Kooperatif Dairesinde Kesin Hüküm – AYM 2022/27123

Bir kooperatif konutunda tapu için açılan dava, bazen ilk denemede sonuç vermez: Bina henüz tamamlanmamıştır, iskân alınmamıştır ya da yargılama sırasında bir usul adımı kaçırılmıştır. Böyle bir davanın reddinden sonra koşullar değiştiğinde aynı daire için yeniden dava açılabilir mi, yoksa ilk karar “kesin hüküm” olarak kapıyı kalıcı biçimde kapatır mı? Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, keşif avansı yatırılmadığı için reddedilen ilk davanın ardından açılan ikinci davanın hiç incelenmeden reddedilmesini bu soru üzerinden ele almış ve meseleyi mahkemeye erişim hakkı açısından değerlendirmiştir.
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 18.02.2026 tarihli ve 2022/27123 başvuru numaralı kararıyla, kooperatif üyeliğinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasının önceki bir dava gerekçe gösterilerek kesin hüküm nedeniyle usulden reddedilmesinin, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Mahkeme, derece mahkemelerinin Yargıtayın bu tür davalara ilişkin yerleşik yaklaşımından neden ayrıldığını gösteren bir gerekçe ortaya koymadığını tespit etmiş ve yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir.
🏘️ Kuradan tapu davasına: dosyanın kronolojisi
Karar metninde aktarılan olaylar, uzun soluklu bir kooperatif konut projesinin tipik aşamalarını gösterir:
- 03.06.2005: Yüklenici konumundaki konut yapı kooperatifi ile arsa maliklerinin bir kısmı arasında noterde düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılmıştır.
- 07.06.2007 – 26.05.2008: Başvurucunun üyelik başvurusu kabul edilmiş, noterde yapılan kura çekiminde bir parseldeki 5 numaralı daire kendisine isabet etmiştir.
- 01.10.2018: Başvurucunun beyanına göre daire, birçok eksiklikle birlikte kendisine teslim edilmiştir.
- 17.03.2019: Başvurucu, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesinde bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ve adına tescili istemiyle ilk davayı açmıştır.
- 30.01.2020: Mahkeme, bir inşaat mühendisi ve kooperatifler konusunda bir mali müşavirle keşif yapılmasına karar vermiş; bilirkişiler için toplam 1.200 TL ücret ve 384,90 TL keşif harcı olmak üzere 1.584,90 TL avansın iki haftalık kesin sürede yatırılmasını istemiş, yatırılmazsa bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağını davacı vekiline huzurda ihtar etmiştir.
Başvurucu avansı süresinde yatırmamıştır. Bireysel başvuruda bu durumu, aynı durumdaki diğer üyelerin davalarının kooperatif edimlerini yerine getirmediği için reddedilmesi ve yaşadığı maddi zorluklarla açıklamıştır.
⚖️ İki ayrı ret kararı ve gerekçeleri
İlk dava: Mahkeme, 01.06.2021 tarihli kararında (E.2019/330, K.2021/367) keşif ve bilirkişi incelemesinin davacının delili olduğunu, avans yatırılmadığı için bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayıldığını belirterek davayı ispatlanamadığından reddetmiştir. Gerekçede HMK m.114/1-g’deki gider avansı dava şartına ve HMK m.324’teki delil avansı kuralına değinilmiştir. Karar, taraflarca kanun yoluna başvurulmadığı için 09.09.2021’de kesinleşmiştir.
İkinci dava: Başvurucu 27.09.2021’de aynı daire için yeniden tapu iptali ve tescil davası açmış, dilekçesine taşınmazın bulunduğu yapıya ait 07.01.2021 tarihli yapı kullanma izin belgesini eklemiştir. Mahkeme 28.09.2021’de, iki davada tarafların ve talebin aynı olduğunu, önceki kararın maddi anlamda kesin hüküm oluşturduğunu kabul ederek davayı HMK m.114/1-i ve m.115/2 uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddetmiştir.
Başvurucu istinafta, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bu tür davalarda önceki kararın sonraki dava için kesin hüküm oluşturmayacağını kabul eden kararına dayanmış; ayrıca ilk kararın aslında avans eksikliğine bağlı bir usul kararı olduğunu ileri sürmüştür. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi 15.12.2021’de istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de 14.02.2022’de kararı onamıştır. Her iki kararda da bu itirazlara özgü bir değerlendirme yer almamıştır.
🔍 Anayasa Mahkemesinin üç aşamalı denetimi
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet ve hak arama özgürlüğü gibi farklı başlıklar altındaki şikâyetlerini tek bir çekirdek sorunda birleştirmiştir: usul kurallarının somut olayın özellikleri, emsal kararlar ve itirazlar değerlendirilmeden uygulanması sonucu davanın esasının hiç incelenmemesi. Bu nedenle başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir. Davanın esasa girilmeden reddedilmesinin bu hakka müdahale olduğu kabul edildikten sonra Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler sırayla uygulanmıştır:
- Kanunilik: Ret kararı HMK m.114/1-i ve m.115/2’ye dayandığından müdahalenin kanunda öngörüldüğü kabul edilmiştir.
- Meşru amaç: Kesin hüküm kurumunun uyuşmazlıkların sürüp gitmesini önlemeye ve hukuki kararlılığı sağlamaya yönelik olduğu, dolayısıyla müdahalenin meşru bir amaca dayandığı belirtilmiştir.
- Ölçülülük: Elverişlilik ve gereklilik yönünden bir sorun görülmemiş; asıl tartışma orantılılıkta yoğunlaşmıştır. Mahkeme, kesin hüküm bulunup bulunmadığını belirlemenin kendi görevi olmadığını açıkça vurgulamış, ancak derece mahkemesinin Yargıtay emsallerinden farklılığı ortaya koyan bir gerekçe göstermediğini tespit ederek müdahaleyi orantısız bulmuştur.
Kararın önemli bir cümlesi, ihlalin yalnızca ilk derece mahkemesinden kaynaklanmadığıdır: Başvurucunun Yargıtay içtihadına dayanan esaslı itirazları Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay Dairesi tarafından da değerlendirilmemiş, bu nedenle üst dereceler ihlali giderememiştir.
📚 Karara yön veren Yargıtay çizgisi
Anayasa Mahkemesi, “İlgili Hukuk” bölümünde çok sayıda Yargıtay kararını aktararak derece mahkemelerinin karşı karşıya olduğu içtihat tablosunu ortaya koymuştur. Kararda özetlenen yaklaşım şöyledir:
- İnşaat seviyesi değişkendir: Hukuk Genel Kurulunun 20.12.2017 tarihli (E.2017/14-2268, K.2017/2020) ve 21.12.2021 tarihli (E.2018/(14)7-174, K.2021/1712) kararlarına göre arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayanan davalarda inşaat devam ettiğinden ve seviyesi sürekli değişebileceğinden, önceki davanın konusu ile sonraki davanın konusu aynı kabul edilemez; önceki hüküm sonraki dava için kesin hüküm oluşturmaz.
- Yeni belge yeni vakıadır: Kapatılan 15. Hukuk Dairesinin aktarılan bir kararında, önceki davadan sonra edimin ifa edildiği iddiasıyla ve yapı kullanma izin belgesi sunularak açılan davada dava sebebini oluşturan vakıaların aynı olmadığı kabul edilmiştir.
- Avans eksikliği esas hakkında karar değildir: Kapatılan 23. Hukuk Dairesinin 20.12.2018 tarihli (E.2016/2058, K.2018/5985) kararında, gider avansı yatırılmaması nedeniyle verilen ret kararının usulden ret niteliğinde olduğu ve sonraki dava bakımından kesin hüküm teşkil etmeyeceği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi bu kararlardan hangisinin somut olaya uyduğunu kendisi belirlememiştir. Kararın ağırlık noktası, bu kadar belirgin bir içtihat tablosu karşısında mahkemenin neden farklı sonuca vardığını açıklamasının zorunlu olduğudur. Tapu iptali davalarında kesin hüküm tartışmasının farklı bir görünümü için serideki dolandırılma iddiasına dayalı tapu iptalinde kesin hüküm kararı, mahkemeye erişim hakkının icra takibindeki bir uygulaması için ise adli yardım talebinin reddine ilişkin AYM kararı incelenebilir.
💰 Gider avansı ile kesin hüküm arasındaki ilişki
Dosyanın dikkat çekici yanı, 1.584,90 TL tutarındaki bir avansın yatırılmamasının zincirleme sonuçlarıdır. HMK sisteminde iki farklı avans türü bulunur ve karar metninde aktarılan yönetmelik hükmü bu ayrımı açıkça yapar:
- Gider avansı (HMK m.114/1-g): Dava şartıdır; kesin süreye rağmen yatırılmaması veya tamamlanmaması hâlinde dava, dava şartı yokluğundan reddedilir.
- Delil avansı (HMK m.324): Taraf, ikamesini istediği delil için belirlenen avansı kesin sürede yatırmazsa o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır.
- Kesin hüküm (HMK m.303/1): Şekli anlamda kesinleşmiş bir hükmün başka bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturması için tarafların, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davanın talep sonucunun aynı olması gerekir.
İlk derece mahkemesi ilk davada avans eksikliğini delil avansı olarak değerlendirmiş, davayı esastan “ispatlanamadığı” gerekçesiyle reddetmiş, ancak gerekçesinde gider avansının dava şartı olduğunu düzenleyen hükme de atıf yapmıştır. Başvurucu ise bu kararın gerçekte usulden ret niteliğinde olduğunu savunmuştur. Bu nitelendirme farkı, ikinci davanın kaderini belirleyen soru hâline gelmiştir. Anayasa Mahkemesi nitelendirmeyi kendisi yapmamış; ancak itirazın esaslı olduğunu ve derece mahkemelerince karşılanması gerektiğini ortaya koymuştur. İlk dava kanun yoluna taşınmadan kesinleştiğinden bu nitelendirme tartışması ikinci davanın istinaf ve temyiz aşamalarında yapılmıştır.
🔁 Kararın sonucu ve yeniden yargılama
Hüküm bölümünde Anayasa Mahkemesi; mahkemeye erişim hakkına ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna ve hakkın ihlal edildiğine karar vermiş, kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesine (E.2021/756, K.2021/710) gönderilmesine hükmetmiştir. Başvurucu yalnızca ihlal tespiti ve yeniden yargılama istediğinden manevi tazminata hükmedilmemiş; 1.328,20 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 41.328,20 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmiştir.
Karar, yeniden yargılamada mahkemenin davanın kabul edileceğini söylemez. Anayasa Mahkemesinin 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesi çerçevesinde hatırlattığı üzere derece mahkemesinin görevi, ihlal kararındaki ilke ve gerekçelere uygun yeni bir yargılama yaparak ihlalin nedenlerini gidermektir. Kesin hüküm itirazının yeniden ve gerekçeli biçimde değerlendirilmesi, kooperatifin edimlerini yerine getirip getirmediği ve başvurucunun tescile hak kazanıp kazanmadığı gibi esasa ilişkin konular bu yeni yargılamanın konusudur.
❓ Merak edilen sorular
Reddedilen bir tapu davası aynı daire için tekrar açılamaz mı?
Kural olarak aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanan ve aynı talebi içeren bir dava hakkında kesin hüküm varsa yeni dava dinlenmez (HMK m.303/1, m.114/1-i). Ancak kararda aktarılan Yargıtay kararlarına göre arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayanan davalarda inşaatın seviyesi değişebildiğinden önceki hüküm sonraki dava için her zaman kesin hüküm oluşturmaz. Hangi durumun geçerli olduğu somut dosyanın koşullarına göre belirlenir.
Anayasa Mahkemesi kesin hüküm bulunmadığına mı karar verdi?
Hayır. Mahkeme, kesin hüküm koşullarını incelemenin ve davanın nasıl sonuçlanması gerektiğini belirlemenin kendi yetkisi dışında olduğunu açıkça belirtmiştir. İhlal, derece mahkemelerinin başvurucunun Yargıtay içtihadına dayanan esaslı itirazlarını karşılamaması ve emsal kararlardan farklılığı açıklayan bir gerekçe göstermemesi nedeniyle tespit edilmiştir.
Keşif avansının yatırılmaması neden bu kadar önemli sonuç doğurdu?
İlk derece mahkemesi avans eksikliğini delil avansı olarak değerlendirip davayı esastan ispatlanamadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Esastan verilen ve kesinleşen bir ret kararı, sonraki davada kesin hüküm itirazının dayanağı olabilir. Başvurucu ise bu kararın usulden ret niteliğinde olduğunu savunmuş; kararda aktarılan bir Yargıtay kararında da gider avansı eksikliğine dayalı ret kararının sonraki dava için kesin hüküm teşkil etmeyeceği kabul edilmiştir.
İhlal kararından sonra dava ne olacak?
Karar, yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin belirttiği ilkeler doğrultusunda yeniden inceleme yapacak ve yeni bir karar verecektir. İhlal kararı davanın esası hakkında bir sonuç öngörmediğinden, tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilip edilmeyeceği yeniden yapılacak yargılamaya bağlıdır.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, serideki diğer içtihat özetlerine Emsal Kararlar bölümünden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Bireysel başvuru kararları somut başvurunun koşullarına göre verilir ve Anayasa Mahkemesi derece mahkemelerinin yerine geçerek kesin hüküm koşullarını değerlendirmez. Kooperatif ve kat karşılığı inşaat uyuşmazlıklarında sonuç; sözleşmeye, inşaatın durumuna, yargılama sürecine ve sunulan belgelere göre her dosyada farklılık gösterebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



