Emsal KararlarGayrimenkul Hukuku

Dokuz Yıl Süren Tapu Tedbiri – AYM 2021/20601

Bir taşınmazın tapu kaydına “ihtiyati tedbir” şerhi düştüğünde malik, kâğıt üzerinde mülkün sahibi olmaya devam eder; ancak satış, ipotek veya devir gibi işlemler fiilen kilitlenir. Dava kısa sürede biterse bu kısıtlama katlanılabilir bir yük olarak kalır. Peki tedbir, açılan dava reddedildiği hâlde yıllarca tapuda durmaya devam ederse ne olur? Anayasa Mahkemesi, yaklaşık dokuz yıl süren bir tedbir şerhini mülkiyet hakkı açısından değerlendirmiş ve sürenin kendisini belirleyici bulmuştur.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 22.07.2026 tarihli ve 2021/20601 başvuru numaralı kararıyla, tapu iptali ve tescil davasında başvurucu adına kayıtlı taşınmaza konulan ve davanın reddine rağmen kesinleşmeye kadar süren ihtiyati tedbirin süresi itibarıyla orantılı olmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir.

Kısa özet: İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescil davasında başvurucuya ait taşınmaza 9/12/2015 tarihinde ihtiyati tedbir konulmuş, tedbire itiraz kabul görmemiştir. Dava 3/10/2019 tarihinde reddedilmiş, ancak ret kararında tedbirin kaldırılmasına ilişkin bir hüküm kurulmamıştır. Hüküm Yargıtay 4. Hukuk Dairesince 18/9/2023 tarihinde onanarak kesinleşmiş, tedbir ise 16/8/2024 tarihinde terkin edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, yaklaşık dokuz yıl süren tedbirin orantısız bir külfet oluşturduğunu tespit ederek başvurucuya 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

🗓️ Tedbirin zaman çizelgesi

Kararda aktarılan süreç, tedbirin uzunluğunu anlamak için kronolojik olarak okunduğunda daha açık görünür. Davacı, başvurucu adına kayıtlı bir taşınmaz hakkında tapu iptali ve tescil talebiyle İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış; mahkeme 9/12/2015 tarihinde taşınmaza ihtiyati tedbir konulmasına karar vermiştir. Başvurucu yargılama sürecinde tedbire itiraz etmiş, ancak itirazı kabul görmemiştir.

TarihGelişme
9/12/2015Taşınmaza ihtiyati tedbir konuldu.
3/10/2019Davanın reddine karar verildi (E.2015/428, K.2019/364); tedbirin kaldırılmasına ilişkin karar verilmedi.
29/3/2021Hüküm kanun yolu incelemesindeyken bireysel başvuru yapıldı.
18/9/2023Yargıtay 4. Hukuk Dairesi hükmü onadı; karar kesinleşti.
16/8/2024Tapudaki ihtiyati tedbir terkin edildi.

Tablodan görüldüğü üzere davanın reddi ile tedbirin terkini arasında yaklaşık beş yıl geçmiştir. Tedbirin konulmasından terkine kadar geçen toplam süre ise Anayasa Mahkemesinin ifadesiyle “yaklaşık dokuz yıl”dır.

⚖️ Anayasa Mahkemesinin önündeki soru

Başvurucu, taşınmazı üzerindeki tedbirin uzun süre devam etmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca yargılamanın uzunluğundan da şikâyet etmiş; ancak Komisyon, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kısım bakımından kısmi kabul edilemezlik kararı vermiş ve yalnızca mülkiyet hakkına ilişkin iddianın Bölüm tarafından incelenmesine karar vermiştir.

Dolayısıyla karar, tapu iptali davasının ne kadar sürdüğünü değil, taşınmaz üzerindeki tedbirin ne kadar sürdüğünü ölçü almaktadır. Bu ayrım önemlidir: Uzun bir yargılama ile uzun süreli bir mülkiyet kısıtlaması farklı anayasal güvencelerin konusudur ve bu dosyada inceleme ikincisiyle sınırlı tutulmuştur.

Mahkeme, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektiren başka bir neden bulunmadığını tespit ederek esasa geçmiştir.

📏 Ölçülülük: kapsam ve süre

Anayasa Mahkemesi, kararında yeni bir ilke ortaya koymamış; benzer olaylarda daha önce belirlediği ilkeleri uygulamıştır. Bu çerçevede atıf yapılan kararlar Genel Kurulun 2014/17196 (25/10/2018) ve 2017/26532 (23/7/2020) numaralı başvurular, İkinci Bölümün 2015/7044 (23/1/2019) ve Birinci Bölümün 2014/19056 (19/2/2019) numaralı başvurular hakkındaki kararlarıdır.

Bu kararlardan çıkan ölçüt iki unsurlu bir orantılılık testidir:

  • Kapsam: Mülkiyet hakkını sınırlandıran tedbirin, korunmak istenen menfaatle orantılı bir alanda uygulanması gerekir.
  • Süre: Tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesi, mülkiyet hakkının tanıdığı yetkilerin kullanılmasını belirsiz biçimde öteler ve mülk sahibine orantısız bir külfet yükler.

Somut başvuruda Mahkeme, 9/12/2015 tarihinde konulan tedbirin 16/8/2024 tarihinde terkin edildiğini tespit etmiş ve yaklaşık dokuz yıl devam eden tedbirin, davanın nitelikleri de dikkate alındığında, süresi itibarıyla orantılı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Gerekçede tedbirin konulmasının baştan hukuka aykırı olduğu yönünde bir tespit bulunmamaktadır; ihlal, tedbirin varlığından değil, süresinden kaynaklanmaktadır.

Benzer bir ölçülülük değerlendirmesinin banka hesabı üzerindeki tedbir bakımından nasıl yapıldığına ilişkin olarak banka hesabında uzun süreli bloke ve mülkiyet hakkı yazısı da incelenebilir.

📘 HMK’da tedbirin akıbeti

Kararın arka planını anlamak için Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki ilgili hükümlere bakmak yararlıdır. Anayasa Mahkemesi kararında bu maddelere ayrıca değinmemiş olsa da olayın seyri, bu hükümlerin uygulanış biçimiyle doğrudan bağlantılıdır.

  1. HMK m.397/2: İhtiyati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder. Kararda, ilk derece mahkemesinin davayı reddederken tedbirin kaldırılmasına ilişkin bir karar vermediği belirtilmiştir. Bu durumda tedbir, ret hükmü Yargıtay incelemesinden geçip kesinleşene kadar tapuda kalmıştır.
  2. HMK m.396/1: Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa, talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat aranmaksızın karar verilebilir.
  3. HMK m.399: Lehine tedbir kararı verilen taraf, talep anında haksız olduğu anlaşılır yahut tedbir kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırılırsa haksız tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür. Bu dava, esas hakkındaki davanın karara bağlandığı mahkemede açılır ve hükmün kesinleşmesinden veya tedbirin kalkmasından itibaren bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

HMK m.399’daki tazminat, tedbiri talep eden karşı tarafa yöneliktir. Anayasa Mahkemesinin hükmettiği tazminat ise devlete yöneliktir ve yargısal makamların tedbir sürecindeki ivedilik ve özen yükümlülüğüne dayanır. İki yol farklı sorumluluk temellerine sahiptir.

📎 Karar metni: Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün kararı, Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan hâliyle derlenmiştir; başvurucu, vekil, heyet ve raportör adları ile emsal kararlardaki kişi adları derlemeye alınmamış, emsal kararlar başvuru numarasıyla gösterilmiştir.

💰 Giderim: neden yeniden yargılama değil de tazminat?

Başvurucu ihlalin tespiti ile 20.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılan unsurun tedbirin uzun sürmesi olduğunu ve bu süreçte mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliğin ve özenin gösterilmesi bakımından yargısal makamların sorumluluğu bulunduğunu vurgulamıştır. Bu değerlendirmede Birinci Bölümün 2017/35581 numaralı başvuru hakkındaki 29/9/2020 tarihli kararına (§ 66) atıf yapılmıştır.

Tedbir 16/8/2024 tarihinde zaten terkin edildiğinden, yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görülmemiştir. Mahkemeye göre ihlalin sonuçlarını gidermenin etkin yolu tazminattır. Hüküm fıkrası şu unsurları içermektedir:

  • Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna,
  • Anayasa’nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkının ihlal edildiğine,
  • Talep ile bağlı kalınarak başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine,
  • 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin ödenmesine,
  • Ödemelerin Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, gecikmede yasal faiz uygulanmasına,
  • Kararın bir örneğinin bilgi için ilk derece mahkemesine ve Adalet Bakanlığına gönderilmesine.

Manevi tazminatın talep edilen miktarla sınırlı tutulduğuna dikkat çekmek gerekir. Mahkeme “talebi ile bağlı kalınarak” ifadesini kullanmıştır; bu nedenle tazminat miktarı, ihlalin ağırlığına ilişkin soyut bir ölçü olarak okunmamalıdır.

🏠 Kararın taşınmaz uyuşmazlıklarına yansıması

Tapu iptali ve tescil davaları, ihtiyati tedbirin en sık başvurulan geçici hukuki koruma olduğu uyuşmazlıklar arasındadır. Davacı açısından tedbir, yargılama sürerken taşınmazın üçüncü kişilere devredilmesini önler. Malik açısından ise aynı tedbir, taşınmazın ekonomik değerinin uzun süre fiilen dondurulması anlamına gelebilir. Karar bu dengeye ilişkin şu tespitleri içermektedir:

  • Tedbirin yasal dayanağının bulunması ve itirazın reddedilmiş olması, tek başına ölçülülük sorununu ortadan kaldırmamaktadır.
  • Değerlendirmede esas alınan süre, tedbirin konulduğu tarihten tapudan terkin edildiği tarihe kadar geçen süredir.
  • Davanın ilk derecede reddedilmesine karşın tedbirin kaldırılmaması ve kesinleşmenin yıllar alması, sürenin uzamasında belirleyici olmuştur.
  • İhlal tespiti, tedbirin baştan haksız olduğu anlamına gelmemekte; süre bakımından orantısızlığa dayanmaktadır.

Uzun süren geçici tedbirlerin başka bir alandaki görünümü için beş yıl süren tedbir ve mülkiyet başlıklı yazı da benzer bir ölçülülük tartışmasını ele almaktadır.

❓ Merak edilenler

Dava reddedilince tapudaki tedbir kendiliğinden kalkar mı?

HMK m.397/2’ye göre ihtiyati tedbirin etkisi, aksi belirtilmediği takdirde nihai kararın kesinleşmesine kadar devam eder. İncelenen olayda ilk derece mahkemesi davayı reddederken tedbirin kaldırılmasına dair bir karar vermemiş, tedbir hükmün kesinleşmesinden sonra 16/8/2024 tarihinde terkin edilmiştir.

Anayasa Mahkemesi kaç yılı “uzun” kabul etti?

Kararda genel bir süre sınırı belirlenmemiştir. Mahkeme, somut olayda yaklaşık dokuz yıl süren tedbirin davanın nitelikleri de dikkate alındığında süresi itibarıyla orantılı olmadığını belirtmiştir. Değerlendirme her başvurunun kendi koşullarına göre yapılmaktadır.

Yargılamanın uzunluğu da ihlal sayıldı mı?

Hayır. Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyet bakımından Komisyon kısmi kabul edilemezlik kararı vermiştir. Bölüm kararı yalnızca mülkiyet hakkına ilişkin iddiayı esastan incelemiş ve bu iddia yönünden ihlal tespit etmiştir.

Tedbiri isteyen davacının sorumluluğu ayrıca doğar mı?

HMK m.399, lehine tedbir kararı verilen tarafın haksız tedbir nedeniyle uğranılan zarardan sorumluluğunu ve bu davanın bir yıllık zamanaşımı süresini düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesinin kararı ise devletin yargısal makamlarının tedbir sürecindeki özen yükümlülüğüne dayanmaktadır; kararda davacının sorumluluğuna ilişkin bir değerlendirme yer almamaktadır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer yazıları Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Değerlendirme, tapu iptali ve tescil davasında konulan ihtiyati tedbirin süresine ilişkin tek bir ihlal kararına dayanır; tedbirin kapsamı, davanın niteliği ve sürecin seyri farklı olan başvurularda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazıda anılan HMK hükümleri karar metninde ayrıca tartışılmamış olup bağlamı açıklamak amacıyla aktarılmıştır. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu