İpotek Veren Kefilde Önce Rehin – Yargıtay 12. HD 2026/3261

Kredi sözleşmesine müteselsil kefil olarak imza atan bir kişi, aynı borç için kendi taşınmazını da ipotek ettirmişse, banka bu kişiye karşı hangi takip yolunu seçebilir? Müteselsil kefalet, alacaklıya rehni paraya çevirmeden kefile başvurma imkânı verir; İcra ve İflas Kanunu’nun 45. maddesi ise rehinle güvence altına alınmış alacakta önce rehnin paraya çevrilmesini ister. İki kural aynı kişide buluştuğunda hangisinin öncelikli olduğu, 27 milyon TL’yi aşan bir kredi alacağına ilişkin şikâyet dosyasında Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin önüne gelmiştir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 07.05.2026 tarihli ve E.2025/8218, K.2026/3261 sayılı kararıyla, kefaletinden doğan borç için de ipotek vermiş borçlular hakkında genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız takibe yönelik şikâyeti reddeden kararları usule aykırı bulmuş; bölge adliye mahkemesi kararını kaldırarak icra mahkemesi kararını oy birliğiyle bozmuştur.
🏦 İki ayrı takip
Karar metnine göre alacaklı banka, bir anonim şirkete krediler kullandırmıştır. Şikâyetçi borçlular bu kredi sözleşmelerinde müteselsil kefil sıfatıyla yer almaktadır. Banka alacağını tahsil etmek için iki ayrı takip yoluna başvurmuştur:
- Önce, toplam 27.229.700,60 TL alacak için şikâyetçi borçlular aleyhine genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatılmıştır.
- Ardından, toplam 28.134.727,80 TL alacak için asıl kredi borçlusu şirket ile ipotek veren şirketler ve bir kişi aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamlı icra takibi yapılmıştır.
Şikâyetçi borçlulardan bir şirketin kredi borcunun asıl borçlusu olduğu ve borca karşılık ipotek verdiği; diğer iki şikâyetçinin ise kredinin müteselsil kefili olmalarının yanında kendi taşınmazları üzerinde ipotek tesis ettirdiği anlaşılmaktadır. Sorun, bu ipoteklerin yalnız asıl kredi borcunu mu, yoksa kefaletten doğan borçları da mı güvence altına aldığıdır.
📝 Şikâyet ve alt derece kararları
Borçlular icra mahkemesine başvurarak, başka şikâyet sebeplerinin yanında, alacağın ipotekle teminat altına alınmış olmasına rağmen ipotekli takip yapılmadan ilamsız takip başlatılmasının usulsüz olduğunu ileri sürmüş ve genel haciz yoluyla başlatılan takibin iptalini istemiştir.
İcra mahkemesi şikâyeti farklı bir açıdan ele almıştır. Mahkemeye göre ilk başlatılan takip zaten şikâyete konu ilamsız takipti; bu nedenle mükerrer takip iddiası dinlenemezdi. Şikâyet bu gerekçeyle reddedilmiş, bölge adliye mahkemesi de aynı gerekçeyle istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
Alt derece mahkemeleri böylece meseleyi iki takibin hangisinin önce açıldığı sorusuna indirgemiştir. Yargıtay ise sorunun takiplerin sırası değil, takip yolunun seçimi olduğunu vurgulamıştır.
⚖️ İİK 45 ile TBK 586 karşı karşıya
Daire gerekçesine iki temel kuralı ortaya koyarak başlamıştır.
İİK m.45, rehinle temin edilmiş bir alacağın borçlusu iflasa tabi şahıslardan olsa bile alacaklının yalnız rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabileceğini; rehin borcu ödemeye yetmezse kalan alacak için iflas veya haciz yoluna gidilebileceğini düzenler. Daireye göre bu kural asıl borçlu için getirilmiştir ve kefiller hakkında uygulanmaz.
TBK m.586 ise müteselsil kefalette alacaklının borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebileceğini; ancak bunun için borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması ya da açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerektiğini öngörür.
Bu iki kural bir arada okunduğunda, yalnız kefil olan kişiye karşı genel haciz yoluyla takip yapılması kural olarak mümkündür. Kararın düğüm noktası, kefilin aynı zamanda rehin veren konumuna geçtiği durumdur.
🧭 Üç ihtimal, üç sonuç
Daire, doktrindeki bir görüşe de atıf yaparak, kefil ile ipotek veren sıfatlarının aynı kişide birleştiği hâlleri ayrıştırmıştır. Kararın mantığı şu tabloyla özetlenebilir:
- Yalnız müteselsil kefil: İİK 45 uygulanmaz; TBK 586’daki şartlarla genel haciz yoluyla takip yapılabilir.
- Asıl borç için ipotek vermiş ve ayrıca müteselsil kefil olmuş üçüncü kişi: Alacaklı bu kişiye karşı, asıl borçluyla birlikte ipotek veren sıfatıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapabilir; ipotek limiti dışında kalan alacak bölümü için ise müteselsil kefil sıfatıyla genel haciz yoluna gidebilir.
- Kendi kefaletinin teminatı olarak ipotek vermiş müteselsil kefil: Dairenin içtihatlarına göre bu kişi hakkında, asıl borçlu gibi, öncelikle İİK 45’teki rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılması zorunludur. Alacağın ipotekle karşılanmayan kısmı için ise genel haciz yoluyla takip yapılabilir.
Ayrımın gerekçesi, rehnin neyi güvence altına aldığıdır. Kefil kendi kefalet borcunu rehinle güvenceye almışsa, alacaklı ile kefil arasındaki ilişki artık rehinle temin edilmiş bir alacak ilişkisidir; bu durumda İİK 45’in koruması kefil bakımından da devreye girer.
📑 Belirleyici belge: resmî akit tablosu
Yargıtay somut olayda bu ayrımı kâğıt üzerinde tespit etmiştir. İpotekli takibin dayanağı olan ve şikâyetçi borçlulardan bir şirket ile bir diğer şikâyetçinin maliki olduğu taşınmazlar üzerine tesis edilen ipoteklere ilişkin resmî akit tabloları incelendiğinde, bu şikâyetçilerin kefaletlerinden kaynaklanan borçlarının da rehinle teminat altına alındığı anlaşılmıştır.
Daire sonuca şöyle ulaşmıştır: Şikâyetçi şirketlerden biri kredi borcunun asıl borçlusudur ve borca karşılık ipotek vermiştir; diğer iki şikâyetçi hem müteselsil kefil hem de kefalet borçları için ipotek verendir. İİK 45’in amir hükmü gereği bu borçlular hakkında öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılması zorunludur. Bu nedenle icra mahkemesinin, genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız takibi adı geçen şikâyetçi borçlular yönünden iptal etmesi gerekirdi.
Kararın pratik değeri, ipotek akit tablosunun ifadesine verdiği ağırlıktadır. Aynı kişi aynı krediye hem kefil hem ipotek veren olarak bağlanmış olsa bile, ipoteğin kefalet borcunu kapsayıp kapsamadığı takip yolunu doğrudan değiştirebilmektedir.
⏳ Süresiz şikâyet ve sonuç
Kararın usule ilişkin önemli bir tespiti, bu tür itirazların hangi sürede ileri sürülebileceğidir. Daireye göre rehinle temin edilmiş alacakta haciz yoluna gidilmesine ilişkin başvurular, bir hakkın yerine getirilmemesine ilişkin olduğundan İİK 16/2 uyarınca süresiz şikâyet yoluyla icra mahkemesinde ileri sürülebilir. İİK 16’nın birinci fıkrasındaki yedi günlük şikâyet süresi bu nedenle bu itiraz bakımından uygulanmaz.
Sonuç kısmında Daire, şikâyetçi borçluların temyiz itirazlarını kısmen kabul etmiş; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin 19.09.2025 tarihli kararını HMK 373/1 uyarınca kaldırmış ve İzmir 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 05.12.2024 tarihli kararını bozmuştur. Diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
İpotekli kredilerde kat ihtarı ve takip sürecinin başka yönleri sitede daha önce taşınan borçluya kat ihtarı yazısında ele alınmıştı. Bu karar ise takip yolunun seçimine, özellikle kefil ile ipotek veren sıfatının birleştiği duruma odaklanmaktadır. Kararda, ipotek limitinin alacağın tamamını karşılayıp karşılamadığı ve rehin açığı belgesi gibi sonraki aşamalara ilişkin bir değerlendirme yer almamaktadır.
💬 Sorular ve cevaplar
Müteselsil kefile her durumda doğrudan haciz yoluyla gidilebilir mi?
Kararda belirtildiği üzere İİK 45 kural olarak asıl borçlu için öngörülmüştür ve yalnız kefil olan kişi hakkında uygulanmaz. Ancak kefil, kendi kefalet borcu için de ipotek vermişse Daire, onun hakkında asıl borçlu gibi öncelikle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip yapılması gerektiğini kabul etmektedir.
İpotek limitini aşan alacak ne olur?
Daireye göre alacağın ipotekle karşılanmayan kısmı için müteselsil kefil aleyhine genel haciz yoluyla takip yapılabilir. İİK 45 de rehnin borcu ödemeye yetmemesi hâlinde kalan alacağın haciz veya iflas yoluyla takip edilebileceğini düzenlemektedir.
Alt mahkemelerin “mükerrer takip” gerekçesi neden yeterli bulunmadı?
İcra mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, şikâyete konu ilamsız takibin ilk başlatılan takip olduğunu esas alarak şikâyeti reddetmiştir. Yargıtay ise İİK 45 kapsamındaki itirazı takiplerin açılış sırasından bağımsız olarak incelemiş; ipotek akit tablolarına göre kefalet borçlarının da rehinle güvenceye alındığını tespit ederek ilamsız takibin iptali gerektiği sonucuna varmıştır.
Bu itiraz için yedi günlük şikâyet süresi geçerli mi?
Kararda, rehinle temin edilmiş alacakta haciz yoluna gidilmesine ilişkin başvuruların bir hakkın yerine getirilmemesine ilişkin olduğu ve İİK 16/2 uyarınca süresiz şikâyet yoluyla ileri sürülebileceği belirtilmiştir. Bu nedenle İİK 16/1’deki yedi günlük süre bu itiraz bakımından aranmamaktadır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, benzer kararlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım, karar metninde aktarılan şikâyet sebepleri ile icra mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi kabullerine dayanır; banka, şirket ve kişi adları kaynakta anonimdir. Kararda yer alan doktrin atfı genelleştirilmiştir. Bozma sonrasında icra mahkemesince verilecek yeni karar bu yazının kapsamı dışındadır. İpotek akit tablosunun içeriği, kefalet türü ve ipotek limiti farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



