Ceza HukukuEmsal KararlarForex Hukuku

Fon Vaadinde Acentenin Sıfatı – Yargıtay 11. CD 2025/11811

“Hazine yılda bir kez yüksek getirili ve risksiz bir fon açıyor, aracı kurumlara sınırlı kontenjan veriliyor, sizin için bir kişilik yer ayırttım.” Bu cümleleri kuran kişi bir emeklilik ve hayat sigortası şirketinin acentesi olduğunda, dolandırıcılığın hangi nitelikli hâli uygulanır? Serbest meslek sahibinin mesleğinden doğan güveni kötüye kullanması mı, yoksa şirket adına hareket eden kişinin ticari faaliyet sırasında dolandırıcılığı mı? Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 18.09.2025 tarihli ve E.2021/20029, K.2025/11811 sayılı kararıyla, sigorta acentesinin serbest meslek sahibi sayılamayacağını ve eylemin TCK m.158/1-(h) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir.

Karar, bozma ile sonuçlanmamıştır; Daire vasıflandırmadaki hatayı “eleştiri” düzeyinde tespit edip mahkûmiyeti onamıştır. Yine de gerekçe, yatırım ve fon vaadiyle para toplayan aracı konumundaki kişilerin (acente, temsilci, satış personeli) ceza hukukundaki sıfatının nasıl belirleneceğine dair açık bir ölçüt sunmaktadır.

Kısa özet: Ağır ceza mahkemesi, bir emeklilik ve hayat şirketinin acentesi olan sanığı, Hazine’nin yüksek getirili ve risksiz fonlarında kontenjan bulunduğu vaadiyle katılanlardan toplam 1.847.000,00 TL aldığı gerekçesiyle TCK m.158/1-(i) (serbest meslek sahibinin mesleğinden doğan güveni kötüye kullanması) uyarınca mahkûm etmişti. Yargıtay 11. Ceza Dairesi 18.09.2025 tarihinde, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m.65/2 ve 66’daki serbest meslek tanımına göre acentenin serbest meslek sahibi olmadığını, eylemin TCK m.158/1-(h) kapsamında kaldığını belirtmiş; ancak bu hatanın ceza miktarına etkisi bulunmadığından bozma nedeni yapmamış ve hükmü Tebliğnameye uygun olarak oy birliğiyle onamıştır.

🏦 “Hazine kontenjanı” kurgusu

Kararda anlatılan olaylara göre sanık, bir emeklilik ve hayat şirketinin acentesidir. Katılanların, başka bir sigorta aracılık yapısı bünyesinde işlem gören kişisel birikimleri olduğunu öğrenmiş; fonlarını yöneten ve bir dönem birlikte çalıştığı kişinin bu fonları iyi idare edemediğini söyleyerek katılanlarla samimiyet kurmuştur. Fonlar hakkında bilgi aktararak kendisini bu alanda çok başarılı biri olarak tanıtmıştır.

Ardından asıl vaat gelmiştir: Hazine tarafından yılda bir defaya mahsus düzenlenen, yüksek getirili ve risksiz fonlar bulunduğu, bu fonlardan yararlandırmak üzere aracı kurum ve bankalara belli sayıda kontenjan tanındığı, kendisinin de bir kişilik kontenjanı olduğu anlatılmıştır. Sanık, Hazine ile görüşüp bir kişilik daha kontenjan almaya çalışacağını söylemiş, kısa süre sonra bunu “başardığını” bildirmiştir.

Katılanlara, paranın kendi adlarına açılacak bir yatırım hesabına aktarılacağı, hesaplarını e-Devlet şifresiyle görebilecekleri ve istedikleri zaman paralarını çekebilecekleri söylenmiştir. Katılanlara ikişer poliçe imzalatılmış; poliçelerin genel müdürlüğe gönderilip onaylatılacağı, bunun bir ay süreceği, ancak fondan yararlanmak için mümkün olan en yüksek tutarın hemen yatırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu yönlendirmelerle katılanlar toplam 1.847.000,00 TL‘yi sanığa vermiştir.

🧑‍💼 Acente serbest meslek sahibi midir?

İlk derece mahkemesi eylemi, TCK m.158/1-(i) bendinde düzenlenen “serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle” dolandırıcılık olarak nitelendirmişti. Daire, bu bendin kapsamını belirlemek için vergi mevzuatındaki tanıma başvurmuştur.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu m.65/2’ye göre serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmî veya meslekî bilgiye ya da ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin, işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır. Aynı Kanun’un 66. maddesi ise bu faaliyeti mutat meslek hâlinde yapanları serbest meslek erbabı olarak tanımlar.

Daire’ye göre (i) bendinin uygulanabilmesi için iki koşul birlikte aranır:

  • Failin serbest meslek mensubu olması,
  • Dolandırıcılığın, mesleği gereği kendisine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi.

Kanun koyucu, kendi nam ve hesabına, mesleğin etik kurallarına uygun çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmasını ağırlaştırıcı sebep saymıştır. Bir sigorta şirketinin acentesi ise şirket adına ve hesabına faaliyet gösterdiğinden, Daire’ye göre serbest meslek sahibi olarak değerlendirilemez. Kendini finans alanında yetkin gösteren kişilerin yatırım vaadiyle para topladığı başka bir örnek için serideki yatırım danışmanı vaadiyle toplanan para kararı incelenebilir.

📋 (h) bendi: şirket adına hareket eden kişi

Daire, eylemin TCK m.158/1-(h) bendinde düzenlenen hâle uyduğunu belirtmiştir. Bent, dolandırıcılığın “tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticari faaliyetleri sırasında; kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında” işlenmesini kapsar.

  • Faile ilişkin unsur: Tacir veya şirket yöneticisi olmak şart değildir; şirket adına hareket etmek yeterlidir. Acente, temsil ettiği sigorta şirketi adına poliçe düzenleyen ve müşteriyle ilişki kuran kişidir.
  • Faaliyete ilişkin unsur: Hile, ticari faaliyet sırasında gerçekleşmelidir. Somut olayda katılanlara poliçe imzalatılması ve paranın şirket nezdinde açılacak yatırım hesabına aktarılacağının söylenmesi, eylemi şirket faaliyetiyle bağlantılı kılmaktadır.
  • Güvenin kaynağı: (i) bendinde güven kişinin mesleğinden; (h) bendinde ise failin şirketle ilişkisinden ve ticari hayatın gerektirdiği güvenden doğar.

Bu ayrım, yatırım dolandırıcılığı dosyalarında sıkça karşılaşılan “müşteri temsilcisi”, “portföy sorumlusu” veya “satış danışmanı” unvanlı kişilerin konumunun belirlenmesinde de önem taşır: unvan ne olursa olsun belirleyici olan, kişinin kendi nam ve hesabına mı yoksa bir şirket adına mı hareket ettiğidir. Aracı konumundaki kişinin ceza sorumluluğunun farklı bir görünümü için serideki sahte finans danışmanı kararı okunabilir.

✅ Hata var, bozma yok: neden?

Daire, vasıflandırmada hata yapıldığını açıkça belirtmesine rağmen hükmü bozmamıştır. Gerekçe kısadır: hata, “ceza miktarı itibarıyla sonuca etkili görülmediğinden” bozma nedeni yapılmamıştır. Kararın son bölümünde de suç vasfı ile yaptırımların “eleştiri dışında” doğru belirlendiği ifade edilmiştir.

Bunun nedeni TCK m.158/1’in yapısındadır. Maddede sayılan nitelikli hâllerin tamamı için ceza üç yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Maddenin son cümlesi yalnızca (e), (f), (j), (k) ve (l) bentleri için hapis cezasının alt sınırını dört yıla çıkarır ve adli para cezasının elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağını öngörür. (h) ve (i) bentleri bu listede yer almaz; dolayısıyla iki bent arasında yapılan tercih, bu dosyada uygulanacak ceza aralığını değiştirmemiştir.

Daire ayrıca yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun yapıldığını, iddia ve savunmaların delillerle birlikte gerekçeli kararda tartışıldığını, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığını belirterek sanık müdafiinin temyiz nedenlerini yerinde görmemiş ve hükmü Tebliğnameye uygun olarak oy birliğiyle onamıştır.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

🔎 Hileyi ortaya koyan olgular

Karar metni, mahkûmiyetin dayandığı olay örgüsünde hileli davranışın birkaç katmanını birlikte gösteriyor:

  • Güven inşası: Katılanların mevcut fon yöneticisinin başarısız olduğunun söylenmesi ve fon bilgisi aktarılarak samimiyet kurulması,
  • Kıtlık ve aciliyet: Yılda bir kez açılan, kontenjanlı bir Hazine fonu kurgusu ve “mümkün olan en yüksek meblağın hemen yatırılması” gerektiği baskısı,
  • Kurumsal görünüm: Katılanlara poliçe imzalatılması, poliçelerin genel müdürlükte onaylanacağının ve hesabın e-Devlet üzerinden izlenebileceğinin söylenmesi,
  • Kayıt dışı ödeme ısrarı: Katılanlar paralarını banka hesapları üzerinden göndermek istediği hâlde, işin acele olduğu ve havalenin gecikeceği gibi bahanelerle paranın bir kısmının elden alınması.

Olayın ortaya çıkışı da dikkat çekicidir: şüphelenen katılanlar şirketin genel müdürlüğünü arayarak poliçelerini sormuş ve böyle bir poliçenin bulunmadığını öğrenmiştir. Kurumsal kayıtlarla vaat arasındaki bu uyumsuzluk, dosyadaki temel olgulardan biri olarak karara yansımıştır. Aracı kurum veya emeklilik aracısı üzerinden yapılan ödemelerin hukuki akıbetine ilişkin farklı bir bakış için serideki emeklilik aracısına yapılan ödeme kararı da karşılaştırma imkânı sunar.

🆕 Bugünkü metinde (l) bendi

İlk derece yargılaması 2014 yılında açılmış bir dosyadır. TCK m.158/1’e (l) bendi ise 24.11.2016 tarihli 6763 sayılı Kanun’la eklenmiştir. Bu bent, dolandırıcılığın kişinin “kendisini kamu görevlisi veya banka, sigorta ya da kredi kurumlarının çalışanı olarak tanıtması veya bu kurum ve kuruluşlarla ilişkili olduğunu söylemesi suretiyle” işlenmesini düzenler ve maddenin son cümlesindeki ağırlaştırılmış alt sınırlara tabidir.

Kararda (l) bendi tartışılmamıştır ve olay tarihleri itibarıyla bu bendin uygulanması söz konusu değildir. Ancak bugünkü mevzuat bakımından benzer bir olay yaşandığında, sigorta şirketi veya bir finans kurumuyla ilişkili olduğunu söyleyerek hareket eden kişi yönünden (h) bendinin yanı sıra (l) bendinin de tartışılması gündeme gelebilecektir. İki bent arasındaki tercih, bu kez ceza aralığını doğrudan etkileyebilir; çünkü (l) bendi dört yıllık alt sınır ve menfaatin iki katı adli para cezası kuralına tabidir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

Sigorta acentesinin dolandırıcılığı neden “serbest meslek” hâline girmiyor?

Daire, Gelir Vergisi Kanunu m.65/2’deki tanımdan hareketle serbest meslek faaliyetinin kişinin kendi nam ve hesabına, işverene tabi olmaksızın yürütülmesi gerektiğini vurgulamış ve bir emeklilik ve hayat şirketinin acentesinin serbest meslek sahibi olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmiştir.

Yanlış bent uygulanmışsa mahkûmiyet neden onandı?

Çünkü (h) ve (i) bentleri TCK m.158/1’de aynı ceza aralığına bağlanmıştır ve ikisi de maddenin son cümlesindeki ağırlaştırılmış alt sınırlar listesinde yer almaz. Daire, hatanın ceza miktarı bakımından sonuca etkili olmadığını belirterek bunu bozma nedeni yapmamış, eleştiriyle yetinmiştir.

Paranın bir kısmının elden alınması kararda nasıl yer aldı?

Kararda, katılanların birikimlerini banka hesapları üzerinden göndermek istedikleri, ancak sanığın işin acele olduğunu ve havalenin gecikeceğini söyleyerek paranın bir kısmını elden aldığı olay anlatımının parçası olarak yer almaktadır. Daire, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığını belirtmiştir.

“Müşteri temsilcisi” unvanlı biri için de aynı değerlendirme yapılabilir mi?

Karar doğrudan acenteye ilişkindir. Bununla birlikte Dairenin ölçütü unvana değil, kişinin kendi nam ve hesabına mı yoksa bir şirket adına mı hareket ettiğine dayanmaktadır; bu nedenle şirket adına müşteriyle ilişki kuran kişiler yönünden de (h) bendinin tartışılması mümkündür. Her somut olay kendi olgularıyla değerlendirilir.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yayımlanmış onama kararından aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu