Varant Zararında Banka Kusuru – İst. BAM 13. HD 2026/321

Bir bankaya repo, hazine bonosu ve tahvil işlemleri için hesap açtıran bir yatırımcı, aynı hesap üzerinden zamanla varant alıp satmaya başlar ve birkaç yıl sonra yüz binlerce liralık bir zararla karşılaşırsa, bu zararın hesabı bankaya sorulabilir mi? İmzalanmış risk bildirim formları ve uygunluk testi, “bana kimse anlatmadı” itirazını ne ölçüde zayıflatır? Bankanın kendi grubundaki bir şirketin ihraç ettiği varantlar söz konusu olduğunda tablo değişir mi? İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, varant işlemlerinden doğan zararın tazmini için açılan bir davada bu soruları, dosyadaki işlem sayısı ve işlem hacmi üzerinden değerlendirmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, 19.02.2026 tarihli ve E.2023/1709, K.2026/321 sayılı kararıyla, varant işlemleri nedeniyle uğranılan zararın bankadan tahsili istemiyle açılan davayı reddeden ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunu oy birliğiyle esastan reddetmiştir.
🏦 Tahvil için açılan hesap, varantla gelen zarar
Dava dilekçesine göre davacı, bir işyerinde yedi yıldır ücretli olarak çalışan ve birikimlerini değerlendirmek isteyen bir tüketicidir. Repo, hazine bonosu ve özel sektör tahvili alım-satımı yapmak amacıyla bankayla sözleşme imzalamış, banka da adına bir hesap açmıştır. Davacı, bu hesap üzerinden yapılan varant işlemleri nedeniyle zarara uğradığını ileri sürmüştür.
Davacının iddiasının merkezinde, bankanın çift rolü yer almaktadır: Davacıya göre banka bir yandan yatırım kuruluşu sıfatıyla aracılık yapmış, öte yandan zarara yol açan varantlar bankanın bağlı kuruluşu tarafından oluşturulup ihraç edilmiş ve banka tarafından tüketiciye satılmıştır. Davacı, bankanın bu hâliyle sözleşmeyi kurmaması ve varant işlemi yaptırmaması gerektiğini, SPK kararlarına ve dürüstlük kuralına aykırı davrandığını, özen yükümlülüğünü yerine getirmediğini savunmuştur.
Davacı ayrıca sözleşmenin bankanın önceden hazırladığı genel işlem koşullarıyla, müzakere edilmeden imzalatıldığını belirtmiş; davayı belirsiz alacak davası olarak açmıştır.
🛡️ Bankanın savunması: emir iletmekten ibaret bir rol
Davalı banka, varantların tıpkı hisse senetleri gibi Borsa İstanbul’da işlem gören kıymetler olduğunu, kendi rolünün ihraççı kim olursa olsun müşterinin verdiği alım ve satım emirlerini aracılık faaliyeti kapsamında borsaya iletmekten ibaret bulunduğunu savunmuştur. Bankaya göre davacı varantları bankadan değil, ihraççılarından satın almıştır.
Savunmanın diğer ayakları şunlardır:
- Davacı, Sermaye Piyasası Kurulunca belirlenen uygunluk testini geçmiş bir yatırımcıdır.
- Banka, davacının işlemlerine herhangi bir şekilde müdahale etmemiş, katılmamıştır.
- Davacı, 30.10.2018 tarihinden itibaren, riskler kendisine imzalı beyanla teslim edilen belgelerle yazılı olarak bildirildikten sonra varant işlemlerine başlamıştır.
- Bilgilendirilmediği iddiası, zarar etmeye başladıktan sonra gündeme gelmiştir.
📊 Bilirkişi raporundaki rakamlar
İlk derece mahkemesi, taraflar arasında imzalanan sözleşmeleri, bildirim formlarını, yatırım hesabı özetini ve işlem maliyet tablosunu getirtmiş; dosyayı SPK-finans, bankacılık ve hukuk alanlarından oluşan bir bilirkişi heyetine vermiş, itiraz üzerine ek rapor da almıştır. Kararda aktarılan tespitler şöyledir:
| Tespit | Değer |
|---|---|
| 2015-2019 arası alış işlemi | 107 adet |
| 2018-2019 arası vergiye tabi satış işlemi | 330 adet |
| Toplam alım-satım işlemi | 437 adet |
| Toplam işlem hacmi | 5.873.322,45 TL |
| Toplam zarar | 470.854,15 TL |
İlk derece mahkemesi, davacının işlem yapmaya başladığı tarihte yürürlükte olan mevzuat çerçevesinde risk bildirim formunu imzaladığını, işlem öncesinde uygunluk testi yapılarak yüksek riskli işlemlerin davacı için uygun bulunduğunu, işlem yapıp yapmamanın müşterinin takdirinde olduğunu belirtmiştir. İşlem adedi ve hacmi birlikte değerlendirildiğinde davacının risklere vakıf olarak işlem yaptığı, ortaya çıkan zararda davalının kusur ve sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna varılmış ve dava reddedilmiştir (İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi, 02.11.2022, E.2020/316, K.2022/729).
📝 İstinafta ileri sürülen itirazlar
Davacı vekili istinaf dilekçesinde kararın hem usul hem esas yönünden eksik incelemeye dayandığını ileri sürmüştür. Başlıca itirazlar şunlardır:
- Varanta özgü sözleşme yokluğu: Mevcut çerçeve sözleşmenin yalnızca sabit getirili menkul kıymet ve hazine bonosu işlemlerini konu aldığı, varant işlemine ilişkin ayrı bir sözleşme imzalanmadığı; SPK’nın III-39.1 sayılı Tebliği’nin 26. maddesinin yatırım kuruluşlarına işlem öncesinde yazılı sözleşme yapma yükümlülüğü getirdiği.
- Uygunluk testinin aidiyeti: Dosyadaki uygunluk testinin davacıya ait olmadığı, imzasız bir fotokopi olduğu, değerlendiren ve onaylayan banka personelinin ad ve imzasını taşımadığı; Yatırım Kuruluşları Tebliği’nin 33. maddesinin altıncı fıkrasının bu bilgilerin saklanmasını öngördüğü.
- Güncellenen risk formu: 14.01.2016 tarihli tebliğ değişikliğinden sonra bankanın kullanmaya başladığı yeni varant risk bildirim formunun, mahkemenin müzekkeresine rağmen sunulmadığı ve bunun banka aleyhine değerlendirilmesi gerektiği.
- Bilirkişi raporu: Raporda işlem sayısı ve hacim bakımından çelişkiler bulunduğu (bir yerde 437 işlem, tabloda 107 işlem), ilk varant işleminin tarihi konusunda tutarsızlık olduğu, borsa yazısına göre 30.10.2018 öncesinde varant işlemi bulunmadığı, heyetten bir üyenin istifa ettiği hâlde imzasının raporda yer aldığı.
- İspat yükü: Risklerin tebliğe uygun bildirildiğini yazılı delille ispat yükünün bankada olduğu.
⚖️ Dairenin değerlendirmesi
Daire, incelemeyi HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı ve kamu düzeni gözetilerek yapmıştır. Uyuşmazlığı, taraflar arasında imzalanan Pay Piyasası İşlemleri Çerçeve Sözleşmesi, Yatırım Hesabı Çerçeve Sözleşmesi ile borç araçları ve pay işlemleri risk bildirim sözleşmeleri kapsamında yapılan alım-satımlardan doğan zararın tazmini istemi olarak nitelendirmiştir.
Kararda, davacıya imzalatılan belgeler tek tek sayılmıştır. Bunlar arasında Bankacılık Hizmetleri Sözleşmesi ve Yatırım Hesabı Çerçeve Sözleşmesinin yanında Yatırım Hizmet ve Faaliyetleri Genel Risk Bildirim Formu, Borçlanma Araçları Risk Bildirim Formu, Pay İşlemleri Risk Bildirim Formu, Varant ve Varant Benzeri Sermaye Piyasası Araçları Risk Bildirim Formu, Uygunluk Testi ve Uygunluk Testi Sonuç Bildirim Formu da yer almaktadır.
Daire, gerekçesini iki usul hükmüne dayandırmıştır:
- Tahkikatın yeterliliği: Mahkemenin delillerden davanın yeterince aydınlandığı kanaatine varırsa tahkikatı bitirebileceğini düzenleyen HMK hükmüne atıfla, ilk derece mahkemesinin delil listesindeki belgeleri getirttiği, heyet raporu ve ek rapor aldığı, gerekçeli hüküm kurduğu belirtilmiş ve eksik inceleme itirazı yerinde görülmemiştir.
- Bilirkişi görüşünün takdiri: HMK’nın 282. maddesine göre hâkim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Daire, istinafta ileri sürülen itirazların yargılama sırasında da ileri sürüldüğünü, kök ve ek raporda ve ilk derece gerekçesinde değerlendirildiğini kaydetmiştir.
Esas yönünden Daire, davacının profesyonel yatırımcı olmadığı ve varantların karmaşık yapısını, risklerini, kamusal güvencesi bulunmadığını bilecek durumda olmadığı iddiasını not etmiş; ancak riskin usulüne uygun bildirilmesinden sonra imzalatılması gereken tüm sözleşme ve formların davacıya imzalatıldığını, davacının işlemlerin risklerine vakıf olarak kendi iradesiyle varant işlemi yaptığını ve bu durumun yaklaşık beş yıl sürdüğünü kabul eden bilirkişi tespitini benimsemiştir. Sonuçta zarardan dolayı davalıya yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı kabul edilmiş, istinaf başvurusu HMK 353/1-b-1 uyarınca esastan reddedilmiştir.
🔍 Varant nedir, risk bildirimi neden önemlidir?
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 3. maddesi, menkul kıymetleri satın alma veya satma hakkı veren araçları ve değeri bir dayanak varlığın fiyatına bağlı araçları türev araç olarak tanımlar. Varant da sahibine belirli bir dayanak varlık üzerinden hak tanıyan, fiyatı dayanak varlıktaki hareketlere kaldıraçlı biçimde tepki verebilen bir araçtır. Aynı maddede “yatırım kuruluşu” tanımı aracı kurumlarla birlikte bankaları da kapsar; bu nedenle bankalar varant işlemlerine aracılık ederken sermaye piyasası mevzuatındaki bilgilendirme kurallarına tabidir.
Bu kararın gösterdiği pratik sonuç şudur: Varant gibi riskli bir üründe zarar davasının seyrini çoğu zaman şu üç unsur belirlemektedir:
- Ürüne özgü risk bildirim formunun dosyada bulunup bulunmadığı,
- Uygunluk testinin yapılıp yapılmadığı ve sonucunun müşteriye bildirilip bildirilmediği,
- İşlemlerin sayısı, süresi ve hacmi; yani müşterinin fiilî yatırım davranışı.
Daire, uygunluk testinin davacıya ait olmadığı ve yeni risk formunun sunulmadığı gibi itirazları ayrıca tartışmamış, bu itirazların ilk derece aşamasında değerlendirildiğini kabul etmekle yetinmiştir. Dolayısıyla karar, yüzlerce işlem yapılmış ve formların imzalandığı bir dosyada sonuca ulaşmaktadır; belge eksikliği bulunan veya tek seferlik bir yönlendirme iddiası içeren dosyalarda değerlendirme farklılaşabilir.
Benzer bir sorunun altın türev ürünlerinde nasıl ele alındığını görmek için altın türev işlemlerinde eksik risk bildirimi yazısına, uygunluk testinin kaldıraçlı işlemlerdeki rolü için ise forex’te uygunluk testi yazısına bakılabilir.
❓ Merak edilenler
Bankanın grubundaki bir şirketin varant ihraç etmesi sorumluluğu kendiliğinden doğurdu mu?
Hayır. Davacı bu ilişkiyi sorumluluk gerekçesi olarak ileri sürmüş, banka ise kendi rolünün emirleri borsaya iletmekten ibaret olduğunu savunmuştur. Mahkemeler, zararın doğmasında bankaya yüklenebilecek bir kusur bulunmadığını kabul etmiş; ihraççı ile aracı arasındaki grup ilişkisi tek başına sorumluluk sebebi sayılmamıştır.
İşlem sayısı neden bu kadar önemli görüldü?
İlk derece mahkemesi ve Daire, yaklaşık beş yıllık dönemde 437 işlem yapılmasını ve 5.873.322,45 TL işlem hacmini, davacının riskleri bilerek kendi iradesiyle işlem yaptığının göstergesi olarak değerlendirmiştir. Davacı ise ilk varant işleminin 30.10.2018’de yapıldığını ve raporda tarihler bakımından çelişki bulunduğunu ileri sürmüştür; bu itiraz istinafta sonucu değiştirmemiştir.
Davacının tüketici olması sonucu etkiledi mi?
Davacı, ücretli çalışan bir tüketici olduğunu ve genel işlem koşullarının müzakere edilmediğini vurgulamıştır. Dava asliye ticaret mahkemesinde görülmüş ve Daire, profesyonel yatırımcı olmama iddiasını not etmekle birlikte, imzalanan risk bildirimleri ve uygunluk testi karşısında bu iddiayı sonucu değiştirecek nitelikte görmemiştir.
Karar kesinleşti mi?
Karar metnine göre hüküm, tebliğden itibaren iki hafta içinde Yargıtay’da temyiz yolu açık olmak üzere verilmiştir. Temyiz edilip edilmediği ve Yargıtay’ın vereceği karar, karar metninden anlaşılamamaktadır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, benzer kararlar Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin Bedesten / mevzuat.adalet.gov.tr üzerinde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, risk bildirim formlarının ve uygunluk testinin dosyada bulunduğu, çok sayıda varant işlemi yapılmış tek bir uyuşmazlığa dayanır; belge durumu, işlem geçmişi ve bilgilendirme süreci farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Bölge adliye mahkemesi kararı temyiz yolu açık olarak verilmiştir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



