Anapara Korumalı Fon Vaadi – Yargıtay 11. HD 2025/4317

İki kardeş, bir finans kuruluşunun şubesinde kendilerine “anapara korumalı, yıllık %12 getirili fon hesabı” olarak sunulan bir hesaba 2013-2015 yılları arasında defalarca para yatırır. Kuruluşun kaşeli yazıları, kurumsal e-posta adresinden gelen bildirimler ve vize başvurusu için verilen bakiye belgesi her şeyin yolunda olduğunu göstermektedir. 2015 baharında şubede usulsüzlük yapıldığına ilişkin haberler çıkınca para geri istenir; kuruluş ise alacağın büyük kısmına itiraz eder. Dosya, hesabı yöneten çalışan hakkında ağır ceza mahkemesinde süren yargılama, kardeşler arasında bölüşülemeyen ödemeler ve yatırımcının kendi payına düşen kusur sorularıyla Yargıtay’a ulaşır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 19.06.2025 tarihli ve E.2024/4315, K.2025/4317 sayılı kararıyla, itirazın iptali davasında 48.955,00 TL üzerinden kısmen kabul ve icra inkâr tazminatı içeren ilk derece mahkemesi kararını dört ayrı gerekçeyle oy birliğiyle bozmuştur: ceza dosyasındaki maddi tespitler getirtilmemiş, kardeşe yapılan ödemenin hangi hesaba ait olduğu belirlenmemiş, yatırımcının müterafik kusuru tartışılmamış ve likit olmayan alacak için icra inkâr tazminatına hükmedilmiştir.
💼 Kâğıt üzerindeki fon hesabı
Karar metninde aktarılan dava dilekçesine göre davacı ve kardeşi, davalı kuruluş nezdinde müşterek bir hesabın sahibidir. Hesap, kendilerine anapara korumalı ve yıllık %12 faiz getirili bir fon hesabı olarak sunulmuştur. Dilekçede sayılan para girişleri şöyledir:
- 2013: 21.06’da 20.000,00 TL; 11.09’da 65.000,00 TL; 13.09’da 160.000,00 TL; 04.11’de 65.000,00 TL.
- 2014: 16.07’de 90.000,00 TL; 19.11’de 37.000,00 TL; 24.11’de 22.000,00 TL.
- 2015: 05.01’de 430.000,00 TL; 19.01’de 638.092,00 TL.
Paralar EFT ile ya da nakit ödeme makbuzu karşılığında yatırılmıştır. Davacıya 2015 Mart ayında, yurt dışı vize başvurusunda kullanılmak üzere, 31.03.2015 itibarıyla 452.999,00 TL mevduatı bulunduğunu gösteren bir belge verilmiştir. Mayıs 2015’te şubede yolsuzluk yapıldığına ilişkin haberler üzerine davacı paranın faiziyle iadesini istemiş, ödeme yapılmayınca icra takibi başlatmıştır.
Davalı, ödeme emrinden sonra icra dosyasına 78.066,44 TL ödemiş ve bakiye 374.932,56 TL’ye itiraz etmiştir. 21.08.2015’te davacıya 30.000,00 TL daha ödenmiştir. Davacı, kuruluşun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 116. maddesi uyarınca çalışanının fiilinden sorumlu olduğunu, işlemleri kuruluşa duyduğu güvenle yaptığını, kendisine kurumsal e-posta adresinden yazışmalar ve kaşeli-antetli yazılar gönderildiğini ileri sürmüştür.
TBK m.116’ya göre borçlu, borcun ifasını yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür. Davacının sorumluluk iddiası bu hükme dayanmaktadır.
🛡️ Kuruluşun savunması: ortak çatı ve hisse zararı
Davalı kuruluş, müşterilerin şikâyeti üzerine çalışanı hakkında soruşturma başlatıldığını ve çalışanın tutuklandığını bildirmiştir. Savunmanın temel unsurları şunlardır:
- Çalışan, yazıların içeriğini ve tutarları değiştirerek sahte imzalı ve kaşeli yazılar vermiştir; bu yazılar kuruluşu bağlamaz.
- Kardeşlerin ortak hesabı ile kardeşlerden birinin 2010’da açtığı şahsi hesap, varılan mutabakat gereği “ortak bir çatı altında” değerlendirilmiş; iki hesabın incelemesi sonucunda kardeşlerin toplam alacağı 156.132,87 TL bulunmuş, yarısı olan 78.066,44 TL davacıya ödenmiştir.
- Hesaplardan kardeşlerin talimatıyla toplam 1.398.050,00 TL çıkış yapılmıştır.
- Hesaplarda hisse senedi alım satımı yapılmış; ortak hesap için 2014’te 124.218,47 TL, şahsi hesap için 257.639,63 TL zarar oluşmuştur.
Kuruluş, davacının alacağı kalmadığını savunmuştur.
🧮 İlk derece mahkemesinin hesabı
Dosya, daha önce verilmiş bir bozma kararından sonra ticaret mahkemesine dönmüş ve mahkeme bozmaya uymuştur. Önceki bozma kararının içeriği incelenen metinde yer almamaktadır. Mahkeme, ceza dosyasında ve kendi dosyasında alınan bilirkişi raporlarına dayanarak şu sonuçlara ulaşmıştır:
- Kuruluş kayıtlarında ortak hesaba EFT ve havaleyle 1.362.092,00 TL giriş görünmektedir.
- Kayıtlarda yer almayan, ancak çalışanın imzasını taşıyan iki nakit alındı belgesindeki toplam 125.000,00 TL de hesaba yatırılmış sayılmalıdır; bu paralardan sonra hesap bakiyesinin eksiye düşmesi, paranın çalışana verildiği hâlde kayda geçirilmediğini göstermektedir. Böylece toplam giriş 1.487.092,00 TL’dir.
- Çıkışlar 793.050,00 TL’dir; 08.05.2015 itibarıyla hesap bakiyesi 694.042,00 TL, davacının payı 347.021,00 TL’dir.
- Kayıtlardaki menkul kıymet zararları müşterinin bilgisi dışında gerçekleşmiştir. Davacının alım satım talimatı verdiği kanıtlanamadığından 120.814,00 TL’lik zarar alacaktan düşülemez.
- Dava dışı bir kişinin kardeşlere yaptığı ödemelerden davacının payına düştüğü kabul edilen 190.000,00 TL ile kuruluşun ödediği 108.066,00 TL mahsup edildiğinde takip tarihindeki bakiye 48.955,00 TL’dir.
Mahkeme bu tutar üzerinden itirazın iptaline, avans faizine ve kabul edilen tutarın %20’si olan 9.791,00 TL icra inkâr tazminatına hükmetmiş; kuruluşun kötü niyet tazminatı istemini reddetmiştir. Hüküm iki tarafça temyiz edilmiştir.
⚖️ Yargıtay’ın dört bozma gerekçesi
Daire uyuşmazlığı itirazın iptali davası olarak nitelendirmiş ve kararı dört bent hâlinde bozmuştur:
- Ceza dosyası (her iki taraf yararına): UYAP incelemesinde, çalışanın da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/240 Esas dosyasında, bu hesaplarla ilgili güveni kötüye kullanma ve özel belgede sahtecilik suçlarından yargılama yapıldığı ve dosyanın 2024/123 Karar sayısıyla sonuçlandığı görülmüştür. Bu dosya getirtilip müşterek ve şahsi hesaplara ilişkin tespitler değerlendirilmelidir.
- Kardeşe yapılan ödeme (davacı yararına): Bilirkişiler, dava dışı bir kişinin kardeşe yaptığı 750.000,00 TL ödemenin hangi hesaba ait olduğunu tespit edemeyince tutarı iki hesap arasında yarı yarıya bölmüştür. Daire, bu ödemenin hangi hesap için yapıldığının; bu dosya, diğer kardeşin tüketici mahkemesindeki davası ve ceza dosyasındaki delillerle kesin olarak saptanmasını istemiştir.
- Müterafik kusur (davalı yararına): Davacının zararın doğmasında kusuru olup olmadığı hiç değerlendirilmemiştir.
- İcra inkâr tazminatı (davalı yararına): Çalışanın kusurlu eylemi ve davacının olası müterafik kusuru karşısında alacağın belirlenmesi yargılamayı gerektirir; alacak likit sayılamaz.
Daire, bozma nedeniyle tarafların diğer temyiz itirazlarını şimdilik incelememiş, davalı lehine 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretine hükmetmiştir.
🔎 Ceza dosyasındaki tespitler neden önemli?
TBK m.74’e göre hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı ve ayırt etme gücü hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle ve ceza hâkiminin beraat kararıyla bağlı değildir; ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da hukuk hâkimini bağlamaz.
Daire bu kuralı kabul etmekle birlikte, Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2014 tarihli, 2013/4-1008 E., 2014/490 K. sayılı kararına atıfla bir ayrım yapmıştır: Kusur, zarar tutarı ve illiyet gibi değerlendirmeler hukuk hâkimini bağlamaz; ancak ceza hâkiminin tespit ettiği maddi vakıalar hukuk hâkimi bakımından da bağlayıcıdır.
Hangi paranın hesaba girdiği, kayda geçirilmeyen nakitlerin kime teslim edildiği ve hesaplar arası aktarımlar ceza yargılamasında da incelenmiştir. İlk derece mahkemesi oradaki bilirkişi raporlarını kullanmış, ancak ceza dosyasındaki hükmü ve tespitleri değerlendirmemiştir; bu eksiklik iki tarafı da etkileyebileceğinden bozma “taraflar yararına” yapılmıştır.
Benzer bir yapıda, banka çalışanının yüksek getiri vaadiyle topladığı paralarda kurumun sorumluluğu için sitede yer alan banka çalışanının getiri vaadi kararına; ceza davası ile tazminat davası arasındaki ilişkinin başka bir görünümü için VİOP zararında ceza davası yazısına bakılabilir.
📉 Müterafik kusur ve icra inkâr tazminatı
Müterafik kusur: TBK m.52/1’e göre zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuşsa hâkim tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Karar, davacının kusurlu olduğunu söylememektedir; yalnızca bu konuda “hiçbir değerlendirme yapılmadan” hüküm kurulmasını bozma nedeni saymıştır. Değerlendirmenin iddianın ileri sürülüş biçimi, davalının savunması ve iki dosyadaki bilirkişi tespitleri gözetilerek yapılması istenmiştir. Piyasa koşullarının çok üzerinde, sabit ve anapara korumalı getiri vaadinin bu değerlendirmede nasıl ele alınacağı, yeniden yapılacak yargılamada belli olacaktır.
İcra inkâr tazminatı: 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinin ikinci fıkrasına göre itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu, alacaklının talebi üzerine hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkûm edilir. Daire, bu tazminat için alacağın likit olması gerektiğinden hareketle, çalışanın kusurlu eylemi ile davacının olası kusurunun birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir alacağın yargılama yapılmadan belirlenemeyeceğini, bu nedenle tazminata hükmedilemeyeceğini belirtmiştir.
Talimatsız hisse işlemleri: 120.814,00 TL menkul kıymet zararının alacaktan düşülmemesi Yargıtay’da ayrıca tartışılmamıştır; Daire diğer itirazları bozma nedeniyle incelemediğinden bu kabulün kesinleştiği söylenemez.
❓ Sık sorulan sorular
Ceza mahkemesinin kararı hukuk davasını ne ölçüde etkiler?
Karara göre beraat, kusur derecesi, zarar tutarı ve illiyet gibi değerlendirmeler hukuk hâkimini bağlamaz. Ceza hâkiminin tespit ettiği maddi vakıalar ise bağlayıcıdır. Bu yüzden Daire, sonuçlanmış ceza dosyasının getirtilmesini istemiştir.
Kayıtta görünmeyen nakit ödemeler alacağa eklendi mi?
İlk derece mahkemesi, çalışanın imzasını taşıyan iki alındı belgesindeki 125.000,00 TL’yi hesaba yatırılmış kabul etmiştir. Yargıtay bu kabulü ayrıca değerlendirmemiş, kararı başka nedenlerle bozmuştur; konu yeniden yapılacak yargılamada ceza dosyasıyla birlikte ele alınacaktır.
Ortak hesapta kardeşe yapılan ödeme davacının alacağından düşülür mü?
Bilirkişiler ödemeyi iki hesap arasında eşit bölmüştür. Daire bu varsayımı yeterli görmemiş; ödemenin hangi hesap için yapıldığının, diğer kardeşin davası ve ceza dosyasındaki delillerle kesin olarak belirlenmesini istemiştir.
Bozma sonrası davacının alacağı azalabilir mi?
Bozmanın iki bendi davacı lehine, iki bendi davalı lehinedir. Müterafik kusur kabul edilirse TBK m.52 uyarınca tazminat indirilebilir; ödemenin dağılımı farklı belirlenirse alacak artabilir. Sonuç, yeniden yapılacak yargılamaya bağlıdır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan bozma kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım, karar metninde aktarılan dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve ilk derece mahkemesi gerekçesine dayanır; tarafların, çalışanın ve kuruluşun kimliği kaynakta anonimdir, hesap numaraları yayımlanmamıştır. Ceza davasının sonucu ve önceki bozma kararının içeriği incelenen metinde yer almamaktadır. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Bozma kararı kesin bir alacak tutarı belirlememiştir; olguları farklı dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



