Emsal KararlarSigorta Hukuku

Alkollü Sürücüde Rücu Şartı – Yargıtay 11. HD 2025/4431

Bir trafik kazasında sürücünün kanındaki alkol oranının yasal sınırın üzerinde çıkması, sigorta şirketinin ödediği tazminatı sigortalısından geri alması için tek başına yeterli midir? Genel şartların lafzı “evet” der gibi görünürken, bölge adliye mahkemeleri yıllarca iki farklı yöne gitmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 23.06.2025 tarihli ve E.2025/2402, K.2025/4431 sayılı kararıyla bu ayrışmayı, 5235 sayılı Kanun’un 35. maddesi uyarınca “uyuşmazlığın giderilmesi” yoluyla ve kesin olarak sonuca bağlamıştır.

Karar, tek bir dosyanın temyiz incelemesi değildir; dört bölge adliye mahkemesi dairesinin birbiriyle çelişen kesin kararları üzerine verilmiştir. Bu yönüyle, alkole dayalı rücu davalarının bundan sonraki seyrini belirleyen bir başvuru metnidir.

Kısa özet: Bir sigorta şirketinin vekili 13.02.2025 tarihli dilekçesiyle, ZMMS Genel Şartları’nın B.4.c bendine dayalı rücu davalarında kazanın münhasıran alkolün etkisiyle meydana gelmiş olmasının aranıp aranmayacağı konusunda bölge adliye mahkemeleri arasındaki uyuşmazlığın giderilmesini istemiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulu 19.02.2025 tarihli kararıyla talebi kabul ederek dosyayı Yargıtay’a göndermiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 01.06.2015 tarihli değişiklikten sonra da rücu için kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmesinin aranması gerektiğine 23.06.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar vermiş; ispat yükü bakımından 1 promil eşiğine dayalı bir dağılım benimsemiştir.

🍸 Tartışmanın kaynağı: genel şartlarda değişen bir cümle

Kararda aktarıldığı üzere, mülga 12.08.2003 tarihli Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’nın B.4. maddesinin (d) bendinde sigortacının rücu hakkı, olayın “alkollü içki almış olmaları nedeni ile aracı güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş bulunmalarından ileri gelmesi” şartına bağlanmıştı. 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren ve hâlen yürürlükte olan genel şartların B.4.c bendinde ise, aracın “ilgili mevzuatta belirlenen seviyenin üzerinde alkollü içki almış kişilerce” kullanılması sırasında meydana gelen zararlar için rücu edilebileceği düzenlenmiştir.

Aynı yönde bir değişiklik kanun düzeyinde de yapılmıştır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 48/1. maddesi, 11.06.2013 tarihinde yürürlüğe giren 6487 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle değiştirilerek “güvenli sürme yeteneklerini kaybetmiş kişiler” ifadesi yerine doğrudan “alkollü olan sürücülerin karayolunda araç sürmeleri yasaktır” hükmü getirilmiştir. Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5. maddesinde de benzer bir düzenleme vardır. Kısacası mevzuattan “güvenli sürüş yeteneğini kaybetme” kavramı çıkarılmıştır. Soru şuydu: bu çıkarma, Yargıtay’ın yerleşik “münhasıran alkolün etkisi” içtihadını da ortadan kaldırmış mıdır?

🔀 Dört daire, iki görüş: çelişen kesin kararlar

Kararda, uyuşmazlığa konu edilen dört bölge adliye mahkemesi ilamı ayrıntılı biçimde özetlenmiştir. Bir bölge adliye mahkemesinin 11. Hukuk Dairesi (2022/1084 E., 2025/67 K.), yeni genel şartlarda sınırın üzerinde alkol alınması teminat dışı hâl sayılsa bile alkolün kazanın oluşumunda münhasıran etkili olması gerektiği sonucuna varmış ve rücu talebinin reddini yerinde bulmuştur.

Buna karşılık üç daire ters yönde karar vermiştir. Bir başka bölge adliye mahkemesinin 11. Hukuk Dairesi (2022/1114 E., 2022/929 K.), kaza tarihinin 05.12.2015 olduğu ve sürücünün kesinleşen ceza mahkûmiyetine göre 1,45 promil alkollü araç kullandığı dosyada rücu koşullarının gerçekleştiğini kabul etmiş; ayrıca olay yerini terk sebebine dayanılmasına rağmen bu iddianın hiç değerlendirilmemesini hatalı bulmuştur. 26. Hukuk Dairesi (2019/1182 E., 2021/1705 K.), sürücünün 2,53 promil alkollü olduğu dosyada, genel şartlara göre sınırın üzerinde alkollü kullanımın yeterli olduğunu belirtmiştir. 3. Hukuk Dairesi (2018/1401 E., 2019/25 K.) ise 1,69 promil alkollü sürücüye ilişkin dosyada, münhasırlık araştırması yapılarak davanın reddedilmesini hatalı görmüş ve aktüerya hesabı yaptırılmasını istemiştir.

📮 Uyuşmazlığın giderilmesi yolu nedir?

Bölge adliye mahkemelerinin kesin nitelikteki kararları arasında çelişki doğduğunda, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 35. maddesi devreye girmektedir. Somut olayda bir sigorta şirketinin vekili 13.02.2025 havale tarihli dilekçeyle Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna başvurmuş; Kurul 19.02.2025 tarihli ve 2025/4 Esas sayılı kararıyla talebi oy birliğiyle kabul ederek dosyayı anılan Kanun’un 35/3 hükmü gereğince Yargıtay’a göndermiştir.

Başvurucu, değişikliklerle artık “güvenli sürüş yeteneği”ne bağlı kalınmaksızın yasal sınırın üzerinde kullanımın esas alındığını, dolayısıyla rücu için kazanın salt alkolün etkisiyle meydana gelmesinin aranmayacağını ileri sürmüştür. Daire bu görüşü benimsememiştir.

⚖️ Dairenin gerekçesi: illiyet bağı ve normlar hiyerarşisi

Daire, öncelikle bir ayrım yapmaktadır: 2918 sayılı Kanun’un anılan hükümleri sorumluluk hukukuna değil, cezai ve idari yaptırıma ilişkin düzenlemelerdir. Kararda, alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle emniyetli şekilde araç kullanamayacak hâlde olmasına rağmen araç kullanmanın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 179/3. maddesindeki somut tehlike suçunu oluşturduğu; salt alkollü olmanın ise 2918 sayılı Kanun’un 48. maddesine uyan ve soyut tehlike doğuran kabahati oluşturduğu belirtilmektedir.

Sorumluluk hukukunda durum farklıdır. Uyuşmazlık haksız fiil niteliğindeki trafik kazasından doğmakta ve çözümde esas alınacak ilke illiyet bağıdır. Kararda, illiyet bağının varlığından söz edebilmek için alkollü olmakla trafik kazası arasında ilişki kurulması, bunun da ancak kazanın alkolün etkisiyle meydana gelmesiyle mümkün olduğu ifade edilmektedir. Daire buradan normlar hiyerarşisine geçmektedir: bu ilkenin dayanağı Anayasa ve Türk Borçlar Kanunu hükümleri olduğundan, kanundan sonra gelen ZMMS Genel Şartları’nın bu ilkeyi bertaraf eden hükmünün kanun karşısında uygulama yeri bulunmamaktadır. Kararda, kanuna aykırı ikincil düzenlemelerdeki hükümlerin geçerli bir genel şart olarak kabulünün hukuka uygun olamayacağı, Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2019 tarihli kararına atıfla vurgulanmıştır.

Daire ayrıca aksi kabulün sonucunu da tartışmıştır: illiyet bağı aranmazsa, kazaya alkol dışında yol, hava durumu ve olayın oluşu gibi başka unsurların sebep olduğu hâllerde tüm bu olgular yaptırımsız kalacaktır ki bu, hak ve nesafetle bağdaşmaz. 2918 sayılı Kanun’un 95. maddesi de ödemede bulunan sigortacının, ancak tazminatın kaldırılmasını veya azaltılmasını sağlayabileceği oranda sigorta ettirene başvurabileceğini düzenlemektedir.

📎 Kararın tam metni: Karar, Yargıtay Başkanlığı Yargıtay Karar Arama sisteminde esas ve karar numarasıyla doğrulanmıştır.

🔬 İspat yükü: 1 promil eşiği

Kararın en somut pratik katkısı burada ortaya çıkmaktadır. Daire, yeni düzenlemenin etkisinin “sadece ispat yüküne” olduğunu belirtmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1409. maddesi, sözleşmede öngörülen rizikoların teminat dışında kaldığını ispat yükünü sigortacıya yüklemekte; aynı hüküm 1485. madde gereğince sorumluluk sigortalarında da uygulanmaktadır. Ancak karara göre burada ispatı gereken husus, rizikodan farklı olarak kazaya sebep olan olgudur; bu nedenle ispat yükünün tamamen sigortacı üzerinde bırakılması doğru olmaz.

Benimsenen çözüm şudur: sürücüdeki alkol miktarının mevzuatta öngörülen miktarda (1 promil) olması hâlinde ispat yükü sigortacı üzerinde, bu miktardan fazla olması hâlinde ise sigortalı üzerindedir. Sigorta şirketi, sürücünün 2918 sayılı Kanun’un 48. maddesinde belirtilen oranların üstünde alkollü olduğunu ispat ettiğinde yükünü yerine getirmiş sayılır; bundan sonra sigortalı, alkolün kazanın meydana gelmesinde etkisi olmadığını ispat ederek durumu lehine çevirebilir. İlliyet bağının bulunmadığına ilişkin ispatsızlık riski böylece sigortalıya geçmektedir.

Kararda, münhasırlık araştırmasının yöntemi de aktarılmaktadır: nöroloji uzmanı bir hekim ile trafik uzmanından oluşturulacak bilirkişi kurulundan, olayın oluş şekli de değerlendirilerek kazanın münhasıran alınan alkolün tesiri altında meydana gelip gelmediğine ilişkin rapor alınması gerekmektedir. Sigorta uyuşmazlıklarında hesap yönteminin belirleyiciliğine dair bir başka örnek için serideki trafik sigortasında değer kaybı kararı incelenebilir.

🗣️ Muhalefet şerhi ne diyor?

Karar oy çokluğuyla verilmiştir. Muhalefet şerhinde, münhasırlık şartının sigortacı yönünden ispat imkânsızlığıyla eşdeğer anlam taşıdığı; cüzi de olsa yol şartları ya da karşı taraf sürücü kusuru bulunduğunda münhasırlığın gerçekleşmediği sonucuna varıldığı belirtilmektedir. Şerhte, mevzuat değişikliğinin tam da bu uygulamaya son vermeyi amaçladığı, genel şartların poliçeyle birlikte geçerli bir sözleşme hâline geldiği ve yasaklanarak cezai müeyyideye bağlanmış bir fiilin içtihat yoluyla teminat kapsamına sokulmasının isabetli olmadığı savunulmaktadır.

🆕 Trafik Kanunu’ndaki son değişiklik

Kararın dayandığı 2918 sayılı Kanun’un 48. maddesi, 12.02.2026 tarihli 7574 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle yeniden düzenlenmiştir. Değişiklikle uyuşturucu veya uyarıcı madde aldığı tespit edilen sürücülere ilişkin idari para cezası ve sürücü belgesi iptali rejimi ile ölçüm yaptırmayan sürücülere uygulanacak yaptırımlar ağırlaştırılmış, sürücü belgesinin yeniden alınmasına ilişkin şartlar ayrıntılandırılmıştır. Bu düzenlemeler idari yaptırım alanına ilişkindir; karara konu uyuşmazlığın çözümünde esas alınan illiyet bağı ilkesi ise sorumluluk hukukundan kaynaklandığı için, değişiklik kararın gerekçesindeki mantığı doğrudan etkilememektedir. Hatır taşımasında indirim ve ispat tartışması bakımından serideki hatır taşıması kararı da ilgi çekicidir.

📌 Kararın pratik sonucu

Sonuç bölümünde Daire, 01.06.2015 tarihli değişiklikten sonra ZMMS Genel Şartları’nın B.4.c bendine dayalı olarak sigorta şirketleri tarafından sigortalı akidi aleyhine açılan rücuan tazminat davalarında kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmesi gerektiğine, bölge adliye mahkemesi daireleri arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine 23.06.2025 tarihinde 5235 sayılı Kanun’un 35/4 hükmü gereğince kesin olarak karar vermiştir.

Pratikte bu, alkole dayalı rücu davalarında tartışmanın promil rakamında değil, bilirkişi raporundaki illiyet değerlendirmesinde düğümleneceği anlamına gelmektedir. Aynı mantık, karar gerekçesinde Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5. maddesi yönünden de aynı yönde içtihat bulunduğuna işaret edilmesi nedeniyle kasko teminatı dışında kalma tartışmalarına da yansımaktadır. Bu karara konu türden bir uyuşmazlık hakkında detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Serideki diğer kararlar Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

❓ Sıkça Sorulan Sorular

Sürücünün yasal sınırın üzerinde alkollü olması rücu için yeterli midir?

Karara göre yeterli değildir. Daire, genel şartlardaki değişikliğe rağmen sorumluluk hukukunun genel prensipleri gereği alkollü durum ile kaza arasında uygun illiyet bağı aranması gerektiğini, dolayısıyla kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmesi şartının korunduğunu belirtmiştir.

Münhasırlığı kim ispatlamak zorunda?

Kararda ikili bir dağılım benimsenmiştir. Sürücüdeki alkol miktarı mevzuatta öngörülen miktarda (1 promil) ise ispat yükü sigortacıdadır. Bu miktarın üzerindeyse, sigortacının oranı ispat etmesi yeterli sayılmakta; alkolün kazada etkisi olmadığını ispat yükü sigortalıya geçmektedir.

Münhasırlık nasıl araştırılıyor?

Kararda aktarılan yerleşik uygulamaya göre, nöroloji uzmanı bir hekim ile trafik uzmanından oluşturulacak bilirkişi kurulundan, olayın oluş şekli de değerlendirilmek suretiyle kazanın münhasıran alınan alkolün tesiri altında meydana gelip gelmediğine ilişkin rapor alınması gerekmektedir.

Bu karar kasko sigortası için de geçerli mi?

Karar doğrudan ZMMS Genel Şartları’nın B.4.c bendine dayalı rücu davalarına ilişkindir. Bununla birlikte gerekçede, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları’nın A.5.5. maddesinde benzer bir değişiklik yapıldığı ve Yargıtay uygulamasının orada da mevzuattaki alkol sınırını değil münhasıran etkili olma koşulunu aradığı belirtilmiştir.

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti ilgili Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararının yayımlanmış metninden aktarılmıştır ve her somut olay kendi delilleriyle değerlendirilir. Uyuşmazlığın giderilmesi kararı, önüne gelen her dosyanın sonucunu tek başına belirlemez; somut uyuşmazlıklar kendi delil durumuna göre değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu