Ceza HukukuEmsal Kararlar

Konutu Terk Etmeme Tedbirinde Gerekçe – AYM 2024/61651

Tutukluluktan çıkan bir sanık için kapıdan dışarı adım atamamak, çoğu zaman cezaevinden yalnızca bir adım uzakta olmak demektir. Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki “konutunu terk etmemek” yükümlülüğü, kâğıt üzerinde bir adli kontrol tedbiridir; ama kişiyi işinden, okulundan ve gündelik hayatından aylarca koparabilir. Bu yüzden şu soru önem kazanır: Mahkeme tutuklamayı sona erdirip yerine ev hapsine yakın bir tedbir uygularken, bu tedbirin neden gerekli olduğunu ayrıca açıklamak zorunda mıdır?

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 22.07.2026 tarihli ve 2024/61651 başvuru numaralı kararıyla bu soruyu açık bir ölçüyle yanıtlamıştır. Mahkeme, tahliye kararında delillerin karartılması ihtimali bulunmadığı kabul edilip kaçma şüphesi hiç tartışılmadan konutu terk etmeme tedbiri uygulandığını tespit etmiş; tedbirin meşru bir amacının ortaya konulmadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oy çokluğuyla karar vermiştir. Başvurucuya net 125.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.

Kısa özet: Bir sınav sorusu iddiasına dayanan dolandırıcılık soruşturmasında tutuklanan başvurucu, yaklaşık dört buçuk ay sonra konutu terk etmeme ve yurt dışına çıkış yasağı tedbirleriyle tahliye edilmiştir. Tahliye kararında delil karartma ihtimalinin bulunmadığı belirtilmiş, kaçma şüphesi ise hiç değerlendirilmemiştir. İtiraz gerekçesiz reddedilmiş, devam kararları da gerekçe içermemiştir. Anayasa Mahkemesi, tedbirin kanuni dayanağının ve kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunu kabul etmiş; ancak hangi meşru amaçla uygulandığı açıklanmadığından kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bir üye karşı oy kullanmıştır.

🏠 Tutukluluktan eve: tedbirin seyri

Başvurucu hakkında daha önce açılmış bir ceza davasında, 15.03.2023 tarihinde terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 1 ay hapis cezası verilmiş, diğer suçlardan beraat kararı kurulmuş ve yurt dışına çıkış yasağı sürdürülmüştür. İstinaf başvurusu 14.12.2023’te reddedilmiş, temyiz incelemesi karar tarihinde devam etmektedir.

Bireysel başvurunun konusu ise ikinci bir dosyadır. Başvurucu, 2012 yılındaki bir kamu sınavının sorularını önceden temin edip başkalarına verdiği iddiasıyla kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan 24.05.2024 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklama kararı, etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerin birbirini teyit eden beyanlarına dayanmıştır. Sonraki süreç kararda şöyle aktarılmıştır:

TarihGelişme
24.05.2024Tutuklama
10.10.2024Delillerin karartılma ihtimali bulunmadığı ve tutukluluk süresi gözetilerek konutu terk etmeme ve yurt dışına çıkış yasağıyla tahliye
24.10.2024Tedbire itirazın “usul ve kanuna uygun” gerekçesiyle reddi
14.01.2025Herhangi bir gerekçe gösterilmeden tedbirlerin devamı
24.04.2025Konutu terk etmeme tedbirinin kaldırılması, yerine belirlenen yerlere başvurma tedbiri

Başvurucu itirazında, tedbirin tutukluluğa en yakın tedbir olduğunu, önceki dosyada ağır bir cezaya rağmen kaçma teşebbüsünün bulunmadığını, bakmakla yükümlü olduğu iki çocuğu bulunduğunu ve tedbir nedeniyle çalışamayacağını belirtmiş; tedbirin kaldırılmasını, olmazsa çalışmasına imkân verecek başka bir tedbire çevrilmesini istemiştir.

🔒 Konutu terk etmeme neden tutuklama gibi incelenir?

Adli kontrol tedbirlerinin çoğu seyahat özgürlüğü kapsamında değerlendirilir. Konutu terk etmeme ise farklı bir yerde durur. Anayasa Mahkemesi, Genel Kurul’un 2017/32052 başvuru numaralı kararına atıfla, bu tedbirin hareket serbestîsi üzerindeki sınırlayıcı etkisinin derece ve yoğunluk bakımından seyahat özgürlüğünü aşan bir boyutta olduğunu hatırlatmıştır. Bu nedenle tedbir kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına müdahale sayılmakta ve tutuklamanın hukukiliğine benzer bir incelemeye tabi tutulmaktadır.

Başvurucu ayrıca özel hayata ve aile hayatına saygı, eğitim, çalışma, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Mahkeme şikâyetin özünün tedbirin hukuki olmamasına ilişkin olduğunu belirterek başvuruyu Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası çerçevesinde incelemiş; ihlal sonucuna ulaştıktan sonra diğer iddiaları ayrıca incelemeye gerek görmemiştir.

🧩 Üç aşamalı denetim: dayanak, şüphe, amaç

Kararın yapısı, bu tür başvurularda uygulanan denetimin sırasını açıkça göstermektedir:

  • Kanuni dayanak: Tedbir, 5271 sayılı CMK’nın 109. maddesine dayanılarak uygulanmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasının (j) bendi “konutunu terk etmemek” yükümlülüğünü açıkça saymaktadır. Bu aşama başvurucu aleyhine sonuçlanmıştır.
  • Kuvvetli suç şüphesi: Tutuklamaya esas alınan, etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerin birbirini teyit eden beyanları adli kontrol bakımından da geçerli kabul edilmiş; bunların kuvvetli belirti sayılması keyfi veya temelsiz bulunmamıştır.
  • Meşru amaç: İhlal bu aşamada doğmuştur. Tedbirin hangi amaçla uygulandığı kararlarda ortaya konulmamıştır.
  • Ölçülülük: Meşru amaç bulunmadığı sonucuna varıldığından Mahkeme ölçülülük incelemesine geçmemiştir.

Bu sıralama, başvurucunun ölçüsüzlük ve ailevi yük gibi iddialarının neden kararda tartışılmadığını da açıklar: Denetim, ölçülülük aşamasına gelmeden sonuçlanmıştır.

🎯 Meşru amaç neden bulunamadı?

CMK 109/1’e göre adli kontrol, CMK 100’de belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde tutuklama yerine başvurulan bir tedbirdir. Bu sebepler kaçma şüphesi ile delilleri karartma veya tanık, mağdur ya da başkaları üzerinde baskı kurma şüphesidir. Mahkeme, somut olayda iki noktaya dikkat çekmiştir:

  • Delil karartma ihtimali bizzat reddedilmişti: Ağır ceza mahkemesi tahliye kararında delillerin karartılma ihtimalinin bulunmadığını açıkça kabul etmişti. Dolayısıyla tedbir bu amaca dayandırılamazdı.
  • Kaçma şüphesi hiç tartışılmamıştı: Başvurucunun 8 yıl 1 aylık bir cezaya rağmen önceki yargılamayı yurt dışı yasağı altında, kaçmadan takip etmesi gibi kaçma şüphesini azaltan olgular ileri sürülmüş; ancak bunlar mahkemece değerlendirilmemişti.
  • Devam kararları da sessizdi: İtirazın ret kararı yalnızca “usul ve kanuna uygun” ifadesini içeriyordu; 14.01.2025 tarihli devam kararında ise hiçbir gerekçe yoktu.

Mahkeme bu tabloda, uygulanan tedbirin meşru bir amacının bulunmadığı kanaatine ulaşmış ve benzer yöndeki önceki bölüm kararlarına (2021/27498 ve 2021/25973) atıf yapmıştır. Kararın ana fikri, tutuklamadan daha hafif görünen bir tedbire geçilmesinin, o tedbirin kendi gerekçesini gösterme yükünü ortadan kaldırmamasıdır.

📎 Karar metni: Kararın tam metni, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan hâliyle derlenmiştir; başvurucu, heyet, raportör, vekil ve karar metninde geçen diğer kişilerin adları çıkarılmıştır.

🗣️ Karşı oyun itirazları

Karara bir üye karşı oy yazmıştır. Karşı oy, çoğunluk görüşünün neyi tartıştığını anlamak bakımından da önemlidir. Başlıca argümanlar şunlardır:

  • CMK 100/2’deki tutuklama nedenleri alternatiftir; kaçma şüphesi bulunmasa bile delil karartma veya tanıklar üzerinde baskı riski tek başına yeterli olabilir. Etkin pişmanlık beyanlarının sahipleri henüz mahkeme huzurunda dinlenmemiştir.
  • Konutu terk etmeme kişinin kaçmasını fiziken engellemez; işlevi, sanığın ulaşılabilir ve denetlenebilir olmasını sağlamaktır. Bu nedenle daha düşük bir şüphe eşiği yeterli sayılmalıdır.
  • Mahkemenin tedbirsiz tahliye yerine adli kontrolü seçmesi, tutuklama nedenlerinden en az birinin sürdüğü yönündeki kanaatin ifadesidir.
  • Tedbir yaklaşık altı buçuk ay sürmüş, gözden geçirilmiş ve kademeli olarak hafifletilmiştir; cezadan mahsup edilecek olması da müdahalenin ağırlığını azaltır.
  • Çoğunluğun yaklaşımı, tahliye eden mahkemeyi ihlal sonucuyla karşı karşıya bırakarak alternatif tedbirlerin kullanılmasını caydırabilir.

Çoğunluk ise bu argümanları kendi gerekçesinde tek tek tartışmamış; değerlendirmeyi, ilk derece mahkemesinin kararlarında hangi amacın gösterildiği sorusuna odaklamıştır. İki görüş arasındaki fark, eksik gerekçenin dosyanın bütününden tamamlanıp tamamlanamayacağı noktasında düğümlenmektedir.

💰 Giderim: yeniden yargılama değil, tazminat

Başvurucu 1.000.000 TL maddi ve 2.000.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Konutu terk etmeme tedbiri, Anayasa Mahkemesinin incelemesinden önce, 24.04.2025’te kaldırılmış olduğundan, ihlalin sonuçlarını gidermek için tazminat dışında yapılacak bir işlem görülmemiştir. Hüküm fıkrasının ana unsurları şöyledir:

  • Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddia oy birliğiyle kabul edilebilir bulunmuştur.
  • Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine oy çokluğuyla karar verilmiştir.
  • Başvurucuya net 125.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.
  • Maddi zarar ile ihlal arasındaki illiyet bağına ve zararın miktarına ilişkin belge sunulmadığından maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
  • 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin ödenmesine ve kararın bilgi için ilgili ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

Kararın kovuşturmanın esasına bir etkisi yoktur; ceza yargılaması karar tarihinde devam etmektedir. İhlal kararı, başvurucunun suçlu olup olmadığına değil, uygulanan tedbirin anayasal koşullarına ilişkindir.

⚖️ Mahsup kuralı ve tedbirin ağırlığı

Karşı oyda tedbirin ağırlığını azaltan bir unsur olarak cezadan mahsup kuralı anılmıştır. CMK 109/6’ya göre adli kontrol altında geçen süre kural olarak cezadan mahsup edilmez; ancak bu hüküm (e) ve (j) bentlerinde belirtilen hâllerde uygulanmaz. 7331 sayılı Kanun’la 2021’de eklenen cümle uyarınca konutunu terk etmemek yükümlülüğü altında geçen her iki gün, cezanın mahsubunda bir gün olarak dikkate alınır.

Kanun koyucunun bu tedbire mahsup imkânı tanıması, konutu terk etmemenin özgürlük üzerindeki etkisinin diğer adli kontrol yükümlülüklerinden farklı görüldüğünü göstermektedir. Anayasa Mahkemesinin tedbiri tutuklama ölçütleriyle denetlemesi de aynı düşünceye dayanır. Kişi hürriyetine ilişkin diğer bir mahsup uyuşmazlığı serideki bir gün eksik mahsup yazısında, ceza yargılamasındaki adil yargılanma güvenceleri ise sorgulanamayan tanık beyanı yazısında ele alınmıştır.

Kararın sınırları da not edilmelidir. Mahkeme tedbirin ölçülülüğü hakkında bir sonuca varmamış, konutu terk etmeme tedbirinin bu tür dosyalarda uygulanamayacağını söylememiştir. Tespit edilen eksiklik, tedbirin hangi tutuklama nedenine ve hangi somut olgulara dayandığının kararlarda gösterilmemesidir.

❔ Merak edilenler

Konutu terk etmeme tedbiri bu kararla hukuka aykırı mı sayıldı?

Hayır. Mahkeme tedbirin CMK 109/3-j’de kanuni dayanağının bulunduğunu ve kuvvetli suç şüphesi koşulunun gerçekleştiğini kabul etmiştir. İhlal, somut olayda tedbirin meşru amacının kararlarda ortaya konulmamasından kaynaklanmıştır.

Çalışma ve aile hayatına ilişkin şikâyetler neden incelenmedi?

Mahkeme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaştıktan sonra özel hayata ve aile hayatına saygı, eğitim ve çalışma haklarına ilişkin iddiaların ayrıca incelenmesine gerek görmemiştir. Aynı nedenle tedbirin ölçülülüğü de tartışılmamıştır.

Neden yeniden yargılamaya değil yalnızca tazminata hükmedildi?

Konutu terk etmeme tedbiri, Anayasa Mahkemesi incelemesinden önce kaldırılmıştı. Mahkeme, bu durumda ihlalin sonuçlarının giderilmesi için tazminat dışında yapılacak bir işlem bulunmadığını belirterek net 125.000 TL manevi tazminata hükmetmiş; belgelendirilmediği için maddi tazminat talebini reddetmiştir.

Karar oy birliğiyle mi verildi?

Kabul edilebilirlik ve diğer iddiaların incelenmesine gerek olmadığı yönündeki kısımlar oy birliğiyle, ihlal tespiti ise bir üyenin karşı oyuyla oy çokluğuyla verilmiştir. Karşı oy, tutuklama nedenlerinin alternatif olduğunu ve tedbirin kademeli, kısa süreli ve ölçülü uygulandığını savunmuştur.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim sayfası üzerinden ulaşım bilgilerine, Emsal Kararlar arşivinden serinin diğer yazılarına erişilebilir.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; özet, Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün Kararlar Bilgi Bankasında yayımlanan bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Değerlendirme, tahliye kararında delil karartma ihtimalinin reddedildiği ve kaçma şüphesinin hiç tartışılmadığı somut bir adli kontrol sürecine dayanmaktadır; tedbir kararlarının gerekçesi, dosyanın aşaması ve isnadın niteliği farklı olan olaylarda sonuç değişebilir. Karar, devam eden ceza yargılamasının esası hakkında bir değerlendirme içermez. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu