Süresi Dolan Adli Kontrol ve Tutuklama – AYM 2023/95649

Yurt dışına çıkış yasağı, ceza yargılamasında en sık başvurulan adli kontrol tedbirlerinden biridir ve çoğu zaman yıllarca, hüküm verildikten sonra da kanun yolu süresince fiilen yürürlükte kalır. Peki tedbirin kanunda yazılı azami süresi dolduktan sonra kişi bu yasağı “ihlal” etmiş sayılabilir mi? Kanun yolu aşamasındaki bir dosyada ilk derece mahkemesi, kaçma şüphesine dayanarak yeniden tutuklama kararı verebilir mi? Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu bu iki soruya, kişi hürriyeti açısından kanunilik ilkesini merkeze alan bir kararla yanıt vermiştir.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 16/12/2025 tarihli ve 2023/95649 başvuru numaralı kararıyla (R.G. 16/4/2026, 33226), azami süresi dolmuş bir yurt dışına çıkış yasağına uyulmadığı gerekçesiyle verilen tutuklama kararında Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine bir üyenin karşıoyuyla oyçokluğuyla karar vermiş ve başvurucuya net 167.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
🗓️ Dokuz yıla yayılan bir yasak: olayların sırası
Karar metnine göre başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma başlatılmış, bu soruşturmada sulh ceza hâkimliği yurt dışına çıkış yasağı uygulanmasına karar vermiştir. Sonraki aşamalarda hiçbir merci tedbirin devamı veya kaldırılması hakkında ayrıca karar kurmamıştır. Kararda yer alan tarihler şöyledir:
- 21/8/2016: Yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol kararı.
- 4/10/2018: Ağır ceza mahkemesi 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmeder; adli kontrol hakkında değerlendirme yapmaz.
- 7/10/2019: Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder; tedbir hakkında yine değerlendirme yoktur.
- 5/10/2023: Başvurucu, sahil güvenlik görevlilerince açık denizde bir teknede, Yunanistan’a geçmeye çalıştığı iddia edilen bir grup içinde yakalanır.
- 6/10/2023: İlk derece mahkemesi SEGBİS ile sorgu yapar ve tutuklama kararı verir.
- 16/10/2023: Tutuklamaya itiraz kesin olarak reddedilir; 27/10/2023’te bireysel başvuru yapılır.
- 27/6/2024: Yargıtay hükmü bozar, tutukluluğun devamına karar verir.
- 7/2/2025: Başvurucu tahliye edilir.
Sorguda başvurucu, kaçma niyeti bulunmadığını ve eşiyle gezmek için tekneye bindiğini savunmuş; müdafi ise yedi yıllık azami sürenin geçtiğini, ortada uyulmamış bir adli kontrol kararı bulunmadığını ileri sürmüştür. İlk derece mahkemesi bu itirazı, “dosyanın kanun yolunda olduğu sürelerin bu sürelere dahil olmadığı” gerekçesiyle karşılamış, ayrıca kaçmaya yönelik somut delil bulunduğunu belirterek CMK m.100 ve m.112’ye birlikte dayanmıştır.
⏱️ Azami süre nereden ve nasıl hesaplanır?
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, 7331 sayılı Kanun’la eklenmiş ve 1/1/2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Maddeye göre ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde adli kontrol süresi en çok üç yıldır; zorunlu hâllerde gerekçe gösterilerek uzatılabilir, ancak uzatma toplamı Türk Ceza Kanunu’nun ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü ila yedinci bölümlerindeki suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda dört yılı geçemez. Başvurucuya isnat edilen suç bu gruba girdiğinden, azami süre yedi yıldır.
Genel Kurulun çözdüğü ilk mesele, sürenin başlangıcıdır. Hüküm 2022’de yürürlüğe girdiğine göre süre o tarihten mi, yoksa tedbirin ilk uygulandığı 2016’dan mı işlemelidir? Mahkeme, azami tutukluluk süresinin beş yıldan yedi yıla çıkarıldığı dönemde verdiği kararlarda değişikliğin yürürlük tarihini değil tutuklama tarihini esas aldığını hatırlatmış ve aynı yaklaşımın adli kontrol için de geçerli olduğunu kabul etmiştir. Gerekçeye göre:
- Kanunda, azami sürelerin yürürlükten önce verilmiş adli kontrol tedbirlerine uygulanmayacağına dair bir düzenleme yoktur.
- Ağır ceza mahkemesi de itirazı yürürlük tarihine dayanarak değil, kanun yolunda geçen sürelere dayanarak reddetmiştir.
- Bu nedenle süre, tedbire karar verilen 21/8/2016 tarihinden başlatılmalıdır; yedi yıl 21/8/2023’te dolmuştur.
Sonuç olarak başvurucunun yakalandığı 5/10/2023 tarihinde, kanuni süresi bir buçuk ay önce sona ermiş bir tedbir söz konusudur. Genel Kurul bunu açıkça şöyle nitelemiştir: başvurucu, azami süresi aşılmış bir adli kontrol tedbirine uymadığı için tutuklanmıştır.
⚖️ Kanun yolunda geçen süre neden düşülmedi?
Kararın en öğretici kısmı, ilk derece mahkemesinin “kanun yolundaki süre sayılmaz” yaklaşımının reddedilmesidir. Bu yaklaşımın kaynağı tutukluluk içtihadıdır: Anayasa Mahkemesine göre ilk derece mahkemesi mahkûmiyet hükmü kurduğunda, kişinin suç isnadına bağlı tutukluluğu sona erer ve hükümden sonraki süre, azami tutukluluk hesabında farklı bir nitelik kazanır. Çünkü mahkûmiyetle birlikte suçun işlendiği ve failin sorumluluğu sübuta ermiş kabul edilir.
Genel Kurul bu ayrımın yurt dışına çıkış yasağına taşınamayacağını belirtmiştir. Gerekçede vurgulanan noktalar şunlardır:
- CMK’da adli kontrolün azami süreleri belirlenirken soruşturma–kovuşturma ayrımı da, hüküm öncesi–hüküm sonrası ayrımı da yapılmamıştır.
- Mahkûmiyete bağlı tutma ile suç isnadına bağlı tutma arasındaki nitelik farkı, özgürlükten yoksun bırakma niteliği taşımayan bir yükümlülük için aynı sonucu doğurmaz.
- Bu nedenle hükümden sonra adli kontrol altında geçen süre de azami süre hesabına katılmalıdır.
CMK’nın 112. maddesi, adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen kişi hakkında hemen tutuklama kararı verilebileceğini, mahkûmiyet hükmü kanun yolundaysa hükmü veren ilk derece mahkemesinin de bu yetkiyi kullanabileceğini düzenler. Ancak Genel Kurula göre bu yetkinin kullanılması, uyulmadığı söylenen adli kontrol kararının hukuka uygun olmasına bağlıdır; dayanak karar kanuna aykırıysa, ona dayanan tutuklama da hukuki temelden yoksun kalır.
🔎 İkinci dayanak: CMK m.100 ve yetki sorunu
Ağır ceza mahkemesi yalnızca tedbire aykırılığa dayanmamış, başvurucunun açık denizde yakalanmasını kaçma şüphesini gösteren somut olgu olarak değerlendirip CMK m.100’deki tutuklama nedenlerine de başvurmuştur. İlk bakışta bu, kararı ayakta tutabilecek bağımsız bir gerekçe gibi görünmektedir.
Genel Kurul burada farklı bir soruya odaklanmıştır: Kararı kim, hangi aşamada vermiştir? Dosya Yargıtay’da temyiz incelemesindeyken tutuklamaya ilk derece mahkemesi karar vermiştir. CMK m.112 ilk derece mahkemesine, adli kontrol yükümlülüklerine uyulmaması hâlinde kanun yolu aşamasında da tutuklama yetkisi tanımaktadır. Buna karşılık kanun yolu aşamasında ilk derece mahkemesinin CMK m.100 kapsamında tutuklama kararı vermesine imkân tanıyan açık bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Mahkeme bu nedenle ikinci dayanağın da kanuni temelden yoksun olduğu sonucuna varmıştır.
Böylece ihlal kararı, ölçülülük veya kaçma şüphesinin ağırlığı tartışmasına girilmeden, Anayasa’nın 13. ve 19. maddelerinin birlikte aradığı kanunilik şartında tamamlanmıştır. Genel Kurul, tutuklamanın kanuni bir dayanağının bulunmasının zorunlu olduğunu, buradaki kanunun şeklî anlamda kanun olduğunu ve uygulamanın öngörülebilir olması gerektiğini önceki içtihadına atıfla yinelemiştir.
Adli kontrolün meşru amacı ve gerekçesi üzerine sitede yer alan farklı bir örnek için konutu terk etmeme tedbirinde gerekçe kararına bakılabilir.
🗣️ Karşıoyun yaklaşımı
Karara katılmayan üye, yedi yıllık sürenin olay tarihinde dolduğunu kabul etmekle birlikte tutuklamanın yalnızca tedbire aykırılığa dayanmadığını vurgulamıştır. Karşıoya göre başvurucu teknede yakalanmış, kaçma şüphesi somut olgularla ortaya konmuş ve isnat edilen suç CMK m.100/3’teki katalog suçlar arasında yer almaktadır. CMK m.101’de dosya temyizdeyken tutuklama kararını Yargıtay’ın vereceğine dair bir düzenleme bulunmadığı, ayrıca Yargıtay’ın da daha sonra tutukluluğun devamına karar verdiği belirtilmiştir. Karşıoy, delillerin değerlendirilmesinin ikincillik ilkesi gereği derece mahkemelerine ait olduğunu, ortada açık bir keyfîlik bulunmadığını ileri sürmüştür.
Çoğunluk ile karşıoy arasındaki ayrım, aynı olgulara iki farklı açıdan bakışı göstermektedir: karşıoy kaçma riskinin somutluğuna ve ölçülülüğe ağırlık verirken, çoğunluk önce yetkinin kanunda açıkça gösterilip gösterilmediğini sormuştur.
💰 Tazminat ve giderim
Başvurucu ihlalin tespitini, tutukluluğun sonlandırılması için dosyanın mahkemesine gönderilmesini ve 2.000.000 TL manevi tazminat istemiştir. Genel Kurul, başvurucunun 7/2/2025’te tahliye edildiğini ve tutukluluk statüsünün sona erdiğini dikkate alarak yeniden yargılamada hukuki yarar görmemiştir. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek manevi zarar için net 167.000 TL tazminata, ayrıca 2.220,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 42.220,60 TL yargılama giderine hükmedilmiş; diğer tazminat talepleri reddedilmiştir.
Kararın uygulamaya yansıması bakımından iki husus dikkat çekicidir. Birincisi, hükümle birlikte adli kontrol hakkında açık bir değerlendirme yapılmaması, tedbirin süresiz devam ettiği anlamına gelmemektedir; kanuni azami süre takvime bağlı biçimde işlemektedir. İkincisi, kaçma şüphesi ne kadar güçlü olursa olsun, tutuklama yetkisinin hangi merci tarafından ve hangi aşamada kullanılabileceği kanunda açıkça gösterilmelidir.
❓ Sık sorulan sorular
Adli kontrolün azami süresi, 2022'den önce verilen tedbirlerde de geçerli mi?
Mahkûmiyet hükmünden sonra geçen süre adli kontrol hesabından düşülür mü?
Kaçma şüphesi bulunduğu hâlde ihlal kararı neden verildi?
Kararda yeniden yargılama yapılmasına hükmedildi mi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan ve 16/4/2026 tarihli Resmî Gazete’de ilan edilen 2023/95649 başvuru numaralı kararından derlenmiştir. Başvurucunun ve karar heyetinin kimliği yazıya alınmamıştır. Karar, ceza yargılamasının esası hakkında değil, tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı hakkında bir değerlendirme içermektedir; yargılama inceleme tarihi itibarıyla devam etmektedir. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Olgu ve tarihleri farklı başvurularda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



