Emsal KararlarMarka ve Fikri Mülkiyet Hukuku

Haksız Rekabette Belirsiz Alacak – Yargıtay HGK 2026/335

Bir yayla balı üreticileri kooperatifi, kendi internet sitesine bir “uyarı yazısı” koyar: belirli bir sitede satılan balın sahte olduğunu, oradan alınan balın gerçekte o yöreye ait olmadığını duyurur. Satıcı, yazının ardından satışlarının düştüğünü ileri sürerek haksız rekabet davası açar; maddi zararını o gün tam bilemediğini düşündüğü için de davayı belirsiz alacak davası olarak açar. Davalı ise satıcının kendi ticari defterlerine bakarak zararını baştan hesaplayabileceğini savunur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu tartışmada satıcıyı haklı bulmuştur: zararın ancak bilirkişi incelemesiyle ve hâkimin takdiriyle belirlenebildiği bir haksız rekabet davasında belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar vardır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 20.05.2026 tarihli ve E.2025/249, K.2026/335 sayılı kararıyla, haksız rekabete dayalı maddi tazminat isteminin belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunduğuna ilişkin Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin direnme kararını yerinde bulmuş, diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyayı Yargıtay 11. Hukuk Dairesine göndermiştir.

Kısa özet: İnternet üzerinden bal satan davacı, davalı kooperatifin kendi sitesinde yayımladığı ve davacının sattığı balın sahte olduğunu ileri süren uyarı yazısı nedeniyle haksız rekabet iddiasıyla maddi ve manevi tazminat istemiş, maddi tazminat talebini belirsiz alacak olarak 5.000 TL ile açıp bilirkişi raporundan sonra 59.935,37 TL’ye yükseltmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi 20.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminata hükmetmiş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle bozmuştur. Hukuk Genel Kurulu, ikinci görüşmede oy çokluğuyla direnme kararını usul ve yasaya uygun bulmuştur.

🍯 “Sahte bal” uyarısı ve dava

Davacı, bir internet sitesi üzerinden bal ticareti yapmaktadır. Davalı kooperatif, kendi internet sitesinde davacının sattığı balın sahte olduğuna ilişkin açıklamalar içeren bir uyarı yazısı yayımlamıştır. Rize 2. Noterliğinin 27.09.2017 tarihli tespit tutanağına göre paylaşımda davacının sitesi hedef gösterilerek “Sahte Anzer balı satmaktadır, bu firmalardan almış olduğunuz Anzer Balı kesinlikle Anzer Balı değildir” ifadeleri kullanılmıştır.

Davacı, bu yazıdan sonra toplumda sattığı balın sahte olduğu yönünde bir algı oluştuğunu, yıllara göre artan satış grafiğine rağmen satışlarının büyük ölçüde düştüğünü ileri sürmüş; yazının yayından kaldırılmasını, belirsiz alacak olarak şimdilik 5.000 TL maddi ve 25.000 TL manevi tazminatı istemiştir. Bilirkişi raporundan sonra bedel artırım dilekçesiyle maddi tazminat talebi 59.935,37 TL’ye yükseltilmiştir.

Davalı kooperatif ise zamanaşımı itirazında bulunmuş, davacının sattığı balların yöre florasına uygun olduğunu tahlillerle ispat etmesi gerektiğini ve yazının haksız eylem niteliği taşımadığını savunmuştur.

⚖️ İlk derece, istinaf ve Özel Daire

İlk derece mahkemesi (07.10.2021, 2019/396 E., 2021/293 K.), bilirkişi raporuna dayanarak Anzer balının coğrafi işareti için 02.12.2019 tarihinde başvuru yapıldığını ancak henüz karar verilmediğini, bu adla satış yetkisinin yalnızca davalı kooperatife ait olduğuna dair münhasır bir yetki veya ruhsat bulunmadığını tespit etmiştir. Mahkemeye göre davalı, sahte bal iddiası için yasal yollara başvurmak yerine hakkını ilan yoluyla elde etmeye çalışmıştır; paylaşım dürüstlük kuralına aykırıdır ve haksız rekabet oluşturur. Bilirkişi 2016-2017 yılları arasındaki vergi sonrası kâr farkını 59.935,37 TL olarak hesaplamış, ancak mahkeme tüm düşüşün paylaşımdan kaynaklandığını kabul etmeyerek TBK m.50 uyarınca maddi zararı 20.000 TL olarak takdir etmiş, ayrıca 10.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi (16.11.2022, 2022/249 E., 2022/1708 K.), ithamların gerçekliğinin ispat edilemediğini, gerçek olsalar dahi davalının yasal yollara başvurmaksızın ispata muhtaç iddialar içeren ifadeleri kullanma hakkı bulunmadığını belirtmiştir. Davacının istinafını yalnızca yargılama gideri ve vekâlet ücreti yönünden kabul ederek aynı tazminat tutarlarıyla yeniden hüküm kurmuştur.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (16.05.2024, 2023/429 E., 2024/4024 K.), haksız rekabetin varlığına ilişkin kabulü yerinde bulmuş; ancak davacının dava tarihindeki alacağını tam ve kesin olarak belirleyebileceğini, bu nedenle belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararı olmadığını, dava değerinin dilekçedeki miktar olduğu gözetilmeden bedel artırım dilekçesine göre değerlendirme yapılmasının doğru olmadığını belirterek kararı davalı yararına bozmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi (2024/1731 E., 2024/1794 K.) bozmaya karşı direnmiştir.

📎 Karar metni: Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kararı, Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan hâliyle derlenmiştir; taraf adları ve internet adresleri kaynakta veya derlemede gizlenmiştir.

🎯 Uyuşmazlığın düğüm noktası

Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen soru, haksız rekabetin var olup olmadığı değildir. Kararda açıkça belirtildiği üzere, paylaşımın dürüstlük kuralına aykırı olarak haksız rekabet oluşturduğu konusunda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında bir uyuşmazlık yoktur. Tartışma yalnızca şuna ilişkindir: Davacı belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarara sahip midir ve buna göre kısmen kabul kararı yerinde midir?

Özel Dairenin bozma gerekçesine göre bu durumda dava değeri olarak dilekçede gösterilen miktar esas alınmalıydı.

📐 HMK m.107 ve belirsizlik ölçütü

Kurul, HMK m.107’nin yürürlükteki hâlini aktarmıştır. Buna göre davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını veya değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesi kendisinden beklenemeyecek ya da bu imkânsız olan alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirterek belirsiz alacak davası açabilir. 7251 sayılı Kanunla değişik ikinci fıkraya göre karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı belirlenebilir hâle geldiğinde hâkim, tahkikat sona ermeden iki haftalık kesin süre verir; davacı bu sürede iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini belirleyebilir.

Kararda madde gerekçesinden hareketle üç ölçüt sayılmıştır: alacağın miktarını belirlemenin davacıdan beklenememesi, bunun olanaksız olması veya miktarın ancak karşı tarafın verdiği bilgi ya da tahkikat sonucu belirlenebilecek olması. Belirleyememe hâli, gerekli özen gösterilmesine rağmen gerçek bir beklenemezliğe veya objektif imkânsızlığa dayanmalıdır.

Kurula göre belirsiz alacak davası da bir eda davasıdır ve alacağın belirli veya belirsiz olması başlangıçta var olan hukuki yararı ortadan kaldırmaz; Kurul bu yönde HGK’nın 2023/11-577 E., 2025/32 K. sayılı kararına da atıf yapmıştır.

🗣️ Kötüleme yoluyla haksız rekabet

Kurul, uyuşmazlığın maddi zemini olan haksız rekabet kurallarını da özetlemiştir:

  • TTK m.54: Haksız rekabete ilişkin hükümlerin amacı, bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır; aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerde aykırı davranışlar haksız ve hukuka aykırıdır.
  • TTK m.55/1-a-1: Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek haksız rekabet hâlidir.
  • TTK m.56: Haksız rekabetten zarar gören; tespit, men, maddi durumun ortadan kaldırılması ve beyanların düzeltilmesi, kusur varsa maddi tazminat ve TBK m.58 koşullarında manevi tazminat isteyebilir.

Kurula göre kötülemede doğrudan mağdura yönelik bir hareket yoktur; mağdurun dışındaki kişilere, yani onun müşterilerine yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici bilgiler verilerek mağdur hakkında yanlış bir kanaat oluşturulur. Bu nedenle bir açıklamanın kötüleme sayılıp sayılmadığı müşterilerin özellikleri gözetilerek her somut olayda titizlikle incelenmelidir. Sosyal medyada bir gıda ürünü hakkında yapılan paylaşımların kötüleme niteliğini tartışan bir başka karar için sosyal medyada ürün kötüleme yazısına bakılabilir.

🏛️ Hukuk Genel Kurulunun gerekçesi

Kurul, somut olayda şu tespitlere dayanmıştır:

  1. Davacı, satışlarının uyarı yazısından sonra düştüğünü ve kendi kayıtları incelendiğinde zararının ortaya çıkacağını ileri sürmüştür.
  2. Bilirkişi raporu, resmî bir kâr haddi belirlenmediği için sektörel bir çalışmadan yararlanarak ortalama kâr haddi tespit etmek zorunda kalmış ve 59.935,37 TL’lik farkı yalnızca 2016-2017 ciroları arasındaki fark olarak ortaya koymuş, makul tazminatın mahkemece takdirini uygun görmüştür.
  3. Mahkeme de davacının tüm zararı ile davalının eylemi arasında doğrudan illiyet bağı kurulamayacağını kabul ederek TBK m.50 uyarınca hakkaniyete göre 20.000 TL takdir etmiştir.

Kurula göre bilirkişiler dahi davacının net maddi zararını hesaplayamamış ve miktarı mahkemenin takdirine bırakmıştır. Zarar ve tazminat miktarı ancak yargılama ve bilirkişi incelemesiyle belirlenebileceğinden, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasına hukuki bir engel yoktur ve davacının bu yolu seçmekte hukuki yararı vardır. Görüşmelerde, davacının kendi mali kayıtlarına dayandığı için alacağını baştan belirleyebileceği görüşü ileri sürülmüş, ancak bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamamış, karar 20.05.2026 tarihli ikinci görüşmede oy çokluğuyla verilmiştir.

Direnme yerinde bulunmakla birlikte, Özel Daire bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarını incelemediğinden dosya bu yönden inceleme yapılmak üzere Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Dolayısıyla tazminat miktarları ve esasa ilişkin itirazlar bakımından son söz henüz söylenmemiştir.

📊 Kararın ticari davalara yansıması

Karar, haksız rekabet nedeniyle uğranılan kazanç kaybının her zaman yalnızca davacının defterlerinden hesaplanamayacağını kabul etmesi bakımından önemlidir. Ciro düşüşü ile kötüleyici açıklama arasındaki illiyet bağı ve TBK m.50’deki hakkaniyet takdiri, alacağın miktarını dava tarihinde belirsiz kılabilir.

Belirsiz alacak davasında hukuki yarar tartışmasının iş hukukundaki görünümü için, kıdem ve ihbar tazminatına ilişkin bir başka Hukuk Genel Kurulu kararını ele alan kıdemde belirsiz alacak davası yazısı da incelenebilir.

❓ Merak edilenler

Hukuk Genel Kurulu tazminat miktarını onayladı mı?

Hayır. Kurul yalnızca belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunduğu yönündeki direnme kararını yerinde bulmuştur. Tarafların tazminat miktarına ve esasa ilişkin diğer temyiz itirazları incelenmek üzere dosya Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmiştir.

Kooperatifin coğrafi işaret başvurusu sonucu etkiledi mi?

Bilirkişi raporunda coğrafi işaret için 02.12.2019 tarihinde başvuru yapıldığı ancak karar verilmediği, bu adla satış yetkisinin yalnızca davalıya ait olduğuna dair münhasır bir yetki veya ruhsat bulunmadığı tespit edilmiştir. Derece mahkemeleri de sahtelik iddiası için yasal yollara başvurulması gerektiğini, ilan yoluyla hak aranmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu kabul etmiştir.

Davacının kendi ticari kayıtları olması belirsizliği ortadan kaldırmaz mı?

Özel Daire ve Kurul görüşmelerindeki azınlık görüşü bu yöndeydi. Çoğunluk ise bilirkişilerin dahi net zararı hesaplayamadığını, miktarın mahkemenin takdirine bırakıldığını ve zararın ancak yargılama sonunda belirlenebildiğini dikkate alarak belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunduğunu kabul etmiştir.

Uyarı yazısının sadece kısa süre yayında kalması dikkate alındı mı?

Davalı, yazının sitede on beş gün kaldığını ve iki yıllık zarar hesabının hukuka aykırı olduğunu temyiz sebebi olarak ileri sürmüştür. Hukuk Genel Kurulu bu itirazları incelememiş; esasa ilişkin bu tür itirazlar Özel Dairenin değerlendirmesine bırakılmıştır.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. Ulaşım bilgileri iletişim sayfasında, serinin diğer yazıları Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Değerlendirme, haksız rekabete dayalı tazminat davasında belirsiz alacak davası açılmasına ilişkin tek bir direnme kararına dayanır; tazminat miktarına ilişkin itirazlar Özel Dairece incelenecektir. Zararın niteliği, delil durumu ve taleplerin ileri sürülüş biçimi farklı olan dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu