Velayetle Satılan Çocuk Payı – Yargıtay 2. HD 2026/6131

Çocukken mirasla kendisine kalan taşınmaz payının, velayet hakkını kullanan annesi tarafından satıldığını yıllar sonra öğrenen kişi, bu satışı geri çevirebilir mi? Üstelik satış bedelinin ertesi gün alıcıya geri gönderildiği, yani işlemin aslında bir “satış” değil “bağışlama” olduğu iddia ediliyorsa? İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi bu soruya olumlu cevap vermiş, tapu kaydının iptaline hükmetmiştir. Yargıtay ise ispat yükü bakımından farklı bir sonuca ulaşmıştır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 03.06.2026 tarihli ve E.2025/9883, K.2026/6131 sayılı kararıyla, velayet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasına dayanan tapu iptali ve tescil davasında davacının, satın alan idarenin kötü niyetini ve velayeten satış yapan annesiyle çıkar ve işbirliği içinde hareket ettiğini ispat edemediğini belirterek davanın kabulüne ilişkin kararı oy birliğiyle bozmuştur.
🏡 Miras payı, satış ve geri dönen bedel
Karar metninde aktarılan olgulara göre uyuşmazlığın kökü bir mirasa dayanır. Kök murisin vefatıyla uyuşmazlık konusu taşınmazlarda paylar şu şekilde oluşmuştur:
- ¼ pay davacının (sonradan vefat eden) annesine,
- ¾ pay o tarihte küçük olan davacıya kalmıştır.
Anne, velayet hakkına dayanarak davacının payına düşen kısmı, davacı henüz ergin olmadan, 14.04.2003 tarihinde 15.000,00 TL bedelle davalı idareye satmıştır. Karara göre bedel aynı gün idare tarafından anneye ödenmiş; ancak ertesi gün anne bu bedeli banka kanalıyla idareye geri göndermiştir.
Davacı, ergin olduktan sonra açtığı davada şu iddialara dayanmıştır:
- yapılan işlem gerçekte satış değil, bağışlamadır;
- annesi, velayet görevini kötüye kullanmıştır;
- davalı idare payı kötü niyetle, “satın alma” görüntüsü altında muvazaalı olarak devralmıştır;
- anne ile davalı idare çıkar ve işbirliği içinde hareket etmiştir.
Bu iddialarla davacı, tapu kayıtlarının miras payı oranında iptali ve adına tescili talebinde bulunmuştur. Dava, “velayet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil” olarak nitelendirilmiş ve Aile Mahkemesinde görülmüştür.
🏛️ Derece mahkemelerinin kabulü
Dosya üç aşamadan geçmiştir:
| Aşama | Mahkeme ve sayı | Sonuç |
|---|---|---|
| İlk derece | Adıyaman 1. Aile Mahkemesi, 2024/345 E., 2024/869 K. | Dava kabul edilmiştir |
| İstinaf | Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, 2025/1617 E., 2025/1877 K. | İstinaf başvurusu esastan reddedilmiştir |
| Temyiz | Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2025/9883 E., 2026/6131 K. | BAM kararı kaldırılmış, ilk derece kararı bozulmuştur |
Hüküm, kabul edilen dava yönünden davalı kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay’ın incelemesi de bu temyizle sınırlı olarak yapılmıştır.
👨👩👧 Velayet ve çocuk malları: Dairenin çerçevesi
Daire, sonuca geçmeden önce ana ve babanın çocuğun malları üzerindeki yetkisini ve bu yetkinin sınırlarını ayrıntılı biçimde ortaya koymuştur. Kararda yer alan ilkeler şöyle özetlenebilir:
- Çocuğun mallarının yönetimi çocuğun menfaatine uygun olmalı; çocuğun menfaatiyle bağdaştığı ölçüde ana ve babanın ortak menfaatlerine de hizmet etmelidir.
- Ana baba yönetim görevini sadakat ve özenle yerine getirmelidir; çocuğun mallarında doğan zarardan sorumlu olmadıklarını ispat için kusursuz olduklarını, yani malları sadakat ve özenle yönettiklerini ispat etmeleri gerekir.
- Çocuğun miras, bağışlama veya kendi mesleki uğraşıyla edindiği malvarlığı, velayet sürdükçe ana ve baba tarafından yönetilir.
- Ana ve babanın yönetim hakkı sınırsız değildir; bu yetkiyi kullanırken vekil gibi sorumludurlar.
- Ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuğun yasal temsilcisidir; kararda aktarılan görüşe göre hâkimden izin almaksızın çocuğa ait taşınır veya taşınmazları satabilirler, ancak bunu yaparken her zaman çocuğun menfaatini gözetmek zorundadırlar.
Daire, TMK m.352’deki kuralı da hatırlatmıştır: ana ve baba velayetleri devam ettiği sürece çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdür; kural olarak hesap ve güvence vermezler; yükümlülüklerini yerine getirmedikleri durumlarda hâkim müdahale eder.
Bu çerçeve, velayet sahibinin çocuk malları üzerindeki tasarruf yetkisinin geniş olduğunu, fakat bu genişliğin çocuğun menfaati ölçüsüyle sınırlandığını gösterir. Uyuşmazlığın düğüm noktası ise bu sınırın aşıldığının kim tarafından ve nasıl ispat edileceği olmuştur.
🔎 Belirleyici nokta: ispat yükü
Daire, muvazaa iddiasının ispatına ilişkin genel kuralı da kararda tekrarlamıştır: muvazaalı işlemin tarafları muvazaayı ancak yazılı delille ispat edebilir; yazılı delilin yanında ikrar, yemin ve kesin hüküm gibi diğer kesin delillerle de muvazaa iddiası ispatlanabilir. Bu ilke için Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2003 tarihli kararına atıf yapılmıştır.
Somut olayda davacının ileri sürdüğü iddia, yalnızca annenin velayet görevini kötüye kullanması değildir. Davacı, payın üçüncü kişi konumundaki davalı idareye geçtiğini; bu nedenle idarenin kötü niyetli olduğunu ve velayeten devreden anne ile çıkar ve işbirliği içinde hareket ettiğini de iddia etmiştir. Tapu kaydının iptali, bu iddianın ispatına bağlanmıştır.
Daire’nin değerlendirmesi kısa ve nettir: davacı,
- satışın velayet görevinin kötüye kullanılması suretiyle gerçekleştirildiğini,
- davalı idarenin payı satın alma yoluyla değil, muvazaalı olarak ve kötü niyetle devraldığını,
- taşınmazları velayeten devreden anne ile davalının çıkar ve işbirliği içinde hareket ettiğini
ispat edememiştir. Karar metninde, satış bedelinin ertesi gün idareye geri gönderilmesi olgusunun bu sonuç bakımından nasıl değerlendirildiğine ilişkin ayrıca bir açıklamaya yer verilmemiştir; Daire, toplanan delillerin bütünü itibarıyla ispat koşulunun gerçekleşmediği kanaatine varmıştır.
Muvazaa iddialarında ispatın taşıdığı ağırlık, aile içi devirlerde de sıkça karşımıza çıkar. Bu açıdan muris muvazaasında ispat yükü yazısı ile karşılaştırma yapılabilir; ancak oradaki mesele mirasbırakanın mirasçıdan mal kaçırmasıdır, burada ise velayet sahibinin çocuğun payı üzerindeki tasarrufu söz konusudur.
📜 Yargıtay’ın kararı
Daire, davacının iddialarını ispat edemediğini tespit ettikten sonra “davanın reddine karar verilmesi gerekirken” kabul yönünde hüküm kurulmasını doğru bulmamıştır. Hüküm fıkrası şöyledir:
- İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına,
- İlk derece mahkemesi kararının bozulmasına,
- dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin bölge adliye mahkemesine gönderilmesine,
- 03.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verilmiştir.
🗂️ Mevzuat haritası
Kararda doğrudan alıntılanan TMK m.352 dışında, çocuk mallarının yönetimi ve temsili Türk Medeni Kanunu’nun birkaç hükmünde birlikte düzenlenmiştir. Bu hükümler, kararın arka planını anlamaya yardımcı olur:
| Hüküm | Düzenlediği konu |
|---|---|
| TMK m.342 | Ana ve baba, velayetleri çerçevesinde üçüncü kişilere karşı çocuklarının yasal temsilcisidir; iyiniyetli üçüncü kişiler, eşlerden her birinin diğerinin rızasıyla işlem yaptığını varsayabilir. |
| TMK m.352 | Ana ve baba velayet sürdükçe çocuğun mallarını yönetme hakkına sahip ve bununla yükümlüdür; kural olarak hesap ve güvence vermez; yükümlülük yerine getirilmezse hâkim müdahale eder. |
| TMK m.353 | Evlilik sona erince velayet kendisinde kalan eş, hâkime çocuğun malvarlığının dökümünü gösteren defter vermek ve önemli değişiklikleri bildirmekle yükümlüdür. |
| TMK m.360 | Ana ve baba çocuğun mallarını yönetmekte yeterli özen göstermezse hâkim, malların korunması için uygun önlemleri alır; talimat verebilir, tevdi veya güvence isteyebilir. |
| TMK m.426/2 | Bir işte yasal temsilcinin menfaati ile küçüğün menfaati çatışıyorsa vesayet makamı temsil kayyımı atar. |
TMK m.342’deki iyiniyetli üçüncü kişiye ilişkin kural ile Dairenin kötü niyet ve işbirliği şartını araması birlikte okunduğunda, velayeten yapılan devirde tapu kaydının iptali için yalnızca işlemin çocuk aleyhine olduğunun değil, karşı tarafın bu duruma ortak olduğunun da gösterilmesinin önem taşıdığı görülmektedir. Menfaat çatışması hâlinde temsil kayyımı atanmasına ilişkin başka bir uygulama için sürücü babanın çocuğunun davasında temsil kayyımı yazısına bakılabilir.
💬 Sorular ve cevaplar
Velayet sahibi, çocuğun taşınmazını hâkim izni olmadan satabilir mi?
Kararda aktarılan görüşe göre ana ve baba, yasal temsilci sıfatıyla hâkimden izin almaksızın çocuğa ait taşınır veya taşınmazları satabilir. Ancak Daire, bu yetkinin mutlak olmadığını, her tasarrufta çocuğun menfaatinin gözetilmesi gerektiğini ve ana babanın vekil gibi sorumlu olduğunu da vurgulamıştır.
Bedelin ertesi gün iade edilmesi işlemi bağışlama yapmaz mı?
Davacı bu olguya dayanarak işlemin satış değil bağışlama olduğunu ileri sürmüştür. Daire ise davacının, davalı idarenin kötü niyetini ve anneyle çıkar ve işbirliği içinde hareket ettiğini ispat edemediği sonucuna varmıştır. Karar metninde bedel iadesinin ayrıca nasıl değerlendirildiğine dair bir açıklama bulunmamaktadır.
Dava neden Aile Mahkemesinde görüldü?
Dava, velayet görevinin kötüye kullanılmasına dayandırıldığı için “velayet görevinin kötüye kullanılması nedeniyle tapu iptali ve tescil” türünde açılmış, ilk derecede Aile Mahkemesince, istinafta bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince, temyizde ise aile hukuku uyuşmazlıklarına bakan Yargıtay 2. Hukuk Dairesince incelenmiştir.
Bozma kararı davanın kesin olarak reddedildiği anlamına mı gelir?
Hayır. Yargıtay, bölge adliye mahkemesi kararını kaldırmış, ilk derece mahkemesi kararını bozmuş ve dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir. Bozma gerekçesi davanın reddi gerektiğidir; dosyada bundan sonra yapılacak işlemler ilk derece mahkemesince yürütülecektir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası ve Emsal Kararlar arşivi üzerinden diğer yazılara ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin Karar Arama sisteminde yayımlanan bozma kararı esas alınarak hazırlanmıştır. Değerlendirme, 2003 yılında velayeten yapılan bir pay satışına ve dosyada toplanan delillere dayanan somut bir uyuşmazlığa ilişkindir; işlemin tarafları, bedelin ödenme biçimi ve sunulan deliller farklı olan dosyalarda sonuç değişebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



