Trafik Primi Aktarımında 6183 Takibi – Yargıtay HGK 2026/304

Bir alacağın hangi yolla takip edileceği, çoğu zaman alacağın kendisi kadar önemlidir. İcra ve İflas Kanunu’na göre başlatılan takipte borçlu, itirazıyla takibi durdurabilir ve alacaklıyı mahkemeye gitmeye zorlayabilir. Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre düzenlenen ödeme emrinde ise idare kendi alacağını kendisi takip eder; üstelik tüzel kişiden tahsil edilemeyen alacak için kanuni temsilcilerin şahsi malvarlığına gidilebilir. Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen dosyada bu ayrım, Güvence Hesabı’na devredilmiş bir sigorta şirketinin yönetim kurulu üyesine gönderilen 84.446.308,80 TL tutarındaki ödeme emri üzerinden tartışıldı.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 06.05.2026 tarihli ve E.2025/426, K.2026/304 sayılı kararıyla, sigorta şirketlerinin 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 98. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Sosyal Güvenlik Kurumu’na aktarmak zorunda olduğu prim payının kamu alacağı niteliğinde olduğunu ve 6183 sayılı Kanun’a göre takip edilebileceğini kabul etmiş; bölge adliye mahkemesinin direnme kararını oy çokluğuyla ve kesin olarak bozmuştur.
🚑 Sağlık giderleri SGK’ya, primin bir kısmı da SGK’ya
Uyuşmazlığın kaynağı, 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesiyle 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde yapılan değişikliktir. Karar metninde aktarıldığı üzere bu değişiklikten sonra trafik kazaları sebebiyle üniversite hastaneleri ile diğer bütün resmî ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarının sunduğu sağlık hizmet bedelleri, kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın SGK tarafından karşılanmaktadır.
Bu yükün finansmanı için maddenin ikinci fıkrası, trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve Güvence Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının %15’ini aşmamak üzere belirlenen tutarın SGK’ya aktarılmasını öngörür. Üçüncü fıkraya göre bu meblağ süresinde ödenmezse 5510 sayılı Kanun’un 89. maddesinin ikinci fıkrası uygulanır. Ayrıntılar 27.08.2011 tarihli Trafik Kazaları Nedeniyle İlgililere Sunulan Sağlık Hizmet Bedellerinin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’te düzenlenmiştir.
Somut olayda prim payını aktarmayan sigorta şirketi 07.08.2015 tarihinde Güvence Hesabına devredilmiştir. SGK, şirketin yanı sıra yöneticileri hakkında da 6183 sayılı Kanun çerçevesinde takip başlatmış ve davacı yönetim kurulu üyesine 22.02.2017 tarihli ödeme emrini göndermiştir.
🔄 Dört aşamalı yargılama
- Görev: Dava önce iş mahkemesinde açılmış, görev yönünden dava şartı yokluğundan reddedilmiş ve karar kesinleştikten sonra dosya İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir.
- İlk derece: Mahkeme, 15.04.2021 tarihli ve 2020/139 E., 2021/320 K. sayılı kararıyla alacağın 5510 sayılı Kanun’dan doğan bir kamu alacağı değil, özel sigortacılık faaliyetine dayalı bir prim alacağı olduğunu, bu nedenle 5510 sayılı Kanun’un 88/16 ve 88/20. maddelerinin uygulanamayacağını belirterek davayı kabul etmiş ve 933.088,09 TL nispi vekâlet ücretine hükmetmiştir.
- İstinaf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi 23.02.2023 tarihli ve 2021/1222 E., 2023/342 K. sayılı kararıyla aynı sonuca ulaşmış, ancak Avukatlık Kanunu’nun 168. maddesi uyarınca vekâlet ücretinin maktu olması gerektiğini belirterek 9.200,00 TL maktu ücrete hükmetmiştir.
- Bozma ve direnme: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 28.11.2024 tarihli ve 2023/6847 E., 2024/8462 K. sayılı kararıyla hükmü bozmuş; bölge adliye mahkemesi 2025/165 E., 2025/300 K. sayılı kararıyla önceki görüşünde direnmiştir.
🛤️ İİK mi, 6183 mü?
Hukuk Genel Kurulu değerlendirmesine Türk hukukunda alacakların iki ayrı usulle takip edildiğini hatırlatarak başlamıştır: Özel hukuktan kaynaklanan alacakların tahsilinde kural olarak İcra ve İflas Kanunu, devletin vergi ve ceza gibi kamu alacaklarının cebren tahsilinde ise 6183 sayılı Kanun uygulanır. İİK’nın 47. maddesi de para cezası ve diğer kamu hukuku borçlarının takibine ilişkin kanun hükümlerini saklı tutar; ancak devletin bir akitten veya haksız bir fiilden doğan alacakları hakkında İİK hükümleri uygulanır.
Kurul, 6183 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre bir alacağın amme alacağı sayılabilmesi için kamu hukukundan doğması, kamu gücüne dayanarak tahsil olanağı bulunması ve sözleşme, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanmaması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca özel kanunlarda bir alacağın 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil edileceği öngörülebilir; bu durum alacağı amme alacağına dönüştürmez, yalnızca takibini bu Kanun’a tabi kılar.
SGK açısından Kurul, Kurumun prim, idari para cezası ve gecikme zammı gibi kamu gücüne dayalı alacaklarını 6183 sayılı Kanun’a göre kendisinin tahsil ettiğini, buna karşılık iş kazası rücu alacakları, kira ve mal alım sözleşmelerinden doğan alacaklar ile yersiz ödenen gelir ve aylıkların iadesi gibi alacaklarda İİK hükümlerine göre takip yapılabileceğini vurgulamıştır.
🏛️ Hukuk Genel Kurulunun gerekçesi
Kurul çoğunluğu, uyuşmazlığı iki soruya ayırmıştır: Prim aktarım alacağı 6183 sayılı Kanun’a göre tahsil edilebilir mi; edilebilirse yönetim kurulu üyesi bu borçtan şahsen sorumlu mudur?
- Alacağın niteliği: 98. maddedeki değişikliğin amacı, trafik kazası nedeniyle verilen sağlık hizmetlerinin genel sağlık sigortasına benzer bir sistemle finansmanıdır. Bu amaç, 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesindeki hükümler ve 98. maddenin üçüncü fıkrasının Kurumun amme alacaklarına uygulanan gecikme cezası ile gecikme zammına yaptığı atıf birlikte değerlendirildiğinde, sigorta şirketlerinin prim aktarım borcunun kamu alacağı niteliği taşıdığı ve 6183 sayılı Kanun’a göre takip ve tahsil edileceği kabul edilmelidir.
- Yöneticinin sorumluluğu: 6183 sayılı Kanun’un mükerrer 35. maddesi, tüzel kişilerin malvarlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin malvarlığından tahsil edileceğini öngörür. 5510 sayılı Kanun’un 88. maddesinin yirminci fıkrası da Kurum alacaklarının haklı sebep olmaksızın ödenmemesi hâlinde tüzel kişi işverenlerin üst düzey yönetici veya yetkililerinin işverenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu düzenler. Kurula göre alacak kamu menfaati gözetilerek kanunen getirilmiş bir yükümlülükten doğduğundan yönetim kurulu üyesi hakkında 6183 sayılı Kanun’a göre takip yapılabilir.
Özel Daire bozma kararında ayrıca TTK’nın 557. maddesindeki farklılaştırılmış teselsül ilkesinin yönetim kurulu üyelerinin özel hukuk işlemlerine ilişkin olduğu, kamu hukuku kapsamındaki bu yükümlülükte uygulanmayacağı belirtilmişti. Kurul, bölge adliye mahkemesinin bu bozmaya uyması gerektiğini belirterek direnme kararını bozmuş; davacının vekâlet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına karar vermiştir.
🗣️ İki karşı oyun itirazları
Karar oy çokluğuyla verilmiş ve metne iki ayrı karşı oy eklenmiştir. Görüşmelerde dile getirilen azınlık görüşü ve karşı oylar şu noktalarda toplanmaktadır:
- “Devlet” kavramı: İlk karşı oya göre SGK, 5018 sayılı Kanun’un 12. maddesindeki cetvellerde yer almadığından 6183 sayılı Kanun’daki “Devlet” kavramına girmez; bu nedenle alacak doğrudan amme alacağı sayılamaz.
- Açık atıf yokluğu: Kanun koyucu 2918 sayılı Kanun’da 6183’e göre tahsili istediği hâllerde bunu açıkça yazmıştır (araç muayenesindeki Hazine payı, para cezaları). 98. maddenin üçüncü fıkrası ise yalnızca gecikme cezası ve gecikme zammına atıf yapar.
- Primin kaynağı: Aktarılması gereken tutar, sigorta şirketlerinin poliçe sözleşmeleriyle tahsil ettiği primdir; kaynağı özel sigorta ilişkisidir ve 5510 sayılı Kanun’daki sosyal sigorta primiyle aynı nitelikte değildir.
- Hukuki belirlilik: Karşı oyda, aynı şirketin yönetiminde görev almış sekiz kişiden üçü bakımından aynı uyuşmazlığın Yargıtay 3. Hukuk Dairesinde alacağın 6183 sayılı Kanun’a tabi olmadığı değerlendirmesiyle çözüldüğü ve bu kararların kesinleştiği; benzer konumdakiler için farklı sonuç doğmasının hukuki belirlilik, kanun önünde eşitlik ve adil yargılanma ilkeleri bakımından sorun yarattığı vurgulanmıştır.
📌 Takip hukuku bakımından sonuçlar
Kararın en belirgin etkisi, 6183 sayılı Kanun’un uygulama alanının yalnızca kanunda açıkça “6183’e göre tahsil edilir” denilen alacaklarla sınırlı tutulmamasıdır. Çoğunluk görüşü, alacağın amacına, finansman işlevine ve gecikme zammı atfına bakarak sonuca ulaşmıştır. Bu yaklaşım, idare ile özel hukuk kişileri arasındaki karma nitelikli yükümlülüklerde takip yolunun belirlenmesinde dikkate alınabilecek bir ölçüt ortaya koymaktadır.
İkinci önemli sonuç, şirket yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkindir. Alacak 6183 sayılı Kanun’a tabi sayıldığında, tüzel kişiden tahsil edilemeyen kısım için kanuni temsilcilere doğrudan ödeme emri gönderilebilmekte; yöneticinin TTK 557’deki farklılaştırılmış teselsül ilkesine dayanması da bu yükümlülük bakımından sonuç vermemektedir. Karar kesin olarak verildiğinden bölge adliye mahkemesi bozmaya uyarak, davacının görev yaptığı dönemde aktarılması gerekip aktarılmayan prim payının miktarını da belirleyerek yeniden karar verecektir.
Güvence Hesabının trafik kazalarındaki rolüne ilişkin farklı bir uyuşmazlık için sitedeki plakası belirsiz araç ve Güvence Hesabı yazısına; amme alacaklarında idarenin cebri tahsil yetkisinin başka bir boyutu için ihtiyati hacizde yetki yazısına bakılabilir.
💡 Soru ve cevaplar
Sigorta şirketlerinin SGK'ya aktardığı prim payı neden önemlidir?
Bu alacak neden İİK yerine 6183 sayılı Kanun'a göre takip edilebilir sayıldı?
Şirket yönetim kurulu üyesi bu borçtan şahsen sorumlu tutulabilir mi?
Aynı şirketin diğer yöneticileri lehine kesinleşmiş kararlar bu sonucu değiştirir mi?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer içtihatlar ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan kararından derlenmiştir. Davacının ve sigorta şirketinin kimliği kaynakta anonimdir. Karar oy çokluğuyla verilmiş bir direnme bozma kararıdır; dosya yeniden hüküm kurulması için bölge adliye mahkemesine gönderilmiştir. Mevzuata ilişkin açıklamalar karar metnindeki aktarımlara dayanmaktadır. Farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



