Saklayıcının Tevdi Talebi – İstanbul BAM 43. HD 2025/1177

Yatırım fonlarında yatırımcının parası ve fondaki varlıklar, fonu yöneten portföy yönetim şirketinin kasasında durmaz; sermaye piyasası mevzuatı bu varlıkların ayrı bir kuruluş, yani saklayıcı tarafından muhafaza edilmesini ister. Peki saklayıcı aracı kurum bu ilişkiden çıkmak istediğinde ve portföy yönetim şirketi hesapları yeni bir saklayıcıya taşımakta gecikirse ne olur? Saklayıcı, mahkemeden “bu varlıkları bırakacağım yeri belirleyin” diyerek borcundan kurtulabilir mi?
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi, 23.09.2025 tarihli ve E.2025/1177, K.2025/1153 sayılı kararıyla, portföy saklama sözleşmelerini fesheden aracı kurumun 50 saklama hesabı için tevdi mahalli tayini talebini reddeden ilk derece kararına yönelik istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Daire, üçüncü kişilere ait portföyleri etkileyecek biçimde tevdi yeri belirlenemeyeceğini ve karşı tarafın temerrüde düşüp düşmediğinin ihtilaflı olduğunu vurgulamıştır.
🏛️ Fon varlıklarını kim saklar?
Kararda aktarılan talep dilekçesine göre talep eden şirket, SPK tarafından yetkilendirilmiş geniş yetkili bir aracı kurumdur. Karşı taraf ise 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 55. maddesinde tanımlanan bir portföy yönetim şirketidir ve ana faaliyet konusu fonların kurulması ve yönetimidir. Fonların ve bireysel portföylerin varlıkları, taraflar arasında yapılan sözleşmeler uyarınca aracı kurum nezdindeki saklama hesaplarında tutulmaktadır.
Dosyada yer alan sözleşmeler şunlardır:
- 30.07.2018 tarihli iki ayrı Portföy Saklama Hizmetleri Sözleşmesi (biri girişim sermayesi fonlarına ilişkin);
- 30.07.2018 tarihli, girişim sermayesi fonları kapsamında işlem yapılan bireysel portföylerin saklanmasına ilişkin hizmet sözleşmesi;
- 03.09.2018 tarihli, yönetilen fonlar kapsamında işlem yapılan bireysel portföylerin saklanmasına ilişkin hizmet sözleşmesi.
Bu yapıda saklayıcı, portföy yönetim şirketinin değil, aslında fonların ve bireysel portföy sahibi yatırımcıların varlıklarını muhafaza eder. Uyuşmazlığın düğüm noktası da budur: saklanan varlıklar sözleşmenin karşı tarafına değil, üçüncü kişilere aittir.
📨 Fesih ihtarı ve tevdi talebi
Aracı kurum, sözleşmeleri feshettiğini 24.04.2023 tarihli noter ihtarıyla bildirmiş ve sözleşmelerde öngörülen 90 günlük sürenin sonunda feshin hüküm doğuracağını belirtmiştir. Talep dilekçesine göre sözleşmelerin 9.14 ve 13.5 maddeleri şu düzenlemeyi içermektedir: sözleşme sona erdiğinde portföy yönetim şirketi belirtilen sürede yeni bir saklayıcı ile anlaşmaz ve virman yapmazsa, saklayıcı tevdi mahalli tayini isteyebilir.
Aracı kurum bu hükme dayanarak fesih hakkını kullandığını, artık karşı tarafın başka bir saklayıcı ile sözleşme imzalayıp hesapları taşıması gerektiğini, ancak bunun yapılmadığını ileri sürmüş; ekli dökümde gösterilen 50 adet saklama hesabı için SPK tarafından yetkilendirilmiş bir kuruluşun tevdi mahalli olarak tayinini talep etmiştir.
Talep, “Diğer Değişik İşler (Finans)” türünde, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/1076 değişik iş sayılı dosyasında incelenmiştir.
🛡️ Portföy yönetim şirketinin itirazları
Karşı taraf vekili talebin reddini istemiş ve özetle şu itirazları ileri sürmüştür:
- aracı kurum sözleşmeleri haksız ve kötü niyetli olarak, üstelik sözleşmeyi yeniledikten birkaç hafta sonra feshetmiştir;
- fesih gerekçesi olarak gösterilen “saklama hizmetlerinin bankalar dışındaki portföy şirketlerine verilmeyeceği” yönündeki iş stratejisi değişikliği gerçekte uygulanmamış, rakip kuruluşlara aynı hizmet verilmeye devam edilmiştir;
- fesih nedeniyle şirket zor duruma düşmüş, zaman ve masraf kaybı yaşamış, rekabet gücü zarar görmüştür;
- şirket fesihten sonra yeni sözleşme akdetme yükümlülüğünü yerine getirmiş, devirden kaçınmamıştır.
İlk derece kararında aktarıldığı üzere karşı taraf ayrıca 187 yatırımcıdan 144’ünün devrinin gerçekleştiğini, kalan 43 yatırımcı için gerekli girişimlerin sürdüğünü savunmuştur. Bu savunma, karşı tarafın temerrüde düşüp düşmediği sorusunu doğrudan tartışmalı hâle getirmiştir.
⚖️ İlk derece mahkemesinin gerekçesi
İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi 20.06.2025 tarihli kararıyla talebi reddetmiştir. Gerekçenin ana unsurları şunlardır:
- talep, esas hakkında dava açılmak suretiyle görülmesi gereken bir taleptir;
- bireysel yatırımcıların saklama işlemi, tevdi mahalli tayin edilecek kurumla sözleşme imzalaması suretiyle gerçekleştirilebilir;
- tevdi mahalli tayini yoluyla dava dışı kişilerin hak ve yetkilerini ilgilendiren ve sözleşme serbestisine aykırı şekilde bir saklama kuruluşu belirlenemez.
Başka bir deyişle mahkeme, bir yatırımcıyı hiç sözleşme yapmadığı bir kuruluşa “emanet” etmenin değişik iş dosyasında verilecek bir kararla mümkün olmadığını kabul etmiştir. Ret kararına karşı aracı kurum vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
İstinaf dilekçesinde aracı kurum; ortada esas hakkında yargılama gerektiren bir uyuşmazlık bulunmadığını, dava açılsa bile sonuçta yine mahkemece bir saklama kuruluşu belirlenmesi gerekeceğini, karşı tarafın hakkı kötüye kullandığını, sözleşmede açıkça öngörülen tevdi yolunun reddinin hukuka aykırı olduğunu ve “hesapların çoğunu devrettik” beyanının gerçeği yansıtmadığını ileri sürmüştür.
🔍 İstinaf incelemesi ve sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi talebi “tevdi mahalli tayini” olarak nitelendirmiş ve Türk Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerini sırasıyla aktarmıştır. Dairenin vardığı sonuç şu cümlelerde özetlenmektedir: tevdi mahalli tayinine karar verilebilmesi için TBK m.107 gereğince karşı tarafın temerrüt hâlinin gerçekleşmesi veya TBK m.187’de belirtildiği üzere çekişmeli bir alacağın bulunması gerekir.
Somut olaya uygulandığında Daire iki tespit yapmıştır:
- saklanan portföyler üçüncü kişilere aittir; aracı kurum bunları SPK mevzuatı gereği saklamaktadır ve aracı kurum ile bu üçüncü kişiler arasındaki ilişki portföy yönetim şirketinin yönlendirmesiyle kurulmuştur. Bu nedenle üçüncü kişilerin haklarını etkileyecek şekilde tevdi mahalline karar verilmesi mümkün değildir;
- portföy yönetim şirketinin TBK m.107 kapsamında temerrüde düşüp düşmediği ihtilaflıdır ve tespite muhtaçtır.
Bu gerekçeyle ilk derece kararında isabetsizlik görülmemiş, aracı kurum vekilinin istinaf başvurusu HMK m.353/1-b-1 uyarınca esastan reddedilmiştir. Karar, HMK m.362/1-ç uyarınca kesin olarak ve oy birliğiyle verilmiştir.
Not edilmesi gereken bir husus: Aynı Daire, 11.03.2026 tarihli ve E.2026/438, K.2026/469 sayılı kararında, yine 24.04.2023 tarihli bir fesih ihtarına dayanan ve 326 saklama hesabına ilişkin benzer bir tevdi mahalli talebini de aynı gerekçelerle reddetmiştir. Bu durum, kararın tek seferlik olmadığını, Dairenin yerleşik bir yaklaşımını yansıttığını göstermektedir.
📚 Tevdinin hukuki koşulları
Kararın dayandığı hükümler, alacaklı temerrüdü ile alacağın kime ait olduğu konusundaki belirsizliği düzenleyen kurallardır. Karar metnindeki aktarımlar ve Kanun metni esas alınarak şöyle özetlenebilir:
| Hüküm | İçerik | Kararda nasıl kullanıldı? |
|---|---|---|
| TBK m.106 | Kendisine önerilen edimi haklı sebep olmaksızın kabulden kaçınan alacaklı temerrüde düşer. | Portföy yönetim şirketinin devri reddettiği açık değildir; devirlerin büyük kısmı gerçekleşmiştir. |
| TBK m.107 | Alacaklının temerrüdünde borçlu, teslim edeceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir; tevdi yerini ifa yerindeki hâkim belirler. | Tevdi için önce temerrüdün gerçekleşmesi gerekir; temerrüt ihtilaflıdır. |
| TBK m.111 | Alacaklının kimliğinde duraksama gibi sebeplerle ifa edilemeyen borçta da tevdi mümkündür. | Alacaklıların kim olduğu belirsiz değildir; varlıklar belirli yatırımcılara aittir. |
| TBK m.187 | Kime ait olduğu çekişmeli alacağın borçlusu, alacak konusunu hâkimin belirlediği yere tevdi ederek borçtan kurtulur. | Saklanan varlıkların kime ait olduğu konusunda bir çekişme ileri sürülmemiştir. |
Kararın asıl önemi, tevdi kurumunun bir “sözleşmeden çıkış kapısı” olarak kullanılmasına sınır çizmesidir. Taraflar sözleşmeye tevdi mahalli isteme hakkı yazmış olsalar bile, mahkeme bu hakkın kullanılmasını Kanun’daki koşullara ve özellikle sözleşmenin tarafı olmayan yatırımcıların haklarına göre değerlendirmiştir. Sözleşme serbestisi, iki şirketin aralarında kararlaştırdığı bir hükümle üçüncü kişilerin varlıklarının akıbetini belirleme yetkisi vermemektedir.
Saklama ilişkisinin ücret ve husumet yönüyle ilgili farklı bir uyuşmazlık için MKK saklama ücreti ve husumet yazısı; portföy yönetiminde özen borcu için portföy yöneticisinin özen borcu yazısı bu kararla birlikte okunabilir.
🧭 Karardan çıkan pratik sonuçlar
Karar, sermaye piyasasındaki üçlü ilişkinin (saklayıcı, portföy yönetim şirketi, yatırımcı) yargılamaya nasıl yansıdığını göstermektedir. Kararın metninden çıkan sonuçlar şu şekilde sıralanabilir:
- Değişik iş yolu sınırlıdır: Karşı tarafın temerrüdü tartışmalı ise tevdi mahalli tayini talebi, tespit gerektiren bir uyuşmazlığı çözmenin aracı olarak görülmemiştir.
- Yatırımcı iradesi korunur: Bireysel portföy sahibinin hangi kuruluşla saklama ilişkisi kuracağı, mahkemenin tevdi kararıyla belirlenecek bir husus olarak kabul edilmemiştir.
- Sözleşme hükmü tek başına yetmez: Sözleşmede tevdi isteme hakkının açıkça yazılı olması, Kanun’daki temerrüt veya çekişmeli alacak koşullarının yerine geçmemiştir.
- Feshin haklılığı ayrı bir tartışmadır: Karşı taraf feshin kötü niyetli olduğunu ileri sürmüş, ancak Daire bu iddiayı esastan incelemeden talebi tevdi koşulları yönünden değerlendirmiştir; feshin sonuçları ayrıca açılacak bir davanın konusu olabilir.
❓ Sık sorulan sorular
Tevdi mahalli tayini nedir?
Borçlunun teslim etmesi gereken şeyi alacaklı kabul etmediğinde veya alacağın kime ait olduğu belirsiz ya da çekişmeli olduğunda, hâkimin belirlediği bir yere bırakarak borçtan kurtulmasını sağlayan yoldur. TBK m.107’ye göre tevdi yerini ifa yerindeki hâkim belirler. Bu dosyada aracı kurum, saklama hesaplarındaki varlıklar için bu yola başvurmuştur.
Sözleşmede tevdi hakkı yazılı olduğu hâlde talep neden reddedildi?
Daire, tevdi için Kanun’un aradığı koşullara bakmıştır: alacaklının temerrüdü veya çekişmeli bir alacak. Karşı tarafın temerrüdü ihtilaflı bulunmuş, ayrıca saklanan portföylerin üçüncü kişilere ait olması nedeniyle onların haklarını etkileyecek bir tevdi kararının verilemeyeceği belirtilmiştir.
Fondaki yatırımcılar bu süreçten nasıl etkilenir?
Karara göre saklanan varlıklar yatırımcılara aittir ve bireysel yatırımcıların saklama işlemi, saklayıcı kurumla sözleşme imzalanması yoluyla gerçekleşir. Mahkeme, yatırımcıların sözleşme yapmadığı bir kuruluşun değişik iş kararıyla saklayıcı olarak belirlenmesini sözleşme serbestisine aykırı görmüştür.
Bu karara karşı temyiz yolu açık mı?
Hayır. Karar, HMK m.362/1-ç uyarınca kesin olarak verilmiştir. İlk derece mahkemesi de talebin esas hakkında açılacak bir davada görülmesi gerektiğini belirtmiştir; bu nedenle temerrüt ve feshin sonuçları tartışması ayrı bir yargılamada ele alınabilecek niteliktedir.
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesinin resmî kaynakta yayımlanan istinaf kararından ve bu kararda aktarılan ilk derece mahkemesi gerekçesinden derlenmiştir. Değerlendirme, saklama sözleşmelerinin feshi sonrası açılan bir değişik iş dosyasına ilişkindir; sözleşme hükümleri, devir durumu ve temerrüt olgusu farklı olan dosyalarda sonuç değişebilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



