Emsal KararlarGayrimenkul Hukuku

221 Sayılı Kanunla Düşen Dava – AYM 2020/35815

Sulama kanalı 1938’de açılmış, taşınmaz 1960 kadastrosunda “sulama kanalı” vasfıyla yine özel kişiler adına tapuya yazılmıştır. Onlarca yıl sonra hissedar malikler, idarenin taşınmazlarına bedel ödemeden el koyduğunu ileri sürerek tazminat ister. Hukuk mahkemesi davayı tek bir tarihe bakarak reddeder: el koyma 9 Ekim 1956’dan önce gerçekleştiği için taşınmaz 221 sayılı Kanun gereğince “kamulaştırılmış sayılır” ve maliklerin “her türlü dava hakkı düşmüştür”. Anayasa Mahkemesinin önüne gelen soru, artık yürürlükte olmayan bu yasal kurgunun malikleri bedelsiz bırakmaya yetip yetmeyeceğidir.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 22.07.2026 tarihli ve 2020/35815 başvuru numaralı kararıyla, davanın 221 sayılı Kanun’a dayanılarak reddedilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğine oy birliğiyle hükmetmiş ve yeniden yargılama yapılmak üzere dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir.

Kısa özet: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün 1938’de taşınmaz üzerinden sulama kanalı geçirdiği ileri sürülen bir dosyada malikler kamulaştırmasız el atma tazminatı istemiştir. Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, el koymanın 6830 sayılı İstimlak Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 9.10.1956’dan önce olduğunu, bu nedenle 221 sayılı Kanun uyarınca taşınmazın kamulaştırılmış sayıldığını ve dava hakkının düştüğünü kabul ederek davayı reddetmiş; karar Yargıtay 5. Hukuk Dairesi incelemesinden geçerek kesinleşmiştir. Anayasa Mahkemesi, 221 sayılı Kanun’un 2022’de norm denetiminde iptal edildiğini hatırlatarak müdahalenin kanunilik ilkesini karşılamadığına ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Makul süre şikâyeti ise Tazminat Komisyonu yolu tüketilmediği için kabul edilemez bulunmuştur.

🌾 Kanal 1938’de, tazminat davası yıllar sonra

Karara göre başvurucular, Mersin’in Tarsus ilçesine bağlı bir köyde bulunan taşınmazın hissedar malikleridir. Taşınmaz üzerinden geçen sulama kanalı nedeniyle Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün taşınmaza fiilen el koyduğunu ileri sürerek Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmışlardır. Hükümde yer alan künyeye göre ilk derece mahkemesinin dosyası E.2009/350, kararı K.2013/488 numaralıdır.

Mahkemenin tespit ettiği olgular kısaca şöyledir:

  • 1938: Taşınmaza sulama kanalı yapılmak suretiyle el konulmuştur.
  • 1960: Kadastro tespiti sırasında taşınmaz “sulama kanalı” vasfıyla davacılar adına tescil edilmiştir.
  • 9.10.1956: 6830 sayılı İstimlak Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihtir; mahkeme, kamulaştırmasız el koyma kavramını bu tarihten sonraki olgular için geçerli saymıştır.
  • Sonuç: El koyma bu tarihten önce olduğu için taşınmaz 221 sayılı Kanun uyarınca kamulaştırılmış sayılmış, davacıların dava hakkının düştüğü kabul edilerek dava reddedilmiştir.

Ret kararı Yargıtay 5. Hukuk Dairesinde temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmiştir. Başvurucular nihai kararı 15.10.2020’de öğrenmiş, 16.11.2020’de bireysel başvuruda bulunmuştur. Karar ise yaklaşık altı yıl sonra, 22.07.2026’da verilmiştir.

Dosyanın dikkat çekici yanı, taşınmazın kanal vasfıyla da olsa malikler adına tapuya kayıtlı kalmış olmasıdır. Mülkiyet kâğıt üzerinde maliklerde görünürken taşınmazın fiilen kamu hizmetine ayrılmış olması, kamulaştırmasız el atma davalarının tipik görüntüsüdür.

📜 221 sayılı Kanun ne öngörüyordu?

5.1.1961 tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun, kamu tüzel kişilerinin belirli bir tarihten önce fiilen kamu hizmetine ayırdığı taşınmazlar için özel bir rejim kurmuştu. Karardaki aktarıma göre ilk derece mahkemesi bu kanunu, 9.10.1956’dan önceki el koymalarda taşınmazın kamulaştırılmış sayılacağı ve maliklerin dava hakkının düşeceği şeklinde uygulamıştır.

Bu yaklaşımın sonucu, malik bakımından oldukça serttir: Taşınmaz kamu hizmetine ayrılmış, ancak ortada bir kamulaştırma kararı, bedel tespiti veya ödeme bulunmamaktadır. Kanunun kurduğu varsayım, fiilî durumu hukuken tamamlanmış bir kamulaştırma gibi kabul etmekte ve bedel istemenin yolunu kapatmaktadır.

Mevzuat bilgi sisteminde 221 sayılı Kanun’un 1’den 9’a kadar bütün maddeleri, “Anayasa Mahkemesi’nin 21/4/2022 tarihli ve E.: 2021/19, K.: 2022/46 sayılı Kararı ile” iptal edilmiş olarak görünmektedir. Başka bir deyişle, uyuşmazlığa uygulanan kanun bugün yürürlükte değildir.

⚖️ Norm denetimi kararı ve sonrasına etkisi

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kararında 2022 tarihli norm denetimi kararının gerekçesini özetlemiştir. Buna göre iptal edilen kural:

  • kamulaştırmada kamu yararının bulunup bulunmadığının yargısal olarak denetlenmesine imkân tanımamaktadır;
  • gerçek karşılık ve diğer anayasal ölçütleri karşılamamaktadır;
  • Anayasa’nın 13. maddesindeki, sınırlamaların Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüyle bağdaşmamaktadır;
  • kamulaştırmanın birey için katlanılabilir bir külfete dönüşmesini engelleyecek herhangi bir telafi mekanizması içermemektedir.

Anayasa’nın 46. maddesi, Devlet ve kamu tüzel kişilerine, kamu yararının gerektirdiği hâllerde “gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla” ve kanunla gösterilen esas ve usullere göre kamulaştırma yetkisi tanır. Aynı maddeye göre kamulaştırma bedeli kural olarak nakden ve peşin ödenir; taksitli ödeme ancak sayılan istisnai hâllerde ve beş yılı aşmamak üzere kanunla öngörülebilir. Bedel ödemeden “kamulaştırılmış sayma” kurgusunun bu güvencelerle çatışması, norm denetimindeki iptalin özünü oluşturmuştur.

Somut dosyadaki ret kararı K.2013/488 numaralıdır ve başvurucular nihai kararı 2020’de öğrenmiştir; yani ret hükmü, iptal kararından önce 221 sayılı Kanun yürürlükteyken kurulmuştur. Bu nedenle bireysel başvuru, iptal edilmiş bir kanunun daha önce kesinleşen bir yargılamada uygulanmasının sonuçlarını tartışmaktadır.

🏛️ Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi

Mahkeme, mülkiyet hakkına ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun görmeyerek kabul edilebilir bulmuş ve esasa geçmiştir. Değerlendirme, 7.2.2024 tarihli ve 2019/13161 başvuru numaralı ikinci bölüm kararına dayanmaktadır. O kararda da 221 sayılı Kanun’un iptal edildiği vurgulanmış, dava hakkının düştüğü kabul edilerek kamulaştırma bedelinin ödenmemesi şeklindeki müdahalenin kanunilik ilkesini ihlal ettiği sonucuna varılmıştır.

Birinci Bölüm, somut başvuruda bu içtihattan ayrılmayı gerektiren bir durum görmemiştir. Kararın kilit cümlesi, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerindeki güvenceler ışığında başvurucuların mülkiyet haklarına yapılan müdahalenin kanunilik ilkesini ihlal ettiği yönündedir. Anayasa’nın 35. maddesi herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğunu ve bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceğini öngörmektedir.

İhlalin kanunilik basamağında tespit edilmesi önemlidir. Anayasa Mahkemesi bir müdahaleyi incelerken kural olarak önce müdahalenin kanuni dayanağına, sonra meşru amaca ve en son ölçülülüğe bakar. Kanuni dayanak anayasal ölçütleri karşılamıyorsa diğer basamaklara geçilmesine gerek kalmaz. Bu dosyada Mahkeme ölçülülük tartışmasına girmemiş; dayanak kuralın kendisinin iptal edilmiş olmasını belirleyici saymıştır.

Kararın konumu, sitede yer alan diğer mülkiyet kararlarıyla birlikte okunduğunda daha belirgin hâle gelir. Kamulaştırma bedelinin geç ödenmesinde değer kaybını ele alan kamulaştırma bedelinde enflasyon kaybı kararı bedelin miktarına, imar planındaki uzun süreli kısıtlamaları konu alan imar kısıtlılığında tazminat kararı ise fiilî el koyma olmadan doğan mülkiyet yüküne odaklanmıştır. 2020/35815 sayılı başvuru, bunlardan farklı olarak bedel isteme imkânının bütünüyle kapatılmasını konu almaktadır.

🗂️ Vefat eden başvurucular ve makul süre şikâyeti

Başvuru sırasında ölüm: Başvuru altı yıla yakın derdest kalmış, bu sürede bazı başvurucular vefat etmiştir. Bir başvurucunun 2024’te vefatı üzerine mirasçıları başvuruya katılma talebinde bulunmuştur. İki başvurucunun ise 2025 ve 2026’da vefat ettiği tespit edilmiştir. Mahkeme, 31.7.2025 tarihli ve 2023/76490 başvuru numaralı Genel Kurul kararında belirlenen ilkeleri uygulamıştır. Bu ilkelere göre başvuru tarihinden sonra ölen başvurucu yönünden başvuru işlemden kaldırılır; mirasçılığını belgeleyen kişiler makul süre içinde başvuruyu takip iradesini ortaya koyarsa inceleme sürdürülebilir. Başvuruyu devam ettirme talebini Mahkemeye iletme yükü mirasçılara aittir. Somut olayda vefat ettiği tespit edilen iki başvurucu yönünden başvuru işlemden kaldırılmıştır.

Makul süre: Başvurucular yargılamanın uzun sürdüğünü de ileri sürmüştür. Mahkeme, 6384 sayılı Kanun’un 7445 sayılı Kanun’la değiştirilen geçici 2. maddesi uyarınca 9.3.2023 itibarıyla derdest olan makul süre şikâyetlerinin önce Tazminat Komisyonuna götürülmesi gerektiğini belirten 2022/100837 sayılı Genel Kurul kararına dayanmıştır. Bu yol tüketilmediği için makul süre şikâyeti, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

🔁 Yeniden yargılamada ne değişir?

Mahkeme, ihlalin bir mahkeme kararından kaynaklandığını kabul ederek kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Mersin 3. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine hükmetmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir; bu mahkeme, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.

Başvurucular maddi ve manevi tazminat da talep etmiştir. Mahkeme, yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağını belirterek tazminat taleplerini reddetmiş; 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin diğer başvuruculara müştereken ödenmesine karar vermiştir.

Yeniden yargılamada ilk derece mahkemesinin artık 221 sayılı Kanun’daki “kamulaştırılmış sayılma” kurgusuna dayanamayacağı açıktır. Bununla birlikte karar, taşınmaza gerçekten el atılıp atılmadığı, el atılan alanın büyüklüğü, bedelin hangi tarihe göre ve nasıl belirleneceği gibi esasa ilişkin sorulara cevap vermemektedir. Bu konular yeniden yargılamayı yürütecek mahkemenin değerlendirmesine kalmıştır.

📎 Karar metni: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün kararı, Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan hâliyle derlenmiştir; başvurucu, vekil, heyet ve raportör adları ile taşınmazın ada-parsel bilgisi derlemeye alınmamıştır.

❓ Sık sorulan sorular

Anayasa Mahkemesi başvuruculara tazminat ödenmesine mi karar verdi?

Hayır. Mahkeme mülkiyet hakkının ihlal edildiğini tespit etmiş, ancak giderim olarak yeniden yargılamayı yeterli görmüş ve maddi-manevi tazminat taleplerini reddetmiştir. Taşınmaz için bedel ödenip ödenmeyeceği yeniden yargılamada belirlenecektir.

İhlal hangi gerekçeye dayanıyor?

Mahkeme, davanın 2022’de iptal edilen 221 sayılı Kanun’a dayanılarak reddedildiğini ve dava hakkının düştüğü kabul edilerek bedel ödenmemesinin kanunilik ilkesini ihlal ettiğini belirtmiştir. Ölçülülük incelemesine geçilmemiştir.

Neden iki başvurucu yönünden inceleme yapılmadı?

Bu iki başvurucunun başvuru tarihinden sonra vefat ettiği tespit edilmiştir. Mahkeme, Genel Kurulun belirlediği ilkeler doğrultusunda bu kişiler yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar vermiştir. 2024’te vefat eden diğer başvurucunun mirasçıları ise başvuruya katılma talebinde bulunmuştur.

Uzun süren yargılama şikâyeti neden incelenmedi?

Makul süre şikâyetleri için 6384 sayılı Kanun kapsamında Tazminat Komisyonuna başvuru yolu öngörülmüştür. Bu yol tüketilmeden yapılan şikâyet, bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği kabul edilemez bulunmuştur.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım, kararda özetlenen ilk derece mahkemesi gerekçesine dayanır; ilk derece ve Yargıtay kararlarının tam metinleri incelenen kaynakta yer almamaktadır. Başvurucuların kimliği ve taşınmazın ada-parsel bilgisi yazıya alınmamıştır. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. El koyma tarihi, tapu durumu ve yargılama geçmişi farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu