mal ayrılığı, bu tarihten boşanma davasının açıldığı 09.08.2005’e kadar edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir.
  • Bakırköy 1. Aile Mahkemesi, 18.08.2005 tarihli ve 2005/655 E., 2005/744 K. sayılı kararla eşlerin anlaşmalı boşanmasına hükmetmiş; karar 14.11.2005’te kesinleşmiştir.
  • Boşanmadan yıllar sonra eşlerden biri, evlilik içinde edinilen malların diğer eş adına kaydedildiğini, ayrıca şirket hisseleri bulunduğunu ve karşı tarafın ödeme taahhüdünü yerine getirmediğini ileri sürerek alacak davası açmıştır. Karşı taraf da davacı adına kayıtlı üç taşınmaz için karşı dava açmıştır.
  • İlk derece mahkemesi 05.05.2017 tarihli ve 2015/1042 E., 2017/404 K. sayılı kararıyla, duruşma beyanlarına ve Hukuk Genel Kurulunun 2013/8-185 E., 2013/1601 K. sayılı önceki içtihadına dayanarak her iki davayı reddetmiştir.
  • Bölge Adliye Mahkemesi 11.03.2019 tarihli ve 2017/2807 E., 2019/403 K. sayılı kararıyla istinaf başvurularını esastan reddetmiştir.
  • Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 03.11.2021 tarihli ve 2021/5382 E., 2021/8091 K. sayılı kararıyla hükmü bozmuş; ilk derece mahkemesi (2022/115 E., 2022/834 K.) önceki gerekçesini tekrarlayarak direnmiştir.

Özel Dairenin bozma gerekçesi iki noktaya dayanır: Birincisi, boşanma protokolünde de hükümde de mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir düzenleme yoktur. İkincisi, feragatin somutlaştırılmış bir hakka ilişkin olarak kayıtsız, şartsız ve kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta olması gerekir; duruşmadaki genel ifade bu niteliği taşımaz.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

💼 “Boşanmanın mali sonuçları” neyi kapsar?

Kararın en öğretici kısmı, TMK m.166/3’teki ifadenin yorumudur. Maddeye göre evlilik en az bir yıl sürmüşse ve eşler birlikte başvurmuş ya da biri diğerinin davasını kabul etmişse, hâkim tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmeli ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hakkındaki düzenlemeyi uygun bulmalıdır.

Hukuk Genel Kurulu bu kavramın sınırını açıkça çizmiştir:

  • Kapsama giren: TMK m.174’teki maddi ve manevi tazminat, TMK m.175’teki yoksulluk nafakası ve TMK m.182’deki iştirak nafakası.
  • Kapsama girmeyen: Mal rejiminin tasfiyesi. Tasfiye boşanmanın fer’isi değildir; bu konuda anlaşma sağlanamaması anlaşmalı boşanma davasının reddine yol açmaz.
  • Ama yasak da değil: Eşlerin anlaşmalı boşanma sırasında mal rejimini de tasfiye etmesini engelleyen bir kanun hükmü yoktur. Böyle bir anlaşma yapılmışsa ayrı bir geçerlilik şekli aranmaz.

Kurul ayrıca “doğmamış hakkın kullanılması” itirazına da cevap vermiştir. TMK m.225/2 uyarınca boşanma hâlinde mal rejimi dava tarihinden geçerli olarak sona erer ve tasfiyeden doğan alacak bu tarih itibarıyla doğar. Dava yoluyla istenebilmesi için boşanmanın kesinleşmesi gerekse de, eşler boşanma davasını açmakla doğmuş olan bu hak üzerinde anlaşmalı boşanma sırasında tasarrufta bulunabilir.

🏛️ Kurul çoğunluğunun gerekçesi

Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu somut olayda şu tespitleri yapmıştır:

  • Anlaşmalı boşanmaya dayanak 18.08.2005 havale tarihli protokolde yasal mal rejiminin tasfiyesine yönelik bir hüküm yoktur.
  • Boşanma kararının hüküm fıkrasında da edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine ilişkin bir karar yer almamaktadır.
  • Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse, eşlerin sırf anlaşmalı olarak boşanmış olmaları mal rejimini de tasfiye ettikleri anlamına gelmez.
  • Duruşmadaki beyandan hareketle, eşlerin malları paylaştıkları veya tasfiye haklarından feragat iradesi gösterdikleri sonucuna varılamaz.

Görüşmeler sırasında bazı üyeler, Kanun’un mal rejimi bölümünde “mal” ve “malvarlığı” kelimelerinin yoğun biçimde kullanıldığını, bu nedenle beyandaki “mal” kelimesinin nafaka ve tazminatı değil mal rejiminden doğan alacakları ifade ettiğini ve davanın boşanmanın kesinleşmesinden dokuz yıl sonra açıldığını ileri sürmüştür. Bu görüş çoğunlukça benimsenmemiş; direnme kararı, Özel Daire bozmasındaki gerekçelerle 6100 sayılı HMK m.371 uyarınca bozulmuş ve dosya Küçükçekmece 2. Aile Mahkemesine gönderilmiştir.

Kararın pratik sonucu şudur: Mahkeme artık “tasfiye yapılmış” kabulüyle davayı kapatamayacak; iddia ve savunma doğrultusunda delilleri toplayarak asıl ve karşı davanın esası hakkında karar verecektir. Taşınmazların ve şirket hisselerinin edinilmiş mal olup olmadığı, değerleri ve katılma alacağının miktarı bu aşamada tartışılacaktır.

⚖️ Karşı oy: mahkeme içi ikrar ve dürüstlük kuralı

Karşı oy, direnme kararının onanması gerektiğini savunmuş ve iki temel argüman geliştirmiştir:

  • Mahkeme içi ikrar: Boşanma dosyasındaki imzalı duruşma beyanı mahkeme içi ikrar niteliğindedir ve başka bir davada da kesin delil teşkil eder.
  • “Mal” kelimesinin anlamı: TMK’nın mal rejimi bölümü, eşya hukuku kitabı ile TBK, TTK ve HMK’daki düzenlemeler birlikte okunduğunda, boşanma davasındaki “mal veya eşya” ifadesinden eşlerin sahip olduğu ve tasfiyeye konu olabilecek ekonomik değeri bulunan taşınır ve taşınmaz varlıkların tamamı anlaşılmalıdır.
  • Dürüstlük kuralı: Kesin delil niteliğindeki beyanları yok sayarak yıllar sonra tasfiye istemek TMK m.2’deki dürüst davranma kuralına aykırıdır ve hakkın kötüye kullanılmasıdır.

Çoğunluk ile karşı oy, anlaşmalı boşanmada tasfiyenin yapılabileceği ve yapıldıktan sonra yeniden tasfiye istemenin dürüstlük kuralına aykırı olacağı konusunda aynı noktadadır. Ayrıştıkları yer, somut beyanın bu tasfiyeyi gerçekleştirecek açıklıkta olup olmadığıdır.

📝 Protokol dili neden bu kadar önemli?

Hukuk Genel Kurulu kararın 13. paragrafında, boşanma davasında mal rejiminin tasfiyesi konusunda da anlaşma yapılmak isteniyorsa bunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta olmasının çok önemli olduğunu vurgulamış; anlaşma metninde soyut, muğlak, farklı yorumlara açık ifadelerin yer almaması gerektiğini belirtmiştir. Bu tespitten çıkan değerlendirme ölçütleri şöyle özetlenebilir:

  • Belge önceliği: Mahkeme önce protokole ve hüküm fıkrasına bakmaktadır. Tasfiye bu belgelerde yoksa, duruşmadaki genel ifadeler boşluğu doldurmamaktadır.
  • Feragatin somutluğu: Özel Daire bozmasında belirtildiği üzere feragat, somutlaştırılmış bir hakka ilişkin, kayıtsız ve şartsız olmalıdır. “Mal” kelimesi tek başına katılma alacağını ya da değer artış payını adlandırmamaktadır.
  • Nafaka ve tazminattan ayrım: Protokolde nafaka ve tazminat konusunda uzlaşılmış olması, mal rejimi konusunda da uzlaşıldığı anlamına gelmemektedir.
  • Sürenin etkisi: Davanın boşanmadan uzun süre sonra açılması, çoğunluk görüşünde tek başına dürüstlük kuralına aykırılık sonucunu doğurmamıştır; alacak hakkı zamanaşımı süresi içinde kullanılabilecek bir hak olarak görülmüştür.

Anlaşmalı boşanma protokolünün sonradan yorum tartışmasına konu olduğu başka bir örnek, serideki boşanma protokolü ve aldatma iddiası kararında incelenmiştir. Tasfiye davasının esasına girildiğinde gündeme gelen ispat meseleleri için kişisel mal savunmasının ispatına ilişkin HGK kararı da bu kararla birlikte okunabilir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

🙋 Sık sorulan sorular

Anlaşmalı boşanma kendiliğinden mal paylaşımını da sona erdirir mi?

Hukuk Genel Kuruluna göre hayır. Mal rejiminin tasfiyesi boşanmanın fer’isi değildir; protokolde ayrıca yer verilmemişse, eşlerin anlaşmalı boşanmış olması mal rejimini de tasfiye ettikleri anlamına gelmez. Eşler bu konuda ayrıca anlaşabilirler, ancak böyle bir anlaşmanın açıkça kurulmuş olması aranır.

Mal rejimi hangi tarihte sona ermiş sayılır?

TMK m.225/2 uyarınca mahkemece boşanmaya karar verilmesi hâlinde mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihten geçerli olarak sona erer. Kararda da belirtildiği gibi tasfiyeden doğan alacak bu tarih itibarıyla doğar; ancak dava yoluyla istenebilmesi için boşanma hükmünün kesinleşmesi gerekir.

Şirket hisseleri de katılma alacağı hesabına girebilir mi?

Bu davada davacı, taşınmazların yanı sıra şirket hisseleri için de şimdilik 62.500,00 TL talep etmiştir. Hukuk Genel Kurulu hisselerin niteliği hakkında bir değerlendirme yapmamış, yalnızca tasfiyenin yapılmadığını tespit ederek dosyayı esasın incelenmesi için ilk derece mahkemesine göndermiştir. Hisselerin edinilmiş mal sayılıp sayılmayacağı yeniden yapılacak yargılamada belirlenecektir.

Kararda karşı dava hakkında ne söylenmiştir?

Her iki taraf da direnme kararını temyiz etmiş ve Kurul her iki tarafın temyiz itirazlarını kabul etmiştir. Böylece davalı eşin, davacı adına kayıtlı üç taşınmaz için açtığı karşı dava da esastan incelenecektir. Aynı gerekçe iki taraf için de geçerli kabul edilmiştir: Duruşma beyanı hiçbir eşin tasfiye hakkını ortadan kaldırmamaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır; özet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun yayımlanmış ve oy çokluğuyla verilmiş direnme kararının bozulmasına ilişkin kararı ile karşı oy yazısından derlenmiştir. Anlaşmalı boşanma protokollerinin kapsamı ve mal rejimi tasfiyesi, her dosyada protokolün metni, hüküm fıkrası ve somut delillerle birlikte değerlendirilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve işlemlerden Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu