Ölü Paydaşla Ortaklığın Giderilmesi – AYM 2020/36883

Bir arsada küçük bir payı bulunan kişi 1985’te ölür; mirasçıları bu payın varlığından haberdardır, ama 1998’de açılan ortaklığın giderilmesi davasından haberleri olmaz. Mahkeme tebligatları ölü paydaş adına çıkarır, arsa satılır, üzerine üç bloklu bir site yükselir. Mirasçılar on yıl sonra durumu öğrenip kararı Yargıtay’da bozdurur; ne var ki yeniden görülen davada mahkeme “taşınmaz zaten satıldı” diyerek esas hakkında karar kurmaz. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun önüne gelen soru, kâğıt üzerinde kazanılan bir bozma kararının, pratikte hiçbir sonuç doğurmadığında anayasal bir hak ihlali oluşturup oluşturmadığıdır.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 16/12/2025 tarihli ve 2020/36883 başvuru numaralı kararıyla (R.G. 22/5/2026, 33261), Anayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak 40. maddedeki etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş; başvuruculara net 1.213.273 TL maddi tazminat ödenmesine ise üç üyenin karşıoyuyla oyçokluğuyla hükmetmiştir.
📂 Dosyanın 22 yıllık seyri
Karar metnine göre başvurucuların murisi, Ankara’nın Yenimahalle ilçesindeki 4.000 m²lik bir taşınmazın 207/4000 oranında paylı malikidir. Diğer iki paydaşın 1998’de yirmi altı davalıya karşı açtığı ortaklığın giderilmesi davasında, murisin öldüğü tespit edilmediği için tebligatlar onun adına yapılmıştır. Süreç şu şekilde ilerlemiştir:
- 21/8/1998: Ortaklığın giderilmesi davası açılır.
- 18/12/1999: Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi, aynen paylaşım mümkün olmadığından satış suretiyle ortaklığın giderilmesine karar verir; karar ölü paydaşa yapılan tebligatla kesinleşir.
- 19/6/2000: Taşınmaz 291.800.000.000 eski Türk lirasına, davacı paydaşlardan birine kendi adına asaleten ve diğerleri adına vekâleten ihale edilir. Muris payına düşen 14.736.999.780 ETL banka hesabına yatırılır.
- 12-13/7/2010: Mirasçılar bedelin ödenmesi için izin ister ve kararı temyiz eder.
- 19/1/2011: Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, mirasçılar davaya dâhil edilmeden karar verildiği için hükmü bozar.
- 2014: Bilirkişi, taşınmazın komşu parsellerle birleştirilip üzerine kat mülkiyetli site yapıldığını tespit eder ve mirasçıların payı için 310.500 TL hesaplar; satın alan on bir kişiden tahsilini önerir.
- 11/2/2015: Sulh hukuk mahkemesi, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeder.
- 15/9/2020: Yargıtay 14. Hukuk Dairesi kararı onar; 18/11/2020’de bireysel başvuru yapılır.
🧭 Mahkeme şikâyeti nasıl nitelendirdi?
Başvurucular hem adil yargılanma hem de mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Genel Kurul, olayların hukuki nitelendirmesiyle bağlı olmadığını hatırlatarak şikâyetin özünü farklı bir başlık altında toplamıştır: Mirasçılar, hatalı biçimde verilen satış kararı nedeniyle uğradıkları zararın tam olarak giderilmemesinden yakınmaktadır. Bu nedenle başvuru, mülkiyet hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmiştir.
Bu tercih önemlidir. İnceleme, ilk davadaki tebligat hatasının tek başına bir adil yargılanma ihlali oluşturup oluşturmadığına değil, hatanın ortaya çıkmasından sonra hukuk düzeninin mirasçılara gerçek bir telafi imkânı sunup sunmadığına odaklanmıştır. Mahkeme, murisin taşınmazdaki payının mülk niteliği taşıdığını kısaca tespit ettikten sonra devletin mülkiyet hakkı bakımından koruyucu ve düzeltici önlemler alma yükümlülüğünü öne çıkarmıştır: Müdahalenin sonuçları mümkünse eski hâle döndürülmeli, değilse zararı telafi eden idari veya yargısal mekanizmalar kurulmalıdır.
Etkili başvuru hakkına ilişkin genel ilkelerde de aynı vurgu sürmüştür: Bir hukuk yolunun mevzuatta yer alması yeterli değildir; yolun uygulamada da başarı şansı sunması gerekir. Etkili başvuru hakkı davanın kişi lehine sonuçlanmasını güvence altına almaz, ancak mahkemelerin şikâyetin esasını ilgili ve yeterli gerekçeyle incelemesini gerektirir.
🔁 Sonuç doğurmayan bozma kararı
Kararın merkezindeki tespit, mirasçıların lehine verilen bozma kararının fiilen hiçbir şey değiştirmemesidir. Genel Kurul bu durumu birkaç adımda ortaya koymuştur:
- Satışın yapılabilmesi, ortaklığın giderilmesi kararının kesinleşmesine bağlıdır. Yargıtay bu kararı bozduğunda ihalenin dayanağı ortadan kalkmıştır.
- Bozmadan sonra mirasçılar davaya şeklen dâhil edilmiş, fakat ileri sürdükleri iddia ve itirazların davanın esasına hiçbir etkisi olmamıştır; mahkeme ortaklığın giderilmesi talebi hakkında yeni bir karar kurmamıştır.
- “Taşınmaz satıldı, malikler bedelini aldı” gerekçesi, mirasçıların mağduriyetine yol açan usule aykırı işlemler de dâhil olmak üzere satış sürecinin tamamının meşru görülmesi anlamına gelmektedir.
- Mirasçılar, temyiz tarihine kadar banka hesabındaki bedeli aldıklarının da ortaya konmadığı bir durumda, hem davada iddia ileri sürme imkânından hem de bedeli zamanında tahsil etme imkânından yoksun kalmıştır.
Mahkeme, devletin davanın lehe sonuçlanmasını sağlama yükümlülüğü bulunmadığını açıkça belirtmekle birlikte, kişinin davada taraf olabilmesini ve kararın uyuşmazlığı gerçekten çözmesini sağlayan mekanizmaların kurulmasını ve somut olarak işletilmesini pozitif yükümlülüğün gereği saymıştır. Sonuç cümlesi şudur: Teorik olarak etkili giderim kapasitesi bulunan ortaklığın giderilmesi davası, bu olayda başvurucuların zararlarının giderilmesi açısından pratikte başarı şansı sunmamıştır.
Ortaklığın giderilmesinde satış, Türk Medeni Kanunu’nun 699. maddesine göre aynen bölme isteminin durum ve koşullara uygun görülmediği, özellikle malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünemediği hâllerde açık artırmayla yapılır. Karardaki olay, bu satışın paydaşların tamamının usulüne uygun katılımıyla yapılmasının ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. İhale sürecine ilişkin bir başka AYM değerlendirmesi için sitedeki icra satış ilanı ve ihalenin feshi yazısına bakılabilir.
🧮 Tazminat nasıl hesaplandı?
Başvurucular yeniden yargılama, maddi zararlarının karşılanması ve her biri için 50.000 TL manevi tazminat istemiştir. Genel Kurul, taşınmazın satılmış olması ve zararın ortaklığın giderilmesi davasında ele alınamaması nedeniyle yeniden yargılamada hukuki yarar görmemiş; ihlal tespitinin de yetersiz kalacağını belirterek maddi zararı kendisi hesaplamıştır. Hesap iki aşamalıdır:
- Birinci dönem (19/6/2000 – 12/7/2010): Muris payına düşen 14.736 TL, mirasçıların bedeli talep ettiği tarihe kadar kullanılamamıştır. TÜİK verilerine göre bu dönemdeki değer kaybı 61.375,73 TL’dir.
- İkinci dönem (Temmuz 2010 – 2025): Bu değer kaybı tutarı da başvuruculara hiç ödenmemiştir. 61.375,73 TL’nin Temmuz 2010’dan, Kasım-Aralık 2025 verileri henüz bulunmadığı için 2025’in son açıklanan ayına kadar uğradığı değer kaybı giderildiğinde karşılığı 1.213.273 TL olmaktadır.
Maddi tazminatın yeterli giderim sağlayacağı kabul edilerek manevi tazminat talepleri oybirliğiyle reddedilmiş; ayrıca 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 40.446,90 TL yargılama giderine hükmedilmiştir. Makul sürede yargılanma şikâyeti ise bir başvurucu yönünden, Tazminat Komisyonu yolu tüketilmediği için kabul edilemez bulunmuştur; diğer başvurucular yönünden aynı şikâyet daha önce Komisyon aşamasında kabul edilemez sayılmıştı.
Hesaplamanın dikkat çeken yönü, bilirkişinin 2014’te belirlediği 310.500 TL’lik pay değerinin esas alınmamasıdır. Genel Kurul, banka hesabına yatırılan satış bedelinin kullanılamamasından doğan değer kaybını ölçü almıştır; taşınmazın bugünkü değeri veya site inşaatının yarattığı değer artışı hesaba girmemiştir.
🗳️ İki ayrı karşıoy: dava yolu mu, yeniden yargılama mı?
İhlal tespitine bütün üyeler katılmıştır; ayrılık yalnızca giderim yöntemindedir ve iki farklı yönde gelişmiştir.
Birinci karşıoy (iki üye), 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ikinci fıkrasına dayanmaktadır. Bu hükme göre ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa dosya yeniden yargılama için ilgili mahkemeye gönderilir; yeniden yargılamada hukuki yarar yoksa başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Karşıoya göre taraf teşkili sağlansaydı mirasçılar ihaleye katılabilecek, pey sürebilecek, koşulları varsa ihalenin feshini isteyebilecekti; dolayısıyla zarar yalnızca bedelin geç alınmasından ibaret değildir ve ancak genel mahkemelerde açılacak bir tazminat davasında hesaplanabilir.
İkinci karşıoy (bir üye) ise asli giderim yolunun yeniden yargılama olduğunu savunmuştur. Bu görüşe göre hükmedilen tutar taşınmazın rayiç değeri, satış bedelinin düşüklüğü, kullanım imkânından yoksunluk ve değer artışı gibi unsurları içermediği için sınırlı ve sembolik bir telafidir; zararın tam tespiti, delillerin tartışılacağı derece mahkemelerinin işidir.
Çoğunluk ise taşınmazın el değiştirip üzerinde site kurulduğu bir tabloda yeniden yargılamanın sonuç doğurmayacağını kabul etmiş ve doğrudan tazminat yolunu seçmiştir. Uzun süren bir tapu kısıtlamasında mülkiyet hakkının ele alındığı bir başka örnek için dokuz yıl süren tapu tedbiri kararı incelenebilir.
❓ Sık sorulan sorular
Ölmüş bir paydaşa yapılan tebligatla verilen satış kararı neden bozuldu?
Bozmadan sonra satış iptal edildi mi?
Tazminat taşınmazın bugünkü değerine göre mi belirlendi?
Manevi tazminat ve makul süre şikâyetleri ne oldu?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan ve 22/5/2026 tarihli Resmî Gazete’de ilan edilen 2020/36883 başvuru numaralı kararı ile karara eklenen karşıoy yazılarından derlenmiştir. Başvurucuların, dava tarafı paydaşların ve karar heyetinin kimliği yazıya alınmamıştır. Hesaplanan tazminat tutarı somut olayın tarihlerine ve TÜİK verilerine özgüdür. Kanun hükümlerine ilişkin açıklamalar bilgi amacıyla eklenmiştir. Olgu ve tarihleri farklı başvurularda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



