Ceza HukukuEmsal Kararlar

Bir Gün Eksik Mahsup Hak İhlali – AYM 2023/107440

Tek bir gün, uzun bir hapis cezasının içinde kaybolacak kadar küçük görünebilir. Oysa infaz hukukunda her gün, bir kişinin özgürlüğünden ne kadar süre yoksun kalacağının hesabıdır. Müddetnamede gözaltı ve tutukluluk sürelerinin cezadan düşülmesi, yani mahsup, çoğu zaman rutin bir takvim işlemi gibi yapılır; tahliyenin günün sonunda gerçekleştiği bir tarih “yarım gün” sayılıp hesaptan düşürülebilir. Anayasa Mahkemesi, tam da böyle bir hesap farkını önüne alan bir bireysel başvuruda, eksik mahsubun sıradan bir yazım hatası değil, doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ilgilendiren bir sorun olduğunu açıkça ortaya koydu.

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 4.3.2026 tarihli ve 2023/107440 başvuru numaralı kararıyla, tutukluluk süresinin cezadan bir gün eksik mahsup edilmesi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiş ve başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

Kısa özet: Başvurucu hakkında hükmedilen 12 yıl 6 ay hapis cezası 24.1.2022’de kesinleşmiş, müddetnamede gözaltı ve tutuklulukta geçen toplam 1.697 gün cezadan mahsup edilmiştir. Başvurucu, iki dönemde toplam 2 gün eksik hesap yapıldığını ileri sürmüş; infaz hâkimliği ve ağır ceza mahkemesi itirazları reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, ilk tutukluluk döneminde tahliyenin akşam saatlerinde gerçekleştiğini, parçalı saatlerin kişi lehine tam güne tamamlanması gerektiğini belirterek bu dönemin 82 gün yerine 81 gün mahsup edildiğini tespit etmiştir. İkinci dönemdeki 1.612 günlük hesabı ise doğru bulmuştur. Bir günlük fazladan alıkoymanın hukuki temeli bulunmadığından kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlal edilmiş sayılmıştır.

🗓️ Müddetnamede neler yazıyordu?

Müddetname, kesinleşen cezanın ne zaman başlayıp ne zaman biteceğini, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tarihlerini gösteren infaz belgesidir. Kararda aktarılan bilgilere göre başvurucu hakkındaki müddetnamede cezadan düşülen süreler şu şekilde yer almıştır:

  • Gözaltı: 31.7.2016 – 4.8.2016 arası, 4 gün.
  • Birinci tutukluluk dönemi: 4.8.2016 – 24.10.2016 arası, 81 gün.
  • İkinci tutukluluk dönemi: 21.11.2017 – 21.4.2022 arası, 1.612 gün.
  • Toplam mahsup: 1.697 gün; ceza infaz kurumuna giriş tarihi 21.4.2022.

Başvurucu, gözaltına alındığı 31.7.2016 ile tahliye edildiği 24.10.2016 arasındaki sürenin 86 gün olması gerekirken 85 gün hesaplandığını, ikinci tutukluluk döneminin ise 1.613 gün yerine 1.612 gün olarak belirlendiğini, böylece toplam 2 günün eksik mahsup edildiğini ileri sürmüştür.

📨 İnfaz hâkimliğinden bireysel başvuruya

Müddetnameye karşı yapılan itiraz, Silifke İnfaz Hâkimliği tarafından müddetnamede bir yanlışlık bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Bu karara yapılan itiraz da Silifke Ağır Ceza Mahkemesince 1.12.2023 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu, olağan yolların tükenmesinin ardından 20.12.2023 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurucu, hesap hatasına dair sunduğu belge ve dilekçelerin derece mercilerince etkili biçimde incelenmediğini de ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı görüşünde ise değerlendirmenin olayın kendine özgü koşullarına göre yapılması gerektiği belirtilmekle yetinilmiştir. Dosyada dikkat çeken bir ayrıntı daha vardır: Başvurucu, Anayasa Mahkemesi kararından önce, 14.1.2026 tarihinde denetimli serbestlik kapsamında tahliye edilmiştir.

⚖️ Mahsup neden bir özgürlük meselesi?

Kararın ilke kısmı, mahsubu teknik bir infaz kuralından öte, anayasal bir güvence olarak konumlandırmaktadır. Mahkeme, daha önceki Genel Kurul içtihadına (B. No: 2021/7919, 29.5.2024) atıfla şu tespitleri yapmıştır:

  • Telafi işlevi: Henüz mahkûmiyet hükmü bulunmayan bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıyla ortaya çıkan haksızlık, bu sürelerin sonradan verilen cezadan düşülmesiyle giderilir. Mahsup, bu yönüyle bir “denkleştirme” aracıdır.
  • Zorunlu mahsup sistemi: 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesine göre hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlayan bütün hâller nedeniyle geçirilen süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Kararda vurgulandığı üzere bu sistemde kişi kendi kusuruyla tutuklu kalmış olsa bile mahsup zorunludur.
  • İhlal sonucu: Şartları oluştuğu hâlde mahsup yapılmaması, kişinin hukuk düzeninin öngördüğünden daha uzun süre özgürlüğünden yoksun kalması anlamına gelir ve bu durum kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali sonucunu doğurur (B. No: 2016/3932).

Bu yaklaşımın önemi şudur: Eksik mahsup edilen süre ne kadar kısa olursa olsun, o süre boyunca devam eden alıkoymanın hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Anayasa’nın 19. maddesi açısından belirleyici olan, sürenin uzunluğu değil, dayanaksız olup olmadığıdır.

🧮 Mahkemenin gün gün hesabı

Kararın en öğretici bölümü, Anayasa Mahkemesinin müddetnamedeki hesabı kendisinin yeniden yapmasıdır. Mahkeme, başvurucunun iki ayrı iddiasını ayrı ayrı ele almış ve farklı sonuçlara ulaşmıştır.

Birinci dönem (4.8.2016 – 24.10.2016): Gözaltında geçen 4 günün doğru mahsup edildiği kabul edilmiştir. Ancak tahliye günü olan 24.10.2016’da salıverme işleminin günün başında değil, akşam saat 18.00 sıralarında gerçekleştiği anlaşılmıştır. Mahkemeye göre gün hesabı yapılırken parçalı saatler kişi lehine yorumlanarak tam güne tamamlanmalıdır. Bu esasla ağustostan 28, eylülden 30, ekimden 24 gün olmak üzere toplam 82 gün tutukluluk bulunmaktadır; oysa mahsup 81 gün üzerinden yapılmıştır.

İkinci dönem (21.11.2017 – 21.4.2022): Burada ise başvurucunun iddiası yerinde görülmemiştir. Tutukluluk, 21.4.2022 tarihinde hükümlü statüsüne geçilmesiyle sona ermiş; mahsup 20.4.2022 itibarıyla kesilmiştir. Mahkeme; 2017’den kalan 41 gün, 2018, 2019 ve 2021 için 365’er gün, artık yıl olan 2020 için 366 gün ve 2022 başından 20 Nisan dâhil 110 gün üzerinden hesap yaparak 1.612 günlük mahsubun doğru olduğunu tespit etmiştir.

Sonuç olarak iddia edilen 2 günlük farkın yalnızca 1 günü doğrulanmıştır. Mahkeme, bu bir günlük eksikliğin dahi hukuki temelden yoksun bir alıkoyma oluşturduğunu ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağdaşmadığını kabul etmiştir.

📎 Kararın tam metni: Karar, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası‘nda başvuru numarasıyla yayımlanmıştır.

💰 İhlal, tahliye ve 3.000 TL tazminat

Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama ve 12.000.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Mahkeme giderim konusunda şu değerlendirmeleri yapmıştır:

  • İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı kabul edilmiştir.
  • Başvurucu karar tarihinden önce tahliye edildiğinden, ihlalin sonuçlarını gidermek için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
  • Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek manevi zarar karşılığında başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ödenmesine, fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
  • Ödemenin, başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvurusundan itibaren dört ay içinde yapılması, gecikme hâlinde yasal faiz uygulanması öngörülmüştür.

Başvurucunun savcılık mütalaasının kendisine tebliğ edilmediğine ilişkin ikinci şikâyeti ise daha önceki içtihat (B. No: 2017/27359) doğrultusunda anayasal ve kişisel önemden yoksun bulunarak kabul edilemez sayılmıştır. Dolayısıyla kararın ihlal tespiti yalnızca mahsup hesabıyla sınırlıdır.

🔎 Hesap hatası iddialarında dikkat çeken noktalar

Karar, müddetnameye yönelik itirazların nasıl değerlendirileceğine dair bazı somut ölçütler barındırmaktadır:

  • Tahliye saati önemlidir: Tahliyenin gün içinde hangi saatte gerçekleştiği, gün hesabını doğrudan etkileyebilir. Kararda akşam saatlerinde yapılan tahliye nedeniyle o gün tam gün sayılmıştır.
  • Lehe yorum: Parçalı saatlerin kişi lehine tam güne tamamlanması, Mahkemenin açıkça benimsediği hesap yöntemidir.
  • Statü değişikliği: Tutukluluğun hükümlülüğe dönüştüğü gün, mahsubun hangi tarihte kesileceğini belirler. İkinci dönemde bu tarihin doğru belirlendiği kabul edilmiştir.
  • Artık yıl ve ay uzunlukları: Mahkeme hesabı ay ay ve yıl yıl yaparak 2020’nin 366 gün olduğunu ayrıca gözetmiştir. Her iddia aynı titizlikle yeniden hesaplanmış; iddianın bir kısmı doğrulanmış, bir kısmı doğrulanmamıştır.

Anayasa Mahkemesinin hükümlülerin haklarına ilişkin diğer kararlarından biri olan hükümlünün telefon görüşmesine ilişkin AYM 2020/33016 kararı da infaz sürecindeki kısıtlamaların anayasal denetime açık olduğunu gösteren örneklerdendir.

❓ Sık sorulan sorular

Yalnızca bir günlük fark gerçekten hak ihlali sayılabilir mi?

Bu kararda sayılmıştır. Anayasa Mahkemesi, kişinin hukuk sisteminin belirlediğinden daha uzun süre özgürlüğünden yoksun kalmasının hukuki temeli bulunmadığını belirtmiş ve bir günlük eksik mahsubu kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali olarak nitelendirmiştir. Belirleyici olan sürenin kısalığı değil, alıkoymanın dayanaksız olmasıdır.

Tahliye günü neden tam gün olarak hesaba katıldı?

Kararda tahliyenin 24.10.2016 günü akşam 18.00 sıralarında gerçekleştiği tespit edilmiştir. Mahkeme, gün hesabında parçalı saatlerin kişi lehine yorumlanıp tam güne tamamlanması gerektiğini belirtmiş; bu nedenle o gün de tutuklulukta geçmiş sayılmış ve toplam süre 82 gün olarak hesaplanmıştır.

Başvurucu neden yeniden yargılama kararı alamadı?

Başvurucu, Anayasa Mahkemesi kararından önce denetimli serbestlik kapsamında tahliye edilmişti. Mahkeme, bu durumda ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığını belirtmiş ve giderimi manevi tazminatla sağlamıştır.

Mahsup, kişinin kendi kusuruyla tutuklu kaldığı durumlarda da yapılır mı?

Kararda aktarılan içtihada göre TCK’nın 63. maddesi zorunlu mahsup sistemini benimsemiştir. Bu sistemde hükümlü kendi kusuruyla tutuklu kalmış olsa dahi tutuklulukta geçen sürenin cezadan indirilmesi zorunludur. Hangi sürelerin mahsup kapsamına girdiği ise her dosyanın somut koşullarına göre belirlenir.

Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, serideki diğer kararlar ise Emsal Kararlar bölümünde yer almaktadır.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; karar özeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümünün yayımlanmış bireysel başvuru kararından derlenmiştir. Karar, somut başvurudaki müddetname hesabına ilişkin olup başvurucunun mahkûmiyetinin esasına dair bir değerlendirme içermez. Her dosya kendi olgularıyla değerlendirilir. Yazı kullanılarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu