Kaldıraçlı İşlemde Vekil Zararı – Yargıtay 11. HD 2026/3254

Yatırımcı, kaldıraçlı döviz işlemleri için açtığı hesabı noterden verdiği vekâletnameyle başka birine yönettirir ve milyonlarca liralık kayıp oluşursa, hesabın açıldığı aracı kurum bu kayıptan sorumlu tutulabilir mi? Vekilin izinsiz portföy yöneticiliği yaptığı iddiası, aracı kuruma ayrı bir bildirim yükümlülüğü yükler mi? Hesap sahibiyle hiçbir sözleşmesi bulunmayan, fakat işlemlerin karşı tarafında yer alan ikinci bir kuruma husumet yöneltilebilir mi? On bir yıl önce açılan bir tazminat davası, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin duruşmalı incelemesiyle bu sorulara kesin bir cevap almıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 04.06.2026 tarihli ve E.2025/4003, K.2026/3254 sayılı kararıyla, kaldıraçlı alım satım işlemlerinden doğan zararın aracı kurumlardan tahsili istemiyle açılan davayı reddeden ilk derece kararına yönelik istinaf başvurusunu esastan reddeden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi kararını oy birliğiyle ve kesin olarak onamıştır.
🔑 Hesabın açılışı ve vekâletname
Bölge adliye mahkemesi kararında özetlenen dosya kapsamına göre davacı, 16.07.2013 tarihinde davalı aracı kurum nezdinde hesap açmış ve aynı gün bir dizi belge imzalamıştır: “Kaldıraçlı Varlık Alım Satım İşlemleri Risk Bildirim Formu”, “Kaldıraçlı İşlem Bildirim Formu”, “Kaldıraçlı Alım Satım İşlemlerinde Uygulanacak Kaldıraç Oranları” ve “Sözleşme Öncesi Bilgilendirme ve Mutabakat Formu”. Bütün sözleşmelerin imzalanması ve hesabın açılması bu aracı kurum nezdinde gerçekleşmiştir.
Davacı, 14.01.2014 tarihinde noterden düzenlenen vekâletnameyle bir kişiyi, davalı aracı kurumdaki hesaplarında işlem yapmak üzere yetkilendirmiştir. Dosyaya yansıyan bir başka olgu, davacının döviz ve altın ticareti yapan bir şirkette %49,5 pay sahibi olup yönetici olarak görev yapmasıdır. Ayrıca 29.05.2014 tarihli bir protokolle davacı; kaldıraçlı işlemlerde piyasanın ve enstrümanın yapısını, buna ilişkin riskleri bildiğini, olağanüstü piyasa koşullarındaki ani fiyat dalgalanmalarının mücbir sebep kapsamında olduğunu ve platform, teknoloji, piyasa ve ürün risklerine vakıf olduğunu kabul, beyan ve taahhüt etmiştir.
📣 Yatırımcının dört temel iddiası
Davacının dava dilekçesindeki iddiaları dört başlıkta toplanabilir:
- Uygunluk: Müşteri tanıma formunda kaldıraçlı alım satım işlemleri tercih edilen işlemler arasında yer almamış, form mevzuatın zorunlu kıldığı şekilde güncellenmemiştir. Yalnızca hisse senedi işlemi yapmak isteyen müşteriye yüksek riskli kaldıraçlı işlem sözleşmesi imzalatılmıştır.
- Bilgilendirme: Yazılı veya sözlü uyarı yapılmamış, formun okunup anlaşıldığına dair beyan alınmamış, yaklaşık 50 sayfalık sözleşme seti içinde alelade bir belge imzalatılmıştır.
- İzinsiz portföy yöneticiliği: İşlemleri izinsiz bir portföy yöneticisinin yapması görmezden gelinmiş, davacının bilgisizlik ve tecrübesizliğinden yararlanılmıştır.
- Teminat ve kayıp: Davacıya hiçbir zaman teminat tamamlama bildirimi yapılmamış; 26.05.2014 tarihinde yaşanan durum 15.01.2015 tarihinde tekrarlanmış ve hesaptaki nakit iddiaya göre 11 saniyede kaybedilmiştir. Toplam kayıp 8.409.962 TL olarak gösterilmiştir.
Dilekçede ayrıca, kaldıraçlı işlemleri düzenleme yetkisinin 2499 sayılı eski Sermaye Piyasası Kanunu’nun 30. maddesine 13.02.2011 tarihinde eklenen hükümle SPK’ya verildiği, o dönem yürürlükteki Seri V, No:125 Tebliğ ile 01.07.2014 tarihinde yürürlüğe giren III-37.1 sayılı Tebliğ’de izin verilen azami kaldıraç oranının 100:1 olduğu belirtilmiştir. Davacı, işlemlerin karşı tarafında yer aldığını ileri sürdüğü ikinci aracı kurumu da davaya dahil ederek şimdilik 100.000 TL’nin yasal faiziyle birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.
🛡️ İki aracı kurumun savunması
Hesabın açıldığı aracı kurum; davacının zararını 9.436.884,30 TL ve 21.000 USD olarak gösterdiğini, harcın tamamlatılması gerektiğini, davacının sözleşme öncesinde ve sonrasında bütün risklerle ilgili eksiksiz bilgilendirildiğini, sermaye piyasası mevzuatına uygun hareket ettiğini savunmuştur. Kurum, iddia edilen mevzuata aykırılıklar ile zarar arasında illiyet bağı bulunmadığını, ne işlem platformuna ne de kendisine kusur yüklenebileceğini ve davacının vekiline ödediği komisyonlardan sorumlu tutulamayacağını da ileri sürmüştür.
İkinci aracı kurum ise davacıyla arasında herhangi bir sözleşme bulunmadığını, davacının müşterisi olmadığını ve iddiaların soyut nitelikte olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
🔍 Derece mahkemelerinin gerekçesi
| Tartışılan konu | Mahkemelerin tespiti |
|---|---|
| Sözleşme ve formlar | Davacı ile hesabın açıldığı aracı kurum arasında SPK mevzuatına uygun sözleşme ve formlar düzenlenmiştir |
| Vekil atanması | Davacı, SPK mevzuatının izin verdiği çerçevede noter aracılığıyla vekil tayin etmiştir |
| İzinsiz portföy yöneticiliği bildirimi | Aracı kurum, vekilin izinsiz portföy yöneticiliği nedeniyle SPK’ya bildirim yapmamaktan sorumlu tutulamaz; kaldı ki bildirim yükümlülüğü 01.07.2014’te yürürlüğe girmiştir |
| Teminatlandırma ve platform | İşlemler piyasa uygulamalarına uygun teminatlandırılmış, uygulama SPK’nın emredici hükümlerine aykırı değildir; kullanılan program bu tür işlemlerde en çok tercih edilen programdır |
| İkinci aracı kurum | Sözleşmeye taraf değildir, davacıyla doğrudan bir işlemi tespit edilememiştir; temsil ilişkisi kapsamında da sorumlu görülmemiştir |
İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi (E.2015/288, K.2021/253) bu gerekçelerle davayı reddetmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (E.2021/1831, K.2025/724) ise ilk derece kararına iki önemli tespit eklemiştir. Birincisi, hesabın açıldığı aracı kurumun dava konusu işlemlerdeki konumu “emir iletimine aracılık” değil, “işlem aracılığı”dır; ikinci kurum ise portföy aracılığı lisansına sahip geniş yetkili aracı kurumdur. İkincisi, davacı vekilinin delil olarak dayandığı SPK’nın 08.02.2018 tarihli raporunda ikinci kurumun mevzuata aykırı uygulamalarına ilişkin bir tespit yapılmamış ve herhangi bir işlem tesisine gerek görülmemiştir. Bu nedenle ikinci kurumun, diğer aracı kurumla imzaladığı sözleşme ve temsil ilişkisi nedeniyle sorumlu tutulması gerektiği yönündeki istinaf sebebi yerinde bulunmamıştır.
⚖️ Yargıtay incelemesi ve sonuç
Bölge adliye mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmiş, Daire 02.06.2026 tarihinde taraf vekillerini dinlemiştir. Daire, davayı “kaldıraçlı alım satım işlemleri sözleşmesi çerçevesinde yapılan yatırımdan dolayı uğranılan zararın tahsili istemi” olarak nitelendirmiştir.
Değerlendirmede, yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde ilk derece kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, bu nedenle istinaf başvurusunun HMK 353/1-b(1) uyarınca esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmiştir. Karar HMK 370/1 uyarınca onanmış; 40.000 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine hükmedilmiş ve karar 04.06.2026 tarihinde kesin olarak, oy birliğiyle verilmiştir.
🧭 Aracı kurum sorumluluğunun sınırı
Onama kararıyla kesinleşen derece mahkemesi gerekçeleri, kaldıraçlı işlem uyuşmazlıklarında aracı kurumun sorumluluğunun nerede başlayıp nerede bittiğine dair birkaç ölçüt ortaya koymaktadır:
- Belgelerin mevzuata uygunluğu: Risk bildirim formu, kaldıraç oranları ve sözleşme öncesi bilgilendirme belgelerinin imzalanmış olması, bilgilendirme yükümlülüğüne aykırılık iddiasının değerlendirilmesinde belirleyici görülmüştür.
- Yatırımcının kendi atadığı vekil: Noterden verilen vekâletnameyle hesabı yöneten kişinin işlemleri, mevzuatın izin verdiği çerçevede gerçekleştiğinden aracı kurumun kusuruna dönüştürülmemiştir.
- Bildirim yükümlülüğünün zamanı: İzinsiz portföy yöneticiliğine ilişkin bildirim yükümlülüğünün 01.07.2014’te yürürlüğe girdiği vurgulanmış; yükümlülüğün doğmadığı dönem için aracı kuruma sorumluluk yüklenmemiştir.
- Yatırımcının profili ve beyanları: Davacının döviz ve altın ticareti yapan bir şirketteki pay sahipliği ve yöneticiliği ile 29.05.2014 tarihli risk beyanı, bilgisizlik ve tecrübesizlik iddiasının değerlendirilmesinde dosyaya yansıyan olgular arasında yer almıştır.
- Sözleşme dışı kurumun konumu: İşlemlerin karşı tarafında bulunan ve yatırımcıyla sözleşmesi olmayan kurumun sorumluluğu için somut bir mevzuat aykırılığı veya doğrudan işlem ilişkisi aranmıştır.
Mahkemelerin “emir iletimine aracılık” ile “işlem aracılığı” arasında yaptığı ayrım, bugün yürürlükte olan 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 37. maddesindeki yatırım hizmetleri sayımıyla da örtüşür: Bu maddede emirlerin alınması ve iletilmesi (a bendi), emirlerin müşteri adına ve hesabına veya kendi adına ve müşteri hesabına gerçekleştirilmesi (b bendi) ve portföy yöneticiliği (ç bendi) ayrı hizmetler olarak düzenlenmiştir.
Kaldıraçlı işlemlerde aracı kurum sorumluluğunun farklı yönlerine ilişkin olarak uygunluk testini geçemeyen yatırımcının zararı ve vekil ile hesap sahibi arasındaki ilişki bakımından vekâletle yapılan borsa işlemlerinde zarar yazıları da incelenebilir.
💡 Merak edilenler
Yargıtay kendi gerekçesini ayrıca açıkladı mı?
Daire, ilk derece kararında isabetsizlik bulunmadığını ve istinafın esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek onama kararı vermiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın esasına ilişkin ayrıntılı değerlendirmeler, onanan ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararlarındaki gerekçelerde yer almaktadır.
Müşteri tanıma formunda kaldıraçlı işlem işaretlenmemesi sonucu değiştirdi mi?
Davacı bu hususu ileri sürmüş, ancak derece mahkemeleri bilirkişi raporlarını değerlendirerek sözleşme ve formların SPK mevzuatına uygun düzenlendiği sonucuna varmıştır. Hesap açılışında kaldıraçlı işlemlere özgü risk bildirim ve kaldıraç oranı formlarının imzalanmış olması ile davacının sonradan imzaladığı risk beyanı protokolü bu değerlendirmede dosyaya yansıyan olgular arasındadır.
Hesapla doğrudan ilgisi olmayan ikinci kuruma neden husumet yöneltilemedi?
Mahkemelere göre bu kurum davacıyla sözleşme imzalamamış, davacıyla doğrudan bir işlemi tespit edilememiş ve SPK’nın 08.02.2018 tarihli raporunda bu kurumun mevzuata aykırı bir uygulaması saptanmamıştır. Diğer aracı kurumla arasındaki sözleşme ve temsil ilişkisi de sorumluluk için yeterli görülmemiştir.
Karar kesinleşti mi, yargılama giderleri ne oldu?
Onama kararı kesin olarak verilmiştir. Dosya HMK 372 uyarınca işlem yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmiş, takdir edilen 40.000 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine ve temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine karar verilmiştir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından, sermaye piyasası ve yatırım uyuşmazlıklarına ilişkin diğer kararlara Emsal Kararlar arşivinden ulaşılabilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, hesabını noterden verdiği vekâletnameyle başka bir kişiye yönettiren bir yatırımcının kaldıraçlı işlem zararına ilişkin tek bir dosyaya dayanır; imzalanan belgeler, yatırımcının profili, işlemlerin dönemi ve uygulanan mevzuat farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



