Marka Yedeklemek Kötü Niyet mi? – Yargıtay 11. HD 2026/524

Bir şirketin, hiç faaliyet göstermediği bir hizmet sınıfında marka tescil ettirmesi tek başına hukuka aykırı değildir. Ancak aynı şirket, rakibinin unvan değiştireceğinin basına yansıdığı bir dönemde kendi marka ailesine benzemeyen bir ibareyi ön alarak tescil ettirirse tablo değişir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 28.01.2026 tarihli ve E.2025/3360, K.2026/524 sayılı kararında tam bu ayrımı ele almış; marka hukukunda “yedekleme” olarak adlandırılan tescil davranışının kötü niyet göstergesi sayılmasını hukuka uygun bulmuştur.
Dosyanın dikkat çeken yanı, aynı uyuşmazlıkta iki farklı yaptırımın birlikte tartışılmasıdır: 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (SMK) 6/9. maddesine dayalı hükümsüzlük ile aynı Kanun’un 9. maddesine dayalı kullanmama nedeniyle iptal. Davalı, markalarını kullanmamasını pandemi koşullarıyla açıklamış; mahkeme bu savunmayı bir tarih karşılaştırmasıyla karşılamıştır.
- Uyuşmazlığın arka planı: unvan değişikliği ve marka trafiği
- İlk derece, istinaf, temyiz: dosyanın seyri
- Kötü niyetli tescil SMK’da nasıl düzenleniyor?
- “Yedekleme” nedir, mahkeme hangi olguya baktı?
- Kullanmama nedeniyle iptalde ispat yükü kimde?
- Pandemi savunması neden kabul edilmedi?
- İptal yetkisi artık TÜRKPATENT’te
- Kararın pratik sonucu
- Sıkça Sorulan Sorular
🔌 Uyuşmazlığın arka planı: unvan değişikliği ve marka trafiği
Kararda aktarıldığına göre davacılar, elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesi kapsamında açılan ihale sonucunda dört dağıtım bölgesindeki dağıtım ve perakende satış şirketlerinin sahibi olan bir ortak girişim tarafından kurulmuştur. 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca dağıtım ve perakende satış faaliyetlerinin 01.01.2013 tarihinden itibaren ayrı tüzel kişilikler altında yürütülmesi zorunlu hâle geldiğinden, perakende satış şirketleri kısmi bölünme yoluyla ayrılmıştır. Dava dilekçesine göre grup, on bir ilde on milyona yaklaşan aboneye hizmet vermekteydi.
Dönüm noktası 2017 yılında yaşanmıştır: ortak girişimdeki ortaklardan biri konsorsiyumdan ayrılmış, diğer şirketler yeni bir çatı marka altında faaliyetlerine devam etmiştir. Davacılar, bu geçiş döneminde davalının kendilerini yakından izlediğini, unvan değişikliğinden ve slogan kullanımlarından haberdar olduğunu ileri sürmüştür. Dava konusu edilen on marka arasında, davacıların sloganına benzetildiği iddia edilen üç slogan markası da yer almaktaydı.
Davalı ise savunmasında, aynı esas unsuru taşıyan markaların 2009 yılından beri kendi adına tescilli olduğunu, davacı şirketin ise 2013 yılında ticaret siciline tescil edildiğini; dolayısıyla ibare üzerinde önceliğin kendisinde bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca markaların şirket sahibinin soyadından türetildiğini ve davacıların yıllarca sessiz kaldığını, SMK’nın 25/6. maddesi uyarınca artık hükümsüzlük ileri süremeyeceklerini savunmuştur.
⚖️ İlk derece, istinaf, temyiz: dosyanın seyri
İlk Derece Mahkemesi, taraf markalarının esas unsurunun aynı olduğunu ancak tescil sınıflarının farklılaştığını; tescil tarihi itibarıyla davalının bu ibare üzerinde üstün hak sahibi bulunduğunu tespit etmiştir. Bu nedenle karıştırılma ihtimaline dayalı hükümsüzlük koşulları gerçekleşmemiş sayılmış; slogan markaları yönünden de benzerlik bulunmadığı ve kötü niyet iddiasının ispatlanamadığı belirtilmiştir.
Buna karşılık üç marka yönünden sonuç değişmiştir. Mahkeme, 2015/38585 ve 2015/38615 sayılı markalar ile bir diğer markanın SMK’nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetle tescil edildiği gerekçesiyle hükümsüzlüğüne hükmetmiştir. Ayrıca terditli talep üzerine, 2009/28052 sayılı markanın 39. sınıf, 2013/77845 sayılı markanın ise 40. sınıf hizmetleri bakımından kullanmama nedeniyle iptaline karar verilmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi, İlk Derece Mahkemesi kararını usul ve yasaya uygun bularak istinaf istemini esastan reddetmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarında bir isabetsizlik görmemiş; HMK’nın 353/1-b(1) hükmü uyarınca verilen ret kararını 370/1 hükmü gereğince onamıştır. Karar 28.01.2026 tarihinde kesin olarak ve oy birliğiyle verilmiştir.
📚 Kötü niyetli tescil SMK’da nasıl düzenleniyor?
6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 6. maddesi marka tescilinde nispi ret nedenlerini sayar ve dokuzuncu fıkrasında yalnızca tek cümlelik bir kural bulunur: “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” Aynı Kanun’un 25/1. maddesi ise 5. veya 6. maddedeki hâllerden birinin varlığı hâlinde markanın mahkeme tarafından hükümsüz kılınacağını düzenler. Yani başvuru aşamasında ret sebebi olan kötü niyet, tescil gerçekleşmişse hükümsüzlük sebebine dönüşür.
Davalının dayandığı SMK m.25/6 ise sessiz kalma yoluyla hak kaybını düzenler: marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği hâlde birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez. Ancak fıkra bu kuralı “sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça” kaydıyla öngörmüştür.
Uygulamada kötü niyet değerlendirmesinde öne çıkan ölçütler kararda şu şekilde somutlaşmıştır:
- Başvuru sahibinin, tescil ettirdiği sınıfta gerçek bir ticari faaliyetinin bulunup bulunmaması
- Tescilin, rakibin bilinen veya öngörülen kullanımını engellemeye yönelmesi
- Tescil ettirilen işaretin, başvuru sahibinin kendi marka ailesine benzememesi
- Başvurunun zamanlaması ile rakibin unvan veya marka değişikliği sürecinin örtüşmesi
- Markanın kullanılmayıp elde tutulması, yani “yedeklenmesi”
🧭 “Yedekleme” nedir, mahkeme hangi olguya baktı?
Marka hukukunda yedekleme, işaretin kullanılmak için değil, başkasının kullanımını engellemek ya da ileride pazarlık konusu yapmak üzere sicile kaydettirilmesini anlatır. Kararda bu kavram iki marka yönünden somutlaşmıştır.
Birincisi, 05.05.2015 başvuru tarihli ve 37 ile 39. sınıfları da kapsayan markadır. Mahkeme, davalının bu markayı 39. sınıfta kullanmadığını; buna rağmen davacı markasına benzer biçimde ve davacı ile benzer ticari faaliyet alanında, kendi ticari faaliyet konusu olmayan bir alanda tescil yaptırmasının iyi niyetli sayılamayacağını belirtmiştir. Aynı değerlendirme, yalnızca 39. sınıfta tescil ettirilen 2015/38615 sayılı marka için de yapılmıştır.
İkincisi, davalının kendi marka ailesindeki esas unsura benzemeyen yeni bir ibareyi içeren markadır. Kararda, davacı şirket ortaklarından birinin ortaklıktan ayrılmasına ilişkin basında çıkan haberler ile davacıların yeni bir markaya geçme ihtimalinin doğması birlikte değerlendirilmiş; davalının “ön alarak” yaptığı bu tescilin yedekleme niteliğinde ve kötü niyetli olduğu sonucuna varılmıştır. Marka hakkının internet ortamındaki görünümü bakımından serideki alan adında marka kullanımı kararı karşılaştırmalı olarak okunabilir.
🔍 Kullanmama nedeniyle iptalde ispat yükü kimde?
SMK’nın 9/1. maddesi, tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verileceğini düzenler. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları, ayırt edici karakter değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanımı, yalnızca ihracat amaçlı kullanımı ve marka sahibinin izniyle gerçekleşen kullanımı da kullanım saymaktadır.
Kararda vurgulanan usul noktası ise ispat yüküne ilişkindir. Genel kuralın aksine, kullanmama nedeniyle iptal taleplerinde ispat yükü marka sahibindedir. Yani markanın kullanılmadığını iddia eden tarafın olumsuz bir olguyu ispatlaması beklenmez; markayı elinde tutan taraf, ciddi kullanımını belgelemek durumundadır. Somut dosyada davalı tarafından markaların kullanıldığına dair herhangi bir delil sunulmamıştır.
🦠 Pandemi savunması neden kabul edilmedi?
Davalı, markasını tescil ettirmesine rağmen kullanmamasının kötü niyet göstergesi olmadığını, zira pandemi koşullarının mevcut olduğunu savunmuştur. Mahkeme bu savunmayı reddederken hukuki bir tartışmaya girmek yerine takvimsel bir karşılaştırma yapmış; kullanılmama tarihleri incelendiğinde bu dönemin pandemi koşullarının mevcut olmadığı zaman dilimine denk geldiğini tespit ederek mücbir sebep savunmasına itibar etmemiştir. Bu yaklaşım, SMK m.9/1’deki “haklı bir sebep olmadan” ifadesinin nasıl denetlendiğini göstermektedir: haklı sebep iddiası, kullanılmayan dönemle örtüşen somut bir engele dayandırılmak durumundadır.
🆕 İptal yetkisi artık TÜRKPATENT’te
Bu dosyanın açıldığı 2020 yılında kullanmama nedeniyle iptal talepleri mahkemelerde görülüyordu. SMK’nın 26. maddesi iptal kararını “talep üzerine Kurum tarafından” verilecek biçimde düzenlemiş; Kanun’un geçici 4. maddesi ise 26. madde yürürlüğe girene kadar iptal yetkisinin anılan maddedeki usul ve esaslara göre mahkemelerce kullanılacağını öngörmüştür. Geçici 4. maddeye göre, 26. maddenin yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan iptal davaları mahkemelerce sonuçlandırılır ve kararlar kesinleşmesinden sonra Kuruma resen gönderilir.
SMK m.26’nın yürürlüğe girmesiyle marka iptali talepleri artık Türk Patent ve Marka Kurumu’na yapılmaktadır. Maddenin dördüncü fıkrasındaki iki kural dikkat çekicidir: beş yıllık sürenin dolması ile talebin Kuruma sunulduğu tarih arasında markanın ciddi biçimde kullanılmış olması hâlinde talep reddedilir; ancak iptal talebinde bulunulacağı düşünülerek kullanım gerçekleşmişse, talepten önceki üç ay içindeki kullanım dikkate alınmaz.
📌 Kararın pratik sonucu
Karar, kötü niyetin marka hukukunda soyut bir suçlama olarak değil, olgulardan çıkarılan bir sonuç olarak ele alındığını göstermektedir. Bir markanın benzerinin tescil ettirilmesi tek başına kötü niyet sayılmamakta; tescilin hangi sınıfta yapıldığı, başvuru sahibinin o sınıfta gerçek bir faaliyetinin bulunup bulunmadığı ve tescilin zamanlaması birlikte değerlendirilmektedir. Aynı dosyada bazı markalar yönünden iddianın reddedilip bazıları yönünden kabul edilmesi, değerlendirmenin marka bazında yapıldığını ortaya koymaktadır.
İkinci pratik yansıma kullanım külfetine ilişkindir. Tescil, markayı süresiz biçimde güvenceye alan bir işlem değildir; beş yıllık süre dolduğunda sicildeki kaydın ayakta kalması ciddi kullanımın belgelenmesine bağlıdır. Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.
❓ Sıkça Sorulan Sorular
Bir markanın benzerini tescil ettirmek tek başına kötü niyet midir?
Karara konu dosyada mahkeme, dava konusu markaların bir kısmı yönünden kötü niyet iddiasını ispatlanamamış bulmuş; yalnızca üç marka yönünden SMK’nın 6/9. maddesi uyarınca kötü niyetli tescil sonucuna varmıştır. Değerlendirmede tescil sınıfı, başvuru sahibinin o alandaki fiilî faaliyeti, tescilin zamanlaması ve işaretin başvuru sahibinin mevcut markalarıyla ilişkisi birlikte ele alınmıştır.
Hükümsüzlük ile iptal arasındaki fark nedir?
Hükümsüzlük, SMK’nın 25. maddesi uyarınca tescil anındaki bir sakatlığa (5. veya 6. maddedeki hâllere) dayanır ve mahkemeden istenir. İptal ise 26. maddede sayılan, tescilden sonra ortaya çıkan hâllere dayanır; kullanmama nedeniyle iptal bunların başında gelir. Karara konu dosyada her iki talep birlikte, iptal talebi terditli biçimde ileri sürülmüştür.
Markanın kullanıldığını kim ispatlamak zorundadır?
Kararda, genel kuralın aksine kullanmama nedeniyle iptal taleplerinde ispat yükünün marka sahibinde olduğu belirtilmiştir. Somut dosyada davalı tarafından markaların kullanıldığına dair herhangi bir delil sunulmadığı tespit edilmiştir.
Sessiz kalma savunması her zaman sonuç doğurur mu?
Hayır. SMK’nın 25/6. maddesi, marka sahibinin beş yıl boyunca sessiz kalması hâlinde markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceğini düzenlerken “sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça” kaydını içermektedir. Kötü niyetin tespit edildiği markalar bakımından bu savunma uygulanmaz.
Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Onama kararı yalnızca incelemeye konu dosya bakımından sonuç doğurur; benzer görünen uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



