Emsal KararlarMiras Hukuku

Miras Payı Devri mi Vekâlet mi? – Yargıtay 7. HD 2026/1174

Bir şirket, mirasçılara şöyle bir teklifle gelir: Murisin ve önceki murisin adına kayıtlı kalmış taşınmazları tespit edeceğini, tapuda mirasçılar adına intikalini sağlayacağını, banka hesaplarını bulacağını ve tüm masrafları üstleneceğini söyler. Karşılığında mirasçıların terekedeki paylarının yüzde kırkını ister. Belgenin başlığı “Miras Payının Devri Sözleşmesi”dir. Yıllar sonra mirasçılar edimin bir kısmını yerine getirmeyince şirket alacak davası açar. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, belgeyi başlığına uygun olarak nitelendirip noterde düzenlenmediği için geçersiz sayar. Yargıtay ise başlığın ötesine bakar.

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 02.03.2026 tarihli ve E.2025/3537, K.2026/1174 sayılı kararıyla, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararını kaldırmış, ilk derece mahkemesinin ret kararını oy birliğiyle ve kesin olarak bozmuştur. Daireye göre uyuşmazlığın vekâlet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Kısa özet: Mirasçı olmayan davacı şirket, mirasçılarla imzaladığı sözleşmeyle tereke taşınmazlarının tapuda mirasçılar adına intikalini sağlamayı ve terekeyi tespit etmeyi üstlenmiş; karşılığında miras paylarının yüzde kırkını veya satış bedelinin yüzde kırkını almayı kararlaştırmıştır. Bilirkişi raporuna göre davalılar banka mevduatının yüzde kırkı olan 276.000,00 TL’yi ödemiş, taahhüt edilen toplam değerin ise yüzde 35,11’i ifa edilmiştir. Derece mahkemeleri, mirasçının üçüncü kişiyle yaptığı miras payı devri sözleşmesinin noterde düzenlenmesi gerektiğini (TMK m.677/2) belirterek davayı reddetmiştir. Yargıtay, hâkimin hukuki nitelendirmeyle bağlı olmadığını, sözleşmenin vekâlet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.

🏠 Yüzde kırk karşılığında tereke takibi

Karar metninde aktarıldığı kadarıyla taraflar arasındaki belge 2013 yılında imzalanmıştır; dava dilekçesinde sözleşme tarihi 14.05.2013, bölge adliye mahkemesi gerekçesinde ise 18.05.2013 olarak geçmektedir. Davalıların savunmasına göre mirasçılar, sözleşmeyi imzalamadan önce noterden vekâletname düzenletmiştir.

Sözleşmenin “Sözleşmenin Konusu” başlıklı 2. maddesine göre davacı şirket, İstanbul’da bulunan altında dükkânı olan kargir bir işhanı ile Kadıköy’de bahçeli kargir apartmandaki bir bağımsız bölümün mirasçıların murisine ve önceki murisine ait olduğunu, terekede banka hesabı da bulunduğunu tespit ettiğini bildirmiştir. Şirket; masraf, harç, vergi, vakıf taviz bedeli, emlak ve veraset ve intikal vergileri, tapu giderleri, mahkeme giderleri ve avukatlık ücretleri dâhil her türlü gideri kendisi karşılayarak taşınmazların hayattaki mirasçılar üzerine tapuda intikalini sağlamayı ve terekeyi tespit etmeyi üstlenmiştir.

Karşılık olarak sözleşmenin 4. maddesinde mirasçılar, taşınmazlardaki ve terekedeki miras paylarının yüzde kırkını ya da taşınmazların satılması veya kamulaştırılması hâlinde elde edilecek bedelden paylarına düşen kısmın yüzde kırkını gayri kabili rücu devretmeyi taahhüt etmiştir. Sözleşmede ayrıca, sözleşmenin tarafı olmayan iki avukata vekâlet verilmesi yükümlülüğü yer almış ve bu avukatlar da belgeyi imzalamıştır.

Davacı şirket, yükümlülüklerini yerine getirdiğini, buna karşın davalı mirasçıların avukatları haksız ve kötü niyetle azlettiğini, bu nedenle intikal tapusunun alınamadığını ileri sürmüştür. Talep, iki taşınmazın değerinin yüzde kırkının miras hisseleri oranında temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle tahsilidir. Davalılar ise sözleşmenin kendilerine gösterilmeden hazırlandığını, bankadaki mevduatın miktarını dahi bilmeden vekâletname ve sözleşme imzalatıldığını savunmuştur.

📜 Derece mahkemeleri: noter şekli eksik

İlk derece mahkemesi (İstanbul Anadolu 24. Asliye Hukuk Mahkemesi, E.2023/427, K.2023/866) davayı reddetmiştir. Gerekçeye göre mirasçıların üçüncü kişiyle yapacakları miras payı devri sözleşmesinin noterlikçe düzenlenmesi gerekir; belge bu şekilde düzenlenmediğinden geçersizdir. Bilirkişi raporuna göre davalılar banka mevduatının yüzde kırkı olan 276.000,00 TL’yi davacıya ödemiş, ancak taahhüt edilen toplam değerin yalnızca yüzde 35,11’i ifa edilmiştir. İfa büyük ölçüde gerçekleşmediğinden geçersiz sözleşmenin geçerli hâle geldiği de kabul edilmemiştir.

Bölge adliye mahkemesi (İstanbul BAM 19. Hukuk Dairesi, E.2024/634, K.2024/1685) önce sözleşmenin niteliğini tartışmıştır. Davacı, belgenin aslında bir hizmet sözleşmesi olduğunu savunmuştu. Daire, sözleşmenin hukuk bürosunca hazırlandığını, avukatlara vekâlet verilmesi yükümlülüğü içerdiğini, ancak 2. ve 4. maddeler ile ihtarnamedeki ifadelerden tarafların iradesinin miras payının devrine yöneldiğini kabul etmiştir. TMK m.677 uyarınca şekil şartına uyulmadığı, tapu devrinin gerçekleşmediği ve ifanın yüzde 35,11’de kaldığı belirtilerek TMK m.2 kapsamında hakkın kötüye kullanılmasının söz konusu olamayacağı sonucuna varılmış, istinaf başvurusu esastan reddedilmiştir.

Davacı temyizde; sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen karma bir sözleşme olduğunu, miras payının tamamının üçüncü kişiye naklini gerektirmediğini, kendi edimini tam olarak yerine getirdiğini ve şekle aykırılığın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunmuştur.

⚖️ Yargıtay: nitelendirme hâkimin görevidir

Daire, uyuşmazlığı “sözleşme gereğince devredenin yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahisle açılan alacağın tahsili” olarak tanımlamış ve çözülmesi gereken ilk meselenin sözleşmenin niteliği olduğunu vurgulamıştır. Gerekçenin ana halkaları şunlardır:

  • Hukuku re’sen uygulama: 6100 sayılı HMK m.33 uyarınca hâkim Türk hukukunu re’sen uygular. 04.06.1958 tarihli ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında vurgulandığı gibi vakıaları açıklamak taraflara, bunları hukuken nitelendirmek ve uygulanacak kanun maddesini bulmak hâkime aittir.
  • Başlık bağlamaz: Belgenin başlığı “Miras Payının Devri Sözleşmesi” olsa da davacı belgenin karma nitelik taşıdığını ileri sürmüştür; hâkim ne başlıkla ne de tarafın “hizmet sözleşmesi” nitelendirmesiyle bağlıdır.
  • Hizmet ve vekâlet ayrımı: Hizmet sözleşmesinde işçi genellikle işverene ait işyerinde çalışır, bağımlılık açıktır, temsil yetkisi yoktur ve çalışma zamanını işveren belirler. Vekâlet sözleşmesinde vekil kendi işyerinde çalışır, müvekkilini temsil eder ve zamanı genellikle kendisi belirler.
  • Tereddüt hâlinde vekâlet: Bir sözleşmenin hizmet mi vekâlet mi olduğu konusunda çelişkiye düşüldüğünde asıl olan vekâlet sözleşmesidir.

Bu nedenle Daire, mahkemenin dava dilekçesindeki olguları ve dosya kapsamını vekâlet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirerek karar vermesi gerektiğini belirtmiş; bölge adliye mahkemesi kararını kaldırarak ilk derece mahkemesi kararını bozmuş, dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir.

📎 Karar metni: Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde doğrulanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları kaynakta anonimdir.

🔏 TMK m.677: iki ayrı şekil kuralı

Derece mahkemelerinin dayandığı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 677. maddesi, miras payı üzerindeki sözleşmeler için iki farklı şekil öngörür:

  • Mirasçılar arasında: Terekenin tamamı veya bir kısmı üzerinde miras payının devri konusunda mirasçılar arasında yapılan sözleşmelerin geçerliliği yazılı şekle bağlıdır.
  • Üçüncü kişiyle: Bir mirasçının üçüncü kişiyle yapacağı böyle bir sözleşmenin geçerliliği noterlikçe düzenlenmesine bağlıdır. Sözleşme bu kişiye paylaşmaya katılma yetkisi vermez; yalnızca paylaşma sonunda mirasçıya özgülenen payın kendisine verilmesini isteme hakkı sağlar.

Bu dosyada davacı şirket mirasçı değildir; sözleşme noterde düzenlenmemiştir. Belge gerçekten bir miras payı devri sözleşmesi ise ikinci fıkradaki şekil eksikliği sonucu belirleyecektir. Yargıtay kararının önemi, bu sonuca geçmeden önce belgenin gerçekten bu nitelikte olup olmadığının araştırılmasını istemesidir. Mirasçılar arasındaki adi yazılı devirlere ilişkin farklı bir uygulama için sitedeki miras payının adi senetle satışı kararına bakılabilir.

🧩 Vekâlet sözleşmesi nitelendirmesinin sonuçları

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502. maddesine göre vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde Kanunda düzenlenmemiş olan iş görme sözleşmelerine de uygulanır; sözleşme veya teamül varsa vekil ücrete hak kazanır.

Somut olayda şirketin üstlendiği edimler, yani taşınmazların tespiti, tapuda intikalin sağlanması ve terekenin belirlenmesi, ilk bakışta bir iş görme niteliği taşımaktadır. Mirasçıların üstlendiği yüzde kırklık pay ise bu işin karşılığı olarak kararlaştırılmıştır. Yargıtay, sözleşmenin vekâlet hükümlerine göre değerlendirilmesini istemekle birlikte, bu değerlendirmenin sonucunu (ücretin miktarı, ifanın kapsamı, azlin etkisi gibi) ilk derece mahkemesine bırakmıştır. Bu nedenle kararda davacının alacağının kabul edildiği yönünde bir tespit bulunmamaktadır.

Kararın pratik yönü şöyle özetlenebilir:

  • Sözleşmenin başlığı, hukuki nitelendirmede tek başına belirleyici değildir.
  • Edimlerden biri bir işin görülmesi, diğeri bunun karşılığı ise iş görme ilişkisi ayrıca incelenir.
  • Hizmet ve vekâlet arasında tereddüt varsa Daire vekâlet nitelendirmesini esas almaktadır.
  • Nitelendirme değişince uygulanacak şekil ve geçersizlik kuralları da değişebilir; derece mahkemelerinin TMK m.677/2’ye dayanan ret gerekçesi bu nedenle bozulmuştur.

Tereke uyuşmazlıklarında mirasçılık sıfatının belirlenmesine ilişkin başka bir örnek için çelişkili veraset ilamlarının iptali yazısı incelenebilir.

❓ Sık sorulan sorular

Mirasçı olmayan bir kişiyle yapılan miras payı devri hangi şekle tabidir?

TMK m.677/2’ye göre bir mirasçının üçüncü kişiyle yapacağı miras payı devri sözleşmesinin geçerliliği noterlikçe düzenlenmesine bağlıdır. Mirasçılar arasındaki sözleşmeler için ise yazılı şekil yeterlidir.

Sözleşmenin başlığı neden belirleyici sayılmadı?

Daire, HMK m.33 ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca olguları hukuken nitelendirmenin hâkimin görevi olduğunu belirtmiştir. Taraflar arasında belgenin niteliği tartışmalı olduğundan, önce sözleşmenin gerçek niteliğinin belirlenmesi gerekmiştir.

Davacı hizmet sözleşmesi demişken Yargıtay neden vekâlet dedi?

Kararda hizmet sözleşmesinde bağımlılık, işverenin işyerinde çalışma ve temsil yetkisinin bulunmaması gibi özelliklere; vekâlette ise vekilin kendi işyerinde çalışması ve müvekkilini temsil etmesine dikkat çekilmiştir. Tereddüt hâlinde asıl olanın vekâlet sözleşmesi olduğu belirtilmiştir.

Bu karar şirketin yüzde kırklık alacağını kabul etti mi?

Hayır. Yargıtay yalnızca nitelendirmenin hatalı yapıldığını tespit etmiş ve dosyayı vekâlet sözleşmesi çerçevesinde yeniden değerlendirme yapılmak üzere ilk derece mahkemesine göndermiştir. Alacağın varlığı ve miktarı yeniden yapılacak yargılamada belirlenecektir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Olaylara ilişkin anlatım, karar metninde aktarılan dava dilekçesi, cevap dilekçesi ve derece mahkemesi gerekçelerine dayanır; davacı şirketin, mirasçıların ve avukatların kimliği kaynakta anonimdir. Sözleşme tarihi karar metninde iki farklı biçimde yer almaktadır. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar yazıda bilgi amacıyla eklenmiştir. Sözleşme içeriği ve ifa durumu farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu