Özel Güvenlikçiye Sendika Yasağı – AYM 2021/48905

Bir kamu kurumunun kapısında nöbet tutan özel güvenlik görevlisi, aynı binadaki memur gibi sendikaya üye olabilir mi? 2011 yılının başında bu sorunun yanıtı kanunda açıkça “hayır” idi. Birkaç güvenlik görevlisinin üyelik başvurusu kurum tarafından tanınmadı, aidatları sendikaya aktarılmadı; açılan dava ise on yıl sonra kesinleşti. O arada yasak kanundan çıkarılmış, ancak mahkemeler işlem tarihindeki kurala bakarak davayı reddetmişti. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, bu dosyada yasağın kendisini sendika hakkıyla bağdaşmaz bulmuştur.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, 19.02.2026 tarihli ve 2021/48905 başvuru numaralı kararıyla, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan özel güvenlik personelinin sendikaya üye olmasını mutlak biçimde yasaklayan eski düzenlemeye dayanılarak verilen ret kararları nedeniyle Anayasa’nın 51. maddesinde güvence altına alınan sendika hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar 10.08.2026 tarihli ve 33336 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
📜 Kanundaki yasak ve 2012 değişikliği
Uyuşmazlığın merkezinde, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanunu’nun “Sendika üyesi olamayacaklar” başlıklı 15. maddesi vardır. Maddenin birinci fıkrasının (j) bendi, değişiklikten önceki hâliyle emniyet hizmetleri sınıfındaki personel ile birlikte “kamu kurum ve kuruluşlarının özel güvenlik personeli”ni de sendikaya üye olamayacak ve sendika kuramayacak kişiler arasında sayıyordu.
Bu ibare, 4/4/2012 tarihli ve 6289 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle madde metninden çıkarılmıştır. Kararda ayrıca, özel güvenlik teşkilatı personelinin sendika, dernek ve siyasi partilere üye olamayacağını öngören 2495 sayılı Kanun’un 21. maddesine de yer verilmiştir; bu Kanun, 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun’un 27. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır.
🗂️ Üyelik reddinden bireysel başvuruya
Başvurucu, KESK’e bağlı olarak enerji, sanayi ve maden hizmet kolunda faaliyet gösteren bir kamu görevlileri sendikasıdır. Sendika, örgütlenme alanında bulunan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünde 2010 yılında çalışma yürütmüş; özel güvenlik hizmeti veren bazı çalışanlar sendikaya üye olmuştur. Dosyadaki süreç şöyle ilerlemiştir:
- 19.01.2011: DSİ 10. Bölge Müdürlüğü, özel güvenlik çalışanlarının sendika üyesi olamayacağı gerekçesiyle üyelikleri kabul etmemiş ve aidatları sendikaya yatırmamıştır.
- 08.03.2011: Sendika bu işlemin iptali için dava açmıştır.
- 28.03.2012: Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi, 4688 sayılı Kanun’un 15/1-(j) bendini gerekçe göstererek davayı reddetmiştir.
- 14.05.2019: Danıştay Onuncu Dairesi, yasağın 6289 sayılı Kanun’la kaldırıldığını not etmekle birlikte işlem tarihindeki mevzuata uygunluk gerekçesiyle kararı onamıştır.
- 11.03.2021: Karar düzeltme istemi reddedilmiş; sendika nihai kararı 04.05.2021’de öğrenmiş ve 03.06.2021’de bireysel başvuruda bulunmuştur.
Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurulca incelenmesine karar vermiştir.
⚖️ Üç ölçüt: kanunilik, amaç, gereklilik
Makul süre şikâyeti esasa girilmeden elenmiştir. Mahkeme, 9/3/2023 itibarıyla derdest yargılamalar için 6384 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi kapsamında öngörülen Tazminat Komisyonu yolunun tüketilmediğini belirterek bu kısmı kabul edilemez bulmuştur.
Sendika hakkı yönünden ise Mahkeme önce müdahalenin varlığını kabul etmiştir: Sendikanın üye kaydetmesi engellenmiştir. Ardından Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütleri sırasıyla uygulamıştır.
Kanunilik: 15/1-(j) bendi şeklî anlamda bir kanun hükmüdür ve dava tarihinde erişilebilir, belirli ve öngörülebilir niteliktedir. Mahkeme bu ölçütün karşılandığını kabul etmiştir.
Meşru amaç: Müdahale, Anayasa’nın 51. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik görülmüştür.
Demokratik toplum düzeninin gerekleri: Belirleyici değerlendirme bu basamakta yapılmıştır. Mahkeme, kendi norm denetimi kararına (E.2023/92, K.2023/156, 13/9/2023) dayanmıştır. O kararda 4688 sayılı Kanun’un 15. maddesindeki daire başkanları ile fakülte dekanları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ve yardımcılarına ilişkin yasaklar Anayasa’ya aykırı bulunmuş; bazı kamu görevlilerinin sendikal faaliyetlerinin hizmetin niteliği gibi ölçütlerle sınırlanabileceği, ancak sendika hakkından kategorik olarak mahrum bırakılmalarının demokratik toplumda zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşılamayacağı belirtilmiştir.
Somut başvuruda da Mahkeme, kamuda çalışan özel güvenlik personelinin diğer çalışanlar gibi çalışma koşullarına ilişkin sorunları bulunduğunu, örgütlü bir yapının bu sorunların dile getirilmesine katkı sağlayacağını ve bunun kamu hizmetinin etkinliğine de hizmet edeceğini vurgulamıştır. Sonuçta mutlak yasağın zorunlu bir toplumsal ihtiyaca dayanmadığı, telafi edici bir mekanizma da öngörülmediği için orantısız olduğu kabul edilmiştir. İhlal hükmü oybirliğiyle kurulmuştur.
🔎 İhlal neden “kanundan kaynaklı” sayıldı?
Kararın teknik açıdan en dikkat çekici yönü, ihlalin kaynağının tespitidir. Mahkemeye göre ihlal, idari makamların veya yargı mercilerinin Anayasa’ya uygun yorum yapmasına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanun hükmünü uygulamalarından doğmuşsa, kaynağı uygulamada değil doğrudan kanundadır. Bu dosyada 15/1-(j) bendi, özel güvenlik personelini açık ve istisnasız biçimde kapsam dışında bırakıyordu; idare ve mahkemelerin farklı bir yorum yapma alanı yoktu.
Bununla birlikte Mahkeme, ihlalin yargısal uygulamaya bakan bir yönü de bulunduğunu not etmiştir: Kural, ne yürürlükteyken ne de kaldırıldıktan sonra, davaya bakan mahkemelerce Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca somut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesine götürülmemiştir.
🔁 Yeniden yargılamada mahkemeye düşen görev
Kanundan kaynaklanan ihlallerde giderimin nasıl sağlanacağına ilişkin ilkeler, Mahkemenin 2017/17428 başvuru numaralı Genel Kurul kararında belirlenmişti. Bu dosyadaki fark, ihlale yol açan ibarenin artık yürürlükte olmamasıdır. Mahkeme bu farkı, söz konusu ilkelerden ayrılmayı gerektiren bir durum olarak görmemiştir.
Buna göre kararın bir örneği, yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 3. İdare Mahkemesine (E.2011/1139, K.2012/390) gönderilmiştir. Kararda, Anayasa Mahkemesince temel haklara aykırı müdahaleye engel olamadığı tespit edilen bir kanun hükmüne göre karar verilemeyeceği belirtilmiş ve yeniden yargılamayı yapacak mahkeme için iki yol gösterilmiştir:
- Davada uygulanan kanun hükmünün Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmak,
- ya da Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasını gözeterek milletlerarası anlaşma hükümlerini esas alıp uyuşmazlığı çözmek.
Kararda ILO’nun 87, 98 ve 151 sayılı sözleşmelerine de yer verilmiştir. Ayrıca sendikaya talebiyle bağlı kalınarak net 50.000 TL manevi tazminat ile 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan 40.487,60 TL yargılama gideri ödenmesine karar verilmiştir.
🗣️ Giderim yöntemine iki karşıoy
İki üye, ihlal sonucuna katılmakla birlikte yeniden yargılama için dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine karşı çıkmıştır. Her iki karşıoyun ortak noktası, Anayasa Mahkemesinin itiraz yolunu bizzat işletmesi gerektiği görüşüdür.
Başkanvekilinin karşıoyuna göre ihlalin giderimi için yeniden yargılama yerine Mahkemenin ilgili Bölümünün Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanan yetkisiyle itiraz yoluyla iptal başvurusu yapması gerekirdi. Bu gerekçede, müdahalenin kanuni temelinin bulunmadığı ve ihlalin bu nedenle kanundan kaynaklandığı ifade edilmiştir; çoğunluk ise kanunilik ölçütünü karşılanmış saymış, ihlali gereklilik ve orantılılık basamağında tespit etmiştir.
Diğer üyenin karşıoyu daha kapsamlıdır. Bu görüşe göre ihlalin kaynağı, özel güvenlik teşkilatı personeline sendika üyeliğini yasaklayan 2495 sayılı Kanun’un 21. maddesidir ve kural mülga olsa da hukuk düzeninden ayıklanmalıdır. Karşıoyda aktarılan verilere göre 31.07.2025’e kadar 25 ihlal kararında yasama organına çağrı yapılmış, bunların dördünde değişikliğe gidilmiştir; 2022 sonundan bu tarihe kadar 13 kararda sekiz kural için derece mahkemelerine itiraz yolu önerilmiş, yalnız beş kural için somut norm denetimi başvurusu yapılmıştır.
🧭 Kararın kamu personeli bakımından anlamı
Karar, sendika hakkı alanındaki çizginin yeniden teyidi niteliğindedir: Kamu görevlilerinin sendikal haklarının hizmetin niteliğine göre sınırlanması mümkündür; ancak belirli bir meslek grubunu bu haktan tümüyle dışlayan kategorik yasaklar, Anayasa Mahkemesinin yerleşik yaklaşımına göre demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmamaktadır. Mahkemenin emeklilerin sendika kurma hakkına ilişkin daha önceki bir kararında da örgütlenme özgürlüğünün kapsamı tartışılmıştı.
İkinci önemli yön, zaman bakımından uygulamaya ilişkindir. Bir yasağın sonradan kaldırılmış olması, yasak döneminde tesis edilen işlemler nedeniyle doğan ihlali kendiliğinden ortadan kaldırmamaktadır. Mahkeme, mülga hükme dayanan bir yargı kararının da yeniden yargılama yoluyla gözden geçirilebileceğini kabul etmiştir.
Kamu görevlilerinin sendikal haklarına ilişkin başka bir uyuşmazlıkta Mahkemenin gerekçe eksikliğine ilişkin kararı da sendika hakkının yargısal güvencesine farklı bir açıdan ışık tutmaktadır. Somut dosyada yeniden yargılamanın sonucu henüz bu kararda yer almamaktadır.
❓ Sık sorulanlar
Kamuda çalışan özel güvenlik görevlileri bugün sendikaya üye olabilir mi?
Mahkeme kanunilik ölçütünü karşılanmış saydığı hâlde neden ihlal buldu?
Makul süre şikâyeti neden incelenmedi?
Karşıoy yazan üyeler ihlal sonucuna da mı katılmadı?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgilerine iletişim sayfasından ulaşılabilir; Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarına ilişkin diğer değerlendirmeler Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Kararlar Bilgi Bankasında ve 10.08.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2021/48905 başvuru numaralı kararından derlenmiştir. Başvurucu sendikanın adı ile heyet, raportör ve vekil adları yazıya ve PDF’e alınmamıştır. Karar, belirli bir tarihte yürürlükte olan kanun hükmüne ve somut dosyanın koşullarına dayanır; yeniden yargılamanın sonucu bu yazının kapsamında değildir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.




