Ceza HukukuEmsal KararlarForex Hukuku

Sahte Ekstreyle Borsa Vaadi – Yargıtay 11. CD 2025/14117

Bir kişi kendisini aracı kurumda çalışan bir “broker” olarak tanıtıyor, bir başkası çevresinde borsadan yüksek kazanç bekleyenleri bulup ona yönlendiriyor; gönderilen paraların birkaç ay içinde katlanacağı söyleniyor ve bu söz, bankaya ait gibi görünen sahte bir hesap ekstresiyle destekleniyor. Böyle bir olayda suç yalnızca basit dolandırıcılık mıdır, yoksa bankanın araç olarak kullanıldığı nitelikli dolandırıcılık mı? Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 05.11.2025 tarihli ve E.2021/20291, K.2025/14117 sayılı kararıyla, sahte ekstrenin menfaat temininden önce kullanıldığını ve sonrasında da para gönderildiğini tespit ederek eylemin TCK m.158/1-(f) kapsamında kaldığına hükmetmiş, basit dolandırıcılıktan kurulan hükmü bozmuştur.

Aynı kararın bir başka bölümü ise tam tersini söylüyor: yüksek faizli bir fon vaadiyle alınan paralarda kullanılan sahte vergi tahakkuk fişi, para alındıktan sonra ortaya çıkmayı geciktirmek için gösterildiğinden nitelikli hâl oluşmamıştır. İki sonucu birbirinden ayıran tek ölçüt, sahte belgenin zamanlamasıdır.

Kısa özet: Ağır ceza mahkemesi, borsa yatırımı vaadiyle para aldıkları kabul edilen iki sanık hakkında basit dolandırıcılıktan hüküm kurmuştu. Yargıtay 11. Ceza Dairesi 05.11.2025 tarihinde, 19.03.2008 tarihli sahte banka hesap ekstresinin menfaat temini sırasında kullanıldığını ve 22.04.2008’de katılanlardan birinden 100.000,00 TL daha gönderildiğini belirterek eylemin TCK m.158/1-(f) kapsamında olduğunu kabul etmiş ve hükmü oy birliğiyle bozmuş, 1412 sayılı CMUK m.326/son uyarınca sanıkların kazanılmış hakkını saklı tutmuştur. Aynı kararda, fon vaadine ilişkin diğer eylemlerde sahte tahakkuk fişi menfaatten sonra kullanıldığı için nitelikli hâl reddedilmiş; bu kısımda dava zamanaşımı ve ölüm nedeniyle düşme kararı verilmiştir.

📈 “Broker” kimliği ve katlanacak para taahhüdü

Kararda özetlenen kabule göre sanıklardan biri kendisini bir anonim şirkette borsa acentesi (broker) olarak tanıtmıştır. Diğer sanık ise çevresinde borsada yatırım yaparak yüksek kazanç elde etmek isteyen kişileri “müşteri” olarak belirlemiş ve bu kişileri broker olarak tanıtılan sanıkla tanıştırmıştır. Katılanlarda bu kişinin işinde başarılı olduğu yönünde kanaat oluşturulmuş, çok para kazanılacağına dair güven verilmiş ve katılanlar birlikte çalışmaya ikna edilmiştir.

Kasım 2007’den itibaren gönderilen paraların “çok ciddi miktarda katlandığı” söylenmiş; katılanlara 02.05.2008 tarihinde 10.540.000 TL ödeme yapılacağı taahhüt edilmiştir. Bu süreçte, bir bankanın antetini taşıyan ve 19.03.2008 tarihli olduğu görülen sahte bir hesap ekstresi faks yoluyla gönderilmiştir.

Vaat edilen tarih geldiğinde “küçük pürüzler” bulunduğu söylenerek ödeme yapılmamış, bir süre sonra sanığa ulaşılamaz olmuştur. Katılanlar paralarının iadesini istediğinde yeniden sahte antetli belgeler verilmiş, hatta haciz aşamasında Maliye Bakanlığı Mali Suçlar Araştırma Kurulu (MASAK) adına düzenlenmiş gibi görünen sahte bir belge sunulmuştur. Bu oyalama süreci 2009 yılı Aralık ayına kadar sürmüş, katılanlara hiçbir ödeme yapılmamıştır.

🗂️ Aynı dosyada iki ayrı vaat

Ağır ceza mahkemesinin 2015 yılında karara bağladığı dosya yalnızca borsa vaadinden ibaret değildir. Dosyada, başka katılanlara yönelik ikinci bir eylem grubu da bulunmaktadır. Buna göre sanıklardan biri, tanıştığı katılanlara yalnızca banka personelinin yararlanabildiği, yüksek faiz getirili bir fon bulunduğunu söylemiştir. 2005-2008 yılları arasında katılanlar tarafından peyderpey 60.000 TL, 30.000 USD ve altın bozdurularak elde edilen 27.000 TL sanığa verilmiştir.

Katılanlara paralarının faiz getirisinin günden güne katlandığı anlatılmış; buna inanmaları için 85.000.000 TL matrahlı, bir vergi dairesince düzenlenmiş gibi görünen bir tahakkuk fişi gösterilmiştir. Paraların Türkiye’ye getirilebilmesi bahanesiyle katılanlar bir vergi dairesinde 817.000 TL’lik varlık beyanında bulunmaya yönlendirilmiş ve bu nedenle aleyhlerine 18.000 TL vergi borcu doğmuştur; katılanlar bu borca itiraz ederek davayı lehlerine sonuçlandırmıştır. Ayrıca sanık, katılanlardan aldığı genel vekâletnameye dayanarak üç ayrı taşınmazı katılanların bilgisi dışında üçüncü kişilere satmıştır.

İki eylem grubunun ortak noktası, yüksek getiri vaadi ve sahte resmî görünümlü belgelerdir. Ancak Daire, her birinde belgenin hangi aşamada kullanıldığına bakarak farklı sonuçlara ulaşmıştır.

⚖️ Dairenin üç ayrı sonucu

Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 05.11.2025 tarihli kararında dosyadaki temyizleri üç başlık altında incelemiştir:

  • Katılan temyizinin reddi: Mağdurlardan ikisi 06.03.2020 tarihli dilekçeyle şikâyetlerinden vazgeçmiştir. Daire, CMK m.243 uyarınca şikâyetten vazgeçme hâlinde katılma kararının hükümsüz kalacağını ve temyiz hakkının sona ereceğini belirterek bu kişilerin vekili tarafından yapılan temyizi oy birliğiyle reddetmiştir.
  • Fon vaadine ilişkin eylemler — düşme: Daire, tahakkuk fişinin menfaat temininden sonra verildiğini, bu nedenle kamu kurumunun araç olarak kullanılmasından söz edilemeyeceğini; eylemin TCK m.157’deki basit dolandırıcılığı, vekâletnameyle yapılan satışların ise hizmet ilişkisi bulunmadığından TCK m.155/1’deki güveni kötüye kullanmayı oluşturacağını belirlemiştir. Bu vasıflara göre olağanüstü dava zamanaşımı dolduğundan kamu davaları düşürülmüş; hükümden sonra ölen sanık yönünden ise ölüm nedeniyle düşme kararı verilmiştir.
  • Borsa vaadine ilişkin eylem — bozma: Sahte banka ekstresi menfaat temini sırasında kullanıldığından eylemin TCK m.158/1-(f) kapsamında olduğu gözetilmeden basit dolandırıcılıktan hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuş, hüküm oy birliğiyle bozulmuştur.

Hükmün tarihi nedeniyle temyiz incelemesi, 5320 sayılı Kanun m.8/1 yollamasıyla 1412 sayılı CMUK hükümlerine göre yapılmıştır. Bozma, CMUK m.321’e; düşme kararının Yargıtay’ca verilmesi ise yeniden yargılama gerektirmediğinden CMUK m.322’ye dayanmaktadır.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

🧭 Belge ne zaman kullanıldı? Nitelikli hâlin ölçütü

TCK m.158/1-(f), dolandırıcılığın bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenler; (d) bendi ise kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılmasını ayrıca sayar. Kararın iki bölümü, bu bentlerin uygulanması için sahte belgenin varlığının tek başına yetmediğini; belgenin aldatma ile menfaat arasındaki köprüde yer alması gerektiğini gösteriyor.

  • Fon vaadi: Sahte tahakkuk fişi, paralar alındıktan sonra, eylemin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla gösterilmiştir. Menfaat bu belgeden önce elde edildiği için kamu kurumu “araç” olarak kullanılmış sayılmamıştır.
  • Borsa vaadi: Sahte banka ekstresi 19.03.2008 tarihlidir; sanıklardan birine ait hesap dökümünde ise 22.04.2008 tarihinde katılanlardan birinden 100.000,00 TL gönderildiği görülmüştür. Belgenin verilmesinden sonra da menfaat temin edildiği için banka araç olarak kullanılmış sayılmıştır.
  • Sonraki sahte belgeler: İade talebinden sonra verilen sahte antetli belgeler ve haciz sırasında sunulan sahte MASAK belgesi, kararda oyalama sürecinin parçası olarak anlatılmıştır; Dairenin nitelendirmesi 19.03.2008 tarihli ekstre ile sonrasındaki para transferine dayanmaktadır.

Bu yaklaşım, yatırım vaadine dayalı dosyalarda sıkça görülen “sahte ekran görüntüsü”, “sahte dekont” veya “sahte hesap özeti” delillerinin değerlendirilmesinde yol gösterici bir ölçüt ortaya koyar: belge, mağdurun bir sonraki ödemeyi yapma kararını etkilemiş ise nitelikli hâl gündeme gelir; yalnızca geri ödeme talebini savuşturmak için kullanılmışsa, kararın fon bölümünde olduğu gibi basit dolandırıcılık tartışması öne çıkar. Sahte banka belgesinin nitelikli hâl bakımından değerlendirildiği bir başka örnek için serideki sahte EFT ekranı kararı incelenebilir.

⌛ Suç vasfı ve zamanaşımı bağlantısı

Kararın pratik açıdan belki de en çarpıcı yönü, suç vasfının dava zamanaşımı üzerindeki etkisidir. Daire, fon vaadine ilişkin eylemlerde zamanaşımını, belirlediği basit dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma vasıflarının “Kanundaki cezasının türü ve üst sınırına göre” hesaplamış ve TCK m.66/1-(e) ile m.67/4’te öngörülen olağanüstü dava zamanaşımının dolduğunu tespit etmiştir.

TCK m.66/1-(e), beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımını sekiz yıl olarak belirler; m.67/4’e göre kesilme hâlinde süre, en fazla yarısına kadar uzar. Buna karşılık TCK m.158/1’deki nitelikli dolandırıcılığın üst sınırı on yıl hapistir; bu da farklı bir zamanaşımı bendini devreye sokar. Karar metninde borsa vaadine ilişkin eylem için zamanaşımı ayrıca tartışılmamış, bu eylem yönünden esasa ilişkin bozma kararı verilmiştir.

Uzun süren yatırım dolandırıcılığı yargılamalarında bu ayrım belirleyici olabilir: aynı dosyadaki iki eylem grubundan biri vasıf nedeniyle zamanaşımına uğrarken diğeri yargılamanın devamını gerektirebilmektedir. Olayların 2005-2009 yıllarına uzandığı bu dosyada, Yargıtay incelemesi 2025’te sonuçlanmıştır.

🔒 Bozmanın sonucu: kazanılmış hak ve ceza sınırı

Bozma, sanıklar müdafilerinin temyiz nedenlerinin yerinde görülmesi üzerine ve “diğer yönleri incelenmeyen” hükümler bakımından verilmiştir. Daire, aynı zamanda 1412 sayılı CMUK m.326/son uyarınca sanıkların kazanılmış hakkının saklı tutulmasına karar vermiştir. Bu hüküm, yalnızca sanık lehine yapılan temyiz üzerine bozulan davada yeniden verilecek cezanın önceki cezadan ağır olamayacağını ifade eder.

Bu nokta önemlidir; çünkü TCK m.158/1’in son cümlesi, (e), (f), (j), (k) ve (l) bentlerinde hapis cezasının alt sınırının dört yıldan, adli para cezasının ise suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamayacağını öngörür. Vasıf (f) bendine döndüğünde normalde bu ağırlaştırılmış alt sınırların uygulanması gerekecektir; ancak kazanılmış hak kuralı, yeniden kurulacak hükmün önceki cezayı aşamayacağı bir tavan oluşturur. Başka bir deyişle, nitelendirme düzeltilse de sanıklar kendi temyizleri nedeniyle daha ağır bir cezayla karşılaşmayacaktır.

Borsa yatırımı vaadiyle birden fazla kişinin birlikte hareket ettiği dosyalarda ceza hesabının başka bir boyutu için serideki TCK 158/3 üç kişi artırımı kararı okunabilir. Aracı kurum görünümünün kullanıldığı güncel bir soruşturma örneği ise sahte borsa aracı kurum sitesi kararında ele alınmıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

Sahte bir banka belgesi kullanılması her durumda nitelikli dolandırıcılık sayılır mı?

Bu kararın ölçütüne göre hayır. Daire, belgenin menfaat temini sırasında kullanılıp kullanılmadığına bakmıştır. Borsa vaadinde ekstreden sonra da para gönderildiği için (f) bendi uygulanmış; fon vaadinde ise sahte tahakkuk fişi paralar alındıktan sonra gösterildiği için nitelikli hâl kabul edilmemiştir.

Yatırımcıları “broker”a yönlendiren kişinin konumu nasıl değerlendirildi?

Kararda, yüksek kazanç isteyenleri müşteri olarak belirleyip broker olarak tanıtılan sanıkla tanıştıran ve güven oluşturan diğer sanık hakkında da aynı eylem nedeniyle hüküm kurulduğu görülmektedir. Daire, iki sanık yönünden de vasfın (f) bendi olması gerektiğini belirterek bozma kararı vermiştir.

Suçun vasfı zamanaşımını neden etkiler?

Dava zamanaşımı süresi, TCK m.66 uyarınca suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırına göre belirlenir. Basit dolandırıcılık ile nitelikli dolandırıcılığın üst sınırları farklı olduğundan, aynı olay farklı vasıflarda farklı zamanaşımı sürelerine tabi olabilir. Bu dosyada fon vaadine ilişkin eylemler basit dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma sayıldığı için zamanaşımı dolmuştur.

Şikâyetten vazgeçen mağdurun temyiz hakkı devam eder mi?

Kararda, CMK m.243 gereğince şikâyetten vazgeçme hâlinde katılma kararının hükümsüz kalacağı ve temyiz hak ve yetkisinin sona ereceği belirtilmiş; şikâyetten vazgeçen iki mağdurun vekili tarafından yapılan temyiz bu nedenle reddedilmiştir.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Yargıtay 11. Ceza Dairesinin yayımlanmış temyiz kararından aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu