Varlıklı Eşten Yoksulluk Nafakası – Yargıtay HGK 2026/18

On bir yıl süren bir evlilikte eşler yaklaşık bin metrekarelik bir villada, yatılı çalışanlarla birlikte yaşıyor. Üniversite mezunu kadın, eşinin isteği üzerine çalışmıyor; evdeki çocukların ve eşinin bakımını üstleniyor. Bir gün yurt dışında okuyan oğlunu ziyaret etmek istemesi büyük bir tartışmaya dönüşüyor ve kadın babasıyla birlikte evden ayrılıyor. Yıllar süren yargılamada iki soru öne çıkıyor: Bu ayrılıkta eşlerin kusuru gerçekten eşit mi, ve ülkenin büyük tekstil firmalarından birinin sahibi olduğu ileri sürülen bir eşe karşı 10.000 TL tedbir-yoksulluk nafakası yeterli midir?
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 21.01.2026 tarihli ve E.2025/34, K.2026/18 sayılı kararıyla, eşleri eşit kusurlu sayan ve kadının tazminat taleplerini reddeden direnme kararını oy çokluğuyla, kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakasının miktarına ilişkin direnmeyi ise oy birliğiyle bozmuştur. Karar kesin olarak verilmiştir.
🏡 Lüks bir yaşamdan fiilî ayrılığa
Taraflar 25.12.2004 tarihinde evlenmiştir. Evlilik tarihinde kadın 33, erkek 55 yaşındadır; her ikisi için de ikinci evliliktir ve ortak çocukları yoktur. Kadının önceki evliliğinden bir, erkeğin önceki evliliğinden üç çocuğu bulunmaktadır ve evlilikten sonra hep birlikte yaşamaya başlamışlardır. Karar metnine göre erkeğin ekonomik durumu üst düzeydedir, ortak konutta sürekli olarak yardımcı elemanlar çalışmaktadır.
Kadının dava dilekçesindeki iddiaları şöyle özetlenmiştir:
- Erkek evlilik birliği içinde eşine ekonomik, sözel, duygusal ve psikolojik şiddet uygulamış, aşağılayıcı tavırlar sergilemiştir.
- Düğünde takılan altınlar kadının elinden alınmış, Avustralya’da okuyan oğlunu görmesine izin verilmemiştir.
- Kadın; boşanma ile birlikte 50.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası, 2.000.000,00 TL maddi ve 1.000.000,00 TL manevi tazminat talep etmiştir.
Erkek ise karşı dava açarak kadının sevgi ve saygı göstermediğini, kendi ameliyat dönemlerinde eşiyle ilgilenmediğini ve ortak konutu terk ettiğini ileri sürmüş, 50.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminat istemiştir.
Ayrılığı başlatan olay 2015 yılının Ağustos ayında yaşanmıştır. Her iki eşin sağlık sorunları düzeldikten sonra kadın, uzun süredir görmediği oğlunu ziyaret etmek için Avustralya’ya gitmek istemiş, erkek buna izin vermemiştir. Kadın ağlayarak babasını aramış; tarafları uzlaştırmaya çalışan babaya erkek, kızını alıp psikolojik tedaviye götürmesini söylemiştir. Kadın babasıyla birlikte evden ayrılmış, taraflar bir daha bir araya gelmemiştir.
⚖️ Dört aşamalı yargılama ve direnme
Dosyanın Genel Kurula uzanan seyri şöyledir:
- İlk hüküm (08.02.2019, E.2015/1998, K.2019/111): Aile Mahkemesi her iki davayı kabul etmiş, eşleri eşit kusurlu sayarak tazminat taleplerini reddetmiş, kadın yararına 3.500,00 TL tedbir nafakasına hükmetmiştir.
- İstinaf (29.04.2021): Bölge Adliye Mahkemesi, kusur kabulünde çelişki bulunduğu gerekçesiyle kararı kaldırmıştır.
- İkinci hüküm (20.01.2022, E.2021/342, K.2022/20): Mahkeme yine eşit kusur kabul etmiş, kadın yararına 10.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasına hükmetmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi 07.07.2022 tarihli kararıyla istinaf başvurularını esastan reddetmiştir.
- Bozma (07.11.2023, E.2022/8673, K.2023/5247): Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunu, kadın yararına uygun maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini ve yoksulluk nafakasının az olduğunu belirterek kararı oy çokluğuyla bozmuştur.
- Direnme (E.2024/34, K.2024/414): İlk Derece Mahkemesi önceki gerekçesini tekrar ederek bozmaya uymamış, kadın vekili direnme kararını temyiz etmiştir.
Genel Kurul önündeki uyuşmazlık iki başlıkta toplanmıştır: Eşlerin boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olup olmadığı ve buna bağlı olarak TMK m.174 uyarınca kadın yararına tazminat gerekip gerekmediği; ikinci olarak da kadın yararına hükmedilen yoksulluk nafakasının az olup olmadığı.
Hukuk Genel Kurulu birinci uyuşmazlık yönünden direnme kararını oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık yönünden ise oy birliğiyle HMK m.371 uyarınca bozmuş ve dosyayı HMK m.373/1 uyarınca İlk Derece Mahkemesine göndermiştir. Karar 21.01.2026 tarihinde kesin olarak verilmiştir.
🧭 Genel Kurul kusur terazisini nasıl kurdu?
Genel Kurul önce TMK m.166/1’in hâkime geniş bir takdir alanı tanıdığını, ancak Yargıtayın bu hükmü tam kusurlu eşin dava açamayacağı şeklinde yorumladığını hatırlatmıştır. Eşlerin kusurlu davranışları tek tek belirlendikten sonra kusur durumlarının “kusursuz, az, eşit, ağır veya tam kusurlu” şeklinde nitelendirilmesi gerektiği de vurgulanmıştır.
Somut dosyada Genel Kurulun eşlere yüklediği davranışlar şunlardır:
- Kadın lehine tespitler: Bir tanığın görgüye dayalı anlatımına göre kadın, kendi sağlık sorununa rağmen eşinin bakımını üstlenmiş, eve hemşireler gelmesine karşın bu görevi bizzat sürdürmüştür.
- Erkeğe yüklenen kusurlar: Eşine yönelik aşağılayıcı söz, kadının babasına söylenen sözlerle eşini evden gönderme ve bu şekilde fiilî ayrılığı başlatma, fiilî ayrılık döneminde herhangi bir malvarlığı ve geliri olmayan eşine ekonomik destek vermeme.
- Kadına yüklenen kusur: Erkeğin ilk evliliğinden olan kızının yanında eşine yaşına ilişkin küçük düşürücü sözler söylemesi.
Bu davranışlar karşılaştırıldığında Genel Kurul, erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu sonucuna ulaşmıştır. Ağır kusurlu eş karşısında kadının mevcut ve beklenen menfaatlerinin boşanma ile zedeleneceği, erkeğin davranışlarının aynı zamanda kişilik haklarına saldırı niteliği taşıdığı kabul edilmiştir. Bu nedenle mahkemenin yapması gereken iş, TMK m.174 uyarınca az kusurlu kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmetmekten ibarettir.
Kusur karşılaştırmasının tersine döndüğü bir başka Genel Kurul kararı için ağır kusurlu kadına karşı erkek lehine boşanma tazminatı yazısına bakılabilir.
👂 Duyuma dayalı tanık beyanı tartışması
Kararın en öğretici yönlerinden biri, Genel Kurulda dile getirilen ve karşı oyda ayrıntılandırılan ispat tartışmasıdır. Erkeğe yüklenen aşağılayıcı sözün dayanağı, kadının annesinin tanık beyanıdır. Karşı oy yazısına göre tanık, bu sözü bizzat duymadığını, kızının kendisine anlattığını belirtmiştir.
Karşı oy şu gerekçelere dayanmıştır:
- Tanık, uyuşmazlık konusu olayı beş duyusuyla algılayıp mahkemeye aktaran kişidir; “…dan duydum” şeklindeki anlatımlar doğrudan delil sayılmaz ve hükme esas alınamaz.
- Ekonomik destek verilmemesi olarak nitelenen olgu, çalışmayan kadının çalışıyormuş gibi gösterilerek yatırılan sigorta primlerinin ayrılıktan sonra kesilmesidir; hukuka aykırı bir uygulamanın sona erdirilmesi kusur sayılamaz.
- Bu iki olgu çıkarıldığında erkeğin ispatlanan tek kusuru kayınpederine söylediği sözdür; bu durumda eşlerin eşit kusurlu sayılması ve tazminatların reddedilmesi gerekir.
Kurul çoğunluğu bu görüşü benimsememiştir. Çoğunluk, erkeğin eşine hakaret ederek onu evden göndermesinin ve fiilî ayrılık döneminde ekonomik destek vermemesinin, kadının küçük düşürücü sözleriyle kıyaslandığında daha ağır bastığını kabul etmiştir. Kusur değerlendirmesinin istinaf aşamasındaki etkisi için kusura istinafta boşanma hükmünün kesinleşmesi yazısı da incelenebilir.
💰 Yoksulluk nafakası neden az bulundu?
İkinci uyuşmazlıkta Genel Kurul, TMK m.175’in lafzından hareket etmiştir: Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında nafaka isteyebilir; nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. “Yoksulluk” kavramı kanunda tanımlanmadığından, Genel Kurulun önceki kararlarında yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür ve eğitim gibi zorunlu harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların yoksul kabul edileceği belirtilmiştir.
Genel Kurul, yoksulluk nafakasını evlilikteki dayanışma ve geçindirme ödevinin kısmen devamı olarak nitelendirmiştir. Somut olayda şu olgular belirleyici olmuştur:
- Eşler arasında 22 yaş fark vardır ve evlilik yaklaşık on bir yıl sürmüştür.
- Üniversite mezunu kadın, erkeğin isteği üzerine çalışmamış; çocukların ve eşinin bakımıyla ilgilenmiştir. Ayrılıktan sonra ailesinin yanına dönmüş ve çalışmamaktadır.
- Aile yaklaşık 1000 metrekarelik bir villada, yatılı çalışanlarla yaşamıştır.
- Bilirkişi raporlarına göre erkeğin ticari şirketleri ve çok sayıda taşınmazı bulunmakta, hem kira hem de şirket geliri elde etmektedir.
- Boşanmaya sebep olan olaylarda erkek ağır, kadın az kusurludur.
Bu tablo karşısında Genel Kurul; evliliğin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumu, kusur derecesi, paranın alım gücü, hakkaniyet ilkesi, nafakanın niteliği ve günün ekonomik koşulları birlikte değerlendirildiğinde 10.000,00 TL’nin az olduğunu, TMK m.4’teki hakkaniyet ilkesi gözetilerek daha uygun bir yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Kararda yeni nafaka miktarı belirlenmemiştir; bu takdir, dosyanın gönderildiği İlk Derece Mahkemesine bırakılmıştır.
🆕 Güncel gelişme: “süresiz” ibaresinin iptali
Hukuk Genel Kurulu kararında TMK m.175’in “süresiz olarak” ibaresini de içeren metni aktarılmıştır. Bu ibare, Anayasa Mahkemesinin 04.06.2026 tarihli ve E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Karar 30.09.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmış olup iptal hükmü yayımdan başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir. Ayrıntılar için süresiz yoksulluk nafakasının iptali yazısına bakılabilir.
İptal, incelenen kararın iki temel ölçütünü ortadan kaldırmamaktadır. Nafaka talep edenin kusurunun daha ağır olmaması ve nafakanın yükümlünün malî gücü oranında belirlenmesi kuralları, TMK m.175’in mevcut metninde yer almaya devam etmektedir. TMK m.176 ise irat biçimindeki nafakanın, tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde artırılabileceğini ya da azaltılabileceğini düzenlemektedir.
❓ Merak edilenler
Eşit kusur kabulü neden bozuldu?
Genel Kurul yeni nafaka miktarını kendisi belirledi mi?
Karşı oy hangi noktaya dayanıyordu?
Anayasa Mahkemesinin iptal kararı bu dosyayı nasıl etkiler?
Detaylı bilgi ve hukuki destek için Savun Hukuk & Danışmanlık ile iletişime geçebilirsiniz. İletişim bilgileri iletişim sayfasında, diğer karar incelemeleri ise Emsal Kararlar arşivinde yer almaktadır.
Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır; içerik, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Yargıtay Karar Arama sisteminde yayımlanan direnme üzerine bozma kararından ve kararda aktarılan ilk derece, istinaf ve Özel Daire aşamalarından derlenmiştir. Tarafların kimliği kaynakta anonimdir; sağlık bilgilerine ilişkin ayrıntılar ve tanık kimlikleri yazıya alınmamıştır. Kusur ve nafaka değerlendirmesi somut dosyadaki tanık anlatımları, bilirkişi raporları ve tarafların ekonomik durumuna dayanmaktadır; farklı olgulara sahip dosyalarda farklı sonuçlara ulaşılabilir. Yazı esas alınarak yapılan başvuru, dava ve savunmalardan Savun Hukuk sorumlu tutulamaz.



