Aile HukukuEmsal Kararlar

Biyolojik Babanın Tanıma Davası – Yargıtay 2. HD 2026/7453

Bir erkek, evlilik dışı ilişkisinden doğan çocuğun nüfus kaydında baba olarak görünmek ister ve bunun için mahkemeye gider. DNA incelemesi onun biyolojik baba olabileceğini gösterir, ilk derece mahkemesi davayı kabul eder. Dosya istinafa yalnızca vekâlet ücreti ve yargılama gideri yüzünden taşınır; ancak bölge adliye mahkemesi bambaşka bir sonuca varır: Babalık davasını baba açamaz, dava şartı yoktur. Yargıtay ise sorunu davanın adında görmüş ve şu cevabı vermiştir: Bu bir babalık davası değil, tanıma talebidir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 30.06.2026 tarihli ve E.2026/4247, K.2026/7453 sayılı kararıyla, davayı dava şartı yokluğundan usulden reddeden Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi kararını oy birliğiyle bozmuş ve talebin Türk Medeni Kanunu’nun 295. maddesi kapsamında esastan incelenip kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Kısa özet: Davacı erkek, davalı kadınla evlilik dışı ilişkisinden doğan çocuğun babalık hanesine kendisinin yazılmasını istemiştir. İlk derece mahkemesi Adli Tıp Kurumu DNA raporuna dayanarak davayı kabul etmiştir. Davacının yalnızca vekâlet ücreti ve yargılama gideri yönünden istinafı üzerine bölge adliye mahkemesi, davacının taraf ve dava ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle davayı usulden reddetmiştir. Yargıtay; hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğunu, talebin tanıma niteliğinde olduğunu, tanımanın mahkemeye yazılı başvuruyla da yapılabileceğini ve idari yolun zorunlu tutulamayacağını belirterek kararı bozmuştur.

🧭 Dosyanın üç aşamalı seyri

Karar metnindeki künye, davanın türünü “Babalık (Tanıma Beyanının Tespiti)” olarak göstermektedir. Bu çift başlık, uyuşmazlığın özünü de özetler: Davacı talebini bir babalık davası kalıbında ileri sürmüş, ancak istediği şey kendi beyanıyla çocukla arasında soybağı kurulmasıdır.

  • İlk derece (Çivril 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, E.2024/688, K.2025/201): Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen DNA raporunda davacının çocuğun biyolojik babası olabileceği tespit edilmiş ve bu gerekçeyle dava kabul edilmiştir.
  • İstinaf (Denizli BAM 2. Hukuk Dairesi, E.2025/4254, K.2026/19): Hüküm, davacı vekili tarafından yalnızca vekâlet ücreti ve yargılama gideri yönünden istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesi ise davacının bu davada taraf ve dava ehliyetine sahip olmadığını belirterek davayı dava şartı yokluğundan usulden reddetmiştir.
  • Temyiz (Yargıtay 2. Hukuk Dairesi): Davacı vekilinin davanın reddi yönünden temyizi üzerine bölge adliye mahkemesi kararı bozulmuş, dosya bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir.

Dikkat çeken nokta, davayı kazanan tarafın yalnızca masraf kalemleri için başvurduğu istinaf aşamasında davanın tamamen elinden çıkmasıdır. Bölge adliye mahkemesinin bu yola başvurabilmesinin dayanağı, dava şartlarının resen gözetilmesidir: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115. maddesine göre mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır; noksanlık tespit ederse davayı usulden reddeder. Aynı Kanun’un 114. maddesi, tarafların taraf ve dava ehliyetine sahip olmalarını dava şartları arasında sayar. Yargıtay kararı, aleyhe değiştirme yasağı veya istinaf incelemesinin sınırları hakkında ayrıca bir değerlendirme içermemektedir; bozma, doğrudan uyuşmazlığın nitelendirilmesine dayanmaktadır.

🏷️ Dava adı değil talebin içeriği

Daire gerekçesine şu cümleyle başlamaktadır: Olayları açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme hâkime aittir. Bu ilke, HMK m.33’teki “Hâkim, Türk hukukunu resen uygular” kuralının doğal sonucudur. Davacının dilekçesine “babalık davası” yazması, mahkemeyi bu nitelendirmeyle bağlamaz; mahkeme, anlatılan olaylardan hangi hukuki kurumun uygulanacağını kendisi belirler.

Somut olayda davacı, davalı ile evlilik dışı ilişkisinden çocuğun dünyaya geldiğini ve kendisi ile çocuk arasında soybağı kurulmasını istediğini açıkça beyan etmiştir. Daire, bu talebe göre açılan davanın “babalık” davası değil “tanıma” talebi niteliğinde olduğunu kabul etmiş; tanıma koşulları ve yapılacak işlemler bakımından TMK’nın 295 ve devamı maddelerinin dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

Ayrımın önemi, iki kurumun kurgusundan kaynaklanır. TMK m.282/2’ye göre çocuk ile baba arasında soybağı ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur. Babalık davası “hâkim hükmü” yoludur ve TMK m.301’e göre bu davayı açma hakkı ana ve çocuğa aittir; dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına karşı açılır. Tanıma ise babanın kendi iradesiyle soybağı kurmasıdır. Kendi babalığını kurmak isteyen erkek bakımından kanunun öngördüğü yol babalık davası değil, tanımadır. Bölge adliye mahkemesi talebi babalık davası olarak ele aldığı için davacıyı ehliyetsiz saymış; Yargıtay ise doğru kurum tanıma olduğunda ehliyet sorununun ortadan kalktığını kabul etmiştir.

📎 Karar metni: Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde doğrulanan hâliyle derlenmiştir; taraflar ve çocuğun adı kaynakta anonimdir.

📝 Tanımanın yolları: nüfus, mahkeme, senet, vasiyetname

TMK m.295/1’e göre tanıma, babanın nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvurusu ya da resmî senette veya vasiyetnamesinde yapacağı beyanla olur. Kanun dört yol saymaktadır:

  1. Nüfus memuruna yazılı başvuru,
  2. Mahkemeye yazılı başvuru,
  3. Resmî senette yapılan beyan,
  4. Vasiyetnamede yapılan beyan.

Kararın uygulama açısından en dikkat çekici cümlesi bu noktada yer alır: Talepte bulunan, bu yollardan birini kullanarak tanıma işlemini gerçekleştirebilir; idari yolun kullanılması konusunda bir zorunluluk getirilemez. Başka bir ifadeyle, nüfus müdürlüğüne gidilmeden doğrudan mahkemeye başvurulmuş olması, talebin reddi için bir gerekçe değildir. Mahkemeye yazılı başvuru, kanunun bizzat tanıdığı bir tanıma yoludur.

TMK m.296 tanımanın bildirimini düzenler. Buna göre beyanda bulunulan nüfus memuru, sulh hâkimi, noter veya vasiyetnameyi açan hâkim, tanımayı babanın ve çocuğun kayıtlı bulunduğu nüfus memurluklarına bildirir; çocuğun kayıtlı olduğu nüfus memurluğu da tanımayı çocuğa, anasına, çocuk vesayet altındaysa vesayet makamına bildirir.

Daire sonuç kısmında, davacının tanıma talebi hakkında işin esasına girilerek TMK m.295 kapsamında davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın usulden reddedilmesini usul ve kanuna aykırı bulmuştur.

⚙️ Taraf ve dava ehliyeti tartışması

Bölge adliye mahkemesinin ret gerekçesi, davacının “taraf ve dava ehliyetine sahip olmaması”dır. Teknik olarak bakıldığında burada tartışılan, erkeğin babalık davası açma hakkının bulunup bulunmadığıdır; zira TMK m.301 bu hakkı ana ve çocuğa tanır. Yargıtay bu tespiti doğrudan çürütmemiş, uyuşmazlığı başka bir hukuki kuruma taşımıştır. Nitelendirme tanıma olarak yapıldığında, kanun tanıma beyanını zaten babaya tanıdığından, davacının bu talepte bulunma ehliyeti tartışma konusu olmaktan çıkmaktadır.

Kararın satır aralarından çıkan sonuç şudur: Dilekçedeki dava adı hatalı seçilmiş olsa bile, talebin içeriği kanunda öngörülen başka bir kuruma uyuyorsa mahkeme o kurumu uygulamakla yükümlüdür. Usulden ret, ancak gerçekten giderilemeyecek bir dava şartı eksikliği varsa gündeme gelir.

Ana veya çocuk tarafından açılan babalık davalarında farklı soruların gündeme geldiği bir örnek için sitedeki kimliksiz çocukta babalık davası yazısına bakılabilir.

🏛️ Görevli mahkeme ve 4787 sayılı Kanun

Daire, gerekçesinde 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesine de değinmiştir. Bu maddenin birinci bendine göre aile mahkemeleri, Türk Medeni Kanunu’nun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 4722 sayılı Kanun’a göre aile hukukundan doğan dava ve işleri görür. Soybağına ilişkin hükümler TMK’nın İkinci Kitabında yer aldığından, tanıma talebi de aile hukukundan doğan bir iş niteliğindedir. Karar metni bu hatırlatmayı, talebin tanıma olarak nitelendirilmesinin ardından yapmış; görev yönünden ayrı bir bozma sebebi göstermemiştir. Somut dosyada ilk derece yargılamasını yapan mahkeme bir asliye hukuk mahkemesidir; görev konusunda karar metninde başka bir tespit bulunmamaktadır.

🚧 Tanımanın sınırları ve itiraz yolları

Tanıma geniş bir imkân olsa da kanun bazı sınırlar koymuştur. Bunlar karar metninde tartışılmamıştır; aşağıdaki açıklamalar kanun metnine dayanmaktadır:

  • Başka bir soybağı engeli: TMK m.295/3’e göre başka bir erkek ile soybağı bulunan çocuk, bu bağ geçersiz kılınmadıkça tanınamaz.
  • Küçük veya kısıtlı tanıyan: TMK m.295/2’ye göre tanıma beyanında bulunan küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin de rızası gerekir.
  • Tanıyanın iptal davası: TMK m.297’ye göre tanıyan, yanılma, aldatma veya korkutma sebebiyle tanımanın iptalini dava edebilir; dava anaya ve çocuğa karşı açılır.
  • İlgililerin iptal davası: TMK m.298’e göre ana, çocuk ve çocuğun ölümü hâlinde altsoyu, Cumhuriyet savcısı, Hazine ve diğer ilgililer tanımanın iptalini dava edebilir; dava tanıyana, tanıyan ölmüşse mirasçılarına karşı açılır.

Bu dosyada DNA raporu, davacının biyolojik baba olabileceğini göstermiştir. Tanımanın iptali davalarında hak düşürücü sürelere ilişkin farklı bir uyuşmazlık için sitedeki aldatma ile tanımanın iptali yazısı incelenebilir.

Bozma kararından sonra dosya bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir. Yargıtay’ın yönlendirmesi, talebin TMK m.295 kapsamında esastan incelenmesi ve kabulüne karar verilmesidir. Bölge adliye mahkemesinin bozmaya uyup uymayacağı ve vekâlet ücreti ile yargılama giderine ilişkin ilk istinaf itirazlarını nasıl değerlendireceği, incelenen metinden anlaşılamamaktadır.

❓ Sık sorulan sorular

Biyolojik baba babalık davası açabilir mi?

TMK m.301’e göre babalık davasını ana ve çocuk açabilir. Bu kararda Yargıtay, kendi babalığının kurulmasını isteyen erkeğin talebini babalık davası değil tanıma talebi olarak nitelendirmiş ve TMK m.295 kapsamında incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Tanıma için önce nüfus müdürlüğüne gitmek zorunlu mu?

Karara göre hayır. TMK m.295/1 nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvuruyu, resmî senedi ve vasiyetnameyi birlikte saymaktadır. Daire, talepte bulunanın bu yollardan birini kullanabileceğini ve idari yolun kullanılması konusunda bir zorunluluk getirilemeyeceğini açıkça belirtmiştir.

Dilekçede dava adının yanlış yazılması davayı düşürür mü?

Bu dosyada düşürmemiştir. Yargıtay, olayları açıklamanın taraflara, hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğunu hatırlatmış ve “babalık davası” başlığıyla açılan talebi içeriğine bakarak tanıma olarak değerlendirmiştir.

Yalnızca masraflar için istinafa gidilen bir davada dava tamamen reddedilebilir mi?

Bu dosyada bölge adliye mahkemesi, dava şartı eksikliği gördüğü gerekçesiyle davayı usulden reddetmiştir; HMK m.115 dava şartlarının her aşamada kendiliğinden araştırılmasını öngörür. Yargıtay ise ortada bir dava şartı eksikliği bulunmadığını, talebin tanıma olarak esastan incelenmesi gerektiğini kabul ederek bu kararı bozmuştur.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım, karar metninde özetlenen dava dilekçesine ve derece mahkemesi kararlarına dayanır; davacının, davalının ve çocuğun kimliği kaynakta anonimdir. İlk derece ve bölge adliye mahkemesi kararlarının tam gerekçeleri incelenen metinde yer almamaktadır. Tanımanın sınırlarına ve iptal davalarına ilişkin açıklamalar kanun metninden bilgi amacıyla eklenmiştir. Nüfus kaydı, soybağı durumu ve talebin içeriği farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu